www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



At sineği, Karagöz ve Hacivat
“10 kere demedim mi sana/Sevme dokuz yar/Sekiz de vefa yedide ... olmaya zinhar/Altı ile beş dört başa çıkılmaz/Üçün ikisi terk ede gör /ta kala bir yar...”

Rahat bırakın!
Müzisyen Ferhat Tunç, “linç kültürü”nün devam ettiğini belirterek, “Ahmet Kaya’yı mezarında rahat bırakın” çağrısı yaptı.

Don Kişot’un memleketinde...
Tam olarak El İgenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha yada bildiğimiz ismiyle Don Kişot... Rivayet edilir ki bu bitmeyen bir yolculuktur.


At sineği, Karagöz ve Hacivat
Ayşe Bengi / aysbeng@yahoo.com
“10 kere demedim mi sana/Sevme dokuz yar/Sekiz de vefa yedide ... olmaya zinhar/Altı ile beş dört başa çıkılmaz/Üçün ikisi terk ede gör /ta kala bir yar...”
Karagöz’le Hacivat’ın açılış şarkısı bu. Göstermelik perdeye çıkar çıkmaz başlar. Genelde vazo içinde çiçek, bir ağaç, bir ev dekorudur, göstermelik. Sinemadan yüzyıllar evvelki perdedeki jeneriktir bu şarkı. Pek kimse dekora dikkat etmez. Şarkıya da. Herkes merakla oyuncuları bekler yüzyıllardır.
Ezel Akay’ın yönettiği, hikayesini yine Ezel Akay ve Levent Kazak’ın yazdığı Karagöz’le Hacivat Neden Öldürüldü? filmi de aynı şarkıyla açılıyor yüzyıllar sonra.
14. yüzyıl Bursa. Osmanoğulları Beyliği. Moğol saldırılarından kaçan canını Bursa’ya dar atmış. Müslümanı, Hıristiyanı, Şamanı. Onlarca kültürden onbinlerce insan Bursa’da yaşıyor. Karagöz anasıyla Bursa’ya göç edenlerden. Şaman bir yörük. Cahil ama zeki. Sözünü sakınmayan biri.
Hacivat ise devletler arasında haber götürüp getiren bir postacı. Zeki, lafazan, sefahat ve eğlenceye düşkün. Görünüşte “elhamdülillah Müslüman”. Hacivat ne kadar malın gözüyse, Karagöz de o denli saf. Karagöz’ün annesine cinler fısıldar. Karagöz çok meşhur olacaktır. Kendi gibi göbek deliği olmayan biriyle birlikte. Bir gün şehir meydanında karşılaşır Karagöz ile Hacivat. Karagöz hastalanan öküzünü ayağa dikmeye çalışmaktadır. Hacivat, Karagöz’ün hasta öküzünü iyileştirme bahanesiyle keser. Yaptıkları konuşma, birbirlerini kovalamaları şehir meydanındaki tiyatrodan bile fazla prim yapar. Karagöz’le Hacivat’ın kaderleri birlikte yazılmıştır.
“İktidar mücadeleleri ve şiddetin kıyasıya yaşandığı bir ortamda mizah da tehlikeli bir uğraştır aslında. Böyle bir ortamda Karagöz ve Hacivat’ın her gösterisini izleyen seçkinler için bir tehdit unsuru haline geldikçe, bu durum komedyenler için de yavaş yavaş bir tehlike haline dönüşür. Karagöz ve Hacivat’ın komedi anlayışları sadece söze dayalı değil, aynı zamanda görsel ve fiziksel unsurlar da taşımaktadır. Konuşmaya başladıkları anda doğal yetenekleri ortaya çıkar, ama sözlerini sakınmadıkları bu sınır tanımaz doğal yetenekleri, içerdiği hiciv ve alaydan dolayı insanlarda büyük bir rahatsızlık yaratır.” Diyerek özetliyor hikayeyi Ezel Akay kendi kalemiyle.
“Karagöz’le Hacivat...” çalışmaları altı yıldır süren bir proje. Çekim başlamadan, Orhaneli ilçesinde 6 dönümlük bir arazi üzerine bir 14. yy Bursa’sı kurulmuş. 450 şapka, 450 ayakkabı - çizme, 450 kemer, 100 zırh,100 miğfer ve 2000 parça kostümün tasarımı ve üretimi yapılmış. Animasyonlarla da yaratılan dünya tamamlanmış. Oryantalist ressamların renkleriyle canlanmış ayaklanmış, filme geçmiş. Anadolu dillerinden yararlanılarak tasarlanan dil de masalın havasına girmenizi sağlıyor. Oyuncuların tek tek ismini anmadan geçmek haksızlık olacak, ama tümü hikayeyi elle tutulur gözle görülür hale getirmiş, can katmış.
Gitgide yok olan içi boşalan Karagöz’ün geleneğinde açık sözlülük vardır. Siyasi hiciv de vazgeçilmez parçasıdır oyunun. Karagöz’le Hacivat Neden Öldürüldü günümüzle de ilişki kuruyor.
Karagöz’le Hacivat bu filmde yan yana durduğu kültürlerle birlikte yaşıyor. Platon’un Devlet’indeki at sineğiyle hani şu vızıldayıp duran baştakileri rahatsız eden at sineğiyle, inşaatın yumurtasını “yürütmek” isteyen ustabaşıyla, erkeklerin çıkarlarına dokunduğundan kaldırılmak istenen “bacıyan”la (şehir koruyucusu savaşçı kadınlar), kadrolaşarak cebini doldurmaktan başka derdi olmayan Ahi teşkilatıyla, sadece işe girmek için Müslüman olma kuyruğunda bekleyen envai çeşit halkla birlikte. Karagöz’le Hacivat Bursa’da yaşıyor.
Tarih tekerrür etmesin, diye.

HACİVAT VE KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?
Yönetmen: Ezel Akay
Senaryo: Levent Kazak, Ezel Akay
Görüntü Yönetmeni: Hayk Kirakosyan
Set / Dekor Tasarımı: Hakan Yarkın
Kostüm Tasarımı: Naz Erayda
Yapımcılar: Bahadır Atay, Serkan Çakarer
Oyuncular: Haluk Bilginer-Karagöz, Beyazıt Öztürk-Hacivat, Şebnem Dönmez-Ayşe Hatun, Güven Kıraç-Pervane, Levent Kazak-Dimitri, Ayşe Tolga-Nilüfer Hatun, Ayşen Guruda-Ana, Altay Özbek-Çoban, Hasan Ali Mete-Küşteri, Serdar Gökhan-Köse Mihal, Ragıp Savaş-Orhan Gazi


Başa dön


Rahat bırakın!
Ahmet Kaya’nın ölüp ölmediğine dair son günlerde medyada yer alan tartışmalar üzerine yazılı bir açıklama yapan sanatçı Ferhat Tunç, birtakım çevrelerin bilinçli olarak bu tür tartışmalar yarattıklarını belirterek medyaya Kaya’yı mezarında rahat bırakması çağrısında bulundu. Tunç, tartışmaların büyümesi üzerine Roj TV’den Kaya’nın cenaze merasiminde çekilen görüntüleri istediğini ve Türkiye medyasına dağıttığını belirtirken, doktor raporuna ve somut görüntülere rağmen tartışmaların medyanın olayı magazinleştirmeyi sürdürerek Kaya’nın devrimci ve sanatçı kimliğine zarar verdiğini söyledi. Ferhat Tunç açıklamasında; “Hangi kaynağa dayanılarak hangi amaca hizmet ettiğini bilemediğim bu saçma sapan tartışmaların Ahmet Kaya’nın devrimci ve sanatçı kişiliğini karalama amacı taşıdığı aşikardır. Ahmet Kaya yıllar önce hayatını kaybetmesine rağmen, hâlâ halkın gönlündeki saygınlığını koruyan ender sanatçılardan birisidir. Bu anlamda halkın, Ahmet’in yaşadığına olan inancı onu ölümsüz kılan bir gerçektir. Onun devrimci ve sanatçı kimliğini karalamaya, magazin medyasında yoz tartışmaların içerisine Kaya’yı katmaya kimsenin hakkı olmamalıdır. Resmi doktor raporuna, yüzlerce kişinin tanıklığına ve sunulan tüm görüntülere rağmen bu tartışmanın alevlendirilerek sürmesi, sanatçıyı sevenleri ve dostlarını yaralamaktadır. Bana kalırsa ölüp ölmediğini tartışacağımız ve bunu gündemleştireceğimize Ahmet’in linç edilmek istendiği ortamda oynadığı rolü tartışmalı ve hâlâ bu ülkenin bir utancı olarak devam eden bu linç kültürünün bertaraf edilmesi adına yayınlar yapılmalıdır” dedi.
Ahmet Kaya’nın kendisini “Kürt ve devrimci bir sanatçı” olarak tanımladığını belirten Tunç, onu sahiplenmenin, onun dostu olmanın da bu gerçekleri bütünüyle sahiplenmekle mümkün olacağını belirterek “Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında Yıldız Tilbe de Kürt olduğunu söylediği için anlaşması feshedildi. Bu, Kaya’yı ölüme götüren linç kültürünün Tilbe, ben ve diğer birçok Kürt kökenliye yönelik devam ettiriliyor olmasının en somut göstergesidir. Bununla birlikte Kaya’nın ölüp ölmediği tartışmasının tekrar gündeme getirilmesi, onu ölüme götüren nedenlerin tartışılmaması üzücüdür. Medya, medyumları da karıştırarak yürüttüğü bu anlamsız kampanyaya bir an önce son vermelidir” dedi.


Başa dön


Don Kişot’un memleketinde...
Ali Rıza Kılınç
Tam olarak El İgenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha yada bildiğimiz ismiyle Don Kişot... Rivayet edilir ki bu bitmeyen bir yolculuktur. Bu yolculuk, batı edebiyatında en çok okunan klasiklerden biri olmakla kalmadı, en çok gönderme yapılan roman da oldu. Haksızlıklara, ahlaksızlıklara karşı, zaman zaman temiz idealler için bir sembol olarak hayatı karşılayan Donkişotluk, bu yönüyle Mignel Cervantes’in bıraktığı yerden de öteye bir anlam kazanmıştır. La Manchalı unutulmaz şövalyenin yel değirmenleriyle mücadelesinin 400. yılını doldururken, Özcan Yüksek hazırladığı bir sergiyle bu kavgayı anıyor. Atlas Dergisi’nin kurucularından olan Yüksek, 20 fotoğrafla Donkişot’un serüveninin ortaya koyuyor. Ama sadece İspanya’nın yollarına düşüp hainlere karşı savaşmayı vazife bilen Donkişot’u değil, aynı zaman da İspanya’yı kültürel ve tarihsel olarak bütün hayat olarak göstermeye çalışmış. İlk ismini Hıristiyanlığı yaymak için bu bölgeye gelen Aziz James’ten alan Santiago de Compostela, bunlardan biri. Kente gelenlerin ibadet ettiği küçük şapel, zaman içinde büyük bir katedrale dönüşse de o dönemin dini özelliklerini ortaya koyduğunu Özcan Yüksek’in düştüğü notlarından öğreniyoruz. Elbette Donkişot’un ayak izlerinden kesitlerle... Avrupa’nın en eski eğitim kurumlarından Salamanca Üniversitesi’nin kilisesi örneğin. Yazar Cervantes Salamanca kentinde bir süre yaşamış. Ve Hıristiyanlığa ait imgelerin yoğun olarak kullanıldığı bir dönemin kahramanı olarak Don Kişot’da payına düşeni alıyor.
Yine fotoğraflarda, Campo de la Criptana yakınlarındaki on yel değirmeninin üçü, Cervantes’in yaşadığı dönemden kalma ve özgün mekanizmaları hâlâ çalışır durumda olduğunu öğreniyoruz. Tabi ki “Sancho dostum, talih bize dilediğimizden fazla gülümsüyor. Karşıdan bizim gelişimize bakan şu dev alayına bak. Onlarla savaşmak Tanrı yolunda gaza etmektir” diyen Donkişot’un La Mancha bölgesindeki, Consuegra kasabasının tepeliklerindeki yükselen 11 yel değirmenini de... Özcan Yüksek’in sergisi, sadece sosyal belgesel fotoğraflar olmakla kalmıyor. Bundan öte, oluşturduğu kompozisyon, fotoğraflar bugün bir edebiyat figürü olarak “Don Kişot”un ortaya çıktığı dönemi fotoğraflarda usa vuruyor. Kimi fotoğrafların altında Roman’dan kesitler, diğer yandan tanıtıma dönük bilgiler sergiyi bir bütün olarak hayatın ortasına oturtuyor. Denebilir ki; nasıl ki Don Kişot’un yel değirmenleriyle savaşı sadece edebiyat değil, düşünce tarihinin de en çarpıcı kesiti oluyorsa bu sergide de bunu yakalamak için epey bir emek sarf edilmiş.
‘Filmimin Hikayesi’ öykü yarışması
Garanti Bankası ve TÜRSAK işbirliğiyle 21-24 Nisan 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Garanti Mini Bank 3. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen “Filmimin Hikayesi” yarışmasına başvurular başladı. Bu yıl, “Filmimin Hikayesi” yarışmasının jürisinde tiyatro ve sinema oyuncusu Nevra Serezli, Berna Laçin, dramaturg ve oyuncu Kenan Işık, yazar Cem Mumcu, sinema yazarı ve çevirmen Sevin Okyay, Garanti Bankası Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürü Naciye Günal ve TÜRSAK Genel Müdürü ve senaryo yazarı Sevinç Baloğlu yer alıyor. Jürinin seçtiği 50 film hikayesi, bu yıl da kitap olarak basılacak ve 3. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali’nin 21 Nisan’da yapılacak açılış töreninde küçük yazarlara ödülleri dağıtılacak. “Filmimin Hikayesi” öykü yarışması 1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 doğumlu “minik yazarlara” açık. Katılımcıların 10 Mart 2006 Cuma gününe kadar başvuruda bulunması gerekiyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net