www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kanayan yara Sivas
Sivas katliamını lanetlemek, gerçek laiklik, barış ve demokrasi için bugün çeşitli illerde mitingler düzenlenecek. Mitinglerde, yeni katliamların yaşanmaması ve Terörle Mücadele Yasası ile yeni hak gasplarının yaşanmaması için mücadele çağrısında bulunulacak.

ALEVİLER NE İSTİYOR? -1-
   ‘Alevilerin
   Türk ve Sünni olmaları istendi’

Selçuklulardan, Osmanlı’ya Alevilerin kaderinde hep baskı, horlanma, yok sayılma katliamlar oldu. Cumhuriyet döneminde de farklı bakılmadı Alevilere.

Türkiye Konferansı Ankara’da yapılıyor
Diyarbakır’da 11 Haziran tarihinde gerçekleştirilen “Kürt Sorununda Barış ve Barış Çalışmalarının Ortaklaştırılması” toplantısının sonuç bildirisi açıklandı.

‘Bu elbiseyi yırtmalıyız’
Av. Meral Danış Beştaş: Bölgenin geri kalmışlığında uygulanan devlet politikası, kadına yönelik bakış açısındaki gericiliği beslemiştir.


Kanayan yara Sivas
Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen Sivas katliamının üzerinden 13 yıl geçti. 13 yıldır kanayan bir yaraya dönüşen Sivas katliamı bugün bir kez daha çeşitli illerde düzenlenecek miting ve eylemlerle lanetlenecek. Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta yaşanan vahşetin bir daha yaşanmaması için demokratik Türkiye mücadelesinin yükseltilmesi çağrısında bulunulacak.
Adana’da dün öğle saatlerinde İnönü Parkı’nda bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler, katliamda hayatını kaybedenleri anarken; emperyalizme, faşizme, şovenizme, şeriata ve gericiliğe karşı mücadeleyi devam ettireceklerini vurguladılar.
‘Sivas’ı unutmadık unutmayacağız’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Yaşasın halkların kardeşliği’, ‘Kahrolsun ABD emperyalizmi’ sloganlarının atıldığı eylemde ortak açıklamayı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Metin Çelik, 2 Temmuz 1993’ün, Türkiye’nin aydınlanma sürecinde, geriye düşmenin adı olduğunu söyledi. Çelik, “Toplumun ileri ve çağdaş birikimi, bu geriye düşüşün mutlaka muhasebesini yapmalıdır” dedi.
Çelik, bölgede ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle, Sivas-Madımak katliamının daha da anlam kazandığını, katliamı yaratan zihniyetin bütün kadrolarıyla iktidara taşındığını söyledi.
Mücadele sürecek
ABD emperyalizminin bölgede ortaya koyduğu politikalar, IMF ve AB politikaları, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki özelleştirmeler ve TMY ile ve özgürlüklerin kısıtlanması nedeniyle 2 Temmuz’u anmanın daha bir önem kazandığını vurgulaylan Çelik, şöyle konuştu: “13’üncü yılında özgür ve demokratik bir ülke yaratmak için, Madımak’ta bedenleriyle ateşe semah duran canlarımızın direnci, bilinci ve inancı, mücadelemize ışık olacaktır. Sivas katliamının 13. yılında emperyalizme, faşizme, şovenizme, şeriata ve gericiliğe karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Ankara Sivaslı Dernekler Federasyonu (ASİDEF) 2. Başkanı Muharrem Ülger, de, yaptığı basın açıklamasında, “İnsanlarımızın acısını yüreğimizde taşıyor, 2 Temmuz katliamını kınıyoruz” dedi. Ülger, “Yüzlerce yıl Alevisi ve Sünnisi ile bir arada, barış ve kardeşlik içinde yaşadık. Bundan sonra da yaşayacağız” dedi.

Mitingler yapılacak
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleymen Demirel’in, i“Güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getirmeyin” talimatı ile yine dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “Oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” sözlerinin hafızalardaki yerini koruduğu Sivas katliamını lanetlemek için bugün bazı illerde mitingler ve etkinlikler düzenlenecek. Mitinglerin yerleri ve saatleri şöyle:
İstanbul: Kadıköy, saat 14.30...
İzmir: Bornova Cumhuriyet Meydanı, saat 15.00...
Ankara: Abdi İpekçi Parkı, saat 18.00...
Ordu: Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu, saat 20.00...
İzmit: İnsan Hakları Parkı, saat 13.00...


Başa dön


ALEVİLER NE İSTİYOR? -1-
   ‘Alevilerin Türk ve Sünni olmaları istendi’
Hazırlayan: Sultan Özer
SUNU
Selçuklulardan, Osmanlı’ya Alevilerin kaderinde hep baskı, horlanma, yok sayılma katliamlar oldu. Cumhuriyet döneminde de farklı bakılmadı Alevilere. Kimliklerini, Alevi olduklarını uzun yıllar boyunca saklamak zorunda kaldı, ibadetlerini, ritüellerini gizli yaptılar. İşe girerken, okula kayıt yapılırken, hatta seçimlerde adaylıklarda hep karşılarına “suç” gibi çıkarıldı Alevilikleri. Şimdilerde Aleviler, bir yandan AB müzakere süreçleri, bir yandan da artık seslerini daha fazla yükseltmeleri, hak talebinde bulunmalarıyla yine gündemdeler.
AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ın bakışı da diğer iktidarlardan farklı olmadı Aleviliğe; “Ali’yi sevmekse Alevilik, ben daha fazla Aleviyim” diyebildi. Ya da kendi ibadetlerini, kendi mekanlarında yapmak için cemevi isteyen Alevilere, “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman. Aleviler de Müslüman. Cami herkes içindir. Aleviler de Camiye gelsin” dediler. Cemevi talepleriyle adeta dalga geçer gibi, “cemevleri cümbüşevi” yakıştırması yaptılar.
Türkiye’nin dört bir yanını yabancı tekellere satıp, onların istedikleri gibi at koşturmasına meydan ve teşvik verenler, iş Alevilere ve cemevlerine gelince “olmaz”dan öte gitmediler. Alevilerin karşısına hep “yasak”lar çıkarıldı. Seçim zamanlarında “oy deposu” görüldü, akıllı, uslu olmaları, “devletin çizdiği noktada hareket etmeleri, onun dışına çıkmamaları” istendi. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de olduğu gibi toplu katliamlara uğradılar. Zorunlu din dersleri ile asimilasyona uğrayan, istekleri dışında nüfus kağıtlarına “İslam” yazılan, kendi vergileriyle desteklenen Diyanet İşleri Başkanlığı ile yıldızları hiç barışmayan Aleviler, artık isteklerini örgütleri aracılığıyla daha fazla dile getirmeye başladılar.
Bir yandan, Aleviler için unutulmaz acıları da beraberinde getiren Sivas Katliamı’nın yıldönümü olması, bir yandan taleplerinin yeniden gündeme getirilmesi amacıyla Alevilere, Alevi örgütlerinin temsilcilerine. Aleviliği araştıran bilim adamlarına teyplerimizi uzattık. Onların düşüncelerini, devletin Alevileri nasıl gördüğünü Alevilerin gözünden vermek istedik.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Avukat Fevzi Gümüş sorularımızı yanıtladı:
Aleviler ne talep ediyor?
Anadolu’nun özgün bir inancı olan Alevilik, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma baskı politikalarından hâlâ kurtulamadı. Cumhuriyet öncesinde şeyhülislam fetvaları ile katli vacip görülen Aleviler, kimi zaman çok açık kimi zaman da örtülü şekle bürünmüş, baskı, şiddet, inkar ve asimilasyon politikaları ile karşı karşıya... Sünni ve Alevi kitleler birbirine yabancılaştırılırken, Alevilere yönelik önyargılar geliştirildi ve Aleviler inançlarını gizlemek durumunda kaldılar.
Cumhuriyet döneminde uygulamaya konulan tek kimlik esaslı (Sünni ve Türk) politikalar sayesinde de Alevilerden sadece Türk ve Sünni olmaları istendi.
1990’lı yıllarda başlayan Alevi örgütlenmesi, Osmanlı’dan beri devam eden asimilasyoncu ve inkarcı politikalara bir itiraz geliştirdi. Bu itiraz, her ne kadar Alevilerin kendi konumlarıyla sınırlıymış gibi algılanıyorsa da özünde Türkiye’deki demokrasi ve çarpık laiklik anlayışınadır.
Türkiye’de, insan hakları hadım edildiği, düşünce özgürlüğü sınırlandırıldığı, demokrasi de sakat edildiği için Aleviler kendi inançlarını özgürce yaşayamıyor; toplumun diğer mağdur kesimleri gibi… Aleviler;
“- Devlet, Alevi inancını tanımlama noktasında fikir yürütmekten vazgeçmeli ve Aleviliğin ne olduğunu o inancı yaşayanlara bırakmalı,
- Tek kimlikli (Türk-Sünni) politikalardan vazgeçmeli, Alevi kimliğini kabul ederek, hukuksal güvenceye kavuşturmalı,
- Cemevlerinin Alevilerin ibadet merkezi olduğu kabul edilerek bu, yasalarda ifade bulmalı,
- Zorunlu din dersleri kaldırılmalı
- Diyanet İşleri Teşkilatı lağvedilmeli ve inanç ve ibadet hizmetleri, inanç mensuplarına bırakılmalı,
- Alevi köylerine cami yapılması uygulamasından vazgeçilmeli” diyor.
Devlet, Alevilere nasıl bakıyor?
Devletin Alevilere bakışını iki sözcükle ifadelendirmek mümkün. İnkar ve asimilasyon. Cumhuriyetin ilk yıllarında Alevilik kesinkes kabul edilmiyor, Aleviler yok sayılıyordu. Ancak inkar politikalarının sonuç vermediği anlaşılınca, asimilasyon stratejileri geliştirilmeye başlandı. 1980 darbesinden sonra Alevi köylerine zorla camiler yapılırken, zorunlu din dersleriyle de Alevilere, inanmadıkları bir inanç empoze edilmeye çalışılıyor. AB’ye giriş sürecinde Alevilerin insan haklarıyla ilgili itirazlarını bastırmak ve AB kapısında aklanmak isteyen hükümetler bugün sıkça “Alevilerin ibadet yeri camidir” savını ileri sürerek, Alevileri Sünnileştirmek istiyor. Asimilasyon politikasında başarılı olmak, kitlelerin sesini kısmak ve belki de toplumun Alevilere karşı önyargılı kesimlerini kışkırtmak amacıyla “eşit yurttaşlık” talebimizi bölücülük suçlamasıyla bastırma gayreti içine girmek, Aleviliği linç etmek istiyorlar.
Bu linç çabasında devlet için cemevlerinin çoğalıp gelişmesi stratejik rahatsızlıktır.
Son dönemde devlet eliyle cami-cemevi karşılaştırılmasına girilmesi, dahası kimi cemevlerinin minaresiz camiye çevrilmek istenmesi bu rahatsızlıktan kaynaklanıyor.

Türkiye tarihinde kara bir leke; Sivas Katliamı
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Kültür Bakanlığı’nın da desteği ile Sivas’a taşınan Pir Sultan’ı anma etkinlikleri, tarihe kara bir leke olarak geçecek olan Sivas Madımak Katliamı ile sonuçlanır. 2 Temmuz 1993’te gerici güruh Madımak Oteli’ni ateşe verir. Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu bir grup aydın, yazar, genç kurtulurken, 33 kişi onlar kadar şanslı olmaz. Aralarında Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazar, çizer, sanatçı ve aydınların da bulunduğu 33 can... Aslında katliamın faturası 37 yaşamdır. Ama bunlardan 2’si ‘oteli mi korumak, içindekileri mi yalnız bırakmamak için bilinmez’ otelden ayrılmayan görevli, diğer 2’si ise saldırganlardandır. Şenlik için Sivas’a giden 33 aydın, yazar, sanatçı, semahçının isimleri ise şöyle; Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Behçet Aysan, Edibe Sulari, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Erdal Ayrancı, Sehergül Ateş, Hasret Gültekin, Muammer Çiçek, Gülender Akça, Mehmet Atay, Sait Metin, Carina Johanna, Gülsün Karababa, İnci Türk, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt, Handan Metin, Yasemin Sivri, Asuman Sivri, Serpil Canik, Serkan Doğan, Belkıs Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Menekşe Kaya, Koray Kaya (1981)

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İSTİYORUZ
Mustafa Özarslan- Kızılırmak Köyleri Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı
Devlet Alevileri her zaman, ‘Demokrasinin, laikliğin tamponu’ olarak görüyor. Yani devletin yedek gücü. Zor durumda kaldığı, sıkıntıya girdiği zaman, şeriatçılık hortladığında Aleviler akıllarına geliyor. ‘Aleviler bizim birinci sınıf vatandaşımızdır’ diyor en yetkili ağızlar. Bu, sözde kalıyor. Ama biz bu sözlerden rencide oluyoruz. Niye ‘Sünniler bizim birinci sınıf vatandaşımız’ demiyorlar da Aleviler için söylüyorlar. Ağızlarına bir parmak bal sürüyorlar. O öyle bir süre gidiyor. Yeni Sivaslar, Gaziler, Maraşlar olana kadar…
Sistem taa Osmanlı’dan, Selçuklu’dan beri hep aynı yöntemi kullanmıştır. Böl parçala, yönet... Aleviler içinde de devlete yakın, devletten nemalananlar var. Devletin, iktidarın, sistemin borazanlığını bunlara yaptırıyorlar. O örgütler kendi vatandaşlarına karşı tetikçilik yapıyorlar.
AB’ye uyum çerçevesinde bir takiyye başladı. Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi… Hükümet, ‘vatandaşlar dilekçe versinler kaldıralım’ diyor. Fişleyecek yani. Bakacak nüfus cüzdanlarına, ‘haaa bu bizden değil diyecek’. Bu bizdenciliği dayatıyorlar. Biz hiç böyle bakmadık. ‘72 millete bir gözle, bir nazarla bakan bir halkız’. Alevilere ‘şu yapılsın, şunlar verilsin’ demedik asla. Biz sadece halkların tamamına ne verildi ise onları istiyoruz. Herkese ne veriliyorsa, eşitlik uygulansın. Ama Diyanet’ten tutun, zorunlu din derslerine kadar yok yok...
Önderlerimizin idam sehpasına giderken bile dedikleri ‘tam bağımsız Türkiye’ biz de bunu istiyoruz, tüm dünya için, sadece kendimiz için de değil. Halkların kardeşliği olsun, bu kültürler devam etsin istiyoruz. Kültürler gittikçe bitiyor, dejenere oluyor. Gençlerimiz kendi kültürlerini bilmiyor yozlaşma var. Amerikancı, lümpen bir gençliğe doğru gidiş var. Şiddet olayları ilköğretime kadar indiyse devletin ‘nerede hata yapıyoruz’ demesi gerekiyor.

Sivas Davası’nın seyri
Sivas Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalafetten dolayı soruşturma başlatılıp, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edildi. 190 kişiden 124’ü tutuklanıp, kalanlar serbest bırakıldılar.
Sivas Katliamı davası, “güvenlik” gerekçesiyle Ankara 1 No’lu DGM’de görüldü ve 26 Aralık 1994’te karara bağlandı. 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek temyize gittiler.
Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, katliamı “cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik” olarak değerlendirerek, DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniledi. 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Bu cezalar çeşitli hukuksal süreçlerden geçerek kesinleşti.
Topluma Kazandırma Yasası’nın çıkmasının ardından Sivas Katliamı hükümlüleri de pişmanlıktan yararlanmak için başvurdular. Sivas davası sanıkları, hüküm giyenler dahil 60 kadarının pişmanlık başvurularına ilişkin yargılama ise halen sürüyor.
Başından beri dava sürecini izleyen Avukat Şenal Sarıhan, Pişmanlık’tan yararlanmamaları gerektiğini, çünkü bu sanıkların pişmanlıktan yararlanmaları için hem örgüt üyesi olmaları hem de itirafta bulunmaları gerektiğini söylüyor. Davanın örgütten sonuçlanmadığını, kişilerin tek tek ceza aldığını kaydeden Sarıhan, ayrıca “itiraf” olarak yeni bir şey sunmadıklarını da dile getiriyor.


Başa dön


Türkiye Konferansı Ankara’da yapılıyor
Diyarbakır’da 11 Haziran tarihinde gerçekleştirilen “Kürt Sorununda Barış ve Barış Çalışmalarının Ortaklaştırılması” toplantısının sonuç bildirisi açıklandı. Hazırlık komitesi adına yapılan yazılı açıklamada, 64 delegenin 29 Haziran 2006 tarihinde Diyarbakır’da bir araya gelerek:
  • Diyarbakır’da yapılan toplantının son derece anlamlı ve önemli olduğu, bölgede ilk defa bu kadar geniº katılımlı bir toplantı ile Kürt sorununun masaya yatırıldığı, bu çalışmanın ve ortaklaşmanın sürdürülmesinin gerekli olduğu inancından hareketle önümüzdeki aylarda Ankara’da geniº kesimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek bir Türkiye Konferansı’nın yapılması
  • Bu konferansa hazırlık için Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayacak bir çalışma yürütmek üzere 10 komisyonun kurulması (Bu komisyonlar; sağlık, hukuk, sendikal alan, yerel yönetimler, akademik alan, insan hakları, basın (aydın, yazar), işveren çevreleri, siyasi partiler ve meslek kuruluşları.)
  • Söz konusu komisyonların, yapılacak olan Türkiye Konferansı’na sunulmak üzere tebliğler hazırlamak için çalışmalara başlaması
  • Türkiye’nin diğer bölgelerinde yapılan benzer barış girişimleri ile ortaklaşıp çalışmaların birlikte yürütülmesi kararlarının alındığı bildirildi.


    Başa dön


    ‘Bu elbiseyi yırtmalıyız’
    Derya Karaçoban
    Töre cinayetleri ve kadına uygulanan ayrımcılıkla ilgili her gün yeni bir haber yayınlanıyor. Son olarak Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, töre cinayetlerinin Kürtlerin sorunu olduğunu yazdı. Özkök hakkında suç duyurusunda bulunan Diyarbakır Barosu’ndan Başkan Yardımcısı Av. Meral Danış Beştaş ise namus cinayetleri, devletin bundaki payı ve kadın mücadelesi hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
    Türkiye’de kadın sorununu nasıl tarif ediyorsunuz?
    Kadın sorunu evrensel bir sorun. Düzeyi farklı olabilir ama, kadın sorunu tüm dünyanın sorunu. Türkiye’de bu özellikle kadına dönük ihlallerle gündemdeki yerini koruyor. Kürt ve Türk kadınlarının kendine özgü yaşadıkları sorunlar var. Kürt kadınlarının ulus olarak ayrıca yaşadığı sorunlar var. Kendi dilini özgürce konuşamama, eğitim görememe gibi. Yıllardır mücadelesini verdiğimiz yasal düzlemde kadın hakları sorunu var; medeni kanun ve diğer özel yasalar... Bölgemizde, kırsal kesimde kadınların yaşadıkları sorunlar var. Özetle ifade etmek gerekirse Türkiye’de kadın sorununa yaklaşımda tabandan tavana kadar genel olarak ortak bir yaklaşım var. Kadının statüsü konusunda bir kabullenme var. Kadın ev işi yapar. Çocuklarına bakar. Kadınlık rollerini devam ettirirken aynı zamanda çalışır. Kadınlar yönetimlerde hiçbir zaman gerektiği oranda yer almadılar. Bunu Meclis’ten tutun, belediye başkanlıkları, partilerdeki temsil, çalışma yaşamına kadar genişletmek mümkün. Kadının temsilinde de bir sorun var. Ve bu toplumsal olarak kabul görmüş.
    Kadının toplumdaki bu konumunu besleyen nedir?
    Bizim bölgemizde feodal düşünce tarzı. Gelenekler rol oynuyor zaman zaman. En önemli olgulardan biri toplumsal yaşayış biçimimiz ve bu konuda uzun yıllardan bu yana; cumhuriyetten bu yana yasal anlamda dahi kadının statüsünde, Medeni Kanun’da ya da Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) kadın erkek ayrımı yapılıyor. Bununla birlikte medeni kanunda kadınlar aleyhine var olan ayrımcılık hükümleri içeren yasa 2002 yılından itibaren değişti. TCK’da kadına yönelik şiddet suçlarına dair yine ciddi değişiklikler yapıldı ama hâlâ tam anlamıyla çözüldüğünü; kadın erkek eşitliğini sağlandığını söylemek mümkün değil. Kadın kendisini yaşamın hiçbir alanında ifade edemiyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele, çare bulma konusunda bir yetersizlik var. Kadın sorunu konusunda en yetkili kurumların, yetkililerin idarenin en üstündekilerin irade göstermesi gerekiyor. Ve bu iradenin tüm topluma yayılması gerekiyor. Sürekli dile getirilen eğitim sorunu da şüphesiz önemli bir role sahip ama, eğitimli insanlar da şiddete maruz kalıyor. Sorunun sadece eğitimle çözülemeyeceğini görmek gerekiyor. Kadına yönelik suçlar konusunda caydırıcı kararlar verilmemesi de önemli.
    Ertuğrul Özkök bir yazısında töre cinayetlerinin Kürtlerin sorunu olduğunu ve asıl Kürt sorununun töre cinayetleri olduğunu yazmıştı...
    Dehşet verici bir yazı. Bu yazı bence suç. Türkiye vatandaşları arasında açıkça bir ayrımcılık yapılıyor. Halkı iki farklı statüde kabul etmek anlamına geliyor bu. Milliyetçiliği de aşan şoven, ırkçı bir yaklaşım var. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Türkü Kürdü, Lazı hangi ırktan olursa olsun tüm insanlar yasalar karşısında eşittir. Geçen aylarda Mine Kırıkkanat’ın da Türk solu dergisinin bu yaklaşımını besleyen yazıları yayınlandı. Özkök’ün yazısı için Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Tabii ki töre cinayetleri sadece Kürtlerin sorunu değil. Töre cinayetleri tanımı da doğru bir tanım değil. Bu “namus saikıyla işlenen cinayetler”. Bu cinayetler sadece Mardin, Diyarbakır, Urfa’da meydana gelmiyor. Türkiye’nin her yerinde meydana gelen bir cinayet şekli. Birçok ülkede de namus saikiyla işlenen cinayetler farklı adlar altında olsa da işlenmeye devam ediyor. Ama neden Kürtlerin aşağılanması adına bu malzeme olarak kullanılıyor? Doğru, bizim bölgemizde de Türkler arasında olduğu gibi bu cinayetler işleniyor. Buna karşı en büyük tepkiyi de Kürtler veriyor. Yaşam hakkını ortadan kaldıracak namus anlayışı kabul edilemez. Bu topraklar üzerinde kadına dönük işlenen tüm cinayetlere neden olan anlayış kadının ikincil konumunu muhafaza etme amacına yöneliktir. Herkesin yaşanan bu cinayetlere tepki göstermesi ve önlenmesi konusunda üzerlerine düşen görevleri yapması gerekiyor. Yasayı uygulayan hakim savcı avukatların bakış açısının değişmesi gerekiyor. Değişmiş olsa da hâlâ bu tür davalarda tahrik hükümleri uygulanıyor. Kadına bakış konusunda zihniyet devrimi şart.
    Bölgede kadınlar neler yaşıyor?
    Bölgede feodalizmin kadınların yaşam alanlarını sınırladığı, kadınların söz hakkının olmadığı bir gerçek. İşlenen cinayetlerde de bunun büyük payı var. Devletin de kadının ikincil konumunun güçlenmesinde önemli payı olduğunu düşünüyorum. Bölgenin geri kalmışlığında uygulanan devlet politikası, bölgede geri olarak kabul gördüğümüz kadına yönelik bakış açısını beslemiştir. Devletin bölgeler arası eşitsizliği uyguladığı politikalarla güçlendirmiş. Kadın sorunu da aynı şekilde kendini gösteriyor. İnsanlar birçok sorunla boğuşuyor. Bölge illerinde, ilçelerinde, köylerinde okul yok. Altyapı, sağlık ocağı sorunları var. Yoksulluk, işsizlik yatırım yapılmaması tüm bunlar kadın sorununun daha da derinleşmesinin önünü açıyor. Feodalizmin etkisiyle kadınların kendine ait yaşam alanları yok. Evlenmeden önce anne-baba, kadın adına kararları veriyor. Evlendikten sonra da eşine bağımlı. Kuma getiriliyor üzerine. Berdel olarak başlık parasıyla evlendirme halen yaşanıyor. Kız çocuk doğurduğu için değeri düşüyor. Sonuçta feodal değer yargılarını yıkılması gerekiyor.
    Her geçen gün var olan kadın kurumlarına yenileri ekleniyor. Bunun yaşananlara olumlu bir katkısı oldu mu?
    Diyarbakır’da son 10 yıl içinde kadınlara ait kurumların sayısında artış oldu. Bu ihlaller karşında kadın bilincinin gelişmesini sağladı. Kadın sorununun tartışılması dahi ilerleme açısından önemli bir gelişme. Diyarbakır’da kadınlara dönük çalışma yürüten tüm kadın kurumlarının yaptıkları önemli ve değerli çalışmalar. Yapılan bu çalışmalarla tüm kadınlara ulaşıldığını söyleyemem. Ancak geçmişe oranla ciddi ilerlemeler olduğunu düşünüyorum. Devlet istediği için değil AB uyum yasaları, dış baskılar, kadın örgütlerinin baskıları ile zorunlu olarak kadın meselesinde de bir şeyler yapmak zorunda kaldı. Yoksa kendi isteğiyle Medeni Kanun, TCK ve Ailenin Korunması Kanunu’nu çıkarmadı.

    MÜCADELE ZORUNLU
    Kadın ne zaman “namus” olmaktan çıkıp insan/birey olacaktır sizce?
    Çok uzun soluklu bir mücadele sonucunda... Kadının, kendisini birey olarak kabul ettirmesiyle olacak. Kadının birey, insan olarak kendisini topluma kabul ettirmesi için de mücadele etmesi gerekiyor. Direnmesi, kendisine reva görülene karşı durması, tepki göstermesi gerekiyor. Kadın kurumlarının verdikleri mücadele bu açıdan önemli. Herkes kendi namusundan sorumludur. Kimsenin namusu hiç kimseyi ilgilendirmez. Bu anne de baba da kardeş de eş de olsa. Namus temsilcisi olmak istemiyoruz artık. Kadın kendisine biçileni, dayatılanı ancak üzerine giydirilen elbiseyi yırttığı, yırtma cesareti gösterdiği zaman mümkündür. Bunun böyle algılanmasından, yorumlanmasından rahatsızız. Bu cinayetler asla kabul edilemez.

    Erkek arkadaşı var diye kızkardeşini bıçakladı
    Batman’ın Hasankeyf ilçesinde hemşirelik yapan Zarife A. (24), ağabeyi Halil A. (25) tarafından Batman Öğretmenevi önünde sırtından bıçaklandı. “Erkek arkadaşı ile gezdiği” gerekçesi ile Yozgat’tan Batman’a gelen Halil A. kızkardeşi Zarife A.’yı erkek arkadaşıyla görünce sırtından bıçakladı. Özel Batman Hastanesi’ne kaldırılan kadın ameliyata alınırken, ağabeyi gözaltına alındı. Zarife A’nın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu bildirildi.
    Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Davut köyünde ise 7 çocuk annesi Birsel Özden’in intihar ettiği iddia edildi. Kızının intihar ettiğine inanmadığını belirten Özden’in babası Muhlis Çelik “Kızım kendisini öldürmedi, öldürüldü” dedi. 7 çocuk annesi Birsel Özden’in (27), ot biçmeye gittiği Tendürek Dağı Kani Spi Yaylası’nda av tüfeğiyle kendini vurarak intihar ettiği ileri sürüldü. Özden’in cesedi ise otopsi için Diyadin Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Kızının intihar ettiğine inanmayan Özden’in babası Muhlis Çelik ise Diyadin Devlet Hastanesi tarafından hazırlanan otopsi raporunda uzaktan ateş edildiğinin belirtildiğini ifade etti. Özden’in eşi ve ailesi ise Çelik’in “öldürüldü” yönündeki iddialarını reddetti.


    Başa dön


  • Mezar tahribatına soruşturma açılmadı
    Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Kavaközü (Tanzê) köyünde bulunan, 1991 yılında çatışmada ölen 5 PKK militanının mezarları 25 Nisan 2006’da tahrip edildi. Ölen militanlardan Mehmet Salih Yas’ın babası Eruh Cumhuriyet Savcılığı’nda suç duyurusunda bulundu. Ancak 28 Haziran tarihinde Yaş’a, kovuşturmaya yer olmadığına dair mahkeme kararı gönderildi. Görüşünü aldığımız Süleyman Yaş, mezarları üç ay önce restore ettirdiğini belirterek, “Mezarların tahrip edildiği ortada, böyle bir kararın verilmesi hukuki değil. Askerler tarafindan yapıldığı kesindir. Köylüler askerleri mezarda gördüklerini, ertesi gün de mezarların yıkıldığını gördüklerini söylüyorlar ama tanıklık yapmaya korkuyorlar. Aynı askerler biz mezarları yaparken köylüleri ve bizi mezarların kenarlarina beton dökmememiz için tehdit etti. Kararda mezarların tahrip edilmediği bakımsızlıktan öyle oldukları yazılıyor ama fotoğraflar açıkça gösteriyor. Karara itiraz edeceğiz” iddialarında bulundu.
    Tunceli’de gergin gün
    Tunceli’de önceki gün komando tugayına yapılan saldırıda bir asker hayatını kaybetti, bir asker de yaralandı. Akşam saatlerinde ise, Tunceli-Pülümür karayolunu kesen HPG’liler kimlik kontrolü yaptı. Atatürk Mahallesi’nde bulunan 4. Komando Tugayı’na önceki gün saat 14.30 sıralarında HPG’liler tarafından saldırı düzenlendi. Dinar Deresi bölgesini gözetleyen nöbetçi kulübelerinin hedef alındığı saldırıda; 1 er yaşamını yitirdi. Olayın ardından, Dinar Deresi’nde havadan ve karadan operasyon başlatıldı. Havan atışlarının gerçekleştirildiği bölgeyi, kobra tipi helikopterlerin havadan bombaladığı bildirildi. Öte yandan saldırının ardından, Tunceli-Pülümür karayolu da HPG’liler tarafından kesildi. Zağge bölgesinde yol kesen HPG’liler yaklaşık 40 aracı durdurarak, kimlik kontrolü ve örgüt propagandası yaptı. Olayı haber alan jandarma ve polisler, karşılıklı olarak Tunceli-Pülümür karayolunu trafiğe kapattı.
    Demokrasi için birlik çağrısı
    Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, yeni Sivasların yaşanmamasının yolunun, demokrasi için birlikten geçtiğini bildirdi. Sivas katliamının yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Tüzel, ülke tarihine bakıldığında, sıkça, Sivas’ta olduğu gibi halk kitlelerinin birbirine karşı harekete geçirildiğine tanık olunacağına dikkat çekti. Bu siyaset ve toplum yönetme tarzının, insanlık değerleriyle bağdaşmayan burjuva kapitalist bir sınıfsal özellik olduğunu ifade eden Tüzel, şu uyarılarda bulundu: “Ülkemizde bir süredir halkın kimi nedenler ve söylemlerle karşı karşıya getirilip, duygu ve yaşam olarak uzaklaştırıldığını görmekteyiz. Özellikle bu hususların Türkiye iktidarlarının yıllardır çözmeyip toplumsal bir bölünmede bir araç olarak kullandığı iki sorunda odaklandığını kabul etmeliyiz. Bunlardan biri Kürt sorunu diğeri ise laiklik meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman laik bir devlet olamadığı için insanların inançları ve dini tercihleri, iktidarların üzerine oyunlar düzerek kullandıkları bir alan olmuştur. Bu politikayı askeri de, sivili de, muhafazakârı da, liberali de, sosyal demokratı da kullanmaktan kaçınmamıştır. Zorunlu din dersleri, türban baskılanmaları ve tartışmaları, diyanet bünyesinde binlerce memurun çalıştırılması, mezhepler arasında ayırımcılık ve Aleviliğin dışlanması türünden devlet yönetiminin birçok yönüyle din işlerine açıktan müdahale etmesinin örnekleri vardır. Böyle olduğu içindir ki kışkırtılmış kitleler oradan oraya sürüklenerek karşı karşıya getirilebilmiş ve hatta kıyamlar tertiplenebilmiştir.” Sorunların kaynağında demokrasi yoksunluğunun yattığını kaydeden Tüzel, Meclis’te kabul edilen Terörle Mücadele Yasası’na (TMY) atıfta bulunarak, tüm demokrasi güçlerini, birliktelik içinde mücadele etmeye çağırdı. Demokratik Toplum Partisi (DTP), Alevilerin tarih boyunca haksızlıklara, katliamlara uğradıklarına vurgu yaptı. DTP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Kürt halkına uygulanan zorla göç ettirme politikasının Alevilere de uygulandığına işaret edilerek, Koçgiri ve Dersim gibi yerlerde Alevi-Kürt kimliğinin suçlu sayıldığına dikkat çekildi. Açıklamada, DTP’nin “Madımak Müze Olsun” kampanyasını desteklediği belirtilerek, tüm demokratik kamuoyuna da kampanyayı destekleme çağrısı yapıldı. SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da herkesi, “Madımak Müze Olsun” kampanyasına destek vermeye çağırdı. KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, Sivas katliamını unutturmayacak şeylerden birinin 35 insanın katledilmesi, bir başka şeyin ise katliam ve linç kültürünün devlet politikası olarak yerleşmesi olduğunu belirtti. Tombul, Sivas katliamının işçilerin toplu sözleşme görüşmelerinin tıkandığı, kamu emekçilerinin grevli toplusözleşmeli sendika hakkı için eylemlerini yaygınlaştırdığı bir süreçte gerçekleştiğini hatırlattı. Dönemin DYP-SHP koalisyonunun, politik krizden kendi olanaklarıyla çıkamadığını ifade eden KESK Genel Başkanı, her krizin faturasının emekçilere çıkarıldığını belirtti. Jeoloji Mühendisleri Odası ile Ordu’daki kitle örgütleri ve siyasi partiler tarafından yapılan açıklamalarda da, katliamın gerçek sorumlularının açığa çıkartılarak, hak ettikleri cezalara çarptırılmaları talep edildi.
    Gecekondu halkına ‘gıda yardımı’ tehdidi
    Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında gecekonduları yıkılacak olan İlkerliler, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “gıda yardımı” oyunuyla karşı karşıya. “Dikmen Vadisi 3’üncü Etap Projesi” olarak geçen ve İlker’deki yüzlerce gecekondunun yıkılmasıyla sonuçlanacak projenin kendilerini mağdur edeceğini söyleyen mahalle sakinleri, hemen her gün eylem yapıyor. Mahallelinin salı günü Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde yaptığı eylemin ardından, belediye mahallede yüklü miktarda gıda yardımı dağıttı. Yardım, mahalleli tarafından “yıkım rüşveti” olarak değerlendirildi. Mahallede, “Gecekondusunu yıktırmayana, yardım yok” söylentisi dolaşıyor. Bazı mahalleliler belediyenin yardımını kabul etmemeye başladı. Gazetemize konuşan mahalle sakini Sultan Biçer Seven, Büyükşehir Belediyesi’nin yardım dağıttığını ancak sözleşme imzalamayanlara yardım verilmediğini söyledi. “Açlıktan ölmeye razıyız ama evimizi yıktırmayız” diyen Seven, arsayı da evi de borçlanarak aldıklarını anlattı. Belediyenin kendilerine net açıklama yapmamasından yakınan Seven, muhtarın da kendilerini sahiplenmediğini, belediyenin arkasında durduğunu ifade etti. Bu süreçte toplantılar yaparak, diğer bölgelerdeki yıkım süreçleri hakkında bilgilendiklerini belirten Seven, “Muhtarlar, kooperatif başkanları mahalleliyi sağcı-solcu, Alevi-Sünni diye bölmeye çalışıyor” dedi. İlyas Seven de belediyenin yardımları kullandığını kaydederek, “Burada insanlar asgari ücretle geçiniyor. Belediye yardımına ihtiyaç duyuyor. İnsanlar da evimiz gidiyor, bari yardım alalım diyorlar” dedi. Seven, konut dağıtımında, rantçıların kazanacağını düşündüklerini söyleyerek, “Tapulu, tapusuz, istibdatlı diye ayırmaya, psikolojik baskı kurmaya çalışıyorlar” dedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net