www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Fuarda Mardin şöleni
Bayılıyorum şu “Filenin Sultanları”, “Boğazın Aslanları”, “12 Dev Adam” gibi laflara. Bazı kentlerimizin adlardı da öyle değil mi? Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa gibi… Bir ara Diyarbakır’ı da “Doğu’nun Paris’i” diye adlandırıyorlardı.

12 Eylül sanatın içini boşalttı
Evrensel Kültür Merkezi’nin düzenlediği forumda 12 Eylül darbesinin kültürel alandaki yarattığı tahribat tartışıldı. Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner’in yönettiği forumda Şair Kemal Özer, 12 Eylül’ün “malzemesi hayat olan edebiyatı yok ettiği”ni vurgularken, Cengiz Gündoğdu, “12 Eylül gerçekçi edebiyatın belini kırmıştır” dedi.

Demirel karikatürleri
   Ankara’da sergileniyor

Sergilenen karikatürler 1962 yılından bu yana Tan Oral’ın çizmiş olduğu eserlerin 87’sinden oluşuyor. Sergi 26 Eylül 2005 tarihine kadar izlenebilecek.


Fuarda Mardin şöleni
Bülent Habora
Bayılıyorum şu “Filenin Sultanları”, “Boğazın Aslanları”, “12 Dev Adam” gibi laflara. Bazı kentlerimizin adlardı da öyle değil mi? Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa gibi… Bir ara Diyarbakır’ı da “Doğu’nun Paris’i” diye adlandırıyorlardı. Şimdilerde de, “kentimizi küçük Venedik yapacağız” diyen belediye Başkanları çıktı ortaya. Bu “Yapacağız”cıların en ünlüsü İzmir eski Belediye Başkanı Burhan Özfatura’ydı. O da İzmir’i “Akdeniz’in incisi” ve “Akdeniz’in yıldızı” yapacaktı, kentin en işlek anayolunun k.k. kokusuyla ün kazandığı yıllarda.
11 Eylül 2005, Pazar günü İzmir’in ortasındaki Evka-2’de, ben sabah gazetelerini saat 9’dan sonra alabildim. Sen, “Akdeniz’in yıldızı” değil, “Samanyolu Galaksisi” olsan ne yazar ?
74. İzmir Enternasyonal Fuarı’nda da Kültürpark’ı, Newyork’un Central Park’ına benzetmeye kalkmışlar. İki atlı polis dıgıdık dıgıdık diye dolaşıyorlar ve çocuklar çok eğleniyor. Şimdi o kalabalıkta bir kapkaç olayı olsa, atlı polisler kalabalığın içine dalsa, acaba kaç kişi panikten mevta olur?
İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, fuarı biraz olsun “panayır”lıktan kurtarmış. Artık lahmacunlar gizli gizli satılıyor. Ama lunapark ve bazı standlardan bangır bangır, “Şinanay yavrum şinanay” türküleri ortalığı kaplıyor.
İzmir Fuarı, “varlığı”nı sadece yayıncıların, kitapçıların bulunduğu kapalı mekanlarda gösteriyor. Kültür Park, sabahın saat 11.00-12.00’sinden itibaren dolmaya başlıyor. Ama kitapçıların bulunduğu yer saat 17.00’de açılıyor. Bu saatten sonra da güneş etkisini yitirdiği için halk kapalı yerlere girmektense açıkta dolaşıyor… Yani “kitap” bir kez daha kazık yemiş oluyor…
Söyleşi salonları ise devletin Hazinesi gibi, bomboş. Çünkü kapalı mekan. Ama geçen yıl hınca hınç doluyordu, çünkü açıktaydı. Yalnız bu kapalı yerlerin bir kıyağı var: Klimalı. Millet dışarıda “uf-puf” derken bizler neredeyse üşüyorduk. Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir temsilciliği stadında oturmaktan gerçekten çok keyif aldım. Sakin, sessiz ve serin…
Merhaba Mardin
Kitapçıların karşısındaki salonda, çok geniş bir alanda Mardin Belediyesi’nin düzenlediği “Taşın ve inancın şiiri Mardin” bölümü vardı. Tunus, onur konuğu ülke olarak yer alıyordu, dünyadan. Mardin de Türkiye’den katılıyordu, “Onur Konuğu Kent olarak İzmir’den birçok belediye stand açmıştı, ama Mardin’inki bir başkaydı. Reklamın ağır bastığı yerleri gezmesini sevmeyen biri olarak, ben bile üç-dört kez gezdim, izledim. Önce duyduğum, ama hiç görmediğim bir kentti, Mardin.
Mardin üzerine en geniş bilgileri, ilk kez, dostum, ağabeyim Erol Toy’dan almıştım, 15-20 yıl önce. O zamandan bu yana ürkeklikle dolu (neden, bilmiyorum) bir merakım vardı.
Mardin bölümünü dolaşırken bu merakımı gidermeye çalıştım. Öylesine güncel, öylesine öğretici bir bölüm ki… Daha ilk baştan, verdikleri broşürlerle, haritalarla, Mardin Belediye Başkanı Sayın Metin Pamukçu’nun deyimiyle, “Türkiye’nin taşkenti, dünyanın başkenti Mardin”i tanıyordu insan.
DEHAP’lı, AKP’li ya da başka bir partili olabilir Mardin’in Belediye Başkanı Metin Pamukçu, hiç umurumda değil. Önemli olan kentini, insanlarını sevmesi. Tabii yalnız başına değil, yanında Mardin Belediyesi’nin emekçileri de var. Örneğin Belediye Başkan Yardımcısı Deniz Beşenk, Kültür Müdürü Mehmet Baran ve diğerleri. O koca standa gelen herkesle ilgileniyorlardı. Bir süre uzaktan izledim onları, biraz da “muhaliflik yapayım,” düşüncesiyle. Ama göremedim…
“Onur konuğu kent: Mardin” standını yazıyla anlatmak zor, görmek gerekli bence…


Başa dön


12 Eylül sanatın içini boşalttı
Evrensel Kültür Merkezi’nin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde önceki gün düzenlediği forumda “12 Eylül’ün Kültür Alanındaki Tahribatları” tartışıldı. 25 yıl önce yapılan askeri darbenin, ülkede pek çok şey gibi kültürü de tahrip ederek kültürel yozlaşmayı zaman içinde yerleştirdiği vurgulanan forumu Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer yönetti.
Muzaffer İlhan Erdost, Demirtaş Ceyhun, Şanar Yurdatapan, Gülsen Tuncer, Hasan Kıyafet, Cengiz Gündoğdu, İbrahim Çiftçioğlu, Canol Kocagöz ve Gülsüm Cengiz’in konuşmacı olarak katıldığı forumda yapılan konuşmalarda, özellikle ‘toplumsal bellek kaybı’na dikkat çekildi.
12 Mart, 12 Eylül...
İlk konuşmayı yapan Muzaffer İlhan Erdost, aydınların zaman zaman ülkede oynanan oyunun farkına varamadıklarını, olayları derinlemesine ve çok boyutlu olarak kavrayamadıklarını belirterek, 12 Eylül ve 12 Mart gibi tarihleri iyi kavramak gerektiğini söyledi. 12 Mart’tan sonra güçlenen sola karşı, yeni faşistleştirme hareketlerinin başladığını ve sol üzerinde baskının arttığını ifade eden Erdost, 1974 ile 1980 arasında 5 bin kişinin öldüğünü söyleyerek “Sokak giderek kana bulanıyordu” dedi.
12 Eylül’ün Türkiye’de büyük kültürel kırılmalar ve yozlaşmalar yarattığını belirten Adnan Özyalçıner de düşünce ve anlatım özgürlüğü olmadıkça, en temel insan haklarının bile bulunamayacağını belirterek Türkiye Yazarlar Sendikası’nın 12 Eylül döneminde uğradığı baskıları ve TYS’ye açılan davayı anlattı. Demirtaş Ceyhun ise Türkiye’nin Amerikan egemenliği altına girdiği yılları anlatarak, geçmişin bilinmesinin önemi üzerinde durdu. “12 Eylül’ü sadece birkaç subayın düzenlediğini düşünmek mümkün mü” diye soran Ceyhun, “Askeri darbeleri değerlendirirken soğuk savaş gerçeğini göz ardı etmemek lazım” dedi.
12 Eylül’den kısa süre önce yurtdışına çıktığını söyleyen Şanar Yurdatapan, sanatçıların farklı politik kimlikleri nedeniyle 12 Eylül’de birleşip direnemediğini iddia etti. “Biz mahkemelere davalara giderken, utandık bir şey demeye; çünkü arkadaşlarımız işkencedeydi” diyen Sennur Sezer de Türkiye’de kalan aydınların verdiği mücadeleye değinerek, “Demek ki sesimiz Avrupa’ya gitmiyormuş” diye konuştu.
Bilendik, bilinçlendik...
Gülsen Tuncer ise kendi yaşadıklarının ancak bir dipnot olacağını belirterek, 12 Eylül sonrası yaşadığı sıkıntılara kısaca değindi. “Ağır bir ekonomk baskı altına alındık. İş alamaz olduk. İsimlerimize yasak kondu. Oyun verilmiyordu. Erozyonu gördük. Ama bilendik, bilinçlendik ve notlarımızı aldık” dedi. Yurtdışına çıkan sanatçılara yönelik eleştiriler de yönelten Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Belleğimizi kaybettik. Çünkü 12 Eylül’de herkes fotoğraflarını, kitaplarını, mektuplarını, defterlerini yaktı. Ama umutsuz değilim yakılan ormanların yerine filizlerin doğduğunu gördüm. Toplumsal olaylar da doğa olayları gibidir” dedi.
Öğretmenlerin hâlâ şu kitabı alırsam, kütüphanemde bulunması suç olur mu diye sorduklarını belirten Hasan Kıyafet ise “Acının resmi çizilmez” dedi. Cengiz Gündoğdu ise 12 Eylül faşizminden sonra sermayenin sanata doğrudan girdiğini belirterek “12 Eylül Türkiye’de gerçekçi edebiyatın belini kırmıştır” dedi.
Umut her zaman...
Her şeye rağmen darbeden sonra yazmaya ve dergi çıkarmaya devam ettiklerini söyleyen Adnan Özyalçıner, darbeden bir buçuk ay sonra Yazko Edebiyat Dergisi’ni çıkardıklarını ve 12 bin bastıklarını belirtti. İşçi grevlerinde, direnişlerinde duvarlara karikatürler yaptıklarını anlatan Karikatürist Canol Kocagöz ise, “12 Eylül aydınların ürünlerini yok etti” dedi.
Kemal Özer ise 12 Eylül’ün şiir üzerindeki etkisine değinerek, “12 Eylül, şiirde yaşam kavramının değiştirilmesine, içinin boşaltılmasına neden oldu. Böylece şiir, yaşamı toplumsal ve siyasal boyutlarıyla anlatmaktan çok uzak durdu. Malzemesi hayat olan edebiyat yerine, malzemesi edebiyat olan edebiyat karşımıza çıkarıldı” dedi.
Ressam İbrahim Çiftçioğlu da, 12 Eylül’ün yarattığı kirlenmeye dikkat çekerken, son konuşmacı Gülsüm Cengiz 12 Eylül’den sonra çocuk ve gençlik edebiyatına hakim olan gerici, dinci havanın sonuçları üzerinde durdu. Gülsüm Cengiz, sözlerini “Umut her zaman var” diyerek tamamladı.


Başa dön


Demirel karikatürleri Ankara’da sergileniyor
Tan Oral’ın “Demirel ve Demokrasi” adlı karikatür sergisi Ankara Doku Sanat Galerileri’nde, önceki akşam yapılan kokteylle açıldı.
Sergilenen karikatürler 1962 yılından bu yana Tan Oral’ın çizmiş olduğu eserlerin 87’sinden oluşuyor. Sergi 26 Eylül 2005 tarihine kadar izlenebilecek. Tan Oral, Süleyman Demirel’in karikatüristlere bolca malzeme olmasını şöyle açıklıyor:
“Demirel, siyasal yaşamda, inanılması zor iniş çıkışlarla dolu, kırk yılı aşkın uzun bir süre var olmuş, etkili olmuş ve gündemde kalmış ilginç bir siyasetçidir. Böylesine renkli bir politik kişiliğin mizahın ve onun çizgilisi olan karikatürün baş konularından biri olması da kaçınılmazdı ve de öyle oldu. Onun icraatı ve sözleri kadar, hali, tavrı, şapkası, tombul çehresi ve kilolu bedeni de, çizerlere bitmez tükenmez zenginlikte esin kaynağı olmuştu. Bir dönem geldi, bir çizgi amatörü için bile Demirel portresi çizebilmek, neredeyse karikatür sanatıyla eş anlamlı sayılmaya başladı.”
Homur, 12 Eylül için iki ayrı dergi çıkardı
Mizah dergisi Homur, 1980 askeri darbesinin 25. yılında 12 Eylül konulu iki ayrı sayı çıkardı. Türkiye’de ilk kez bir derginin bir özel gün için iki sayı birden çıkardığını belirten karikatürist Canol Kocagöz, ellerinde 12 Eylül’le ilgili pek çok malzeme bulunduğunu söyledi. “Bir 12 Eylül Klasiği Kenarado’nun şifresi” başlığıyla Birleşik Metal İş Sendikası tarafından çıkarılan Homur’da pek çok karikatür ve yazı yer alıyor. Ayrıca dergide 12 Eylül bilançosu da ayrıntılı olarak veriliyor. Yetmişsekizliler için çıkarılan diğer Homur dergisinin manşetinde “Pinoche hapiste öteki Marmaris’te” başlığı yer alırken, yine darbeyle yaratılan Türkiye üzerine pek çok esere yer verildi. Ayrıca, Aziz Nesin’le Gülsüm Cengiz’in de birer şiiri yayınlandı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net