www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Marx’a misafir olmak
Sokakta yaşlı-genç fark etmez, kime, “Marx’ın evine nasıl gidilir?” diye sorsanız güleç yüzle hemen size tarif ediyorlar. Brückenstraße 10’da bulunan ve Karl Marx Müzesi’ne dönüştürülen eve girmeye hazırlandığımızda hepimizde anlatılmaz bir heyecan ve merak duygusu hakimdi.

Keneden bir ölüm daha!
Karabük’te kene ısırması sonucu Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığından bir kişi daha öldü. Mersin ve Sivas’ta ise kenenin ısırdığı iki kişi tedavi altına alındı.


Marx’a misafir olmak
Ali Çarman
Bol güneşli bir günde Trier’deyiz. Millattan önce 16. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus tarafından “Treverlerin” ülkesinde kurulan yerleşim yeri bugünkü adıyla, Trier 3. yüzyılda Batı Roma’nın başkenti olur. O yıllar nüfusu ise 80 bindir. Şehrin önemli denebilecek yerlerini gezdiğinizde ilk elden Romalılardan kalma eserler, kiliseler, saray, bina ve köprüler göze batıyor. Çevresi yeşilliklere bezenmiş Mosel Nehri’nin üzerindeki Roma dönemi köprüsü ve şehrin giriş kapısı olan Porta Nigra (kara kapı) aradan geçen onca yıla (2300) rağmen bugün bile bütün haşmetiyle insanı kendine çekiyor.
Simon Caddesi’nde bulunan ve 11. yüzyılda inşa edilmiş üç “kral evi” bir başka tarihi simge durumunda.
Bizim, 20 kişilik bir grup halinde, Almanya’nın güneyinde, Fransa ve Lüxemburg’la sınır olan bu güzelim şehre gidişimizin asıl sebebi; “Eğer hayatta insan soyu için her şeyden daha çok çalışabileceğimiz bir tutumu benimsemişsek belimizi bükebilecek hiçbir yük olmaz” diyen Karl Marx’ın doğduğu, bir süre yaşadığı evini ziyaret etmekti. Marx’ın evinin olduğu kente gittiğimizde ise, o kentte kentin tarihi kültürel dokusunun oldukça zengin olduğunu gördük.
Marx’ın adı okula, caddeye, meydana verilmişti ve kimi mağazalar da Marx adını kullanmaktaydılar. Bazı otobüsler Marx’ın resimleriyle bezenmişti.
Trier’deki ”Marx Evi” ve Marx’la ilgili öteki eserlerde, Karl Marx’ın, 5 Mayıs 1818’de, Trier’de doğumundan, babası Henrich Marx’ın, bilgisi, becerisi ve liberal düşünceleriyle tanınan saygın bir avukat olduğuna; Marx’ın üç erkek, beş kız kardeşi olduğu ve erkek kardeşlerinin daha küçükken öldüklerine; 1830 yılında Trier gymnasium’una girdiğinden 1835 Ağustos’unda liseyi bitirmesi ve çocukluk ve ilk gençlik yıllarındaki anılarını ve sevdiklerini geride bırakarak Bonn’da üniversiteye kaydını yaptırmasına ve sonraki yaşamı ve eylemine dair çok çeşitli bilgi edinmek mümkündü.
Sokakta yaşlı-genç fark etmez, kime, “Marx’ın evine nasıl gidilir?” diye sorsanız güleç yüzle hemen size tarif ediyorlar. Brückenstraße 10’da bulunan ve Karl Marx Müzesi’ne dönüştürülen iki katlı eve girmeye hazırlandığımızda hepimizde anlatılmaz bir heyecan ve merak duygusu hakimdi. Müzenin ön cephesine, bu evde Marx doğdu levhası asılıydı. Rehber istemeyip alelacele içeri girdik. Müzede bir değil beş değil anlatılacak yüzlerce belge ve bir o kadar da tarihi zenginlik vardı. Sadece Marx’a ait bilgiler verilmemiş, “ütopya”nın insanlığın eline bayrak olması dikkate alınarak geçmişten günümüze sosyalist düşüncenin tarihi ve mücadele deneyleri fotoğraflı-yazılı levhalarla ve duvarları boydan boya kaplayacak biçimde verilmiş.
İnsan bir an kendini zaman tünelinde hissediyor. Kurşuna dizilmiş Paris Komünarlarından bazılarının ‘tabutlukları’ karşımızda duruyordu. Burjuvazi ve sömürüsüne duyduğumuz öfke kaçınılmazlıkla artıyor. Adım adım, tek tek panoların önünde durarak ve ne olduklarını anlamaya çalışarak, Almanca’yı daha iyi bilen arkadaşlara sorular sorarak ilerliyoruz. Bu arada bildikleri bir olayla karşılaşan arkadaşlarımız heyecanlarını gizlemeden bize sesleniyorlar. “Özgürlük ekmek; ekmek özgürlüktür” diye şiirler yazan devrimci şairlerden Stuttgartlı Georg Hervegh’in Marx’la olan ve daha sonra bozulan arkadaşlığıyla ilgili bir yazı da vardı. Hegel, Feurbach, Bakunin, Lasalle...., tezlerinden birer cümleyle karşımızdaydılar.
Sosyalizme ve işçi sınıfı davasına inananların gurur kaynağı, her kelimesi her cümlesi enine boyuna düşünülerek, ilmik ilmik örülmüş Komünist Manifesto’nun değişik dillerdeki orijinal baskılarının önünde daha uzun süre duruyoruz. “Avrupa’da bir hayalet kol geziyor” özdeyişi büyük bir tabloya yazılmış. Manifesto iki dilde ve yazılı halde bilgisayar dizaynında ilgililerinin bilgisine sunulmuş.
Hemen her panoda Friedrich Engels’in de adı var. Yürekleri aynı dava için çarpan, aynı mücadele hattında bilinçleri çelikleşen ve birbirlerini görmediklerinde, ayrılık rüzgarları estiğinde ya da en acılı günlerinde birlikteler, Marx ve Engels. Marx’ların en yakın dostlarına ve dava arkadaşlarına Marx’ın duygularını, sekiz yaşındaki oğlu Edgar’ın cenazesinde söylediği; ”Birçok talihsizliğim oldu, fakat gerçek talihsizliğin ne olduğunu şimdi anlıyorum... Bu günlerde çektiğim bütün korkunç acılar içinde seni ve senin dostluğunu düşünmekten, birlikte hâlâ bu dünyada yararlı bir şeyler yapabileceğimiz umudunu duymaktan cesaret buldum” sözleri ne kadar da berrak biçimde dışa vurmuştu.
Daha çok şeye baka kalıyoruz. ”Das Kapital’in altında ezilen sermayedar panosuna gülüyor, Engels’in küçük cep bıçağını ilgiyle izliyoruz. Yavaş yavaş çıkışa doğru yürüyoruz. Karl Marx’tan bu yana, sosyalist mücadele tarihinden kesitler, yer yer çarpıtmalar olsa da, müzenin restore edilmiş yeni bölümlerine eklenmiş. Kızıl ordu, Stalin, Çin devriminin önderi Mao, Vietnam direnişinin önderi Ho Si Minh, Kara Afrika’nın ak yürekli direnişçileri...
Duvarın birinde, dünyanın çeşitli ülkelerinde öne çıkmış Marksist önderler, aydınlar, bilim ve sanat insanlarının adlarının sıralandığı bir tablo var. İnceliyoruz, Türkiye’den kimse yok. Hiç değilse Neruda’nın, Aragon’un olduğu bu listeye Nâzım Hikmet’in adının da eklenmesi önerisini görevliye iletiliyoruz.
İki saatten fazla sürüyor müze ziyaretimiz, sonra ayrılıyoruz. Ayrılırken, anı olarak küçük hediyeler alıyoruz. Kapıdaki görevli, ortalama 35 bin kişinin her yıl Trier’de bulunan Karl Marx Müzesi’ni ziyaret ettiğini söylüyor. Müzeye iki üçyüz metre uzaklıkta Marx’ın okuduğu okulu, Port Nigra’nın yakında Simeon Caddesi’nde, 15 yıl oturduğu evi ve gizemli eski Yahudi sokaklarını geziyoruz.
Hava oldukça sıcak. Bir ara oturup bir şeyler içiyoruz. Sonra dönüş yolculuğu başlıyor ve geldiğimiz kentlere dönüyoruz.


Başa dön


Keneden bir ölüm daha!

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net