Elbette. Bence, seçimlere katılan yüzde 25’lik dilim, ülkenin nasıl yönetildiğine ve seçimlerden “başarı” ile çıkan örgütlere kimin destek verdiğine ışık tuttu. Ülkenin büyük çoğunluğu ise, sürece ve yapılan vaadlere kuşkuyla baktıkları için, dışarıda durmayı yeğlediler.
Müslüman Kardeşler’in yükselişi, Mısır resmi ideolojisinin iyi kurguladığı siyasi bir tezgaha bağlı olarak gerçekleşti. Bu yükselişte, ABD yönetimin etkisi görmezden gelinemez. ABD, Müslüman Kardeşler’e ülkedeki politik oyunun bir parçası olmak için büyük bir şans verdi. Elbette, bunu yaparken, kendini sağlama almayı, Hüsnü Mübarek yönetimi ile olan ilişkilerini de hesaba katarak; bu örgütten politik ve ekonomik garantiler koparmayı ihmal etmedi. Bu hesap, Mısır’da Kardeşler liderliğiyle, ABD’li bürokratlar arasında resmi ve gayrıresmi toplantılarda kararlaştırıldı.
Aslına bakarsanız; bu oyundan NDP’nin de rahatsız olduğu söylenemez. Çünkü ABD, Kardeşler ile masaya otururken, aklında “ılımlı İslam” seçeneği vardı ve Mübarek ile ABD ülkedeki politik süreç üzerine bir kumar oynadı. Bu kumarın ne sonuç vereceğini zaman gösterecek; fakat kesin olan bir husus var ki, Mısır halkı zararlı çıktı ve Kardeşler’in zaferine karşın, halk kaybetti. Çünkü bu oyun, ülkenin neoliberal politikaların güdümüne girmesine daha fazla olanaklar sağlayacaktır. Ekonomik bağlamda, Mübarek’in kapitalist politikalarından farkı olmayan Kardeşler, politik olarak ise NDP’yi bile aratır nitelikte bir örgüttür. Bu da, Mısır halkının temel hak ve özgürlüklerinin daha da kısıtlanmasına ve özellikle özgür düşüncenin önüne ket vurulmasına, kadın haklarının hiçe sayılmasına ve dini-etnik ayrımların körüklenmesine denk düşmektedir.
Mısırlı devrimcilerin durumu ne?
Öncelikle, Mısır “solcu”larının parçalanmış bir durumda olduklarını itiraf etmeliyim. Ne yazık ki, ülkede birçok fraksiyon var ve bunlar ortak bir mücadele vermekten uzak. Örneğin, biz Mısır devrimcilerinin, “hükümet solu” diye adlandırdığımız “Altagamo’o Partisi” adlı bir örgüt var. Bu örgütün lider kadrosu, sırtını Mübarek hükümetine dayamış ve yönetimin politikalarına bel bağlamış durumda. Gerçi Altagamo’o, son seçimlerde, işbirlikçi tutumunun karşılığını aldı ve büyük bir hüsrana uğradı. Bu da, tabanında büyük tartışmaların ve bölünmelerin yaşanmasına neden oldu.
Nasırcılar’dan bahsetmek gerekirse; yasal “Alkaramah Partisi” adı altında çalışma yürüten Nasırcılar’ın lideri Hamdin Sabahi, parti Olağan Kongresi’nden zaferle çıktı. Fakat, bu durumdan rahatsız olan küçük bir grup partiden kısa bir süre önce koptu. Daha çok gecekondu mahallelerinde çalışma yürüten bu küçük grup, anti-emperyalist bir cephenin oluşturulması ve güçlendirilmesi için çalışmalarına devam ediyor.
Ülkede bu örgütlerin dışında 4 küçük sosyalist grup mevcut. Bunlar, “Mısırlı Sosyalistler”, “Devrimci Sosyalist Parti”, “Alşaab Partisi” (Halkın Partisi) ve “Mısır Komünist Partisi”. Bu örgütlerin tamamı yasadışı ve yeraltı çalışması yürütüyorlar. Bu yüzden, seçim sürecinde geniş halk kitlelelerine ulaştıklarını söyleyemeyiz.
Bununla birlikte, olumlu gelişmeler de yok değil. Bu seçimlerde, farklı sosyalist adaylar ve Nasırcılar, bazı bölgelerde ittifak yaptılar ve ortak adaylar çıkardılar. Farklı alanlarda ortak çalışmalar yürüttüler ve halka ulaşmaya çalıştılar. Ancak bu çabalara karşın, Mısır solu seçimlerden elle tutulur bir başarıyla çıkamadı. Yine de gelecek için yeni temeller attı.
Mısırlı devrimciler bundan sonra ne yapacaklar?
Bugün açısından, durum belirsiz ve karanlık görünse de, Mısırlı sosyalistlerin gelecek için umutları sürüyor. Mısırlı yoksullar ile işçi sınıfı, ülkedeki durumdan rahatsız ve Mısırlılar, politika tartışmak için daha istekli ve cesur. Halk artık siyasetin aktif bir parçası olmak; hükümetin yıldırma kampanyalarını püskürtmek istiyor. Bu da, sosyalistlere halkçı programlarını daha geniş platformlarda duyurmak için açık kapı sağlıyor.
Öte yandan halk, yıllarca kandırıldığının ayırdına varıyor ve “başarı” diye lanse edilen ekonomik gelişmelerin, liberal tehlikelerden ibaret olduğunu daha iyi anlıyor. Halk, felaket getiren ekonomik planları daha fazla kabullenmek istemiyor. Bu rahatsızlık ve tepki; işçi, köylü, küçük burjuva ve hatta orta sınıf içerisinde bile hissediliyor.
Anti-emparyalist tepki ise, neredeyse had safhada. Bu durumda, Irak ve Filistin işgallerinin yeri ve Mısır yönetiminin işbirlikçi tutumu oldukça etkili.
Ayrıca, Müslüman Kardeşler’in parlamenter sürece dahil olması; ülkedeki pragmatik politik durumun üstündeki örtüyü yırtar nitelikte. Bu durum, Mısır işçi ile emekçilerini ve elbette devrimci güçleri daha fazla sorumluluk almaya ve daha aktif mücadele etmeye itecektir.
Son olarak, yeni siyasi süreçte ülkenizi neler bekliyor?
Hiç şüphe yok ki; yeni Mısır meclisinde Kardeşler’in yoğun etkisi gözlenecektir ve bu, ülkenin politik gidişatında da etkili olacaktır. Fakat Kardeşler, yeni süreçte kendi içinde birçok çelişki ve tartışma yaşayacak. Kimileri popülist propagandayı devam ettirmek isterken, kimileri ülkenin neoliberal politikaların güdümüne girmesini talep edecektir. İki seçenekte de, iktidar oyununun bir parçası haline gelecekler. Bu, muhtemelen İslami hareket içinde de, yeni tartışmalara ve ayrılıklara neden olacaktır.
Sonuç olarak, Mısır’ın daha dinamik bir süreçten geçtiğini ve bu sürecin devrimcilerin lehine işleyeceğini söyleyebiliriz. Devrimciler, artık halka daha net stratejilerle ulaşabilecek ve daha güçlü bir birleşik hareket yaratma imkanı bulacaklardır.
Fakat bu durumda, devrimci güçlerin yanılgılara düşmemesi, politik hilelelere kanmaması ve net bir duruş sergilmesi gerekmektedir. Mısırlı sosyalistler, halkın talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda, daha iyi bir dünya için ileriye bakmalılar.
Arab Lûtfi
Mısırlı sosyalist yönetmen Arab Lûfti, Mısır’da doğdu; ancak ailesinin Güney Lübnan’daki Sidon kentine göç etmesi nedeniyle uzun yıllar Lübnan’da yaşadı. Beyrut’taki lise eğitiminin ardından memleketine dönen Lûtfi, başkent Kahire’deki Sinema Enstitüsü’nde okudu. Daha çok belgesel filmlere yoğunlaşan Lûtfi, üniversiteyi bitirdikten sonra Lübnan’a geri döndü.
İlk uzun metrajlı filmine Sidon’da imza atan yönetmen, “The Upper Gate” (Üst Kapı) isimli belgesel ile adından söz ettirdi. Bu filmde, Sidon’un tarihini basit insan hikâyeleri aracılığıyla anlatıyordu. Kısa süre sonra ikinci uzun metrajlı çalışmasına başladı. Bu sırada Mısır, Filistin ve Lübnan başta olmak üzere, bölgede bulunan birçok Arap ülkesindeki devrimci hareketler ile yakın bağları bulunan Lûtfi, “Jamila’s Mirror” (Cemile’nin Aynası) adlı filmle yine yakından ilgili olduğu Filistin kurtuluş hareketini mercek altına aldı ve bu yapıtı ile, 40 yaşındaki bir Filistinli kadın gerilla üzerinden, Filistinlerin acılarını ve mücadelelerini beyaz perdeye yansıttı.