www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Karikatür davası Yargıtay’dan döndü
Çizerimiz Sefer Selvi’nin bir karikatüründen dolayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gazetemiz aleyhine, Ankara 20’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı 10 bin YTL’lik karikatür davası Yargıtay’dan döndü.

‘Müstakbel Türk’ten ‘Sözde Vatandaş’a
TESEV’in düzenlediği ‘azınlıklar’ konferansında konuşan ODTÜ Öğretim Üyesi Mesut Yeğen, Kürtlerin Cumhuriyet dönemi boyunca “asimilasyona” tabi tutulduğunu söyledi.

“Öğretmenevi bizimdir”
Akhisar Ali Şefik Öğretmenevi’nin müze yapılacağı gerekçesiyle kapatılmak istenmesine eğitimciler karşı çıktı. Akhisarlı eğitim emekçileri, öğretmenevinin yerine müze yapılmak istenmesinin asıl amacının buradan öğretmenlerin çıkarılmak istenmesi olduğuna dikkat çektiler.

Çankaya tutkusu -1-
   Türkiye siyasal yaşamının
   vazgeçilmez tutkusu Çankaya

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den sonra yeni Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı konusunda yaşanan tartışmalar, parlamenter sistemde “yetkisiz” olduğu öne sürülen bu makamın Türkiye’de padişahvari bir yetki ile kullanıldığı gerçeğini tekrar gözler önüne serdi...


Karikatür davası Yargıtay’dan döndü
Gazetemiz çizeri Sefer Selvi’nin 5 Nisan 2004 tarihinde yayınlanan karikatüründen dolayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gazetemiz aleyhine, Ankara 20’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı 10 bin YTL’lik karikatür davası Yargıtay’dan döndü. Yargıtay 4’üncü Hukuk Dairesi davayı, “davanın reddi” görüşü ile yerel mahkemeye geri gönderdi. Gerekçeli kararın henüz açıklanmadığı davanın, Musa Kart ve Penguen Dergisi aleyhine açılan karikatür davalarında da emsal olması bekleniyor.
Karikatüristimiz Sefer Selvi’nin, gazetemizin 5 Nisan 2004 tarihli nüshasında yer alan karikatüründe, Başbakan “at” olarak, Cüneyt Zapsu da ata binmiş kişi olarak tasvir edilmişti. Karikatürün, “Başbakan Erdoğan’ın manevi şahsiyetine yönelik, şahsiyet haklarına tecavüz niteliğindeki tahkir ve tezyif edici, haksız ve hukuka aykırı olduğu” iddiası ile Ankara 20’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan tazminat davasının ilk duruşması 2 Haziran 2004’te görülmüştü. Dava dilekçesinde avukatları Başbakan’ın “acı, elem ve ıstıraba sürüklendiğini” iddia ederek, 10 bin YTL’lik tazminat istemişlerdi.
Ankara 20’inci Asliye Hukuk Mahkemesi, 22 Eylül 2004’te verdiği “10 milyar liralık manevi tazminatın, karikatürün yayınlandığı 5 Nisan 2004 tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faiziyle birlikte gazetemiz tarafından ödenmesi” kararı ile davayı sonuçlandırmıştı.
Gazetemiz avukatları tarafından 22 Kasım 2004 tarihinde Yargıtay 4’üncü Hukuk Dairesi’ne yaptıkları temyiz başvurusu ise gazetemiz lehine sonuçlandı. Yargıtay davayı, “davanın reddi” görüşü ile Ankara 20’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geri gönderirken, henüz gerekçeli karar açıklanmadı.
Emsal olabilir
Gazetemiz aleyhine yargılama devam ederken, Başbakan Erdoğan’ın avukatları, Başbakan’ı “yumağa dolanmış kedi” olarak tasvir eden Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart aleyhine de 5 bin YTL’lik tazminat davası açmıştı. Başbakan’ın “kişilik haklarına saldırıldığı” gerekçesiyle açılan dava sonunda Ankara 8’inci Asliye Hukuk Mahkemesi Kart’ı 5 bin YTL tazminat ödemeye mahkum etti. Temyiz edilen dava Yargıtay’da görüşülmeyi bekliyor.
Musa Kart’a verilen cezayı protesto eden karikatüristler, mizah dergisi Penguen’in kapağında Erdoğan’ın tasvir edildiği 8 hayvan karikatürüne yer verdi. Erdoğan, Penguen’e de 40 bin YTL’lik dava açtı. Ankara 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde süren davada, hakim Yargıtay’ın at karikatürü hakkında vereceği kararı beklemeyi kararlaştırmıştı.

Zapsu’nun tazminat istemi de reddedilmişti
Cüneyt Zapsu’nun aynı karikatür ve yazarımız Bahadır Özgür’ün hazırladığı “Gölgedekiler” başlıklı yazı nedeniyle gazetemize açtığı 5 milyar liralık manevi tazminat davası da İstanbul 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Kararda, basın özgürlüğünün Anayasa ile güvence altına alındığı belirtilerek Zapsu’nun iddialarının manevi tazminata hak verilecek nitelik ve kuvvette olmadığı dile getirilmişti.
Kararda aynı zamanda basının gerçekleri yayma ve aydınlatma sorumluluğuna dikkat çekilirken “Ortada bir aşırılık yoktur. Çatışan yararlar arasındaki denge davacı aleyhine bozulmamış olup yazının resim-karikatür şeklinde yansıyan düşüncesinde de davacının durumu bu resme dayanılarak manevi tazminata hak verdirecek nitelik ve kuvvette değildir. Karikatür incelendiğinde, davacının ileriye sürdüğü gibi kendisi ile alay edildiği veya küçük düşürüldüğü anlamının çıkarılması veya en azından böyle bir manaya varmak mümkün görülmemiştir” ifadelerine yer verilmişti.


Başa dön


‘Müstakbel Türk’ten ‘Sözde Vatandaş’a
Mukadder Ekrem
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından düzenlenen “Türkiye’de Azınlık Hakları Sorunu: Vatandaşlık ve Demokrasi Eksenli Bir Yaklaşım” konulu uluslararası konferans, geçtiğimiz hafta sonu yapıldı.
İki gün süren konferans boyunca, Türkiye’de azınlıkların tarih boyunca yaşadıkları süreç ve günümüzde karşı karşıya kaldıkları sorunlar masaya yatırıldı. Konuşmacılar, “etnik, dilsel ve dinsel ögelerden arındırılmış eşitlikçi, demokratik ve insan haklarına dayalı anayasal vatandaşlık” çerçevesinde çözüm önerileri sundu.
Kürtlerin de konu edildiği konferansta konuşan ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Mesut Yeğen, Kürtlerin gayrımüslimlerin yaşadığı “ayrımcılık” politikası yerine “asimilasyon” politikasına tabi tutulduğunu söyledi.
Cumhuriyet Kürtleri
Kürtlere yönelik tarihten gelen algılamalara değinen Yeğen, Cumhuriyet’in Kürtlere dair algısında dramatik bir kopuş yaşadığını ifade ederek şöyle devam etti; “Cumhuriyet’le birlikte Kürtler Meclis’te etnik hukukları tanınabilir kavimlerdir. Bu algı 1924 Anayasası ile değişiyor. 1924’te Kürtlere siz varsınız, ama haklarınızı tanıyamam diyor Cumhuriyet. 1930’larda fiziki mecburiyetini de reddedecektir. 60’lara gelindiğinde Kürtler yoktur. Devlet, hukuki ve fiziki mevcudiyeti reddeder ama her seferinde bunlardan söz eder. Çünkü rahatsız ediyor Kürtler. Bu kez de ‘eşkıya’dır, ‘asi’dir, ‘geri kalmış’tır. 90’lara kadar durum budur, ama sabit bir şey hep kalmıştır: Kürtler Türkleştirilebilirler. Yani asimile olduğunuzda birinci sınıf yurttaşlık hakları sizi bekliyor.”
‘Paralel ulus’
Kürtlerin Güneydoğu’da 15 yıl süren bir savaş sürecinin ardından “paralel ulus” olarak Türklerin karşısına çıktığını anlatan Yeğen, AB sürecinin ve Irak’taki “Kürdi otorite”nin de bu kavramda etkili olduğunu ifade etti. Yeğen şöyle devam etti; “Mahabad’ı saymazsak Kürtler ilk kez Irak’ta otoriter bir devlet kurdular. Barzani, Kürtler için muteber şahsiyetlerden. Bugün Irak Kürtleri bir model olabilir. Dolayısıyla geri dönülmez bir aşamadayız. Bütün bunlardan dolayı Kürtler üzerindeki algı zayıfladı.”
Alevilerin sorunları
Konferansın diğer bir konusu ise Alevilerdi. Yaşama Dair Vakfın’dan Uğraş Ulaş Tol, Alevilerin de asimilasyona tabi tutulduğunu söyledi. 2005 yılında, Pirsultan Abdal ve Yaşama Dair Vakıf tarafından Alevi vatandaşların yaşadıkları sorunlara ilişkin yapılan araştırmanın sonuçlarına değinen Tol, farklı ibadet biçimlerini benimseyen Alevilerin, eğitim ve çalışma hayatında ayrımcılığa uğradığını ve istismar edildiğini dile getirdi.


Başa dön


“Öğretmenevi bizimdir”
Akhisar Ali Şefik Öğretmenevi’nin müze yapılacağı gerekçesiyle kapatılmak istenmesine eğitimciler karşı çıktı. Akhisarlı eğitim emekçileri, öğretmenevinin yerine müze yapılmak istenmesinin asıl amacının buradan öğretmenlerin çıkarılmak istenmesi olduğuna dikkat çektiler.
Öğretmenevine sahip çıkan öğretmenler önceki gün saat 16.30’da 2. Nakliye Caddesi üzerindeki Ali Şefik Öğretmenevi önünde sendikaları Eğitim Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen ortaklığında toplanarak öğretmenevinin kapatılmak istenmesine karşı sessiz kalmayacaklarını belirttiler. 300 kişinin katıldığı basın açıklamasında, son günlerde öğretmenleri rencide edici açıklamaları nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de protesto edildi. Caddeyi yarım saat trafiğe kapatan eğitim emekçileri “Öğretmenevi bizimdir bizim kalacak”, “Öğretmen düşmanı bakan istifa”, “Gün gelecek, devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Tayyip alana, Çelik bedava” sloganlarını attılar.
‘Mücadele edeceğiz’
Sendikaların ortak açıklamasını öğretmen Burhan Topçuoğlu yaptı. Öğretmenevinin kapatılmak istenmesine karşı sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Topçuoğlu, “Bizleri, öğretmenevinde sadece oyun oynayan ve boşuna zaman harcayan bir topluluk olarak görenleri buradan kınıyoruz. Ayrıca müze yapılmazsa bunun sorumlularının öğretmenler olacağı, yani Akhisar’daki eğitim çalışanlarının müze yapılmasına karşı oldukları imajını oluşturmaya çalışanları iftiralarıyla baş başa bırakıyoruz” diye konuştu. Öğretmenevinin açıldığı günden beri eğitim çalışanları arasında hoşgörü ortamı yarattığını, birlik ve beraberliği sağladığını belirten Topçuğlu, öğretmenevinin 20 çalışana iş imkanı sunduğunu ifade ederek insanların ekmeğiyle oynamayın çağrısı yaptı. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün çeşitli toplantılarında, hizmet içi eğitim çalışmalarında ve sosyal etkinliklerde öğretmenevini kullandığını vurgulayan Topçuoğlu, 2 anasınıfın öğretmenevinde eğitim-öğretim gördüğünü hatırlattı.
Öğretmenevinin kapatılmaması için sonuna kadar mücadele edeceklerini dile getiren Topçuoğlu, tüm Akhisarlıları tepki göstermeye davet etti. Açıklamanın ardından Milli Eğitim Bakanlığı’na bir grup emekli eğitimci tarafından faks çekildi.
Uyarmıştık
Gazetemiz 20 Eylül 2005 tarihli nüshasında konuya dikkat çekerek, öğretmenevinin ranta kurban edilmemesi uyarısında bulunmuştu. Geçen 3 aylık süre içerisinde Manisa Valisi ve Akhisar Belediye Başkanı’nca verilen sözler yerine getirilmezken, 20 çalışanıyla 8 bine yakın kişiye hizmet veren öğretmenevinin kapatılmak istenmesi hatta resmi anlamda kapatıldığının söylenmesi öğretmenleri çileden çıkardı.


Başa dön


Çankaya tutkusu -1-
   Türkiye siyasal yaşamının
   vazgeçilmez tutkusu Çankaya
HAZIRLAYAN: Kürşat Yılmaz
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den sonra yeni Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı konusunda yaşanan tartışmalar, parlamenter sistemde “yetkisiz” olduğu öne sürülen bu makamın Türkiye’de padişahvari bir yetki ile kullanıldığı gerçeğini tekrar gözler önüne serdi. Kulislerde AKP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak konuşulan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün bu yöndeki haberleri yalanlamasının ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı arka arkaya iki kez Çankaya’da tutmanın forlümü olarak gündeme getirilen 5+5, daha önce de Süleyman Demirel için aynı hesaplarla gündeme getirilmiş, ancak yasalaştırılamamıştı.
Peki seçimleri sırasında devlet içindeki güç odaklarının, askerlerin, iktidar ve muhalefet partilerinin arasında birçok gerilimin yaşandığı Cumhurbaşkanlığı makamı niye bu kadar önemli? Bu kadar gerilimin yaşanmasının sebebi nedir?
Çankaya, geçmişten bugüne Türkiye siyasal yaşamının en büyük tutkularından biri olma özelliğini korudu. Her cumhurbaşkanlığı seçimi dönemi çeşitli gerginlikler üzerinden politika yapan güçlerin çekişmesine sahne oldu. Son günlerde erken seçim tartışmalarının, politikanın merkezine gelip oturmasının nedeni de yine 2007’de görev süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den boşalacak koltuğa kimin oturacağı sorusu. Türkiye’de her ne kadar yasama bütün organların üstünde görünürse görünsün Cumhurbaşkanlığı bir padişahlık gibi. Cumhurbaşkanı çok yetkili ve Anayasa’ya göre vatana ihanet dışında yaptığı hiçbir şeyden sorumlu değil. Temsil gücü en yüksek makam. İstediğinde kabineye başkanlık yapabilir. Kararnamelerin çıkarılmasında görüşünü kabul ettirebilir. Silahlı kuvvetlerin komutanından Anayasa Mahkemesine, Danıştay’dan Yargıtay’a devletin önemli makamlarına atamaları yapar. Kısacası parlamenter sistemde sembolik yetkileri bulunması gereken Cumhurbaşkanlığı makamı yarı başkanlık denebilecek özelliklere sahip olmasından dolayı oldukca cazip duruma geliyor.
ASKERLER GERİLİMLERİN MERKEZİNDEYDİ
Kendisini cumhuriyetin kuruluşundan bu yanı “devletin bekası”ından sorumlu temel mercii olarak gören TSK da, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına başkanlık yapan Cumhurbaşkanlığı makamını belirleyecek seçimlere hiç ilgisiz kalmadı. Generaller askeri darbe yaptıkları dönemlerde bu makama kendi komutanlarını oturturken, bu olanaktan uzak oldukları dönemlerde de, bu makama kendilerine uzak bir ismin gelebilme ihtimalinin tedirginliğini hep yaşadılar.
Çankaya’nın tarihi, siyasilerin ona bir tutku ile yaklaştıklarını ve ellerine geçirdiklerinde bir daha kolay kolay terk etmek istemediklerini gösteriyor.
CUMHURBAŞKANLIĞI TARİHİ
Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana geçen sürede 9 Cumhurbaşkanı görev yaptı.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in görev süresi 16 Mayıs 2000 tarihinde doldu ve yerine Ahmet Necdet Sezer 5 Mayıs 2000’de seçildi. Sezer 2007 tarihine kadar bu görevde kalacak.
MUSTAFA KEMAL DÖNEMİ
Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk 15 yıl boyunca aralıksız bu görevi sürdürdü.
Bu süre içinde 4 dönem cumhurbaşkanı seçildi. Görevinin başındayken 1938’de ölmesiyle görevi sona ermiş oldu. Ülkeyi yönetmede Cumhurbaşkanlığı makamının ne kadar önemli olduğunun en çarpıcı örneği Atatürk’ün 4 dönem cumhurbaşkanlığı yapmasıdır. Tek parti iktidarının olduğu o dönemde, iktidarı elinde tutan CHP’nin kurucusu ve önderi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı yapması Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu Cumhuriyet’in kurumsallaşması ve kendini egemen kılmasının en önemli araçlarından birisi olmuştur.
Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığı döneminde Hilafet’in kaldırılması, Latin harflerine geçiş, tekke ve zaviyelerin kaldırılması, eğitimin laikleştirilmesi, hukukun mecelleden laik hukuk sistemine geçmesi gibi cumhuriyetin temellerini sağlamlaştırıcı değişimler olurken, çeşitli Kürt isyanları da Atatürk zamanında gerçekleşmiştir. Ayrıca 1920’lerde kurulan ve 40’lara kadar süren İstiklal Mahkemeleri de bu devirde en hızlı dönemini yaşamıştır. O dönem birçok insan vatana ihanet suçlamasıyla doğru dürüst yargılanmadan idam edilmiştir.
İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ
Mustafa Kemal’in ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü de üç dönem, yani 12 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmüştür. Tek parti iktidarının sağladığı bir olanaktı bu. İnönü cumhurbaşkanlığına seçilince, Mustafa Kemal’in başbakanlığı elinden alıp verdiği Celal Bayar’ı başbakanlıktan azletmiştir. Paraların üstüne kendi resimlerini koymuş; kendisine Milli Şef ünvanını seçmiş ve CHP’nin de “değişmez genel başkanı olarak parti tüzüğüne yazdırmıştır.
İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde İkinci Paylaşım savaşı patlak vermiş, türlü teşviklere rağmen Türkiye savaşın dışında kalmıştır. Savaşın sonucu belli olmaya başlayınca da Müttefikler safında savaşa katılarak Birleşmiş Milletler Örgütü’ne girmeye hak kazanmıştır. Çok partili döneme geçiş, Köy Enstitüleri dönemi yine İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleşti. İnönü, çok partili döneme geçişle birlikte seçim yoluyla iktidardan uzaklaşan ilk cumhurbaşkanı oldu.
CELAL BAYAR DÖNEMİ
Çankaya’ya çıkan ilk sivil cumhurbaşkanı sıfatını 3. cumhurbaşkanı olarak kazanmış olan Celal Bayar kendisini başbakanlıktan azleden İnönü’yü, yapılan seçimler sonucu iktidardan uzaklaştırmıştır.
İnönü’nün başbakanlıktan uzaklaştırarak pasif hale getirdiği Celal Bayar; Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’la birlikte CHP içinde muhalefetini sürdürmüş ve parti içinden bir hizip olarak çıkmıştır. Bu dört milletvekili bir önerge vererek CHP’yi eleştirince bir kısmının CHP’den atılması, bir kısmının istifa etmesi ile yeni bir partinin temelleri atılmış oldu.
Demokrat Parti (DP) Celal Bayar önderliğinde İnönü’den izin alınarak kurulduktan sonraki ilk seçimlerde iktidar olamamış fakat Türkiye tarihinde çok partili döneme geçiş diye adlandırılan 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidar olmuştu.
Büyük bir oy oranıyla iktidar olan DP’nin Genel Başkanı Celal Bayar yoğun kulislerden sonra 22.5.1950’de yapılan seçimle cumhurbaşkanı seçildi. Celal Bayar da iki dönem Çankaya’da kaldı. Bu Demokrat Parti’nin iktidarının pekiştirilmesi ve yapmak istediklerini hayata geçirebilmesi açısından önemli bir adımdı. DP için; ülkenin emperyalizmle bağımlılık ilişkilerinin geliştirilmesinde, sermayeye imtiyazlar tanınmasında hükümetin gerekli yasaları vakit geçirmeden ve engelle karşılaşmadan çıkarması açısından Cumhurbaşkanlığı koltuğunda kendiyle uyumlu birinin olması çok önemliydi. DP iktidarda olduğu on yıl boyunca seçimlerde dillendirdiği “Yeter Söz Milletin“ sloganındaki millete söz verme kısmını es geçmiş ve sözü sermayeye ve emperyalizme vermiştir.
Celal Bayar’ın cumhurbaşkanılığı döneminde ABD emperyalizmi ile bağlar güçlendirilmiş ve ülke ABD’nin eyaleti durumuna getirilmiştir. Bu dönemde NATO üyeliği bahane edilerek ülke Kore savaşına, meclisin onayı alınmadan oldu bittiyle, sokulmuştur. Ayrıca yağma eylemlerine dönüşen 6-7 Eylül Olayları, TCK’nın 141 ve 142. maddelerinin ağırlaştırılması vb. bu dönemde gerçekleşmiştir. Muhalefeti ve basını sindirmeye yönelik baskılar, yargı ve yasamanın baskı altında tutulması gibi antidemokratik uygulamalar kısa zamanda halkın tepkisini çekti. Fakat DP’de baş gösteren zafer sarhoşluğu ve sermayeye karşı görevlerde yerine getirilmesi gereken acil görevler DP iktidarını hırçınlaştırdı baskıyı gittikçe artırdı. Menderes’in bu uygulamaları Celal Bayar tarafından da onay görüyordu. 21 Mayıs’ta Harp Okulu öğrencileri Ankara’da bir ihtar yürüyüşü gerçekleştirdi ve ardından halkın öfkesini yedekleyen ordu tarafından 27 Mayıs 1960 darbesiyle DP iktidardan uzaklaştırıldı. DP iktidarının Başbakanı Menderes ile birlikte Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan idam edilirken dönemin cumhurbaşkanı da önce idama, daha sonra da ömür boyu hapse mahkum edilerek cumhurbaşkanlığı görevi sona erdirildi. Böylece Bayar, Türkiye tarihinde tutuklanıp idama mahkum edilerek görevi sona erdirilen ilk cumhurbaşkanı sıfatını da kazanmış oldu.
Yarın: 27 Mayıs‘tan sonra hep askerler Çankaya’daydı


Başa dön


Diyarbakır’a Musa Anter anıtı
Diyarbakır Seyrantepe’de karanlık güçler tarafından öldürülen Gazeteci Musa Anter için anıt yapıldı. Silvan yolu üzerine yapılan anıtın açılışına Orhan Miroğlu, Canip Yıldırım, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve ilçe belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Açılışta konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Fırat Anlı, geçmişi umutmadıklarını belirterek, “Ape Musa’nın katilleri bulunsaydı yeni Silopi ve Şemdinliler yaşanmayacaktı” dedi. Orhan Miroğlu, Canip Yıldırım ve Osman Baydemir de yaptıkları konuşmalarda, Anter’in devrimci kişiliğine işaret ettiler.
‘Müfettişler görevden alınsın’
Gazetemizde yer alan “Orman müfettişleri neyi araştırıyor” başlıklı haber üzerine açıklama yapan KESK Bolu Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Ayhan Şentürk, müfettişlerin olayın faillerini bulmak yerine haber kaynaklarını araştırmasının düşündürücü olduğunu dile getirdi. Ayhan Şentürk dün yaptığı yazılı açıklamada, “KESK bileşenleri olarak ilimizdeki bu orman talanını ortaya çıkaran başta orman köylüleri olmak üzere tüm emeği geçenlere minnettarız. Ormanlar, çocuklarımızın bize emanetidir. Buradan siyasi iktidara sesleniyoruz. Bolu kamuoyu önünde açık bir şekilde orman talanı ve talana neden olanlar ortadadır. İşin içinde olan orman işletme müdür vekili ve bölge müdürünün soruşturmanın selameti açısından görevlerinden el çektirilmesini bekliyoruz” dedi.
Ulaşımda Kent Kart dönemi başlıyor
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli’ndeki toplu taşıma hizmeti veren araçlarda Kent Kart sistemine geçiyor. 15 Ocak 2006 itibariyle ilk olarak belediye otobüslerinde başlatılacak olan sistem, 2006 yılının ikinci yarısından sonra tüm toplu taşım araçlarında kullanılmaya başlanacak. Kent Kart ile şehrin çeşitli merkezlerinde yer alan yükleme noktalarından istenilen miktarda para yüklenerek seyahat edilebilecek. Kart birkaç kişi için aynı anda kullanılabilecek.
Kurşun yağmuruna tutuldu
Küçükçekmece’de işinden çıkıp evine giden Keramet Ot, kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişilerce kurşun yağmuruna tutuldu. Edinilen bilgiye göre, manavlık yapan Ot (31), mesaisi bittikten sonra evine gitmek üzere Kanarya Bozdoğan Caddesi üzerinde yürümeye başladı. Cadde üzerinde ilerleyen Ot’a yaklaşan bir otomobilden defalarla ateş açıldı.Vücuduna 5 kurşun isabet eden Ot, hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net