www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kurtlar Vadisi’nde Kürt fobisi
Gösterime girdiği günden bu yana TBMM Başkanı’ndan, Dışişleri Bakanı’na kadar devlet yetkililerin üzerine yorum yaptığı, ABD büyükelçiliğinin hakkında raporlar hazırladığı ve bir film olmanın yanı sıra çok politik içeriğiyle gündem oluşturan “Kurtlar Vadisi / Irak” Diyarbakır’da da tartışma yarattı.

Kurtlar Vadisi değil,
   KÜRTLER VADİSİ!

Yıllardır seyircisine gladyoyu, kontrgerillayı, özel kuvvetleri sevdirme görevini yüklenen Kurtlar Vadisi yapımcıları, nihayet Irak versiyonu ile esas amaçlarını dünya aleme gösterdiler.

Kalipso’nun adası
Bilindiği gibi Anadolulu ölümsüz Homeros’un ilk destanı İlyada; Ahilleus’un Troya savaşları sırasındaki öfkesini anlatır. Ve tanrıların tetiklediği savaşlarda onurlarıyla çarpışıp ölen insanları destanlaştırır...


Kurtlar Vadisi’nde Kürt fobisi
Ali Rıza Kılınç - Mehmet Aslanoğlu
Gösterime girdiği günden bu yana TBMM Başkanı’ndan, Dışişleri Bakanı’na kadar devlet yetkililerin üzerine yorum yaptığı, ABD büyükelçiliğinin hakkında raporlar hazırladığı ve bir film olmanın yanı sıra çok politik içeriğiyle gündem oluşturan “Kurtlar Vadisi / Irak” Diyarbakır’da da tartışma yarattı.
Hem hoşnut, hem değil
Diyarbakırlılar filmde durmadan Amerikan askeri öldürülmesi ve Amerika’nın Irak’ta uyguladığı zulmü göstermesi nedeniyle hoşnut olurken, Güneyli Kürtlerin işbirlikçi, Amerikan uşağı ve Irak’ta yaşanan zulmün sorumlusu olarak gösterilmesi ise tepkiyle karşılanıyor.
Dört salonda gösterimde
Anti-Kürtçülüğü ve aşırı Türkçülüğüne rağmen Diyarbakır’da büyük ilgi ile karşılanan film, “Dilan” ve “Cinemal” adlı iki sinemada toplam 4 salonda gösterimde.

Servet Engin (Seyyar satıcı)
Filmi çok beğendim. Ben şimdiye kadar böyle bir film izlemedim. Böyle Amerika’ya karşı. Yani çok takdir ettim.
Abdullah Yalçın (Esnaf):
Çok güzel bir filmdi. Yani tamamı şahane filmdi. Yani Güneydoğu hakkında yani insanlar hakkında, Irak’taki olaylar hakkında. Konusu çok güzel... Vallahi Kürtleri o şakilde göstermelerinden biraz rahatsız olduk. Filmde Kürtleri kötüleme şeyi vardı. O hareketler gerçekten hoş değildi. Yani Kürtleri küçük düşürmek gibi bir amaçları da vardı filmde. Tabi yine beğendik filmi.Yani gerçekten Amerika’nın işi ne Irak’ta. Olmaması lazım yani. Orda bir oyun var bilmiyoruz... Kürtlerle Arapları birbirine düşürüyorlar...
Mustafa Avcı (Serbest):
Biraz abartılı bir film. Cüneyt Arkın zihniyeti. Cüneyt Arkın’ın filmlerinin devamı niteliğinde. Olaylar, ya da perde arkasında yaşananlar işlenmemiş filmde. Yani oradan baktığımız zaman, Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu, oradaki teknolojik gelişmeler yani olumlu yönler hiç yok. Rantçılar, gizli savaş örgütleri yeteri kadar gerçekçi yansıtılmıyor. Yani sadece duygusal davranıp, biraz Türk milliyetçiliğini okşuyorlar. Gerçekte yapamayıp sanal alemde yapmak istedikleri şeyleri yansıtıyorlar. Filmde Kürtler işbirlikçi olarak işleniyor ve biraz Irak’tan dışlanmış bir aşiret reisi olarak algıladık Kürt karakterini. Bu zulüm ortamında Kürtler de buna ortaklar gibi yansıtılmış. Sonuçta sinema sanatı içinde bunları kabul etmek gerekir, ama oradaki Kürtlere bu durum karşısında, orada yaşananlar karşısında daha farklı cevap verirlerdi.
Mustafa Cengiz (Serbest):
Film Irak’taki kötü giden olayları göstermeye çalışıyor. Her yönden eleştirilebilir, iyi yönden de kötü yönden de. Her şeyden önce bariz bir Türkçülük var filmde. Ama buna karşın çizilen bir Kürtçülük de var. Onun için filmi beğendim de diyemem, ama beğenmedim de. Amerikan karşıtı olması bence iyi. Ama şu açık; Kürtlere yönelik yapılan bir aşağılama var.
Mehmet Efe (DÜ Tıp Fak 4. sınıf öğrencisi):
Film daha çok eleştiriden ibaretti. Özellikle Amerika’nın gerçek yüzünü çok net ortaya koyuyordu. İnsanları kullanması, Kürtleri, Türkmenleri, Arapları kullanması. Şaşırtıcı olan böyle bir filme Amerika’nın nasıl izin verdiği. Amerika’nın Irak’ta yaptıklarını, insanları öldürmesini açıkça gösteriyor. Yalnız Türklerin Irak’ta kurtarıcı gibi gösterilmesi olmuyor. Mesela “ben Türküm her şeye gücüm yeter” gibisinden şeyler var. Abartı ve milliyetçilik vardı. Eğer Türkler orada söz sahibi olsaydı bu hale düşmezlerdi. Tabi ki Kürtler Türkler kardeştir, kesinlikle kardeştirler. Halbuki işler bu duruma gelmeden Türkmenler, Kürtler ve Araplar üçü kendi aralarında birleşbilseydiler çok daha güzel olurdu. Kürtlerin Türkleri, Türklerin Kürtleri desteklemesi daha iyi sonuçlara yol açardı. Oysa biz ABD gibi bir güç karşısında bile bir ittifak kuramıyoruz, birleşemiyoruz. Amerika’ya karşı, düşmana karşı ortak bir tutum alınması gerekiyor. Filmde Kürtleri Amerikan uşağı, işbirlikçisi gibi gösteriyorlar. Bu rahatsız etti beni. Sanki Kürtler orada Amerika’nın maşası gibi. Ama sonuç olarak bence Amerika’yı filmde böyle rezil etmeleri, ezmeleri güzel bir şey. Amerikan karşıtlığına tam puan.
İbrahim Candan (Diyarbakır Söz TV’de program yapımcısı)
Güzel bir film. Kardeşliği, dostluğu pekiştiren bir film. Amerika’nın bu ülkede nasıl egemenlik kurduğunu gösteriyor. Amerika bugün dünyanın egemeni. Film buna karşı her zaman birilerinin duracağı mesajını veriyor.
Süleyman Akbaş (Kahveci):
Filmin Irak’taki olayları ön plana çıkarması güzeldi. Hep Türkler ayakta kalıyor. Herkes ölüyor, ama o dört Türk hep ayakta. Bu filmin inandırıcılığını azaltıyor. Kürtleri ABD’nin tarafındaymış gibi gösteriyor. ABD ile işbirlikçi gibi gösteriyor. Kuzey Irak’a giden arkadaşlar var. Filmde gösterildiği gibi olmadığın biliyoruz.


Başa dön


Kurtlar Vadisi değil, KÜRTLER VADİSİ!
Edîb Polat
Yıllardır seyircisine gladyoyu, kontrgerillayı, özel kuvvetleri sevdirme görevini yüklenen Kurtlar Vadisi yapımcıları, nihayet Irak versiyonu ile esas amaçlarını dünya aleme gösterdiler. Yıllardır devam eden dizi zaten “Abduley” adındaki karakter ile Kürtleri bir şekilde içeriyor, bazı faili meçhul cinayetleri (örneğin Savaş Buldan olayını) kapsayarak, bölgedeki kirli savaşı yanlı olarak, devlet penceresinden yansıtıyordu. Niyet sona gizlendiği için, Irak versiyonunda her ne kadar anti-Amerikancı bir içerik görülse de, Kürt karşıtlığı dikkatli izleyicilerin gözünden kaçmamaktadır.
Filmin başında güya Süleymaniye’deki çuval olayının intikamını almak için Polat Alemdar’ın özel kuvvetler ekibi Kürdistan’a gidiyor ve ilk kez bir pêşmerge kontrol noktasında Kürtçe konuşuyorlar, ama ne Kürtçe! Dile saygısızlık buna denir, bozuk mu bozuk! “Kahraman ekip” Cüneytvarî bir karate ile bütün pêşmergeleri yere seriyorlar. Sonra bir otelde çuval olayını Türk ekibe yaşatan Amerikan subayını ayağına getirtmek ve bu kez Amerikan askerlerinin kafasına çuval geçirtmek için her tarafa bomba yerleştiriyorlar, Amerikan subayı da çocukları kalkan yapıyor! Burada ilginç bir diyalog yaşanıyor: Bir pêşmerge grubu Türk ekibini karakola davet ediyor. IKDP amblemli pêşmergelere Polat direniyor ve soruyor: “Bizi hangi karakola götüreceksiniz, burası hangi ülke?”
Yanıt: “Irak Kürdistanı” olunca, karşı taraf “Ben böyle bir yer tanımıyorum” diyor. Yani tam bir devletçi kafası, ya da ne denir tam bir Kemalist inkarcı yaklaşım sergileniyor ki bugün Türk devleti bile bu noktada değil, bölgenin kimliğini kabulleniyor.
Peşmerge elbiseli adamlar evlerin kapılarına kırmızı bir boya ile çarpı işareti atmaktadırlar. Güya bu evler bombalanacak ya da taranacak evlerdir. Burada da tam bir Kürt düşmanlığı vardır. Zaten Amerikalı komutan hep Kürtlerle gösteriliyor, dolayısıyla anti-Amerikancılık anti-Kürt bir görüntü de veriyor. Filmin bir yerinde şöyle deniyor: “Kürtler çölleri Araplara, petrolü kendilerine ayırdılar.” Bir başka yerinde “hep başkalarının egemenliğinde olan bu topraklar, bir tek Türk hakimiyetindeyken ezilmediler” anlamında bir şeyler söyleniyor. Böyle söyleniyor, ama Türk ekibi Kürtleri öldürmekle işe başlıyor!
Film aslında Irak Kürdistanı’nda geçmesine karşın hep Irak ve Amerikan bayrakları gösteriliyor, Kürdistan bayrağı hiç gösterilmiyor, oysa gerçek böyle değil. Filmin sonuna doğru Polat Alemdar’ın ekibinden olan Mematî yaralandığı esnada Abduley’e “Bütün bunlar hep Kürtlerin yüzünden” diyor, Abduley anlamıyor, Mematî tekrarlıyor: “Kürtler” diyor, “Kürtler!”
Bütün olup bitenler neden Kürtler yüzünden oluyor? Irak işgalinin planlanmasının Saddam’ın Kuveyt’i işgaliyle başladığını bilmeyen var mı? Polat bozuk Kürtçesiyle bir yaşlıyla konuşuyor, o yaşlı Kürt Amerikan’ın cami saldırısında öldürülüyor, bununla ABD’nin Kürt düşmanı da olduğu ispatlanmaya çalışılıyor. Bir de Amerikalı yetkili bir yerde dini bir söylevle ortaya çıkıyor ve “Kutsal topraklardan olan Babil’in er geç İsa inancının denetimine gireceğini” belirtiyor, öte yandan da Kerkukî soyadlı şeyh camide grubuyla birlikte ibadet ediyor ve o cami sonradan bombalanıyor. Burada verilmek istenen aslında medeniyetler ve dinler çatışması.
Amerika açısından bu işgalin amacı petrol yataklarının denetlenmesi mi, yoksa mesele dinler çatışması mı? Amerikanın Hırîstiyanlığı yaymak için bunu yaptığını ancak Hizbullahçılar iddia edebilir.
Bu filmde kullanılan Kürtçe çok bozuk, bence bu dile saygısızlığı gösteriyor. İkincisi, Amerikalılar Türk askerinin kafasına çuvalları, Kürtler için geçirmişlerdi. Kısaca söylenecek olursa Kurtlar Vadisi bu kez tam Kürtler Vadisi’ne dönüşmüş.
Filmin kahramanının adı yüzünden, benim soyadımı değiştirme zamanım geldi galiba!


Başa dön


Kalipso’nun adası
Yaşar Atan / yatan@ngi.de
Bilindiği gibi Anadolulu ölümsüz Homeros’un ilk destanı İlyada; Ahilleus’un Troya savaşları sırasındaki öfkesini anlatır. Ve tanrıların tetiklediği savaşlarda onurlarıyla çarpışıp ölen insanları destanlaştırır. Öteki Odisseya destanı da bu savaşa katılan Yunanistanlı kral Odisseus’un karısı ve çocuğuna kavuşabilmek için gemisiyle başladığı dönüş yolculuğu sırasında, Ege ve Akdeniz’de başından geçen serüvenleri dillendirir...
İşte Odisseus’un bu yolculuk sırasında tanrıça Kalipso (Kalypso) ile olan serüveni çok çilelidir...Her ne kadar Kalipso’nun bir tanrıça olduğunu, söyleseler de o Olimpos’ta oturmazdı. Kalipso; orada oturan oniki tanrının tantalı ve kaprisli yaşamlarından uzak, Ege’deki Malta adasında kendi halinde yaşayıp gidiyordu. Adadaki bir tepenin yamacında tanrısal zevklerine uygun olarak döşediği bir mağarası vardı. Buradan denizi bütün açıklığıyla gözlemleyebiliyordu. Arada bu adaya konuk olarak gelen tanrılar oluyordu...Bir keresinde tanrı Diyonisos; şenşakrak alayıyla birlikte birkaç günlüğüne gelip burada konaklamıştı. Ayrılırken de anı olarak birkaç asma fidanı bırakmıştı. Kalipso bu fidanlarla adanın pekçok yerinde asma bahçeleri oluşturmuştu. Yardımcılarıyla birlikte bu üzümlerden her yıl bol bol şarap kurmaya da başlamıştı. Kalipso adasını ormanlarla, sebze meyve bahçeleriyle, yabani çiçek tarlalarıyla bezemişti.
Ne var ki bu güzel ve yalnız tanrıçanın hiç beklemediği bir olay yüzünden yaşamı altüst oldu...Birgün mağarasının önünde oturmuş, binbir renk cümbüşü içindeki denizi setrederken sahile yakın bir sal üstünde yüzen birini gördü...Hemen adamlarını çağırıp bu yabancıyla ilgilenmelerini, sonra da yanına getirmelerini buyurdu... Birsüre sonra yanına getirdikleri bu perişan yabancıya kim olduğunu bile sormadan onu mağarasına bütün sevecenliğiyle buyur etti. Bu mağara pırıl pırıl aydınlık odalar ve rengârdenk çiçeklerle bezeli salonlardan oluşmuştu. Odalarda öyle altın-pırlanta cinsinden değerli madenler filan yoktu! Uzun sarı saçlı tanrıça yeni konuğunun yıkanıp giyinmesini sağladıktan sonra onu dinlendirdi, sonra da hazırlattığı sofraya buyur etti.. Ve Odiseus da başından geçenleri bu güzel kadına bir bir anlatmaya başladı...
Odiseus, Yunanistan’da bir site kralıyken, güzel Helena’nın kaçırılması bahanesiyle başlatılan ve on yıl süren Troya savaşına gönülsüzce katıldığını anlatmakla başladı yaşam öyküsüne. Savaş sonrasında ülkesine dönerken gemideki arkadaşları ve tayfalarıyla bir adaya sığınmışlardı. Ne var ki kendisi yorgunluktan uyuyakaldığı bir sırada arkadaşları, Güneş’in sığırlarını kesip etlerini yemeye kalkmışlardı! Bu yüzden de Zeus onun gemisini azgın bir kasırgayla vurmuştu. Bütün kürekçiler öldüğü gibi gemi de batmıştı!..İşte kasırga vurgunu ve tek başına kalan kral Odiseus’un serüvenlerinin özeti böyleydi. Şu andaki tek amacı yirmi yıldır hiç görmediği güzel ve soylu karısı Peneloppe ve oğlu Telemakhos’a bir an önce kavuşmaktı!..
Tanrıça Kalipso; Zeus’un cezalandırdığı tanrı Atlas’ın kızıydı. Atlas; iki kolları üstünde dünyayı sonsuza dek taşamakla cezalandırılmıştı! Ve Kalipso sırf tahtını korumak için babası Atlas’ı böylesine acımasızca cezalandıran Zeus’u hiç sevmiyordu. Bu yüzden Odiseus’un serüvenlerini dinledikçe tanrıça,ona daha çok ısındı.
Ve yazgının bir cilvesi olarak Odiseus da, ancak masallarda anlatılan güzellikteki bu adada büyük bir aşk yaşamaya başladı tanrıça Kalipso ile:
“Ve oyuk mağarasında alıkoymuştu onu, Kalipso, yüce tanrıça,
Yanıp tutuşuyordu ebeyiyyen kocası olsun diye...”
Ne var ki bir süre sonra Odisseus’un bir an önce yurduna ve çok sevdiği karsı ve çocuğuna kavuşma hasreti çok daha baskın çıkmaya başladı...Bu yüzden;
“Gündüzleri kayalıklarda, kumsallarda yiyip bitiriyordu kendini,
Bakıyordu hasat vermez engine,
Bakıyordu iki gözü iki çeşme...”
Ama Kalipso onun adadan ayrılmasını değil, sonuna dek kendisiyle birlikte yaşamasını istiyor; bu yüzden ona kalması için gece gündüz diller döküyordu! .Yedi yıl sonunda artık tanrılar da acıdı Odiseus’un bu haline...Ve Baştanrı’nın Odiseus’u Kalipso’nun elinden kurtarmasını istediler. Zeus da; acıdığından değil, sırf Kalipso’yu kıskandığı için tanrı Hermes’i bir haberini ulaştırmak üzere Kalipso’nun adasına gönderdi. Güzel tanrıça Kalipso, Olimpos’tan gelen bu tanrıya mağarasında yemekler yedirdi ve kendi elleriyle kurduğu şarabından sundu...Ve sonunda Hermes, üzülerek de olsa Zeus’un buyruğunu iletti tanrıçaya: Kalipso’nun Odisseus’u derhal özgür bırakıp yurduna göndermesi gerekiyordu! Bu buyruk karşısında Kalipso donakaldı ve haliyle öfkeden küplere bindi:
“Amma da kıskançsınız, tanrılar, yazık size!
Çok görürsünüz bir erkekle yatmasını bir tanrıçanın!
Yani sevdiği erkeği koca diye almasını...
Güzel saçlı Tanrıça Demeter de gönül vermişti İasyon’a,
Siz, rahat yaşayan tanrılar, çok görmüştünüz onu da.
Zeus tepelediydi erkeği, göz kamaştıran yıldırımlarla...”
Odisseus’a büyük bir aşkla bağlanmış olan Kalipso; Olimposlu kıskanç tanrılara içinden geldiği gibi, uzun uzadıya verdi veriştirdi!...


Başa dön


Şiir eşliğinde DANS
Fransa’nın önemli koreograflarından Charles Cre-Ange’nin kendi adını taşıyan dans topluluğu, ‘Pièce à Conviction’ adlı gösterilerini İstanbul’da sahneleyecek. İki yıl önce İstanbul’da Çıplak Ayaklar Kumpanyası dansçılarıyla “L’invitation/Davet” adlı bir gösteri sunan Charles Cre-Ange Dans Topluluğu yine Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın girişimiyle İstanbul’a geliyor. Matematiğin, şiirin, videonun ve koreografinin etkili bir buluşması olarak tanımlanan “Pièce à Conviction” adlı gösteride, Rimbaud’un “Sesli Harfler” adlı şiiri eşliğinde dansçılar sahne alacak. Aynı zamanda 2 Mart 2006’da Ankara 8. ODTÜ Çağdaş Dans Günleri’nde de sahnelenecek “Pièce à Conviction”u İstanbullu sanatseverler 5-6 Mart saat 21.00’da Taksim Sahnesi’nde izleyebilecek.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net