www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Diyarbakırlı Roj TV’ye güveniyor
Diyarbakır Barosu’nun yaptığı bir araştırma dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, Diyarbakırlı en çok, “uydu üzerinden yayın yapan medya”ya güveniyor. Çalışmayı yürüten Prof. Dr. Melek Göregenli, “uydu üzerinden yayın yapan medya”dan kastın Roj TV olduğunu söyledi.

Ülkücüler yine saldırdı
Muğla’da ülkücüler Arapça konuştuğu için bir öğrenciyi bıçakladı. Saldırının duyulmasının ardından kentte tansiyon yükselirken, Sınırsızlık Meydanı’na yürüyen öğrenciler, oturma eylemi yaptı. Ortada bıçaklama olduğu halde, polis yine saldırıya uğrayan öğrencileri gözaltına aldı.

Erdal Eren anılıyor
13 Aralık 1980’de idam edilen Erdal Eren, bu yıl da çeşitli etkinliklerle anılıyor. İlk anma Emek Partisi’nin çağrısıyla Erdal’ın mezarı başında yapılacak. Anmaya, birçok kitle örgütü de katılacak. Akşam da 78’liler Birliği tarafından bir basın açıklaması yapılacak.

Çankaya tutkusu -2-
   27 Mayıs‘tan sonra
   hep askerler Çankaya’daydı

Sezer’in görev süresinin dolmasına 2 yıl olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı üzerinden politik gündemin hareketlenmesi, politik arenadaki güçlerin önümüzdeki döneme ait birtakım hesaplarını gösteriyor.


Diyarbakırlı Roj TV’ye güveniyor
Şahin Bayar
“Herkes İçin Adalet Projesi” kapsamında Diyarbakır Barosu tarafından yapılan “Şiddet, kötü muamele ve işkenceye ilişkin değerlendirmeler, tutumlar ve deneyimler” konulu araştırmada ilginç sonuçlara ulaşıldı.
Araştırma sonuçlarına göre, Diyarbakır en çok “uydu üzerinden yayın yapan medya”ya güveniyor. En az güvenilen kurumlar ise, “en düşükten en yükseğe doğru olmak üzere, polis, medya, ordu, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı” olarak sıralanıyor.
“Uydu üzerinden yayın yapan medya”dan kastın Roj TV olduğunu söyleyen Prof. Dr. Melek Göregenli, “merkezi olan kurumlara genel olarak güvenilmiyor. Çünkü olumsuz yaşantılarla birleştiriliyor bu kurumlar” dedi.
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melek Göregenli’nin, Diyarbakır’da yaptığı; “Şiddet, kötü muamele ve işkenceye ilişkin değerlendirmeler, tutumlar ve deneyimler” konulu araştırma, “Herkes İçin Adalet Projesi” kapsamında Diyarbakır Barosu tarafından kitaplaştırılarak yayınlandı.
Diyarbakır’ın 4 merkez ilçesinde 57 semtte yaşayan 713 kişiyle görüşülerek yapılan araştırmanın “kurumlara güven” bölümünde son derece dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı.
Araştırmaya göre Diyarbakır en çok “uydu üzerinden yayın yapan medya”ya güveniyor.
Bunu, yakın puanlarla, yerel yönetimler, kitle örgütleri ve üniversiteler izliyor. Diğer bütün kurumlar, güvenilirlik açısından 10 üzerinden 5’in altında puanlarla değerlendirildi. En düşük düzeyde güvenilen kurumlar, “en düşükten en yükseğe doğru olmak üzere, polis, medya, ordu, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı” olarak sıralanıyor.
Aynı kurumların ne ölçüde demokratik algılandıklarına bakıldığında ise, sonuçların büyük ölçüde değişmediği görülüyor.
‘Olumsuz yaşantılarla birleşiyor’
Araştırmayı yapan Prof. Dr. Melek Göregenli, en güvenilir olarak görülen “uydu üzerinden yayın yapan medya”dan kastın Roj TV olduğunu kaydetti. Bunun nedeninin kurumlara güven sorusuna alınan yanıtların tümüyle tutarlı olduğunu vurgulayan Göregenli, araştırmanın sonuçlarını Evrensel’e şöyle yorumladı; “Merkezi olan kurumlara genel olarak güvenilmiyor. Çünkü olumsuz yaşantılarla birleştiriliyor bu kurumlar. Örneğin ordu ve polis en güvenilmeyen kurumlar arasında ve genel medya. Çünkü yaşanan şiddetin en çok polis ve ordu tarafından algılanması söz konusu. Güvenilen kurumlara baktığımızda yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinin de başta geldiğini görüyoruz. Bunun da nedeni bunların yerel ve daha kendilerine ait hissedilmesi. Roj TV ve yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin güvenilir olmasının önemli gerekçelerinden biri de ‘anadil’le ilgili. Kendi anadilleriyle ilişki kurabildikleri kurumlar bunlar.”


Başa dön


Ülkücüler yine saldırdı
Muğla Üniversitesi’nde öğrenim gören öğrenciler bir kez daha ülkücülerin bıçaklı, satırlı, sopalı saldırısına uğradı. Önceki akşam gerçekleşen olayda 1 öğrenci bıçakla yaralandı. Polisin aylardır seyretmekle yetindiği saldırılar nedeniyle kentte tansiyon had safhaya ulaştı. Saldırının duyulmasının ardından onlarca öğrenci Muğla Ülkü Ocakları’na yürüdü. Polis yine saldırıya maruz kalan demokrat öğrencilerden 13’ünü gözaltına alırken, bıçaklama olayına karışanlar dahil ülkücü kesimden gözaltına alınan olmadığı bildirildi.
Arapça konuştu diye bıçaklandı
Edinilen bilgiye göre, Muğla Üniversitesi’nde öğrenim gören O.T adlı öğrenci, arkadaşlarıyla Arapça konuşurken, Kürtçe konuştuğu iddiasıyla ülkücülerin sataşmasına maruz kaldı.
Öğrencilere tehditler savuran Ülkü Ocakları mensubu kişiler O.T’yi bıçakla yaraladı. O.T, Özel Yücelen Hastanesi’ne kaldırılırken, olayın duyulması üzerine Cumhuriyet Meydanı’na gelen öğrenciler saldırıyı protesto etti. Daha sonra 100’ü aşkın öğrenci kent merkezinden sloganlar atarak Muğla Ülkü Ocakları Temsilciliği’nin bulunduğu yere geldi.
Bu sırada kentte gerilim yükselirken, öğrenciler, Ülkü Ocakları Temsilciliği’nin karşısında bulunan parka geçerek, temsilciliği taşlamaya başladılar. Ülkü Ocakları’nda bulunan bir grup da karşılık verdi. Olayların büyemesi üzerine kitle örgütü temsilcileri olay yerine gelerek öğrencileri yatıştırmaya çalıştı.
13 gözaltı
Muğla Emniyet Müdürü Mehmet Emin Körpe de, öğrencilerden dağılmalarını istedi. Öğrenciler, Körpe’nin konuşmasından sonra parktan ayrılarak, Sınırsızlık Meydanı’na gelerek, oturma eylemine başladı.
Öğrencilerin eylemi sürerken, Ülkü Ocakları Temsilciliği’ne giden Emniyet Müdürü Körpe, burada oldukça ılımlı bir konuşma yaptı. Emniyet Müdürü 13 öğrenciyi gözaltına aldıklarını belirterek, ülkücülerden ‘sakin’ olmalarını istedi.
Eyleme devam
Sınırsızlık Meydanı’ndaki oturma eylemi önceki akşam saatlerinde sona ererken, öğrenciler dün sabah saatlerinde tekrar Sınırsızlık Meydanı’nda toplandılar. Ülkücülerin saldırılarının tahammül boyutlarını aştığını ve hemen her hafta bıçaklı, satırlı saldırılara maruz kaldıklarını kaydeden öğrenciler, polisin tutumunu da kınadılar.


Başa dön


Erdal Eren anılıyor
12 Eylül 1980 faşist darbesinin en kanlı yüzü olan 17 yaşındaki Erdal Eren’in idam edilmesi, bu yıl da lanetlenecek. 13 Aralık 1980’de katledilen Erdal Eren’in unutulmadığı, hem mezarı başında hem de sokakta yoldaşları tarafından ilan edilecek.
Erdal Eren, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in, 30 Ocak 1980’de MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruma polisi Süleyman Ezendemir tarafından öldürülmesinin ardından düzenlenen protesto eyleminde gözaltına alınmıştı. Eylemde “Er Zekeriye Önge’yi” öldürmekle suçlanan Eren’in yargılama süreci, kanıtlar ve avukatların savunmaları dikkate alınmayarak, “Eren’in 17 yaşında olup olmadığı” bile araştırılmadan sonlandırılmıştı. Erdal Eren, 13 Aralık 1980 günü sabaha karşı Ankara’da idam edilmişti. Erdal Eren’in idamının hemen ardından Eren’in idamını protesto için Ankara Yenimahalle’de pankart asan Ercan Koca da, “İdam insanlık dışı uygulamadır diyen sen misin?” denilerek, dövülerek katledilmişti.
Anmalar düzenlenecek
Eren’in, Suner’in ve Koca’nın öldürülüşünün 25’nci yılında da unutulmadıklarını göstermek amacıyla bugün çeşitli anma etkinlikleri düzenlenecek. Devrimciler için ilk anma, Emek Partisi’nin çağrısıyla Erdal Eren’in Karşıyaka Mezarlığı’ndaki mezarı başında yapılacak. Birçok kitle örgütünün de destek verdiği anma için saat 12.00’de Karşıyaka Mezarlığı’nın 2 No’lu kapısında buluşulacak.
Ankara 78’liler Derneği de “Darbe düzeni hâlâ sürüyor. Bağımsızlık, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi de sürüyor. Bu onurlu mücadelenin en önemli temsilcilerinden biri Erdal Eren’dir. 17 yaşında bir insanın halkın haklı davası için darağacında yarattığı direniş destanını bir kez daha bilince çıkarmak ve bıraktığı mücadele mirasına sahip çıkmak için, Erdal Eren’i anıyoruz” diyerek, bu akşam Yüksel Caddesi’nde 18.30’da bir açıklama yapacak.

“Onun kararlılığından öğreneceğimiz çok şey var”
Erdal Eren, idam edilişinin 25. yılında Emek Partisi (EMEP) Eyüp İlçe Örgütü tarafından anıldı. Alibeyköy’deki ilçe binasında gerçekleştirilen anmada, Erdal Eren’in mücadeleci kişiliği ve idam sehpasında gösterdiği kararlılığının bugün açısından da yol gösterici olmaya devam ettiği vurgulandı.
Erdal Eren’in anısına saygı duruşu ile başlayan anmada, şiirler ve Erdal Eren’in idamından önce ailesine yazdığı son mektubu okundu. Etkinlikte konuşan Emek Gençliği merkez yöneticisi Mustafa Kahveci, Erdal Eren’in idam eden zihniyetin bugün de Uğur Kaymaz’ın katledilmesinde kendisi gösterdiğini ifade etti. Siyasal iktidarın ve sistemin gençlere verecek birşeyi olmadığını belirten Kahveci, geleceğin gençlerin mücadelesi ile kazanılacağına ve Erdal Eren’in de bu açıdan yol gösterici olduğuna dikkati çekti.
Etkinliği konuşmacı olarak katılan gazetemiz yazarlarından Emin Gökturna, Erdal Eren’in liseli gençlik hareketinin yükseldiği ve kitlesel özellikler taşıdığı bir dönemde Ankaralı orta öğrenim gençliğine önderlik ettiğini belirtti. Gökturna, Erdal Eren’in katledilen yoldaşı Sinan Suner için gerçekleştirilen gösteriye katıldığı ve bu gösteri sırasında tutuklandığını hatırlatarak, idamında Erdal’ın yaşından çok siyasal ve örgütsel kimliğinin belirleyici olduğunu söyledi. Erdal’a ve mücadelesine sahip çıkarken daha çok bu yönüyle sahip çıkılması gerektiğini belirten Gökturna, Erdal’ın yakalanmadan önce savunduğu düşüncelerini sorguda, mahkemede, cezaevinde, idam sephasında da savunarak devrime, sosyalizme ve halka bağlılığını gösterdiğini söyledi.
Gazetemiz Yazıişleri Müdürü Fatih Polat ise, 12 Eylül darbecilerin 17 yaşındaki Erdal Eren’i asarak mücadeleci kesimlere gözdağı vermeyi amaçladığına dikkati çekti ve “Ancak bugün Erdal Eren, darbecilere karşı verilen mücadelenin bayrağını dönüşmüştür” dedi. Polat, Erdal Eren’in kararlılığı, yaşamın her alanını dönüştürmek konusunda örnek almak gerektiğine vurgu yaptı.
Etkinlik, Erdal Eren’in anısına yapılan türkülerin söylenmesiyle son buldu.


Başa dön


Çankaya tutkusu 27 Mayıs‘tan sonra hep askerler Çankaya’daydı
27 MAYIS DARBESİ VE CEMAL GÜRSEL DÖNEMİ
27 Mayıs 1960 darbesiyle iktidarı ele geçiren Milli Birlik Komitesi, Genelkurmay Başkanı Cemal Gürsel’i 28 Mayıs 1960’ta komitenin başkanlığına ve Devlet Başkanlığı’na getirdi. MBK daha sonra Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığı’nı da Cemal Gürsel’e verdi. Neredeyse tek başına iktidar olan Cemal Gürsel, yeni anayasanın 9 Temmuz 1961’de kabulüyle yapılan genel seçimlerden sonra seçilen Meclis’te Cumhurbaşkanlığı’na aday oldu. AP listesinden bağımsız senatör olarak seçilen diğer aday Ali Fuad Başgil’in ölümle tehdit edilmesi sonucu seçimden çekilmesiyle tek aday olarak 4. Cumhurbaşkanı seçildi.
Cemal Gürsel, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963’te iki askeri darbe girişimiyle karşılaştı. Yine DP’lilere kısmi af getiren yasa Gürsel tarafından imzalandı. Belki de ülkedeki en demokratik anayasa denebilecek Anayasa bu dönemde hazırlandı.
Cemal Gürsel 1960’ta geçirdiği felcin etkisiyle rahatsızlıkları arttı ve görevini tamamlayamadan yurtdışına tedavi için gönderildi. Bir süre sonra da Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne yatırıldı ve 26 Mart 1966’da Meclis kararıyla görevi sona erdirildi.
CEVDET SUNAY DÖNEMİ
Gürsel’in rahatsızlığı döneminde Cevdet Sunay Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılıp kontenjan senatörlüğü ile Senato’ya girmiş, Gürsel’e verilen rapordan iki gün sonra da 23.8.1966’da 5. Cumuhrbaşkanı olarak seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimine Ankara milletvekili olan Alpaslan Türkeş’te katılmış ancak 4 oy alabilmiştir. Gürsel’in Cumhurbaşkanlığı sırasında Süleyman Demirel, Nihat Erim ve Ferit Melen sırasıyla hükümet kurmuşlardır. 12 Mart Muhtırası, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ların idamı da yine Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında olmuştur. 61 Anayasası’nın “üzerine şal örtülmesi” de bu dönemde gerçekleşti. Ayrıca Celal Bayar’ın şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaları Sunay tarafından affedildi.
FAHRİ KORUTÜRK DÖNEMİ
Cevdet Sunay’ın görevi sonuna yaklaşırken, yine o dönem Genelkurmay Başkanı olan Faruk Gürler’in adı Cumhurbaşkanlığı için geçmektedir. Gürler’le birlikte Tekin Arıburun ve Ferruh Bozbeyli’de adaydır. Ordu içinde bir grup, açıktan açığa Faruk Gürler’in seçilmesi için Çankaya üzerinde alçaktan jet uçuşları yapmaktadır. Fakat yedi gün süren seçim sonuçlanmayınca Gürler ve Arıburun adaylıktan çekilir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan üzerine uzlaşılır. Ancak görev süresinin uzatılması beklentisi içindeki Sunay, Taylan’ı Cumhuriyet Senatosu üyeliğine atamaya yanaşmaz ve görev süresi dolup Çankaya’dan ayrılır.
Bütün bu gelişmelerden sonra Fahri Korutürk bir gece telefonla çağrılarak Cumhurbaşkanlığı adayı yapılır ve 6 Nisan 1973’te iki partinin uzlaşmasıyla 6. Cumhurbaşkanı seçilir.
Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönem, devlet terörünün halk üzerinde yoğunlaştığı bir dönemdir. Cumhurbaşkanlığı sırasında Kıbrıs çıkartması ve kanlı 77 1 Mayıs olayları yaşandı. 74 affını imzaladı ve yazar Çetin Altan ve Nihal Adsız’ı affetti.
6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görevi 6 Nisan 1980’de sona ermiştir.
12 EYLÜL VE EVREN DÖNEMİ
Fahri Korutürk’ün görevinin bitmesinden sonra uzun süre 7. Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi gerçekleştirilememiştir. Uzun süren seçimler sırasında Bülent Ersoy’a dahi oy çıkmıştır. 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren, darbenin nedenlerinden biri olarak da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleştirilememesini göstermiştir. Büyüyen halk muhalefeti karşısında endişeye düşen, 24 Ocak kararlarını hayata geçiremiyen sermaye “anarşi ve terörü” bahane ederek 12 Eylül 1980’de ABD patentli bir darbe gerçekleştirdi. Darbenin başındaki Kenan Evren, Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı’nın yanı sıra Devlet Başkanlığı’nı da üstlendi ve 18 Eylül 1980 tarihinde yemin etti.
DARBENİN İLK HEDEFİ İŞÇİ SENDİKALARI
12 Eylül darbesi ilk iş olarak işçi sendikalarını kapatarak sendikacıları, işçi önderlerini, ilericileri ve devrimcileri gözaltına aldı. Birçok devrimciyi ve işçi önderini hapishanelere tıktı. Bütün hak ve özgürlükler askıya alınarak işçi ve emekçilerin demokratik ve ekonomik talepleri bastırıldı. ABD başkanına “bizim çocuklar darbe yapmış”, Halit Narin’e “sıra bize geldi” dedirten darbe, birçok insanın yaşamına mal oldu ve birçok insanda onarılamaz izler bıraktı. “Asmayalım da besleyelim mi?” mantığından haraketle içlerinde 17 yaşındaki Erdal Eren de olmak üzere birçok devrimci idam edildi.
Kenan Evren 7 Kasım 1982’de yapılan anayasa oylamasında anayasanın geçici 1. maddesi gereğince 7. Cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Hem de “Türkiye’de halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olarak”!.
Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı sırasında 12 Eylül darbesi tüm kurum ve kuruluşlarıyla, ideoljisiyle kendini kurumsallaştırdı. 25 Nisan 1983’te Siyasi Partiler Kanunu’nun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesinin ardından yeni partiler hazırlıklarını sürdürürken, Kenan Evren Çankırı’da yaptığı konuşma ile eski siyasileri ve siyasi faaliyette bulunanları sert biçimde uyardı ve “Parti kurma hazırlıkları tehlikeli bir gidiş içindedir” dedi. 6 Kasım 1983 seçimlerinden iki gün önce Evren, radyo ve televizyonlardan yaptığı konuşmada vatandaşlardan “MGK icraatını sürdürecek bir yönetime” oy vermelerini istedi. Ayrıca Kenan Evren cumhurbaşkanlığı sırasında yaptığı konuşmalarla birçok mizahcıya esin kaynağı oldu ve Netekem Paşa lakabını aldı.
TURGUT ÖZAL DÖNEMİ
Kenan Evren’in 9.11.1989’da bitecek olan görev süresi dolmak üzereyken 31.10.1989 tarihinde Anavatan Partisi Genel Başkanı Turgut Özal Meclis’te sağlamış olduğu çoğunluğa dayanarak yıllar sonra askerlerin dışından seçilen ikinci sivil olarak 8. Cumhurbaşkanı olmuştur. Turgut Özal’ın kendinden önceki cumhurbaşkanlarından farklılığı cumhurbaşkanlığını yarı başkanlık gibi kullanmasıdır. Cumhurbaşkanı olduktan sonra yerine parti başkanlığına seçtirdiği Yıldırım Aktuna’yı başbakan yaparak Meclis’i ve hükümeti de yönetmiştir.
“Ben zengini severim” diyen Turgut Özal, askeri darbe ile önü açılan 24 Ocak Kararları’nın uygulayıcısı olarak, daha sonra da IMF ve DB programlarını uygulayan siyasi partilerin “esin kaynağı” oldu. Neoliberal yeniden yapılandırma politikalarının kurumsallaşması ve buna bağlı olarak “devletin küçültülmesi” adı altında bugün de devam eden KİT’lerin özelleştirilmesi konusunda gösterdiği kararlılık nedeniyle TÜSİAD gibi patron örgütlerinin yıllar sonra bile saygı ile andıkları bir isim oldu.
Uyguladığı politikalar nedeniyle sermayeden hep destek gören Özal için işçiler ve emekçilerin ne düşündüğünü ise, mitinglerde bir dönemin en çok atılan “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” sloganı çok iyi anlatır:
Turgut Özal, alışılandan farklı bir cumhurbaşkanlığı sergileyerek iç ve dış siyasetle yakından ilgilenmeyi sürdürdü. Körfez krizi, birçok açıdan Türkiye’yi etkilerken, dönemin Cumhurbaşkanı Özal “Bir koyup beş almak” sözleriyle Türkiye’yi savaşa sokmak için gayret göstermişti.
. Özal’ın Cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu dönemde Çankaya ile Başbakanlık ilişkileri çekişmeli bir dönem geçirdi. Özal bir gezi sonrası Çankaya’da geçirdiği kalp krizi sonucu görev süresini tamamlayamadan öldü. Kürt sorununda generallerle karşı karşıya geldiği federasyon gibi çıkışları nedeniyle ölümü üzerindeki spekülasyonlar oldu. Özal’ın ölümünden sonra Kürt sorunu üzerine girişimlerde bulunduğu için zehirlendiği iddiaları da dile getirildi.
SÜLEYMAN DEMİREL DÖNEMİ
Özal’ın ölümü sırasında iktidarda olan DYP-SHP koalisyonunun Başbakan’ı Demirel Meclis’te yapılan oylama sonucu 16.5.1993’te Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olarak makama oturdu. Demirel’in cumhurbaşkanlığı dönemi Güneydoğu’da faili meçhul cinayetlerin, işkencelerin, köy boşaltmaların ve yakmaların olduğu dönemdir. Ayrıca Demirel İktidarda olan Doğru Yol ve Refah Partisi koalisyonunu kendine yakın milletvekillerini istifa ettirerek iktidardan uzaklaştırmıştır. 24 Şubat 1994 yılında yaptığı konuşmada ordunun DEP’li milletvekillerinden rahatsız olduğunu dile getirmiştir. 2 Mart 1994’te de 5 DEP’li ve 1 DEP kökenli milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve tutuklanarak cezaevine konuldu. Kürt milletvekillerinin Meclis’ten alınarak tutuklanmaları, darbe görüntülerini andırır nitelikteydi.
Özal’dan sonra cumhurbaşkanlığını yarı başkanlık sistemi gibi kullananlardan biri de Demirel’dir. Özal’ın cumhurbaşkanılığı döneminde şikayetçi olduğu cumhurbaşkanı yetkilerini sonuna kadar kullanmıştır. Demirel, 1999-2000 yılları arasında, 7 yıl olan cumhurbaşkanlığı görev süresinin 5+5 olarak yeniden düzenlenmesi konusuyla gündeme geldi. Başbakan Ecevit’in dile getirdiği ve istikrarı koruma adına ortaya attığı yeni formül gereği Anayasa’nın 101’inci maddesinde yapılması gündeme gelen değişiklik kamuoyunda günlerce tartışıldı. Ancak yapılan oylamada 330 yerine 303 ‘evet’ oyu çıkınca görev süresinin uzatılması yolu tamamen kapandı.
Böylece gerekli oy alınamayıp 5+5 formülü gündemden çıkmış Cumhurbaşkanlığı seçiminin 12 Eylül Anayasası’nın koşullarıyla yapılması gündeme gelmiştir.
AHMET NECDET SEZER DÖNEMİ
Bu gelişme sonucunda hükümeti oluşturan koalisyon partileri ve muhalefetin ortak adayı Ahmet Necdet Sezer, üçüncü turda sağladığı 330 oyla 10. Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.
10. Cumhurbaşkanı Sezer, dönemindeki hükümetlerle sorunlar yaşamasıyla bilinen bir cumhurbaşkanı profili çizmektedir. Sezer’in cumhurbaşkanlığı döneminde Ecevit’in kafasına Anayasa kitabını atması, patlamak için bahane arayan ekonomik krizin ateşleyicisi olmuştur. İktidardaki koalisyon hükümetiyle anlaşamayan Sezer, veto ettiği yasalar nedeniyle iktidardaki partiler ve sermaye medyası tarafından istenmeyen adam ilan edilmiştir. Genel seçimler sonrası iktidara gelen AKP Hükümeti ile de anlaşamayan Sezer, bu hükümet tarafından da istenmeyen adam ilan edilmiştir. 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış olmasından dolayı hükümetlerin hazırladığı kanunları, hukuk yönünden yetersiz bulup geri göndermesiyle bir anlamda IMF ve sermayenin dayattığı yasaları bir an önce geçirmeye çalışan Ecevit ve Erdoğan hükümetlerine ayak bağı olmuştur. Fakat işçi ve emekçilerin hak gasplarına yönelik birçok yasa da Sezer tarafından onaylanmıştır.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÜZERİNDEN POLİTİKA
Sezer’in görev süresinin dolmasına 2 yıl olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı üzerinden politik gündemin hareketlenmesi, politik arenadaki güçlerin önümüzdeki döneme ait birtakım hesaplarını gösteriyor.
Erken seçim için bastıran Deniz Baykal’ın bütün hesapları cumhurbaşkanını AKP’nin seçmemesi üzerine kurulu ve bunun için de hükümeti bir erken seçim yapması için zorlamakta. Bütün planlarını AKP’nin bir dahaki genel seçimden şimdiki kadar güçlü çıkmayacağını düşünerek yapan Baykal, kendine iktidar yolunu belki de Cumhurbaşkanlığı yolunu açmaya çalışıyor.
Buna karşılık AKP ise seçimlerin 2007’de olacağını söyleyerek erken seçime sıcak bakmadığını ortaya koyuyor. AKP’de elindeki bu fırsatı kaçırmamak için buna ayak diremeye çalışıyor. Her iktidar olan partinin başkanı gibi Tayyip Erdoğan’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kendini ısıtmaya başlamış gibi görünmekte. Tayyip Erdoğan ve AKP, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine tarihi bir fırsat olarak bakıyorlar. AKP Hükümeti, başını ağrıtan birçok konunun (YÖK meselesi, İmam Hatipler, başörtüsü) çözümünü ile IMF ve sermayenin dayattığı birçok kanunun gecikmeden çıkarılmasının yolunu Çankaya Köşkü’nde kendilerinden bir kişinin olmasında görüyorlar. Belki de bir sonraki seçimleri garantilemenin yolunun da buradan geçtiğini düşünüyorlar. Erdoğan’ın kafasında bir Çankaya planı olduğunun önemli kanıtlarından birisi de AKP kurmaylarının bir aydır gizli gizli tartıştığı anayasa değişikliği paketi. 50 maddelik anayasa değişikliği paketinde Cumhurbaşkanlığı için iki ayrı öneri getirilmiş. Birinci öneri yarı başkanlık sistemi, ikinci öneri ise daha önce de Demirel’in görev süresini uzatmak için gündeme getirilen, ama yasa olarak çıkarılamayan 5+5 sistemi. Bu da Erdoğan’ın 7 yıllık cumhurbaşkanlığıyla yetinmeyeceği ve daha uzun süre cumhurbaşkanlığı yapmak isteyeceğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
BİTTİ


Başa dön


Şemdinli yolcuları hükümeti kınadı
İnsan Hakları Günü’nde Şemdinli’de yapılacak basın açıklamasına katılmak üzere İstanbul’dan yola çıkan ancak, kente sokulmayan kitle örgütleri ve partiler, hükümete tepki gösterdi.İHD İstanbul Şubesi’nde dün düzenlenen basın toplantısında ortak metni okuyan DTP Yöneticisi Mustafa Avcı, Erzincan’ın Tercan, Erzurum’un Aşkale, Ağrı’nın Patnos, Van’ın Erciş ve Muradiye ilçelerinde arama ve kontrol noktalarında saatlerce bekletildiklerini ve insanlık dışı uygulamalara maruz kaldıklarını ifade etti. Avcı, fiili ve bir kişinin şahsında resmi gözaltı muamelesine tabii tutularak Van’a bile ulaşamadan geri döndüklerini kaydetti. Değişik illerden yola çıkan heyetlerin de kendileriyle aynı muameleleri gördüklerini kaydeden Avcı, bunun sebebinin İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği bir genelge olduğunu söyledi. Heyetin gidiş amacının çete yuvalarının üzerine gitmek ve deşifre etmek olduğuna dikkat çeken Avcı, hükümetin bu şeklide beyanları olmasına rağmen çözümsüzlükten ve çetelerden yana tercihini kullandığını söyledi.Hükümeti yaptığı tercihden dolayı kınadıklarını belirten Avcı, tüm kesimleri sürecin takipçisi olmaya, birlikte mücadeleye çağırdı.
Mardin’de silahlı baskın: 3 ölü
Mardin merkeze bağlı Yaylı köyünde bir eve düzenlenen silahlı baskında 3 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi yaralandı. Alınan bilgiye göre, önceki gün saat 20.00 sıralarında maskeli 3 kişi merkeze bağlı Yaylı köyünde bir eve silahlı baskın düzenledi. Saldırganların otomatik silahlarla ateş açması sonucu evde bulunan 3 kişi hayatını kaybederken, bir kadın ile 12 yaşlarında bir çocuk yaralandı.
Kayıt için son gün
Kaçak cep telefonlarını kayıt altına alma uygulaması, GSM şebekelerinden gönderilen IMEI numaraları ile kullanılmakta olan cihazların IMEI numaralarının birbirini tutmaması nedeniyle karmaşaya neden olurken, kayıt süresinin kısıtlı tutulması da sıkıntının boyutunu artırdı. Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Şube Başkanı Murat Köse, kayıt dışı cep telefonlarının salı günü itibariyle sistem dışı kalacağını belirterek, “Faturasız kaçak cep telefon sayısının milyonlarla ifade edildiği, üstelik faturalı olduğu halde IMEI numarasının kopyalanmış olması nedeniyle kayıt dışı olduğu iddia edilen 6 milyon cep telefonunun olduğu bir ortamda, bir haftalık süre içinde bu operasyonun yapılmasının mümkün olamayacağı açıktır” uyarısında bulundu. Köse, sürenin 1 Ocak 2005 tarihine kadar uzatılması talebinde bulundu.
‘Hayata Dönüş’ davasında yakalama kararı çıktı
Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi, F tipi cezaevleri operasyonu sonrası haklarında dava açılan tutuklu ve hükümlülerin ifadelerinin alınması için yakalama emri çıkarttı.19 Aralık 2000 tarihinde “Hayata Dönüş” adı altında yapılan operasyon sırasında Ümraniye Cezaevi İdaresi’ne karşı “silahlı isyan başlattıkları ve biri jandarma uzman çavuş olmak üzere 3 kişinin yaşamını yitirmesine neden oldukları” iddiasıyla yargılanan 399 kişinin duruşmasına devam edildi. Duruşmada savunma yapan avukatlar, Ümraniye Cezaevi’ne keşif yapılması talebinde bulundu. Mahkeme heyeti ise ifadeleri alınmayan sanıklar hakkında yakalama emri çıkartılması ve savunmalarının yapılması amacıyla duruşmayı erteledi.Dosya kapsamında yargılanan 399 sanıktan arasında cezaevi operasyonu sırasında ve sürdürülen ölüm orucunda yaşamını yitirenlerin de bulunduğu öğrenildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net