www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



BİHDK’nın ‘ibret verici’ öyküsü!
A.Ü. S.B.F. İnsan Hakları Merkezi’nce düzenlenen “İnsan Hakları Ulusal Kurumları: Dünya ve Türkiye” konulu konferansa katılan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Prof. Dr. Baskın Oran, kurulun, işlevsizleşmesine uzanan “ibret verici” öyküsünü anlattılar. Konferansta, insan hakları kurumlarında çalışanların bağımlı ya da baskı altında olmaması ve Anayasa’da bu tür kurumlara yer açılması önerildi.

MİT Öcalan’la görüştü
Ertuğrul Özkök, dünkü köşesinde MİT Müsteşarı Emre Taner’in Abdullah Öcalan’la görüştüğünü yazdı. Görüşmenin Başbakanlık’ın bilgisi dahilinde yapıldığını belirten Özkök, askerin daha sonra MİT’in İmralı ile ilişkisini kestiğini kaydetti.

Halk çözüm için adım bekliyor
Şemdinli’de incelemelerde bulunan Yurttaşlar Girişimi Heyeti, Başbakan Erdoğan’ın, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği” tanımının arkasında durması gerektiğini belirterek, Kürt sorununun demokratik çözümü için adım atmasını istedi.

Gözler Kapalıçarşı’ya çevrildi
2 işçi, Galata Köprüsü önündeki karayolu altgeçidinde bulunan kanalizasyon kanalını temizlerken metan gazı zehirlenmesi sonucu yaşamını yitirdi. Olayda sorumlulukları bulunmadığını öne süren Büyükşehir Belediyesi, iki ayrı ihtimal üzerinde duruyor.


BİHDK’nın ‘ibret verici’ öyküsü!
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nce (İHM) düzenlenen “İnsan Hakları Ulusal Kurumları: Dünya ve Türkiye” konulu konferansa katılan BİHDK eski Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Azınlık Hakları ve Kültürel Hakları Komisyonu eski Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran, kurulun karşılaştığı sorunları anlattılar.
Kurulun Ecevit Hükümeti döneminde kurulmaya, AKP Hükümeti döneminde ise kurul hakkındaki yasa ve yönetmeliklerin tamamlanarak çalışmaya başladığını anlatan Prof. Kaboğlu, kurula yılda üç kez olağan toplantı yapma hakkı tanındığı için olağanüstü toplantılar yaparak çalışmalarını sürdürebildiklerini ifade etti. Kaboğlu, yasada, kurulun sekreterya hizmetlerinin BİHDK tarafından gerçekleştirileceği belirtilirken, 2003 yılında bu göreve kurul başkanlığı seçimini kaybeden kişinin getirilmesiyle sekreterya hizmetlerinin de aksamaya başladığını söyledi. Sıkıntıların büyüklüğüne karşın, “bir faks, bir eleman ve bir telefon” olmak üzere asgari taleplerde bulunduklarını ifade eden Kaboğlu, bu talepleri karşılanmadığı gibi, kurulun Devlet Konukevi’nden Başbakanlık binasına taşındığını, bunun bir bakan tarafından da “darbe” olarak nitelendirildiğini hatırlattı.
‘Fas kadar olunamadı’
Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu hakkında “Biz istemedik, resmi değildir” denildiğini hatırlatan Kaboğlu, “Hükümet bizden rapor istemedi, bu kurulun yasasını çıkaran parlamento istedi. Yasadaki yetkilerimize dayandık” dedi. “Basına açıklamak usulsüzlüktür” denildiğini de belirten Kaboğlu, rapor üzerine çok fazla tartışma yürütüldüğü için Başbakanlık binasında bir basın toplantısı yapmak istediklerini, ancak bu toplantının da devletin bir memuru tarafından askıya alındığını söyledi. Raporun oylanmasında usulsüzlük olduğu iddialarının da asılsız olduğunu söyleyen Kaboğlu, en muhalif üyenin bile oylamalarda teşekkür ettiğine dikkat çekti.
Kaboğlu, “Sivas katliamında sanıkları savunan avukatın kurula atandığı”, “kurula atanan yeni üyeleri bakandan değil gazetelerden öğrendikleri”, “30 üyenin randevu talebiyle yazdığı mektuplara yanıt verilmediği”, “İnsan haklarının tartışıldığı Berlin Konferansı’na gitme talebine yanıt verilmediği, bütçe yetersizliği var denilirken devletin bir memurunun konferansa gönderildiği” gibi olayları da sıraladı. Kaboğlu, istifa etmelerinin ardından, kurulun da işlevsiz hale geldiğini söyledi.
‘Yarısını tava, yarısını ızgara mı yapalım!’
Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu hakkında bilgi veren Prof. Oran ise rapora ilişkin eleştirilerin ve haklarında devletin kurumlarını aşağılamak ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek iddiasıyla açılan davanın çelişkilerine dikkat çekti. Oran, devleti bölmek istedikleri iddialarına ise, “Federalizmle ilgili tek bir sözcük yoktu, üniter devletin nasıl güçleneceğine dair öneride bulunduk” yanıtını verdi. Türkiyelilik kavramının başbakanlar tarafından dahi dile getirildiğine dikkat çeken Oran, “Bu, ülkede kendine Türk diyemeyenlerle ilgili bir sorun. Ne yapacağız bunları? Yarısını tava, yarısını ızgara mı yapacağız” dedi. “Raporu yırtan şahıs değil, biz mahkeme önündeyiz” diyen Oran, iddianamede, “Anayasa Mahkemesi’nin aşağılandığı” iddiası olduğunu belirterek, “Ben aynı konferansı Anayasa Mahkemesi salonunda verdim, kimse aşağılama olarak algılamadı” dedi.

‘İnsan hakları kurumları bağımsız olmalı’
Konferansın açılışında konuşan SBF İHM Başkanı Prof. Dr. Gencay Saylan, Türkiye’deki ulusal insan hakları kurumları deneyimini kritik bir gözle değerlendirmeyi ve dünya uygulamasının çeşitli kesitlerini tartışma konusu yapmayı amaçladıklarını belirtti. Heinrich Böll Stiftung Derneği’nden Ekrem Eddie Güzeldere ise Türkiye’de kimi kurumların kurulması yoluyla olumlu gelişmelerin sağlandığını belirtti. Güzeldere, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nu örnek göstererek, bu tür kurumların siyasi ve finansal bağımsızlığının önemli olduğunu söyledi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ulusal Kurumlar Dairesi Koordinatörü Orest Nowosad, ulusal insan hakları kurumlarının isimlerinin değil, ürettikleri sonucun doğru ve somut olmasının önemli olduğunu ifade etti. Devletin yardım etmemesi durumunda bu kurumların geçerliliğinin kalmayacağını ifade eden Nowosad, uluslararası ilkelerin uygulanmamasının da, uluslararası platformda tanınmama sorunu yaratacağını dile getirdi.
‘Bağımsızlık ses getirir’
Kişilerin tek tek ekonomik, siyasal ve kültürel haklara erişmesi için de kurumların çaba göstermesi gerektiğine işaret eden Nowosad, Türkiye için “özelleştirmenin bireylerin haklarına ulaşmasında yaratacağı güçlükler”i örnek verdi. Hakları hem korumak, hem artırmak için çalışılması gerektiğini belirten Nowosad, “Ben bir konu ile ilgili bu kurula gelmişsem ve eve gittiğimde hiçbir şey elde etmemişsem, bu kurum geçersizdir” diye konuştu.
İnsan hakları kurumlarında çalışanların bağımlı ya da baskı altında olması durumunda uygulamada yardım edemeyeceklerini ifade eden Nowosad, bu kurumların yasal olarak tanınmalarını, Anayasa’da bu tür kurumlara yer açılmasını önerdi. Ekonomik bağımsızlığın da önemini vurgulayan Nowosad, devletin bu kurumları finanse etmemesi durumunda, dış kaynaklara yönelineceğine, bunun da “hibe alınan yerler tarafından yönetilme” durumunu ortaya çıkaracağına işaret etti.


Başa dön


MİT Öcalan’la görüştü
Hürriyet gazetesi Yazarı Ertuğrul Özkök, MİT Müsteşarı Emre Taner’in Abdullah Öcalan’la görüştüğünü yazdı. Özkök, askeri yetkililerin daha sonra MİT’in İmralı ile ilişkisini kestiğini ifade etti.
Görüşmenin bugüne kadar devlet arşivlerinde “gizli” tutulan bir bilgi olduğunu belirten Özkök, dünkü köşesinde şunları yazdı; “Şenkal Atasagun’un müsteşarlık görevi yaptığı sırada üst düzey bir MİT yetkilisi, İmralı’ya giderek bölücü örgütün başı Abdullan Öcalan’la görüştü.
Bu, Türk devletinin, sorgulama sırasındakinin dışında bölücü örgüt lideriyle ilk temasıydı.
Bu buluşmanın en ilginç yanına gelince.
MİT adına bu görüşmeyi kim yaptı?
MİT’in bugünkü Müsteşarı Emre Taner.
Yani o görüşmeden sonra MİT Müsteşarlığı’na terfi etti.
Tam olarak teyit edemedim.
Ama Emre Taner, İmralı’da baş başa kaldıkları an Öcalan şunu söylemiş:
Bugüne kadar neredeydiniz?..”
Yazısında, görüşmede nelerin konuşulduğunu tam olarak öğrenemediğini, ama Öcalan’ın bazı mesajlar verdiğini tahmin ettiğini anlatan Özkök şöyle devam etti; “Örgütüne direkt mesaj gönderme imkanının bulunmamasından şikayet etmiş, ‘Mesajımı dağdaki adama neyle ileteceğim? Bir mektup yazmama bile izin verilmiyor’ demiş. Emre Taner, İmralı’dan ilerisi için umut verici bazı izlenimlerle dönmüş.
Ya sonra...
Sonra, askeri yetkililer MİT’in İmralı ile ilişkisini kesmişler.
“Başbakanlık’ın haberi vardı”
Görüşmenin, Öcalan’ın ‘sorgulanması’ çerçevesinde gerçekleşmiş bir buluşma olmadığını kaydeden Özkök, yazısında; “Yani bir teröristin sorgulanmasından öte bir anlam taşıyordu. O günkü MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un bilgisi dahilinde yapılmıştı.
Dolayısıyla Başbakanlık’ın, yani devletin de haberi vardı.
Yakın geçmişteki bu olaylara bakınca, biraz riskli olmakla birlikte içimden şu soruyu sormak geçiyor:
O gün Öcalan’la ilişki kuran MİT; acaba örgütün dışarıdaki kısmı ile de ilişki kuramaz mı?
Tabii ki örgütün içinde MİT’in istihbarat elemanı vardır.
Benim kastettiğim, istihbarat toplama düzeyinde değil.
Örgütü dağdan inmeye, silahı bırakmaya ikna amacıyla bu iş yapılamaz mı?
Biliyorum bazı kızgın insanlar hemen, ‘Devlet, terör örgütünü muhatap kabul etmez’ diyecek.
Elbette etmez.
Ama dünyanın bütün istihbarat birimlerinin bir görevi de budur.
Geldiğimiz noktada ülke olarak amacımızı ve stratejimizi çok iyi tayin etmeliyiz” ifadelerine yer verdi.
Hatırlanacağı gibi MİT Müsteşarı Emre Taner, geçtiğimiz günlerde de Mesut Barzani ile görüşmüştü.
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İrfan Dündar ise müvekilleriyle yaptıkları görüşmeler sırasında Öcalan’ın, soruşturma komisyonundan bazı kişilerin kendisiyle görüştüğünü aktardığını ancak bunların devletin hangi kademesinden olduğuna dair bilgisinin olmadığını söylediğini ifade etti.

SAVCI DA GÖRÜŞMÜŞTÜ
Abdullah Öcalan, geçtiğimiz hafta avukatlarıyla yaptığı görüşmede, Mudanya Cumhuriyet Savcısı’nın kendisiyle 1.5 saat süren bir görüşme yaptığını söyledi. Savcının Kongra-Gel ve Zübeyir Aydar’la bir ilişkisinin olup-olmadığını, ve onları yönlendirip-yönlendirmediğine ilişkin sorular sorduğunu anlatan Öcalan, böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını ifade ettiğini aktardı.
Kürtlere yakın internet sitelerinde yayınlanan görüşme tutanaklarına göre Öcalan şunları söyledi; “Onların kendi bağımsız karar mekanizmaları içinde hareket ettiklerini, kendi inisiyatifleriyle başka örgütlenmelere de gidebileceklerini, benim buradan onları yönlendirmemin söz konusu olamayacağını söyledim. Türkiye’nin üzerine oynanan oyunlara, yaratılmak istenen Türk-Kürt çatışmasının önüne geçmek için harcamış olduğumuz bunca emeğe rağmen halen benim çözümün önünde engel olarak gösteriliyor olmamı yine Demokratik Konfederalizm’e ilişkin görüşlerimi savcıya da net bir şekilde söyledim.”


Başa dön


Halk çözüm için adım bekliyor
Şemdinli’de incelemelerde bulunan Yurttaşlar Girişimi Heyeti, Başbakan Erdoğan’ın, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği” tanımının arkasında durması gerektiğini belirterek, Kürt sorununun demokratik çözümü için adım atmasını istedi.
Heyet arasında yer alan ve DİHA’ya konuşan ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Hakan Tahmaz, bölge halkının Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları olumlu karşıladığına dikkat çekti. Tahmaz şunları söyledi; “Başbakan’ın sözünün sahibi olması gerekiyor. Eğer sorunu çözmek istiyorlarsa Ali Kaya’nın görev kağıdının altında kimin mührü ve imzası varsa önce oradan başlasınlar. Eğer bu sorunu çözmek istiyorlarsa; Kara Kuvvetler Komutanlığı ve Bölge Jandarma Komutanlığı’nın sorumluluğu vardır, bunlar araştırılmalıdır. Bunu ne hakim ne de savcı yapabilir. Bunu tek yapacak olan kurum Başbakanlığa bağlı Teftiş Kurulu’dur.”
‘Çelişkili mesajlardan vazgeçilmeli’
Sanat Yönetmeni Vecdi Sayar ise, Erdoğan’ın “TC vatandaşlığı üst kimliği” ifadesinin ardından parti tabanına zorunlu mesajlar vererek, çelişkiye düştüğünü söyledi. Sayar, “Türkiye’deki Türk halkına Kürt sorununun daha iyi anlatılması lazım. Türkiye’deki aydınlar bunu yapmaya hazırlar ve bunu yapmaya gayret ediyorlar. Ama biraz daha devletin de destek vermesi lazım. Eğer bu sorunu çözmek istiyorlarsa “Türkleri icabında kışkırtalım, icabında durduralım” şeklinde politika yürütmek yerine Kürt sorununu tanımaları ve sorunun çözümünü birlikte aramaları gerekiyor. Aksi takdirde bu ikilemlerle bazı sorunların çözümündeki ayakların sakat kalacağı şüphesizdir” diye konuştu.
‘Roj TV kapatılmamalı’
Eski Milletvekili Ercan Karakaş da, Kürt kavramını kullanmanın yeterli olmadığını belirterek, “Şimdi somut adımların zamanı. Kürt kesimlerin talepleriyle ilgili hükümetin çözümleyici adımlar atması gerekiyor” dedi. Roj TV’nin kapatılmasına yönelik girişimlere değinen Karakaş, “Burada yaşayan insanların kendi dilinde yayın yapmazsanız insanlar bunu mutlaka başka şekilde yapacaklardır. Bence buna karşı çıkacak yerde televizyonlarda yayın yapma konusunda özgür bırakmak gerekiyor” diye konuştu.
‘Halk birlikten yana’
Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ise, bölge halkının taleplerine işaret ederek, “Buraya geldiğimde benim düşüncelerim değişmedi aksine ne kadar isabetli düşündüğümü güçlendirdi. Bir defa bölge halkı şiddete karşı. Bölge halkının aklında en ufak bir bölünme, ayrılma ya da devlet kurma tavrını zerre kadar görmedim. Hükümet kararlı yolda devam ederse inanıyorum ki bu kimlik söylemi talebi bir siyasi çatışma olmaktan çıkar” dedi.


Başa dön


Gözler Kapalıçarşı’ya çevrildi
İstanbul/EVRENSEL
Eminönü’nde altgeçitte kanalizasyon temizleme çalışması yapan belediye işçilerinin metan gazından zehirlenerek yaşamını yitirmesinin yankıları sürerken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi savcılığa suç duyurusunda bulunma kararı aldı.
Olay yerindeki incelemenin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) yapılan yazılı açıklamada, gazın yağmur suyu kanalına Kapalıçarşı’da altın ve gümüş işlemeciliği yapan dükkanlardan gelmiş olabileceği bildirildi. Söz konusu kanalizasyonda 15 yıldır temizlik çalışması yapılmasına karşın ilk kez böylesi bir durumla karşılaşıldığı belirtilen açıklamada, Büyükşehir Belediyesi’nin olayda kusuru olmadığı iddia edildi.
Topbaş’ın açıklaması
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise olayın atık sudan kaynaklanan metan gazı mı, yoksa kuyumcuların çalıştığı siyanür veya başka bir malzemeden mi olup olmadığına ilişkin araştırmaların devam ettiğini belirterek, “Olay, yağmur suyu kanalına atık su veya oradaki kuyumcuların kullandıkları siyanür veya benzeri kimyasal malzemenin banyo sularının bağlanmasından ortaya çıkan bir problem olarak görülüyor. Tahmin bunun üzerine yoğunlaşıyor” diye konuştu.
Kaçak bağlantı
Mayın patladı: 2 asker yaralı
Elazığ’ın Arıcak ilçesinde yola döşenen mayının patlaması sonucu 2 asker yaralandı. Yaralı askerler helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesi’ne kaldırılırken, durumlarının iyi olduğu belirtildi. Arıcak ilçesi Bükardı beldesi mevkiinde yaya olarak arazi arama çalışması yapan askerler, yola döşenen mayına bastı. Meydana gelen patlamada, askerlerden M.A. ve M.B. yaralandı. Yaralılar, Diyarbakır Asker Hastanesi’ne kaldırıldı.
Bölgedeki 56 belediye başkanı DTP’ye katılacak
Güçbirliği listelerinden seçimlere giren 56 belediye başkanı, 15 Aralık’ta Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) katılma kararı aldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe’nin de aralarında bulunduğu 5 il ve 51 ilçe ve belde belediye başkanı 15 Aralık’ta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konukevi’nde yapılacak törenle DTP’ye katılacaklar. Törene DTP eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un yanı sıra DTP Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ile yöneticileri de katılacak.
Öğretmene bıçaklı saldırıya protesto
Sungurlu Lisesi Öğretmeni Mustafa Karamanlı’nın evinin önünde eşi ve çocukları ile birlikte bıçaklı saldırıya uğraması, eğitim işkolunda örgütlü sendikaların ortak eylemiyle protesto edildi.Eğitim Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim Bir-Sen ve Besen’in çağrısıyla Atatürk Meydanı’nda toplanan öğretmenler, saldırganların bir an önce yakalanması çağrısında bulundular.Basın açıklamasında ayrıca, eğitim sisteminden kaynaklanan sorunların sorumlusu olarak öğretmenleri hedef gösteren, öğretmenlerin çalışma saatlerinin az olduğunu televizyonlarda dile getiren yetkililerin saldırılara çanak tuttuğu ifade edildi.Basın açıklaması, insanca bir yaşam talebinin dile getirildiği sloganlarla sona erdirildi.
Sosyal Bilimler Kongresi başlıyor
Sosyal bilimciler Türkiye’yi ve dünyayı konuşmak için bir araya geliyor. Bugüne ve yaşananlara eleştirel bakan sosyal bilimcilerin yan yana geldiği Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin (TSBD) düzenlediği 9. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi bugün başlıyor. Sosyal bilimlerin tüm disiplinlerinden akademisyenler sosyal bilimlerin toplumsal sorunlara yaklaşımını tartışacak. 56 oturumun gerçekleştirileceği kongre üç gün boyunca Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapılacak. Kongrenin açılış konuşmalarını ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut ve TSBD Başkanı Korkut Boratav yapacak. ‘Sosyal Bilimcilerin Dünü Bugünü’ başlıklı açılış bildirisi ise Prof. Dr. Bilsay Kuruç tarafından yapılacak.Türk Sosyal Bilimler Derneği, Türkiye’de sosyal bilimler alanında çalışanların oluşturduğu kamu yararına faaliyet gösteren bilimsel bir kuruluş. Tüzüğünde yer aldığı şekliyle, TSBD: Türkiye’de sosyal bilimlerin gelişmesine hizmet etmeyi, bu yolda çalışmalar yapmayı ya da yapılan çalışmaları desteklemeyi, sosyal bilimler alanında görgül araştırmaların çoğalmasını özendirmeyi, araştırma ve yayın yolu ile Türkiye’nin düşünce yaşamına katkıda bulunmayı amaçlıyor.TSBD, aynı zamanda, Türk sosyal bilimcileri arasındaki iletişimi artırmayı, Türk sosyal bilimcileri ile yabancı meslektaşları arasında yakınlaşma ve işbirliği sağlamayı ve ortak çalışma olanakları yaratmayı da öncelikli amaçları arasında görüyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net