www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Üç hafta yoksul bir hafta aç
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nın hayata geçirilmesi durumunda maaşları daha da düşecek olan emekliler ayın üç haftasını yoksul, birini de aç geçiriyor. Türkiye İşçi Emeklileri Derneği’nin yaptığı belirlemelere göre, SSK’dan 463.10 YTL’yle en düşük seviyede aylık alan bir emekli ayın sadece bir haftasını tok geçirebiliyor.

Meyve üretiyoruz ihraç edemiyoruz
Türkiye Ziraatçiler Derneği’nin ‘’Sebze-Meyve 2006’’ raporuna göre, Türkiye’nin sebze üretimi AB üyesi ülkelerin toplam üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini, meyve üretimi de yüzde 40’ını oluşturuyor.

Dış bağımlılık kaçınılmaz değil
İzmir İktisat Kongresi’nin ikinci gününde gerçekleştirilen Kalkınma-Üretim-Bilim başlıklı oturumda bilim ve üretim arasındaki ilişki değerlendirildi. “Türkiye dışarıdan para ve mal gelmezse gelişemeyecek, büyüyemeyecek bir ekonomiye mahkum değil” vurgusu yapıldı.


Üç hafta yoksul bir hafta aç
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nın hayata geçirilmesi durumunda maaşları daha da düşecek olan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından “bu gerçeği kabullenmeleri” istenen emeklilerin durumu çok çarpıcı: Türkiye İşçi Emeklileri Derneği’nin (TİED) belirlemelere göre, SSK’dan 463.10 YTL ile taban aylık seviyesinde aylık alan bir emekli, ayın 6 gününü aç, 22 gününü de yoksul geçiriyor.
TİED’in yaptığı belirlemelere göre, SSK’dan aylık almakta olan yaklaşık 4 milyon 300 bin kişiden hiçbirinin aylığı, yoksulluk sınırı olarak belirlenen rakamın üzerine çıkamıyor. SSK’da halen eski sisteme göre aylık bağlananlarda en yüksek aylık 835.96 YTL düzeyinde bulunuyor. 1999 yılında sonra uygulanan karma sisteme göre bağlanan en yüksek aylığın ise bin 300 YTL düzeyinde olduğu belirtiliyor.
Son hafta açlar
TİED’in belirlemelerine göre, SSK taban aylığı olan 463.10 YTL, dört kişilik bir ailenin gıda harcamaları olarak belirlenen açlık sınırının yalnızca yüzde 81.35’ini karşılamaya yetiyor. Bir başka ifadeyle, bir işçi emeklisinin aylığı sadece mutfak masrafları dikkate alındığında bile ancak 24 gün yetiyor. Yani emekli ve ailesi ayın son bir haftasını (6-7 günü) aç geçiriyor.
Kira, ulaşım, eğitim, yakacak, giyim gibi zorunlu harcamaların da gıda harcamasına eklenmesiyle bulunan ve yoksulluk sınırı olarak nitelendirilen tüm ihtiyaçların aylık tutarı ise 1854.40 YTL düzeyinde bulunuyor. İşçi emeklilerinin taban aylıkları bu rakamın ancak yüzde 24.98’ini karşılamaya yetmiyor. Buna göre bir emekli aylığı, emeklinin ailesinin kira, ulaşım, yakacak, eğitim, giyim gibi harcamalar toplamına sadece 7.5 gün yetiyor. Yani emekli ailesi ayın geriye kalan 3 haftasını yoksul geçiriyor.
Hesaplamalara göre son yıllarda emekli aylıklarına yapılan zamlar enflasyon oranının üzerinde gözükse bile, emeklilerin yıllardır enflasyonist baskıların erittiği alım gücü bir türlü yerine konulamıyor.
‘Açlık sınırı seviyesine çekilmeli’
TİED Genel Başkanı Kazım Ergün, yetkililerin ekonomik göstergelerin sürekli olarak iyiye gittiğini ifade ettiklerini anımsatarak, “Bizim yaptığımız hesaplamalara göre de, özellikle enflasyon oranlarının hızlı düşüşü nedeniyle kağıt üzerinde ciddi kazanımlar olduğu tespit edilmektedir. Örneğin son dört yıla bakıldığında kümülatif enflasyon oranı yüzde 50.14 iken, emekli aylıklarımıza yapılan zamlar toplamı kümülatif olarak yüzde 86.12 seviyesini bulmuştur” dedi. Ancak bütün bu olumluluklarına karşın emekli aylıklarıyla, dört kişilik bir emekli ailesinin, ayın sadece bir haftasını tok geçirebildikleri gerçeği bulunduğunu söyleyen Ergün, “Gıda harcamaları dikkate alındığında bile ayın yalnızca 24-25 gününe yetebilen emekli aylıklarında bir iyileştirmeye gidilmesi ve alım gücümüzün yükseltilmesi kaçınılmazdır” dedi. Ergün, en düşük emekli aylıklarının hiç olmazsa açlık sınırı olarak kabul edilen 569.30 YTL seviyesine ulaştırılmasını istedi.
AB ülkelerinin birçoğunda, Geçim Endeksi’nin altında kalan emekli aylıklarının Hazine desteğiyle Geçim Endeksi seviyesine çekildiğini anımsatan Ergün, şunları kaydetti: “Ülkemizin yaşadığı krizlerin toplumumuz üzerindeki olumsuz etkilerini elbette biliyoruz. Ancak artık emeklilerimizin de dayanacak güçleri kalmamıştır. Emekli; bırakın yoksulluğu bir tarafa, rakamlardan da açıkça görüldüğü gibi, açlıkla boğuşmaktadır. Emeklilerimiz, 2000 yılından bu yana TÜFE farklarını alamamışlardır, Konut Fonu’ndaki birikimlerini alamamışlardır, intibak yasaları çıkmadığı için maaş kayıplarını alamamışlardır. Hiçbir iktidar döneminde de umdukları samimi adımları görememişlerdir.”


Başa dön


Meyve üretiyoruz ihraç edemiyoruz
Türkiye Ziraatçiler Derneği’nin ‘’Sebze-Meyve 2006’’ raporuna göre, Türkiye’nin sebze üretimi AB üyesi ülkelerin toplam üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini, meyve üretimi de yüzde 40’ını oluşturuyor.
Bu üretimin yalnızca yüzde 7-8’inin ihraç edilebildiğine dikkat çekilen raporda, ihracat rakamının düşük olmasının en başta gelen nedenlerinden birinin, ihracatı teşvik amacıyla verilen primin düşük olması.
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) meyve-sebze istatistiklerine de yer veren rapora göre, 2005 yılında toplam ihracatı 74 milyar doları bulan Türkiye’nin, yaş meyve ve sebze ihracatı ise 975 milyon dolar gibi düşük rakamlarda.
Üretimdeki sorunlar
Türkiye’de sebze-meyve üretimine hakim olan işletme yapısının ‘’küçük üretim’’ olduğuna işaret edilen rapora göre, üretimdeki sorunlar şöyle sıralandı:
İşletmelerin genellikle küçük ölçekli olması, üretim maliyetlerini yükseltirken yeni teknolojileri takip etmelerini zorlaştırıyor. Üretici ve ihracatçılar yeterli örgütlenmeye sahip değil. Kaliteli tohumluk, fide ve fidan kullanımı yaygın değil. Toprak analizi yapılmadan bilinçsiz gübre kullanımı yaygın. Üretimde kimyasal ilaç kalıntısı ve depolamadan kaynaklanan toksinlerin varlığı ihracatta engel oluşturuyor.


Başa dön


Dış bağımlılık kaçınılmaz değil
İzmir İktisat Kongresi’nin ikinci gününde gerçekleştirilen Kalkınma-Üretim-Bilim başlıklı oturumda bilim ve üretim arasındaki ilişki değerlendirildi. “Türkiye dışarıdan para ve mal gelmezse gelişemeyecek, büyüyemeyecek bir ekonomiye mahkum değil” vurgusu yapıldı.
Orhan Bursalı yaptığı sunumda para ve mal üretilen ekonominin nasıl gerçekleştirileceği üzerine yapılan tartışmaların halktan uzak yapıldığını dile getirdi. 1969’dan bu yana 35 strateji belgesi üretildiğini, en son Vizyon 2023’ün hazırlandığını fakat bu belgelerde işaret edilenlere dönük gerekli adımlar atılmadığını vurgulayan Bursalı şunları söyledi: “Türkiye dışarıdan para ve mal gelmezse gelişemeyecek, büyüyemeyecek bir ekonomiye mahkum değil. Acilen bağımsız bir ekonomik planın hayata geçirilmesi gerekir.”
Kan pazarlamadan
Türkiye tarihinin hep dışa bağımlı bir çizgide biçimlendirildiğini söyleyen Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, “I. Dünya Savaşı’nda daha az Alman askeri ölsün diye, Kore’de ABD için kanımızı pazarladık. Ancak 1 Mart Tezkeresi’nin geri çevrilmesi, uzun zaman sonra Türkiye’nin kan satmadan da ayakta durabileceğini gösterdi” şeklinde konuştu.
Ülkelerin gelişmişliğinin bilime ve eğitime verdikleri önemle orantılı olduğunu söyleyen Alıcı, üniversitelerde bilimsel üretimin önünü açacak kaynakların sağlanması gerektiğini vurguladı. Gelişmiş ülkelerde doktora çalışmalarının bilimsel üretimde etkin rol oynadığını vurgulayan Alıcı, “İnsanların yeteneklerini ortaya çıkarıp geliştirecek bir eğitim biçimine ihtiyaç var. Biz toplum olarak öğrenme özürlü değiliz, öğretme özürlüyüz” diye konuştu.
Sendikal kazanımlara saldırı dönemi
Yeşil sermaye raporu görüşülecek
Bu haftayı da yoğun bir gündemle geçirecek olan TBMM, yurtdışından para toplayan holdinglerle ilgili kurulan araştırma komisyonunun raporunu ele alacak. TBMM Genel Kurulu’nda salı günü, bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla, bu süreçte SPK’nın sorumluluğunun araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporu görüşülecek. Kalitesiz, defolu ve ucuz Çin mallarının ülke ekonomisine verdiği zararlarla ilgili vatandaşların yaptıkları başvuruları değerlendirmeye alan TBMM Dilekçe Komisyonu, Çin malları istilasına dikkati çekti. Yahya Akman, Komisyon’un çalışmaları sonucunda, Çin mallarının Türkiye ekonomisi üzerindeki tehlikesinin, bilinenden daha ileri boyutta olduğunu vurguladı. Çin malları istilasına karşı tedbirler alındığını, ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Akman, ‘’Bu mallara karşı sistematik ve sürekli bir mücadele vermemiz gerekiyor’’ dedi. Yahya Akman, Türkiye’nin, Çin’den ithal edilen malların girişine yasak koyduğunu, ancak bu sefer de AB üyesi ülkeler, Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerden Türkiye’ye giriş yaptığını bildirdi. Akman, ‘’Bu mallar bazen de İtalya ve Yunanistan üzerinden ülkeye sokuluyor. Hatta gümrüklerden hiç çıkarılmadan İtalya veya Yunanistan patentiyle tekrar ülkeye giriş yaptırıldığına da tanık oluyoruz’’ dedi. Akman, Çin mallarının insan ve çevre sağlıklığı standartlarına uygunluğu konusunda ciddi tereddütler yaşandığını vurguladı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net