www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Öğretmenler bölünüyor
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ‘’Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Yönetmeliği’’, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik, öğretmenleri “aday öğretmen”, “öğretmen”, “uzman öğretmen” ve “başöğretmen” olarak basamaklara ayırıyor.

Mardin’de ‘güvenlik’ zirvesi!
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, bölgenin “asayiş” ve “güvenliği” için bölge valileri, jandarma alay komutanları, il emniyet müdürleri ve kaymakamlarla Mardin’de bir araya geldi.

‘Gençlerin öğrenme
   coşkusu beni çok etkiledi’

“Bergama’dan Dikili’ye Gençlik Buluşması” çerçevesinde gençlerle söyleşen Raul Marco, kamptaki gençlerin birlikte üretme ve paylaşma tutumunu çok önemli bulduğunu vurgulayarak şöyle dedi: “Özel olarak vurgu yapmak istediğim bir şey var o da paneller ve toplantılardaki gençlerin bilgi edinme coşkusu. “

Erdal 10 yıldır unutulmadı
Keçiören’in Ovacık Mahallesi’nde kendisinin ve komşularının evlerini korumak isterken faşist bir grup tarafından öldürülen Erdal Yıldırım bu yıl da anılacak.


Öğretmenler bölünüyor
Uğraş Vatandaş - Cemal Dursun
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ‘’Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Yönetmeliği’’, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Öğretmenler, yönetmelik kapsamında bu eğitim öğretim yılından itibaren ‘uzman öğretmen’ ve ‘başöğretmen’ olabilmek için yılda bir defa düzenlenecek merkezi sınava girecekler.
2005-2006 eğitim döneminde dört yıla çıkarılan lise müfredatının hayata geçirilmesi için öğretmenleri kariyerlere ayırarak nitelik yükseltme çabası içine giren MEB’in, 120 bini bulan öğretmen açığını kapatmak için ise sadece 10 bin 509 atama yapacak olması ise eleştirilere neden oluyor.
Yürürlüğe girecek yönetmelik, öğretmen atamaları ve eğitim sistemi ile ilgili olarak Eğitim Sen Genel Eğitim Sekreteri İsmail Sağdıç ile konuştuk.
Öğretmenleri sınıflandıracak olan yeni sisteme sendika olarak bakış açınız nedir?
Kamu yönetiminde ve kamu personel rejiminde yapılmak istenen değişikliklere paralel olarak hazırlanan yasa metni, “eğitimde toplam kalite yönetimi”, “verimlilik”, “sözleşmeli personel”, “esnek çalışma” gibi kavramları meşrulaştıran bir tarzda ve içerikte gündeme getirilmiştir. Yapılmak istenen; çalışan-yöneten ilişkisinde bağımlılığın hakim kılınması, iktidara yakın olanlarla, iktidarın uygulamalarını eleştirenlerin ayrıştırılmasını sağlamaktır. Yasa, çalışma barışını bozacak, öğretmenler arasındaki mesleki dayanışmayı ve paylaşmayı ortadan kaldıracak, onları yarışa sokarak aralarındaki güven ilişkisini zedeleyecek özellikler içermektedir. Örgütlü ve dayanışmacı kimlikleriyle ön plana çıkan öğretmenler arasında yapay bir hiyerarşi yaratılmak istenmektedir. Öğretmenler arasında farklı ücret politikası uygulamak, eşit işe eşit ücret ilkesini ortadan kaldıracaktır. Aynı okulda, aynı düzeydeki sınıfları okutan iki öğretmen arasındaki ücret farklılığı, telafi edilmesi güç sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Öğretmenleri, “öğretmen”, “uzman öğretmen” ve “başöğretmen” olarak derecelendirmenin eğitim sistemine ne gibi etkileri olacaktır?
Milli Eğitim Bakanlığı, “başöğretmen”, “uzman öğretmen”, “öğretmen” ve “aday öğretmen” tanımlamalarını, Türk Silahlı Kuvvetleri, polis teşkilatı, üniversiteler veya yargı alanındaki farklı görev tanımlamaları gibi açıklamak istemiştir. Oysa sözü edilen kurumlarda her derecelendirmeye uygun olarak belirlenmiş bir statü tanımı vardır. Bu kurumlarda görev yapanlar, çalışma ilişkileri üzerinden bulunduğu statünün tanımına uygun farklı görevlerle yükümlü sayılmıştır. Öğretmenlerin durumu ise bu örneklerden farklıdır. Çünkü ister “başöğretmen”, ister “uzman öğretmen” ya da öğretmen olsun, birer eğitimci olarak hepsi aynı işi yapacaktır. Bu nedenle yapılmak istenen derecelendirme sistemi öğretmenlik mesleği ile uyuşmamaktadır. Ayrıca; veliler de öğretmenleri seçerken derecesine göre hareket edecektir. Kayıt parası, zorunlu bağış gibi uygulamalar “başöğretmen” isteyenler için farklı, “uzman öğretmen” ya da “öğretmen” isteyenler için farklı olacaktır. Bu durum, farklı derecelerdeki öğretmenler için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Böylece öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenin saygınlığı öğrenci ve velilerin farklı değerlendirmeleri ile polemiğe açılacak, öğretmenin onuru büyük ölçüde zedelenecektir. Yasaya göre, öğretmenin sınava girmesi ile tıpkı öğrencilerimizin yaşadığına benzer adaletsizlikler ortaya çıkacaktır. Değişik bölgelerdeki okullarda öğretmenlik yapanlar arasındaki farklılıklar sınav sonuçlarına yansıyacaktır. Ayrıca sınavda alınan puanın, başka kıstaslarla birlikte değerlendirilecek olması beraberinde soru işaretleri taşıyacak, şaibeli ilişkiler devreye girebilecektir. Uygulama, şaibeli ilişkileri, eğitim kurumlarındaki kastlaşmayı, partizanlığı ve kayırmacılığı kışkırtacak özellikler taşımaktadır.
Yönetmelikle ilgili bir çalışmanız var mı? Neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Yönetmeliğe karşı hukuksal olarak çeşitli girişimlerde bulunmayı düşünüyoruz. Her şeyden önce bu şekilde gerçekleştirilecek bir düzenlemenin “eşit işe eşit ücret” uygulamasına ters düştüğünü düşünüyoruz. Bu noktada en kısa sürede gerekli hukuksal adımları atacağız. Zaten yönetmeliğe dayanak teşkil eden yasa da iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde bulunuyor.
Eğitim sisteminin acil çözüm bekleyen sorunları nelerdir?
Eğitim sistemi, herkese eşit ve parasız eğitimi ifade eden “eğitim hakkı” temelinde yeniden düzenlemelidir. Sorunları bizzat yaşayan eğitimciler olarak, eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkileyen sorunların bu temelden başlayarak hareket edildiğinde çözülebileceğine inanıyoruz. Öğretmenler yoksulluk sınırının, hizmetli ve memurlar açlık sınırının altında ücret almakta ve son derece güç şartlarda çalışmaktadırlar. Öğretmenleri derecelendirerek, onları sınıflandırarak eğitimin sorunları çözülemez. Eğitim sistemi herkesin eşit ve parasız şekilde yararlanabileceği ve hiç kimsenin eğitim hakkından mahrum bırakılmayacağı şekilde yapılandırılmalıdır. Ayrıca ücretler başta olmak üzere tüm ekonomik ve sosyal haklarda iyileştirme yapılması zorunludur. Ayrıca sözleşmeli, ders ücreti karşılığı ve vekil öğretmenlik uygulamaları önemli bir sorun. Bunların kadrolu çalıştırılması esas alınmalıdır. Bir önemli sorunda kalabalık sınıflarda, olmayan eğitim araç-gereçleri ile bilinmezlikleriyle bu yıl tam bir keşmekeşe dönecek olan yeni müfredat ve dört yıllık lise uygulamasıdır.
10 bin öğretmen atamasının daha yapılacak olması, öğretmen açığını ne ölçüde kapatır?
Önümüzdeki yıllarda, 30 kişilik sınıflarda, tekli ve normal eğitim yapabilmek için 3 bin 200 okula, 96 bin dersliğe ve 120 bin öğretmene ihtiyaç vardır. 2005/2006 eğitim öğretim yılında acil olarak 50 bin öğretmen atamasının yapılması gerekiyor. Önümüzdeki eğitim yılından itibaren yeni müfredatın da uygulanmaya başlamasıyla birlikte öğretmen açıkları noktasında ciddi sıkıntıların yaşanacağını düşünüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın rakamları, Eğitim Sen’in derslik ve öğretmen açıklarına yönelik açıklamalarını doğruluyor.

Kariyer nasıl belirlenecek?
Yönemeliğe göre öğretmenlik, adaylık döneminden sonra ‘’öğretmen’’, ‘’uzman öğretmen’’ ve ‘’başöğretmen’’ olmak üzere 3 kariyer basamağına ayrılacak. MEB’in eğitim-öğretim hizmetleri sınıfındaki toplam serbest öğretmen kadro sayısı içinde uzman öğretmen oranı yüzde 20, başöğretmen oranı yüzde 10 olacak. Uzman ve başöğretmenlik sınavına başvurularda eğitim-öğretim hizmetleri sınıfı kadrolarında bulunan lisans mezunu öğretmenlerden, adaylık dönemi hariç başvuru süresinin son günü itibariyle uzman öğretmenlik için öğretmenlikte 7 yıl, başöğretmenlik için uzman öğretmenlikte 6 yıl kıdem şartları aranacak. Alanında veya eğitim bilimleri alanında tezli yüksek lisans veya doktora öğrenimini tamamlayanlar, öğretmenlik kariyer basamaklarında yükselme sınavından muaf olacaklar. Sınavdan muaf olanların kariyer basamaklarında yükselmelerinde de kıdem şartı aranacak. Öğretmenlik kariyer basamaklarında yükselme sınavı, yılda bir defa olmak üzere ÖSYM tarafından yapılacak. Sınav, merkezi sistem ile çoktan seçmeli sorulardan oluşan testlerle, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik için ayrı ayrı düzenlenecek. Sınavda, 100 puan üzerinden 60 ve üzeri puan alan başarılı sayılacak. Adaylık dönemi hariç öğretmenlikte en az 13 hizmet yılını dolduran öğretmenlerden ilk defa yapılacak uzman öğretmenlik sınavını kazananlar, bir defaya mahsus olmak üzere 6 yıllık kıdem şartı aranmaksızın bu sınavdan sonra düzenlenecek ilk başöğretmenlik sınavına katılabilecekler.


Başa dön


Mardin’de ‘güvenlik’ zirvesi!
Kürt sorununun yakıcı bir şekilde tartışıldığı bugünlerde İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, bölgenin “asayiş” ve “güvenliği” için bölge valileri, jandarma alay komutanları, il emniyet müdürleri ve kaymakamlarla Mardin’de bir araya geldi. Toplantının açılışında konuşan Aksu, “Teröre prim ve cesaret verecek her türlü davranış mili birlik ve beraberliğimize, ülkemizin kalkınmasına ve aydınlık geleceğimize vurulan darbedir” dedi.
Güneydoğu’nun sorunlarını çok iyi bildiklerini ve bu konuları görüşmek üzere bölge valilileriyle bir araya geldiklerini kaydeden Bakan Aksu, şu bilgileri verdi; “Bölgede birinci olarak özellikle köylerimizin altyapısını destekleme projesini, ikinci olarak da terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması sırasında ortaya çıkan sıkıntıları ve 1994 yılında başlanmış olan Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi ile ilgili yapılan çalışmaları değerlendireceğiz. Hükümetimizin önem verdiği duble yol ve toplu konut üzerinde duracağız.”
‘Teröre prim yok’
Kültürel zenginliklerin temel farklılık gibi yansıtıldığını belirten Aksu, şöyle devam etti: “Ülkemiz yine bildiğiniz gibi kardeşi kardeşe kırdıran, milli servetimizin büyük bir kısmını boş yere heba olmasına sebep olan terör illetinden çok çekmiş ve binlerce vatan evladımız en verimli çağında bu terör belasına kurban olmuştur. Şunu herkes bilmelidir ki terörle bir yere varılamaz. Terör ancak kan, gözyaşı ve mağduriyet getirir. Diyoruzki teröre prim ve cesaret verecek her türlü davranış milli birlik ve beraberliğimize, ülkemizin kalkınmasına ve aydınlık geleceğimize vurulan darbedir. Her sorunu daha çok demokrasi, vatandaşlık ve daha çok refahla çözeceğimizden kimsenin endişesi olmasın.”
Geri dönüş
Çeşitli nedenlerle köylerinden ayrılan ailelerden gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin güvenlik içinde geri dönüşlerini sağlamak amacıyla 1994 yılında Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi başlatıldığını hatırlatan Bakan Aksu, “Bugüne kadar projenin uygulandığı 14 ilimizde güvenlik gerekçesiyle göç eden yaklaşık 360 bin vatandaşımızdan 127 bin 50 kişinin geri dönüşü sağlanmıştır” dedi.


Başa dön


‘Gençlerin öğrenme
   coşkusu beni çok etkiledi’
Erkan Araz
Evrensel Kültür Merkezi tarafından organize edilen “Bergama’dan Dikili’ye Gençlik Buluşması” çerçevesinde gençlerle buluşan İspanya Ekim Örgütü Lideri Raul Marco, gençlerle yaptığı söyleşide emperyalizme karşı verilen mücadelede gençlerin tutumunun önemine dikkat çekmiş, verdiği örneklerle de gençlerin uluslararası dayanışmayı örgütlü bir mücadeleye dönüştürmesinin gerekliliğinin altını çizmişti. Kamp boyunca gençlerle bir arada olacak olan Raul Marco ile kamp izlenimleri üzerine söyleştik.
Kamp hakkında edindiğiniz izlenimler nelerdir? Burada gerçekleştirilen etkinlikler hakkında neler düşünüyorsunuz?
Biz buraya geldiğimizde öyle bir oldu ki yüzlerce genç bizi karşıladı ve İspanyolca, İspanya’da cumhuriyetin kurulması için sloganlar atıyordu. Bunun için biz zaten yıllardır mücadele ediyoruz. Bu sloganı burada bu şekilde duymamız bizi çok duygulandırdı. İlk edindiğimiz duygu aslında geçici bir duygu değildi. Kaç gündür buradayız gençlerin duygusu her yere yansımış, kantine girerken beklemeleri, bekleme anında türküler söyleyerek halaylar çekmeleri, sevinçli ve disiplinli bir biçimde hareket etmeleri, çalışmalara katılmaları bu ilk anda edindiğimiz duygunun gerçek bir duygu olduğunu aynı anda da kanıtladı. Ayrıca sadece gençlerin coşkusu ve şevki değil aynı zamanda tanıdığımız Emeğin Partisi’nden yönetici yoldaşlarla da karşılaştık, onların da disiplin ve coşkusu, kampın başarılı bir şekilde geçmesi için çalışmaları, şimdiden yani kampın bitmemesine rağmen kampın tamamen başarılı sonuçlanacağının bir kanıtıdır. Özel olarak vurgu yapmak istediğim bir şey var o da paneller ve toplantılardaki gençlerin bilgi edinme coşkusu. Toplantılarda öyle bir sorular soruyorlar ki Irak’taki savaştan tutun da antiemperyalist mücadeleye kadar, halkların kardeşliğinden uluslararası dayanışmaya kadar daha fazla bilgi edinmek için soru soruyorlar. Bu da bence Emek Gençliği’nin kampın hazırlık süreci içerisindeki çalışmasının niteliğini gösteriyor. Bu türlü bilgi edinme duygusu ve daha fazla toplumu öğrenme duygusu birden gelişen şeyler değil, bu daha önce yapılan çalışmanın sonucu. Edindiğim izlenimlere göre kamp Türkiye’nin zenginliğini de aynı zamanda yansıtıyor. Konserlerden tutun da heykel, resim sergilerine kadar kültürel açıdan da bayağı zengin bir ortam. Örneğin çocuklarımız kampın başından beri kamptalar ve bize gelip daha fazla buralarda kalma ihtimallerinin olup olmadığını sordular. Lisan bilmemelerine rağmen kamptaki gençlik içersine tamamen entegre olmuşlar, buradaki coşkuyu buradaki neşeyi onlarda artık kendilerinde hissetmeye başlamışlar. Yani düzenlediğiniz kamptan gurur duyabilirsiniz. En azından biz Türkiyeli yoldaşların böyle bir kamp düzenlediğinden gurur duyuyoruz. Ayrıca kampa katılan Uzunburun köylülerinin konuşması hem bizi duygulandırdı ama aynı zamanda kendilerini sadece Emeğin Partisi’nin desteklediklerini söylemesi de yoldaşların çalışmasının niteliğini de gösteriyor.
Peki, organizasyonda gördüğünüz eksiklikler var mı?
Hayatta hiçbir şey zaten dört dörtlük olmaz, kesinlikle engeller çıkar. Bizim gördüğümüz kadarıyla burada bir eksiklik yok. Teknik eksiklikler söz konusu olabiliyor, başkaca eksiklikler söz konusu olabilir. Bir defa çalışmaya sarıldığımızda, çalışmaya başladığımızda eksiklikler giderilir. Elbette engeller çıkacaktır. Önemli olan mücadeleci bir ruh haliyle bu engelleri aşmak için çaba sarf etmektir.
Türkiye gençliğine söylemek istedikleriniz nelerdir? Kampta gerçekleştirdikleri etkinlikler hakkında neler söylemek istersiniz?
Gençlere söylemek gereken bir şey varsa o da kendi hayatları süreci içerisindeki, içinde bulundukları gençlik döneminin özelliklerini hiçbir zaman yitirmemeleri. Gençlik bolluk, enerji, dinamizm, daha fazla hareket etme, mücadeleye daha katılımcı olma, bu gençlik döneminin özellikleri. Bunları hiçbir zaman yitirmemeleri gerekir. Burada Nazım’ın şiirini tekrar hatırlatmak gerekir. “Hiçbir zaman en olumsuz koşullarda bile umutsuzluğa kapılmamak.” Kamptaki gerek toplantılardan olsun, gerek buradaki yaşam tarzından olsun en azından hem kapitalizmi hem baskıcı bir sistemi tanıma olanakları buldular. Ayrıca alternatif bir yaşam tarzını burada yaşayabildiler. Bunu burada yaşanılan on günle sınırlı tutmak doğru olmaz. Gençlerin burada edindikleri ayrıntılarla burada edindikleri bilgilerle, öğrendiklerini kendi günlük yaşantılarına da yansıtmaları gerekiyor. Yani kapitalist sistem baskısı, sömürüsü her yerde devam ediyor. Buna karşı mücadele edilmesi gerekiyor. Ama bunu tek başlarına değil örgütlü bir şekilde yapmaları gerekiyor. Örgütlü bir çalışmanın içerisine girmeleri gerekiyor. Ki bunu yapabildikleri koşullarda zaten kendi günlük yaşantılarındaki sorunları çözme yönünde olumlu adım atabilirler. Sorunun çözümü örgütlü çalışmadan geçiyor. Gençlerin unutmaması gereken başka bir özellik ise uluslararası dayanışma duyguları diğerlerine göre daha çabuk gelişen duygulardır. Gençlerde bu daha belirgindir. Tabii bunu örgütlü bir uluslararası dayanışmaya dönüştürmek gerekir.
Sizi kampta en çok etkileyen şey ne oldu?
Gençlik kampındaki gençlerin hep birlikte üreterek ve paylaşarak gerçekleştirdikleri üretime tanık oldum, gençliğin bu enerjisi gerçekten çok etkileyici bir şey. Bu coşku ve güzellik bizleri hem duygulandırıyor hem de heyecanlandırıyor.

Gençlik sendikacılarla buluştu
Bergama’dan Dikili’ye Gençlik Buluşması, kampa destek vermeye gelen işçi, emekçi ve sendikacılarla 4 bin kişiye ulaştı. Soma Maden-İş üyesi işçiler önceki akşam gelirken, dün de KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, SES Genel Başkanı Köksal Aydın, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Vicdan Baykara, Eğitim Sen İzmir 6 Nolu Şube Başkanı Adil Serim, Eğitim Sen İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Sezai Turan, Yapı Yol-Sen İzmir Şube Başkanı Medet Selvi, Tek Gıda-İş İzmir 6 Nolu Şube Başkanı Zaman Süer, Belediye-İş İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Süleman Karakaya, Belediye-İş İzmir 6 Nolu Şube Başkanı Atilla Pasin, Genel-İş İzmir 3 Nolu Şube Başkanı
Cafer Konca, Genel-İş İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Erkan Karaca ile SDP GYK üyesi Ecevit Piroğlu ve SDP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kahya kampı ziyaret etti. Kampı dolaşan işçi ve sendikacılar organizasyonun büyüklüğünü överken, Çiğli Organize Sanayi’de çalışan tekstil işçileri de kampa katılan genç işçilerle sohbet etti.
Kampta işçi gençler sorunlarını tartıştılar. İstanbul Tuzla tersane ve Ümraniye organize sanayiden; Çiğli tekstilden, Antep, Manisa ve Adana tarım işçilerine kadar onlarca genç işçi örgütlenmenin önündeki sorunları nasıl aşacaklarına dair deneyimlerini paylaştılar. Özellikle, tuzla tersanelerinde Evrensel gazetesi okur-yazar sayfası üzerinden aktarılan işçi yaşamları ile tersane işçilerinin nasıl örgütlenerek komite oluşturduklarını anlatmaları önemli bir örnek oldu.

Mizahçılar Dikili’de buluştu
“Dikili Barış, Demokrasi ve Emek Şenlikleri” kapsamında mizahçıların katıldığı “Kime, Neye Karşıyız” adlı panel düzenlendi. Arkadaş Kafe’de yapılan panele Mizah Yazarı Muzaffer İzgü ve karikatüristler Musa Kart, Tan Oral, Ercan Akyol, Semih Poroy katıldı.
Panelde söz alan Muzaffer İzgü, yöneticilerin mizahçıları hiç sevmediğini belirterek, “Çünkü mizahta alay var, otoriteyi yıkmak var” dedi.
Tarihin en eski mesleklerinden birini yaptıklarını söyleyen Musa Kart ise, karikatürü eski çağlarda yaşayan insanların mağara duvarlarına çizdiği resimlere benzetti. Toplumdaki çelişkilerden beslendiklerini vurgulayan Kart, “Bu çelişkilerin sonunda karşımıza toplumun tabuları çıkıyor. Bu tabular da hareket alanımızı kısıtlıyor” dedi. Kart karikatürün her zaman toplumun yararına olanı desteklediğini söyledi.
Emekçilerin zararına olan her şeyin karşısında olduklarını söyleyen Ercan Akyol, “Emekçilere zarar veren her olay bizim malzememiz” dedi.
Dünyada yaşananlara dışarıdan tanık olarak bakmadığını belirten Tan Oral, “Ben sistemden zarar gören biri olarak çiziyorum” dedi. “Düşman eleştirilmez, tavır alınır. Biz de dünyayı daha iyi yerlere getirmek isteyen dostlar olarak çiziyoruz” diyen Akyol, yöneticilerin sözlerini tutmaları ve herkesin birbirine karşı dürüst olması durumunda mizahın olmayacağını vurguladı.

Kazım Koyuncu Dikili’deydi…
Dikili gençlik kampında geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz Karadenizli Müzisyen Kazım Koyuncu da unutulmadı. Kumsalda önceki akşam düzenlenen “Kazım Gecesi”nde konuşan Kamp Komitesi’nden Erdal İmrek, Dikili Kampı’nı yapmaya karar verdiklerinde katılacak ilk ismin Kazım Koyuncu olarak belirlendiğini söyleyerek, “Hastalanınca onunla dayanışma konseri yapmayı düşündük. Onu kaybedince bu geceyi düzenlemeye karar verdik” dedi.
Kazım Koyuncu’nun müzisyen arkadaşı Harun Topaloğlu da, yaptığı konuşmada, “Kazım Çernobil kazasının neden olduğu kanser hastalığı yüzünden öldü. Ben de Karadenizliyim, Karadeniz’de her evde bir kanser hastası var” diye konuştu. Daha sonra Koyuncu’nun son verdiği konserlerden biri olan DİDF’in Emek Şenliği’ndeki görüntüleri sinevizyonda gösterildi. Sık sık “Kazımlar ölmesin, Çernobiller olmasın” sloganının atıldığı gecenin ilerleyen saatlerinde de Grup Günyüzü’nün söylediği Karadeniz ezgileri eşliğinde horonlar tepildi, halaylar çekildi. Ayrıca, gençler Çernobil kazasının Karadeniz’deki etkilerinin araştırılması talebiyle imza da topladılar. Mehmet Atlı, Vedat Ülger ve Serdar Keskin, verdikleri konserler ile gençlere unutulmaz dakikalar yaşattılar.


Başa dön


Erdal 10 yıldır unutulmadı
Erdal Yıldırım, on yıl önce Keçiören’in Ovacık Mahallesi’nde kendisinin ve komşularının evini korumak isterken, faşist bir çete tarafından evinin önünde öldürüldü. Erdal’ın öldürüldüğü yerde dikilen çınar, gölgesinde oturulacak kadar büyürken, ailesi, sevenleri, dostları da Erdal’ı on yıldır bitmeyen bir özlemle anmaya devam ediyor.
Erdal Yıldırım, on yıl önce 30 Ağustos 1995’te Ankara Keçiören İlçesi Ovacık Mahallesi’nde evinin önünde öldürüldü. Ovacık Mahallesi’nden arsa alanlar “Kendi evini kendin yap” projesi çerçevesinde evlerini yapıyorlardı. Önceki belediye yönetimi tarafından geliştirilen “Kendin Yap 1. Etap Projesi”, tapusu, yapı ruhsatı ve bir kısmının iskan ruhsatı yasalara uygundu ve insanlar evlerini yapıp, başlarını sokmanın çabası içindeydi. Ancak, Keçiören Belediyesi’ni alan, o dönemin MHP’lisi, şimdi AKP’li Belediye Başkanı Turgut Altınok, projeyi durdurmaya çalıştı. Mahalleye gelen birtakım kişiler Ovacık halkını yıldırmak için baskı uyguladı.
Ovacıklılar yılmadı
Ovacıklıyı bu şekilde baskıyla yıldıramayan, Turgut Altınok’un “adamları” olduğu söylenen saldırganlar resmi plakalı araçlarla 30 Ağustos 1995 günü 23.30 sıralarında Ovacık’a geldiler. Semtte terör estirmek isteyen saldırganlar, evini korumak isteyen Erdal Yıldırım’ı öldürdüler. Erdal’ın öldürülmesinden dolayı 9 kişi gözaltına alındı, yapılan yargılama sonucu ise Hakkı Şener silah kullanmaktan, Abdülkadir Yaşartürk de adam vurmaktan mahkum oldu.
Nusaybin kalıcı barış istiyor
Mardin’in Nusaybin ilçesinde kitle örgütleri, Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorunu konusunda söylediklerinin içini doldurmasını ve somut adımlar atılmasını istediler. Kitle örgütleri, “kalıcı barış” için hükümete ve Kongra-Gel’e çağrı yaptı. Nusaybin Kent Konseyi Genel Sekreteri Av. Songül Alkandemir, hem Başbakan Erdoğan’ın hem de Kongra-Gel’in açıklamalarını huzurlu ve barışçıl bir ortamın yaratılması açısından olumlu karşıladıklarını söyledi. Alkandemir şöyle devam etti; “Bizler, yani çatışmaların, her gün ölümlerin yaşandığı bölgelerde yaşayan insanlar, çatışmalı ortamdan en çok etkilenen kişiler olarak herkesten daha çok acı çektik. Bu yüzden en çok barışı ve huzuru biz hak ediyoruz. Her iki taraftan da beklentimiz, yaptıkları açıklamaları, sadece sözde bırakmayarak bunu fiiliyata geçirmeleridir. Yapılan açıklamalarda belirtilenler çok hassas noktalardır. Her iki tarafın da somut adımlar atmasını bekliyoruz.” Esnaf Sanatkarlar Kefalet Kooperatif Başkanı Zeynel Tunçalan ise demokrasinin bölgeye daha çok yayılması ve evrensel boyutlarda ele alınması gerektiğine vurgu yaptı. Başbakan Erdoğan’ın “Kürt sorunu benim sorunumdur” söylemini cesaretli bir çıkış olarak gördüklerini söyleyen Tunçalan, “Diğer politikacıların da çıkıp ‘Kürt sorunu vardır ve birlikte demokrasi çerçevesinde çözelim’ demelidir. Her iki tarafın da belirttiklerinde samimi olmalarını umut ediyoruz. Kongra-Gel’in 1 aylık eylemsizlik kararını olumlu buluyorum ancak, bunun 1 ayla sınırlı tutulmayarak, geniş zamana yayılmasını, akabinde de toplumsal ve kalıcı bir barışın tesis edilmesini arzuluyorum” dedi. Nusaybin Ziraat Odası Başkanı Nizamettin Başak da Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununu kabul ettiğini ancak bu konuda neler yapacağını açık bir şekilde halka anlatması gerektiğini belirtti. Halkın son açıklamalar ile umutlandığını ancak söylemlerin içeriğinin doldurulması gerektiğini vurgulayan Başak, söylemlerin içeriğinin doldurulmadığı takdirde halkın diğer siyasetçilere seçimlerde verdiği cevabın aynısını Başbakan Erdoğan’a da vereceğini kaydetti.
Yetmişsekiz Komünü çıktı
Ankara 78’liler Dayanışma Derneği’nin 3 ayda bir çıkacak olan bülteni Yetmişsekiz Komünü’nün ilk sayısı çıktı. Başyazısı ile 11 Eylül 2005’te düzenlenecek büyük Ankara mitingine çağrı yapılan dergide, çok sayıda yazı bulunuyor. Avukat Kamil Tekin Sürek, “12 Eylül sürüyor” başlıklı yazısında, 12 Eylül’de yaşanan işkenceleri anlatıyor ve bugün de Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilmek istendiğini, çalışma yasasında yapılan değişikliklerin 12 Eylül’ü aratmadığını hatırlatarak, 12 Eylül’cülerden hesap sorulması mücadelesinin önemine dikkat çekiyor. Avukat Mehdi Bektaş ise “25’inci yılında 12 Eylül” isimli yazısıyla kimi saptamalarda bulunuyor. Dergide Muzaffer İlhan Erdost’un, 12 Eylül 2004’te yapılan Darbeciler Yargılansın Mitingi’nde yaptığı şiirsel konuşma da yer alıyor. Ankara Tabip Odası Başkanı Ali Gököz ise, darbeyi, hekimlik mesleği ve halk sağlığı erozyonu açısından ele alıyor. 78’liler, 12 Eylül cuntasının hesabı sorulana kadar toplumsal hafızadan silinmemesi için, bu sayıdan itibaren katledilen işçileri, emekçileri, gençleri, yoldaşlarını, dostlarını, arkadaşlarını ve nasıl, nerede katledildiklerini “Genç Kalanlar” isimli bölüm ile hatırlatıyorlar. Sami Taşçı da, Kastamonu’nun Araç ilçesinde 12 Eylül döneminde yaşananları hatırlatmak üzere bir yazı ile katkıda bulunmuş komüne. Komün, bugüne seslenen yazıları da barındırıyor. “Rüzgara Söylenen Türkü: Mercan Vadisi” başlıklı yazıyla, katliamların ve acıların bugün de devam ettiği belirtiliyor. Dergide, 78’lilerin örgütlenme biçimine ilişkin tartışmalarla ilgili daha derinlikli bilgiye de ulaşmak mümkün. Dergide ayrıca, bu yıl yapılacak 12 Eylül Mitingi’ne çağrı niteliğinde yazılar, kitap tanıtımları, şiirler ve Tarihi Güncelleme ve Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan 12 Eylül dönemine ait veriler de yer alıyor.
Mevsimlik işçilerden çadır parası istiyorlar
Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Çay Köyü Muhtarı Hüseyin Civan tarafından Mollabey Mahallesi’ndeki pazar yerine yerleşen mevsimlik işçilerden çadır başına 35 YTL ücret istenmesi tepkilere yol açıyor. Yurdun değişik bölgelerinden Alaplı’ya fındık toplamaya gelen mevsimlik işçilerin ekip başı Zekeriya Özmetek (65), 15 yıldan bu yana Alaplı’nın Çay Köyü Mollabey Mahallesi’ne çadır kurduklarını ve bugüne kadar beş kuruş para talebinde bulunulmadığını belirterek, “Bundan önceki Çay Köyü Muhtarı bizden beş kuruş para talep etmiyordu. Bu muhtar ise, ortalığı kirlettiğimizi ileri sürerek bizlerden çadır başına 35 YTL para talep ediyor. Bu parayı vermediğimiz takdirde bizi buradan atacağını söylüyor. Bizim bu parayı verecek gücümüz yok. Zaten bu yıl fındık da yok, burada oturup duruyoruz. Muhtarımızın bu konuya daha duyarlı davranmasını istiyoruz” dedi. Çay Köyü Muhtarı Hüseyin Civan ise, Mollabey Mahallesi pazar yerine yerleşen mevsimlik işçilerin bulundukları yere ciddi manada zarar verdiklerini iddia ederek, “İlçemize gelen mevsimlik işçiler mahallemize büyük zarar veriyorlardı. Ben de bunların önünü kesmek için mevsimlik işçilerden boş arazinin temizliği, su ve aydınlatma yapmak için ilk etapta 50 YTL para istedim. İşlerin az olduğundan dolayı bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyince onlara acıyarak 35 YTL vermelerini istedim. Bu parayı vermedikleri takdirde zorla mahallemden atacağım” dedi. Çay Köyü Mollabey Mahallesi’ndeki esnaflar ise, fındık toplama sezonunda Alaplı’ya gelen mevsimlik işçilerin Alaplı ekonomisine ciddi katkıda bulunduklarını belirterek, “Yurdun değişik bölgelerinden Alaplı’yı seçen mevsimlik işçiler, kazandıkları paraları yine ilçemize bırakıyorlar. Onların gelmesiyle işlerimizde artış oluyor. Köy muhtarımızın bunlardan çadır başına istediği 35 YTL’yi saçma buluyoruz” şeklinde konuştular.
Yıkımlara mitingle protesto
Yıkımlara Karşı Emekçi Halk Koordinasyonu, düzenlediği mitingle kentsel dönüşüm projesi adı altında geckonduların yıkılmasını ve yıkılmak istenmesini protesto etti. Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde dün saat 13.00’da toplanan 350 kişilik grup “Yıkımlara karşı birleşelim evlerimizi savunalım” ve “Yıkımlara ve özelleştirmeye hayır” pankartlarıyla yürüyüş düzenledi. Kadıköy İskele Meydanı’na kadar yürüyen kitle “Dozer değil hizmet istiyoruz”, “Barınma hakkımız engellenemez” ve “Villalara savaş kondulara barış” sloganlarını attı. Düzenlenen mitingte Koordinasyon adına konuşan Mehmet Leylek, AKP’nin yıkım projesinin ranta dayandığını ifade etti. Projenin mimarının emperyalist IMF ve DB olduğunu belirten Leylek, AKP’nin sadece taşeronluk yaparak projeyi hayata geçirdiğini dile getirdi. Toprağın, fabrikaların satıldığını ve gecekonuların yıkıldığını kaydeden Leylek, insanları sokağa atan politikalara karşı mücadele çağrısında bulundu. Mitingte yapılan diğer konuşmalarda da yıkımların emekçilerin evlerine yöneldiği belirtilerek birlikte mücadelenin gerekliliği dile getirildi. Miting Grup Vardiya’nın söylediği türkülerle sona erdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net