Türkiye tarımının 2000’de başlayan IMF ile serüveni beş yılını doldurdu ve Mayıs 2005’te yeni bir Stand-by anlaşması ile tekrar yenilendi. Türkiye tarımı üzerinden adeta silindir gibi geçen IMF politikalarının tarımdaki tek etkisi tahribat oldu.
Bursa Ziraat Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan raporda, 5 yıl içinde Türkiye’de tarım alanlarının azaldığı, üretimin düştüğü, ihracatın gerilediği, ithalatın arttığı ve üreticinin giderek yoksullaştığı çarpıcı bir şekilde ortaya kondu. Rapora göre, 1977-2002 döneminde tarım sektörü yüzde 31 oranında büyürken, üreticinin eline geçen para yüzde 40 geriledi. Üretim arttı, ancak üreticinin zararı artışla telafi edilemedi. Tarımdaki tahribat, tarımın yıllardır ekonomiye yaptığı katkıyı da etkiledi. 1980-99 arasında ortalama yüzde 18 dolayında tarım sektörü Gayri Safi Milli Hasıla’ya katkı sağlarken, IMF politikaları bu rakamı 2000-2004 döneminde yüzde 13’e indirdi.
Tarımın en önemli lokomotifleri olan KİT’lere el atıldı. Ziraat Bankası tarımdan kopartıldı. Tarişbank’a el konulup başka bir bankaya devredildi. Tarımsal kredi faiz oranlarında uygulanan sübvansiyon Mart 2000, kimyasal gübre desteği Ekim 2001, tohum ve tarımsal ilaç destekleri ise Aralık 2001 sonundan itibaren kaldırıldı. 1998-2004 döneminde buğday fiyatları 7 kat artarken girdi fiyatları 8.4 kat arttı.
Son 10 yıllık (1994-2003) ortalamalara göre kamuya ait gübre fabrikalarının gübre üretimindeki payı yüzde 42 idi. 2004-05 döneminde bu tesislerin tümü özelleştirilerek kamu gübre üretim ve dağıtımından çekildi. Gübre fiyatları 2004 yılında yüzde 40 arttı. 1999 yılında 5.6 milyon ton olan kimyasal gübre tüketimi, 2004 yılında yüzde 7 dolayında bir gerileme ile 5.2 milyon tona düştü. Tarımsal girdilerde büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye’nin bu bağımlılığı arttı. 1990-99 döneminde gübre tüketiminin ortalama yüzde 24.8’i ithalat yoluyla karşılanırken, IMF politikalarının uygulandığı 2000-04 döneminde bu rakam yüzde 43.9’ a çıktı.
KİT’LER ÖZELE
Özelleştirme tarımdaki bu tahribatın önemli bir parçası haline getirildi. 2000-05 yılları tarımda özelleştirmenin ivme kazandığı bir dönem oldu. Tarımsal KİT’ler ya kapatıldı, ya işlevsiz hale getirildi, ya da özelleştirildi. EBK, ORÜS, TZDK ve TÜGSAŞ’a ait işletmelerin özelleştirilmesine devam edildi. TİGEM işletmelerinin ortaklık yöntemiyle özel sektöre kiralanmasına başlandı. Sigara, Şeker Fabrikaları özelleştirme kapsamına alındı. Böylelikle yerli ya da yabancı tekellere yeni vurgun olanakları sağlandı.
DGD ALDATMACASI
Tarımdaki tüm girdi, kredi fiyat ve desteklerin kaldırılarak dünyanın hiçbir ülkesinde tek başına uygulanmayan doğrudan gelir desteğine (DGD) geçilmesi; gerek üreticiler gerekse bölgeler arasındaki gelir eşitsizliklerinin daha da artmasına yol açtı. Toplam çiftçinin yüzde 5’i DGD ödemelerinin yüzde 25’ini alırken, çiftçilerin yüzde 65’i bu ödemelerin yine yüzde 25’ini alabildi. İller arasındaki dengesizliksizlik de dikkat çekici. Büyük toprak sahipliğinin yaygın olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinden Şanlıurfa’da çiftçinin aldığı ortalama DGD 2.1 milyar TL iken, küçük ölçekli işletmelerin yaygın olduğu Doğu Karadeniz Bölgesi illerinden Ordu’da 433, Giresun’da 373, Trabzon’da 241, Rize’de ise 209 milyon TL.
Tüm bu politikalar sonucu üreticinin eline geçen para ile üreticinin ödediği fiyatlar arasındaki fark giderek büyüdü. 2002 yılında tarımsal fiyatlarla sanayi fiyatları arasındaki fark yüzde 36 oranında tarım aleyhine açıldı. 2000’de milli gelirden yüzde 16 oranında pay alan üreticilerin payı, kriz yılı olan 2001’de milli gelirin yüzde 13’üne geriledi. Bu düşüş 2002’de de sürdü ve milli gelirin yüzde 12’sine indi. Üreticinin milli gelirden aldığı pay dolar bazında 2000 yılında 22 milyar dolar iken, 2001 yılında 13 milyar dolar, 2002’de ise ancak 16.3 milyar dolar oldu. 1977-2002 döneminde tarım sektörü yüzde 31 oranında büyürken, çiftçinin cebine giren para yüzde 40 geriledi.
ŞEKER VE TÜTÜNE ÖZEL İLGİ
2000 yılında 18.8 milyon ton olan şekerpancarı üretimi, IMF’ye verilen ekim alanlarının daraltılması taahhüdü ve Şeker Yasası’nın ardından 2004 yılında 13.5 milyon tona geriledi. Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesi öngörülürken, şeker üretimi kısıtlanarak suni tatlandırıcılara geniş kota tanınması gündeme geldi. Öte yandan şekerpancarı ekim alanlarının daraltılması, 450 bin üretici aile ve şekerpancarı tarımında çalışan 100 bini aşkın işçinin gelir kaynaklarını kısıtladı.
2002’de çıkartılan Tütün Yasası ile destekleme alımları kaldırılarak sözleşmeli üretim sistemine geçildi. Tütün üreticisinin örgütsüz olması nedeniyle bu sistemde fiyatlar alıcı firmalar belirlenmeye başlandı. Üretici sektörden kopmak zorunda kaldı. 1999 yılında 251 bin ton olan tütün üretimi 2004 yılında 129 bin tona; 578 bin olan ekici sayısı ise 274 bin kişiye düştü. Aynı şekilde TEKEL’in destekleme alımlarının toplam üretimdeki payı 1999’da yüzde 72 iken, 2004’te sözleşmeli alımdaki payı yüzde 28’e indi. 1999 yılında sigara piyasasının yüzde 70’ini elinde tutan TEKEL, 2001 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na (ÖİB) devredildi. ÖİB’ye geçtikten sonra yatırımları tümüyle durdurulan TEKEL, hızlı bir erime sürecine girdi, sigara piyasasındaki payı 2004’te yüzde 47’ye düştü.
NÜFUS ARTTI TARIM GERİLEDİ
1990’lı yılların başında 56 milyon olan Türkiye nüfusu, 2004 yılında 71 milyon oldu, yani 13 yılda yüzde 25 dolayında arttı. Ancak dış güdümlü politikalar yüzünden tarım ve hayvancılık ya yerinde saydı ya da geriledi. 1980-2003 arasında nüfus yılda ortalama yüzde 2 dolayında artarken, tarımdaki üretim artışı yüzde 1’de kaldı. 1990 yılında yaklaşık 27.3 milyon hektar olan tarım alanı, günümüzde 26 milyon hektara düştü. 1994’te 9.8 milyon hektar olan buğday ekim alanı 2003 yılında 9.3 milyon hektara geriledi.
HAYVANCILIK DA ERİDİ
Hayvan varlığındaki erime de devam etti. 1999-2003 yılları arasında koyun sayısı 30.3 milyon baştan 25.4 milyon başa, sığır sayısı 11 milyon baştan 9.8 milyon başa geriledi. Kırmızı et üretimi ise yüzde 28’lik bir gerilemeyle 511 bin tondan 367 bin tona düştü.