www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Eylemsizlik’ kararı
Belçika hükümetinin basın toplantısını yasaklaması üzerine yazılı açıklama yapan Kongra-Gel, Başbakan Erdoğan’ın aydınlarla yaptığı görüşme ve Diyarbakır’da verdiği mesajların olumlu bir hava yarattığını belirterek, bir ay “eylemsizlik” kararı aldığını bildirdi.

Çine köylüleri barış istiyor
Aydın’ın Çine İlçesi köylüleri, Kürt sorununun şiddet yoluyla değil, barış yoluyla çözülebileceğini belirterek, “Başbakan’dan sözlerini hayata geçirmesini bekliyoruz. Akan kan artık durmalı” dediler.

Deprem riski var yapı denetimi yok!
Depremlerle sarsılan Ankara’da incelemelerde bulunan İnşaat Mühendisleri Odası, olası depreme karşı korunmanın birinci yolunun yapı denetiminden geçtiğini, bu nedenle yeni bir Yapı Denetim Yasası’nın çıkarılması gerektiğini bildirdi.

Kürt sorununda ‘çözüm’ tartışması -4-
Seçim sistemiyle ilgili düzenlemeler gerekiyor, seçilmiş insanlara, kendilerini, söz üretme ve söyleme açısından güvende hissedebilecekleri bir ortam yaratmak gerekiyor.


‘Eylemsizlik’ kararı
Belçika hükümetinin basın toplantısını yasaklaması üzerine yazılı açıklama yapan Kongra-Gel, Başbakan Erdoğan’ın aydınlarla yaptığı görüşme ve Diyarbakır’da verdiği mesajların olumlu bir hava yarattığını belirterek, bir ay “eylemsizlik” kararı aldığı bildirdi. “Eylemsizlik” kararının, 20 Ağustos 2005- 20 Eylül 2005 tarihleri arasında uygulanacağı kaydedildi.
Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarından sonra gözlerin çevrildiği Kongra-Gel’in Brüksel’de yapmayı planladığı basın toplantısı Belçika hükümeti tarafından yasaklandı. Basın toplantısının yapılmasının öngörüldüğü, devlete ait olan ve basın merkezi olarak kullanılan binaya gelen sivil polisler ve yöneticiler, basın toplantısının Belçika Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığı talimatıyla yasaklandığını bildirdiler. Yöneticiler, beklemekte olan gazetecileri dışarı çıkartarak kapıları kapattılar ve basın toplantısının iptal edildiğini açıkladılar.
Belçika hükümetinin Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar’ın, basın toplantısı için Brüksel’e gelmesi halinde, tutuklanarak ilticacı statüsüyle yaşadığı İsviçre’ye iadesini kararlaştırdığı öğrenildi. Toplantının yasaklanması üzerine 5 kişilik bir grup, basın toplantısının yapılması planlanan binanın önünde bildiri dağıttı ve Zübeyir Aydar’ın telefon numarasını basın mensuplarına verdi. Daha sonra Belçika polisi, bu kişileri gözaltına aldı.
Yazılı açıklama yapıldı
Basın toplantısının yasaklanması üzerine Kongra-Gel, yazılı bir açıklama yaparak aldığı kararları duyurdu. Mezopotamya Haber Ajansı’nın internet sayfasında yer alan açıklamaya göre Kongral-Gel, Erdoğan’ın aydınlarla yaptığı görüşmeden sonra Diyarbakır’da verdiği mesajların olumlu bir hava yarattığını belirterek, barış ve demokratik çözüm yolunun açılmasına imkan sağlamak için 20 Ağustos 2005-20 Eylül 2005 tarihleri arasında “eylem yapmama” kararı aldı. Açıklamaya göre Kongra-Gel, kendini savunma dışında herhangi bir silahlı eylem düzenlenmeyecek.
Öcalan’ın durumu
Ortamın yumuşatılması ve çözüm zeminin olgunlaştırılması için herkesin üzerine düşeni yapmasının önemli olduğu ifade edilen açıklamada, Abdullah Öcalan’ın barış sürecine katkı sunma olanaklarının yaratılması istendi. İnternet sitesinde yer alan açıklamaya göre, askeri operasyonların da durdurulması talep edildi.

TÜZEL: ADIM ATMA SIRASI DEVLETTE
EMEP Genel Başkanı A. Levent Tüzel: Bunu olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Özellikle son zamanlarda aydınların Başbakan’la yaptığı görüşme sonrasında toplumun her kesiminde silahların susması ve operasyonların durdurulmasına dönük bir beklenti oluşmuştu. Çatışan güçlerin bir tarafı olarak Kongra-Gel’in bir ateşkes kararı alması halkın bu beklentilerine verilmiş olumlu bir yanıttır. Şimdi görev devlete ve siyasi irade göstermesi gereken hükümete düşmektedir. Kongra-Gel’in attığı bu adıma olumlu bir yanıt vermek ‘terör örgütüdür muhatap almayız” tarzı geleneksel devlet tutumundan vazgeçip Kürt sorununun çözümünde önemli bir aşama olarak görüp bu yönde bir an önce halkın beklentilerine yanıt verecek daha somut adımlar atmaktır. Askeri operasyonlara son vermek ve peşi sıra da siyasi bir af olmak üzere somut düzenlemelere gitmek iyileştirici, olumlu adımlar atmak gerekli ve mümkündür. Burada Genelkurmay ve silahlı kuvvetlerin inkarcı tutumları dışında hükümetin siyasi otoritesini kullanarak ağırlığını koyması ve Başbakan’ın ağzından söylenmiş bir Kürt sorunu meselesinin barış esaslı çözümü yönünde çalışmalara başlanılmalıdır.

BÜYÜKŞAHİN: ŞİMDİ OPERASYONLAR DURMALIDIR
DEHAP Genel Başkan Yardımcısı Veli Büyükşahin: Buna ilişkin partimizin çalışmaları olmuştu. Özellikle aydınların çıkışı ve Başbakan’ın bu konudaki yaklaşımları sonucunda Kongra-Gel yetkililerinin böyle bir karar almaları olumludur. Bir aylık süre içinde silahlı eylemlerin yapılmaması, bu sürecin derinleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda kapı aralıyor. Aydınların ve hükümetin bunu çok iyi değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şimdilik Kongra-Gel üstüne düşeni yapmıştır, adım atması noktasında değerlendirilirse. Tabi daha fazla şeyler yapması gerekir. Bu sürecin geliştirilmesi ve yine çözüm geliştirici yeni adımların atılması hükümetin bu konudaki tutumuyla bağlantılı olarak gelişecektir. Yani top hükümettedir. İlk etapta yapılabilecek şeylerden bir tanesi silahlı eylemleri durdurduğunu söyleyen Kongra-Gel’in bu yaklaşımına karşılık operasyonların derhal durdurulmasıdır. Çatışmaya çekecek, gerginliği artıracak her türlü tutum ve yaklaşımlardan uzak durmak gerekir. Hükümetin, Kongra-Gel yetkililerine yönelik Brüksel’de gösterdiği tutum doğru bir tutum değildir. Siz barış ortamını yaratmaya çalışıyorsunuz ama bir taraftan da taraflardan birinin atacağı adımı engellemeye çalışıyorsunuz. Karşı tarafı inciten, provoke edecek tutumlardan vazgeçilmesi gerekir. Öncelikli olarak operasyonların durdurulması, Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini sağlamak gerekir. DEHAP’a yönelik son yapılanlar da sürece yönelik sabote ettirci tutumlardır. Geren ve tartışmaya tahammül etmeyen tutumlardan kaçınılması gerekir.

GÜRSOY: SÜRE YETERLİ DEĞİL
İTO Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy: Kongra-Gel’in açıklaması beklentileri karşılayan bir açıklama değil; süre bakımından da içerik bakımından da değil. Ama ne olursa olsun bu eğer bir kısa süreli de olsa çatışmasız bir dönemin başlamasına neden olabilirse olumlu bir başlangıç sayılabilir. Ama yetersizliğinin altını tekrar tekrar çizmek istiyorum. Süre makul bir süre değil. Bir aylık süre koymuşlar bu süre içinde anlamlı bir değişiklik yaratmak pek mümkün değil. İkincisi ise önkoşulsuz bir karar bekleniyordu. Oysa sadece saldırısız bir döneme işaret ediliyor.

KOZANOĞLU: OLUMLU BİR GELİŞME
ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu: Silahlı eylemlerin sona ermiş olması olumlu bir gelişmedir. Çatışma ortamından geçici olarak da olsa çatışmasız ortama geçilmesi barış yolunda atlan olumlu bir adımdır.
KESK: SİLAHLARIN SUSMASI ÖNEMLİ
KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul: Biz silahların susmasını önemli buluyoruz. Ama önemli olan şartsız ve koşulsuz olmalıdır. Ama bu yetmez sorunun çözümü için hızla demokratik adımlar atılmalıdır.
İHD: HÜKÜMET POZİTİF TUTUMUNU SÜRDÜRMELİ
İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş: Kararı olumlu karşılıyoruz. Ama süre yetersiz. Bir aylık süre kısa. Gönül isterdi ki süresiz bir ateşkes olsun. Her şeye rağmen olumlu bir gelişme. Ümit ediyoruz bu bir ay içinde yaşanacak gelişmeler kalıcı bir barış ortamının yaratılmasına dönüştür. Biz dernek olarak barış çabamızı sürdüreceğiz. Demokratik kurumlara burada önemli rol düşüyor. Hükümet ve devlet sorunun barışçıl yöntemlerle çözümü için pozitif tutumunu sürdürme ve demokratik yöntemlerle çözümü için adım atmalıdır.

Milletvekilleri kararı ‘yetersiz’ buldu
Kongra-Gel’in bir aylık eylemsizlik kararı Doğu ve Güneydoğu milletvekilleri tarafından olumlu karşılandı. Vekiller, Kürt sorununun demokratik çözümü için gereken adımların atılmasını istedi.
AKP Bingöl Milletvekili Abdurrahman Anık, kararı beklenen bir gelişme olarak değerlendirdi. Bir aylık sürenin yeterli olmadığını savunan Anık, şunları ifade etti: “Bölgede bir sıkıntı var. Sayın Başbakan önemli bir adım attı. Bu adımlara bölge insanının, siyasilerin yardımcı olması lazım. Zarar gören hem devlet hem de bölgedir. Sayın Başbakan’ın bu girişimlerine bilim adamları, gazeteciler, siyasiler, sivil toplum örgütleri herkes destek sunmalı. Kongra-Gel’in bir aylık ateşkes kararı olumlu ama yeterli değil. Koşulsuz ve süresiz ateşkesi ilan etmeleri lazım. Başbakan’a yardımcı olmaları lazım.”
CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan da, kararı olumlu bulduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de barışın, huzurun, istikrarın ve geleceğin sağlanması açısından önemli bir karar olarak görüyorum. Ayrıca Kürt sorununun çözümüne de katkı sunacağını düşünüyorum. Silahların susması, eylemlerin durması, demokratik adımların atılmasına katkı sunar. Tüm halkımızın da ülkemizin de beklentisi buydu. Son derece isabetli bir karar. Ben Hakkari’deyim. Halk da ateşkes beklentisi içerisindeydi. Alınan karar halkın beklentisini de karşılamış oldu” şeklinde konuştu.
ANAVATAN Partisi Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit de, kararı memnuniyetle karşıladığını söyledi. Bu karar karşılığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılımı başlatması ve altını doldurması gerektiğini vurgulayan Koçyiğit, “Anlaşmayla sonuçlanması, karşılıklı adımların atılması gerekir. Kürt sorununun çözülerek gündemden çıkarılması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” dedi. ANAVATAN Partisi Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz de, kararın barış ortamının sürdürülmesi için önemli olduğunu belirterek, “Bu konuda herkesin üzerine düşeni yapması ve Kürt sorununun demokratik çözümü için çaba ortaya koyması gerekir” diye konuştu. AKP Diyarbakır Milletvekilleri Cavit Torun ve İhsan Aslan ise karara ilişkin değerlendirme yapmaktan kaçındı.

AÇIKLAMAYA KATILAN KURUMLAR
Diyarbakır Demokrasi Platformu bileşenleri, İHD, Mazlum-Der, Özgür-Der, Göç-Der, Hukuki Araştırmalar Derneği, Teknik Elemanlar Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği, GÜNSİAD, DİSİAD, MÜSİAD, GÜSİAD, GABİD, DOSİAD, DİGİAD, Diyarbakır Barosu, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Ziraat Odası, Eczacılar Odası, Diş Hekimleri Odası, Veteriner Odası, Hekimler Odası, Noter Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Tabipler Odası, Mali Müşavirler Odası, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Mahalle Muhtarları Derneği, 50 esnaf odası adına Esnaf ve Sanatkar Odası Birliği, Kamu Sen’e bağlı sendikalar, bazı aydınlar, bazı siyasi partilerin temsilcileri.

Erdoğan’ın açıklamalarına destek geldi
Diyarbakır’daki kitle örgütleri ve bazı siyasi partiler, Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’ı ziyareti sırasında yapmış olduğu “Kürt sorununun kabulü ve demokratikleşme sürecinin devam edeceği” yönündeki açıklamalarına destek verdi.
AKP İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan GÜNGİAD Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti sırasında “Kürt sorununun kabulü ve demokratikleşme sürecinin devam edeceğine” yönelik yaptığı açıklamaları olumlu bir adım olarak değerlendirdiklerini söyledi.
‘İnkar çözümsüzlüktür’
Kürt sorununu görmezden gelen 80 yıllık inkar politikasının, çözümsüzlük, kan ve göz yaşından başka bir şey getirmediğini dile getiren Bedirhanoğlu, geleceğe emin adımlarla yürünmesi için geçmişle yüzleşilmesi gerektiğine inandıklarını kaydetti.
Kürt sorununu Türkiye’de yaşayan herkesin sorunu olarak gördüklerini ve çözümünü de birlikte bulacaklarını belirten Bedirhanoğlu, sorunun çözümünü, demokratik sürecin geriye doğru işlemesine izin vermeden, daha çok özgürlük ve daha çok demokraside gördüklerini söyledi.
Bu nedenle Erdoğan’ın Diyarbakır’da yapmış olduğu açıklamayı önemli ve anlamlı bulduklarını ifade eden Bedirhanoğlu, açıklamaya destek verdiklerini kaydetti.


Başa dön


Çine köylüleri barış istiyor
Çağrı Yağar
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “soruna bir ad koymak gerekiyorsa sorunun adı Kürt sorunudur” sözleriyle medyanın gündeminin de ön sırasına oturan Kürt sorununa çözüm tartışmalarıyla ilgili olarak Ege köylülerinin görüşlerine başvurduk. Aydın’ın Çine ilçesine bağlı köylerde yaşayanlar, sorunun silahla çözülemeyeceğini belirterek barış mesajları gönderdiler.
Ercan kaya (Esentepe Köyü): Ailede şiddet olmamalı, ülkede şiddet olmamalı. Birilerinin çıkarları var ki bu böyle devam ediyor. Benim bir Ege köylüsü olarak Kürtlerle ilgili hiçbir sorunum yok. Ama sorun birilerinin işine yarıyor demek ki yıllardır çözülemiyor. Barış olmalı. Dünyada kardeşlikten daha güzel ne olabilir ki. Bizim çocuklarımızın ölmesinden haz duyan birileri ancak bunun çözümünü istemez.
Veli Kılıçcı (Evciler Köyü): Bizim Kürtlerle hiçbir sorunumuz yok. Sorun şu ki bizim sorunlarımız ortak. Onların da tütünü, pamuğu para etmiyor. Bizimki de para etmiyor. Bu iş silahlı mücadeleyle çözülmez artık. Her iki tarafta şiddeti bırakmalı bundan sonra. Olan bizlere gençlere oluyor. Başbakan’dan da artık sözleri bir kenara bırakıp söylediklerini hayata geçirmesini istiyoruz. Kan akmaya devam ediyor, bu kan durmalı.
Yılmaz Kamber (Evciler Köyü): Benim dedem Ahmet Çavuş Çanakkale’de kaldı. Çanakkale’de kimler gitti. Hakkarilinin de, Diyarbakırlının da, Karslının da dedesi gitti. Bu Türklerin Kürtlerin kardeşliğini gösterir. Bunu bile düşünsek yeter.
Mithat Yerlikaya (Kuruköy): Güneydoğudaki savaşın durdurulması ve bu işin tarafları kimse onların oturup Türk aydınlarının, Kürt aydınlarının oturup bu işi konuşması gerekir. Bu iş ancak böyle çözülür. Bu sorun demokratik bir şekilde Kürtlerin, Türklerin birlikte çözeceği bir sorun. Başbakan’ın söyledikleri benim açımdan inandırıcı değil. Aydınım demokratım diyen kişiler bu açıklamaların üzerine gitmeli, hayata geçmesini sağlamalı. Kürtler dilini konuşsa, kültürünü baskı görmeden aynı bizim gibi yaşasa dünya mı yıkılacak? Bence bunlar çok doğaldır. Çözüm buralardan başlar. Harran’daki üretim yörede farklıdır +burada farklıdır. Ama genel olarak kaderimiz aynı. Onlarda iş, ekmek bulamaz durumdalar; biz de artık iş ekmek bulamaz duruma geldik. Çünkü tarımı bitirdiler. Bu ülkede benim inandığım bildiğim bir şey var: Kürt sorunu çözülmeden ne tarım sorunu çözülür, ne demokrasi ne de iş, aş sorunu. Devletin önce kendi halkıyla barışması lazım. Silaha değil, barışa kardeşliğe yatırım yapılması lazım.


Başa dön


Deprem riski var yapı denetimi yok!
Ankara çevresinde son günlerde yaşanan depremlerle birlikte başlayan tedirginliğe, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin, “Ankara’da yapı denetimi yok” teşhisi eklendi. Odanın yaptığı incelemelerde, Ankara’da 71 inşaattan 68’inde yapı denetim hizmeti yapılmadığı sonucuna varılırken, felaketlerin önüne geçmek için yeni bir Yapı Denetim Yasası’na ihtiyaç duyulduğu bildirildi.
İMO Ankara Şube üyeleri dün Çankaya’da, yapı denetim elemanlarının da bulunduğu örnek bir şantiyede basın açıklaması yaptı. İMO Ankara Şube Başkanı Kemal Türkaslan, altı yıl önce yaşanan Marmara ve Düzce depremleri gibi felaketlerin bir daha yaşanmaması için çağdaş normlara uygun denetimli, sağlıklı ve depreme dayanıklı yapı yapılmasını sağlamanın önceden devletin görevi olduğunu, 2001 yılında ise 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası’nın çıkarıldığını ancak bunun da yetersiz olduğunu belirtti. Hâlâ depreme dayanıksız yapıların inşasının devam ettiğine işaret eden Türkaslan, 19 ilde uygulanan yasanın, uygulama çarpıklıklarının, Ankara’da “denetimin yapıldığı gibi davranıldığı ancak denetimsiz bırakıldığı” şeklinde görülebileceğini söyledi.
Eleştiriler
İMO Ankara Şube Başkanı Türkaslan, Yapı Denetim Yasası ve deprem politakalarına ilişkin şu eleştirilerde bulundu:
  • 29 ilde uygulanan Yapı Denetimi Yasası, siyasi baskılar sonucu 19 ile indirildi,
  • 2 yıl önce bazı olumlu değişiklik önerileri ile hazırlanan yasa taslağı hâlâ Başbakanlık’ta bekletiliyor,
  • İmza mühendisliği yaparak onur kırıcı ücretlerle çalıştırılan denetçi ve yardımcı kontrol elemanları bulunuyor,
  • Hizmetin kalitesinin düşürülmesi, beton ve demir malzemelerinin imalat ve kontrolünün yeterince yapılmaması ve diğer malzemelerde de denetimsizliğe rastlanıyor,
  • Yasadışı şekilde proje hizmetleri promosyon olarak yaptırılabiliyor.
    Yapılması gerekenler
    İMO Ankara Şube Başkanı Türkaslan, konuyla ilgili eksikliklerin giderilmesi için şu önerilerde bulundu:
  • Denetçi belgeleri, mesleki yetkinliği olan mühendis ve mimarlara, meslek odaları ve Bakanlık tarafından ortak olarak verilmelidir,
  • Yasada, mal sahibi, müteahhit ve yapı denetimi birbirinden ayrılmalıdır,
  • Hizmetler tüm Türkiye’yi kapsamalıdır,
  • Meslek içi eğitimlere gereken önem verilmelidir.
    Kemal Türkaslan, Ankara’da 71 inşaatta yaptıkları yapı denetimi ile ilgili olarak ise, “71 inşaattan yalnız üçünde yapı denetim elemanın bulunduğu, beton dökümü, betonun korunması, demirin işlenmesi standartına uymayan malzemenin inşaatın dışına çıkarılmadığı ve büyük oranda yapı denetim hizmetinin yapılmadığı gözlenmiştir” açıklamasında bulundu.

    Gökova Körfezi’nde deprem
    Gökova Körfezi’nde 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Gökova körfezindeki depremin saat 04.08’de meydana geldiğini bildirdi. Enstitü, merkez üssü Gökova körfezi olan depremin büyüklüğünü 4.1 olarak açıkladı. Deprem, Muğla ile ilçelerinde de hissedildi.


    Başa dön


    Kürt sorununda ‘çözüm’ tartışması -4-
    HAZIRLAYAN: Şahin Bayar
    “Kürtler vardır, Kürt sorunu vardır ama ben bu sorunu Türk kökenlilerle konuşmayı tercih ediyorum” alt metni, Kürt sorununun varlığını dillendirmenin bile önemli olduğu bir anda, hükümetin önümüzdeki dönemde atacağı adımlara ilişkin beklentileri azaltabilir.

    Kürtlerin kendini güvende hissetmeleri sağlanmalı
    Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Melek Göregenli, Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununu sadece Türk kökenlilerle konuşmasının, hükümetin önümüzdeki dönemde atacağı adımlara beklentileri azaltabileceğini söyledi. Kürt sorununu bir “kalkınma” sorunu olarak görmenin, “sorunu reddetmenin, görünmez kılmanın iktisat terimleriyle söylenmiş biçimi” olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Göregenli, şiddet ve askeri çözümlerin sorunu çözmeyeceğini ifade etti.
    Doç. Dr. Göregenli sorularımızı yanıtladı.
    - Başbakan Erdoğan’ın ülkenin en önemli sorunlarından birisi olan Kürt sorunu için bir grup aydınla bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ilk görüşmenin ardından hükümet cephesinden ne tür bir adım bekliyorsunuz?
    - Bunu bir yurttaş girişimi olarak isimlendirmeyi tercih ediyorum, birkaç nedenle çok önemli ve olumlu buluyorum. İlki, parlamento dışı herhangi bir sivil siyasi iradenin yenilik yaratıcı demokratik açılımlar sağlayabileceğini ve politik davranışlarımızın hayatı değiştirmede küçük de olsa etkisi olabileceğini gösterdiği dolayısıyla bu ülkenin tümü için barış ve demokrasiden yana olan insanların kendi politik iradelerine olan inançlarını güçlendirdiği için. İkincisi, Kürt sorununun şiddetin dilinden başka bir sözle daha yoğun konuşulmasını biraz da olsa sağladığı için. Politik arka planı ne olursa olsun hükümetin Kürt sorununu bir güvenlik meselesinden başka türlü ve hepimizin meselesi olarak gördüğünü beyan ederek şu dönem için olumlu ve kendisine bundan sonrası için siyasi bir sorumluluk yükleyen bir ilk adım atmasına belki aracılık ettiği belki de bu adımı kolaylaştırdığı için. Kürt kökenli ve bu bildirideki görüşlere katıldıklarını belirten ve sorunu daha içinden yaşayan dolayısıyla bilen ve görüşleri daha işlevsel olabilecek insanların bu toplantıya çağrılmamasını da en hafifinden çelişkili ve hükümetin tavrının inandırıcılığını azaltan bir yaklaşım olarak görüyorum. Bu toplantının, ilk bildiricilerin görüşme taleplerine karşılık olarak planlanması nedeniyle çağrılmamaları pek ikna edici değil. “Kürtler vardır, Kürt sorunu vardır ama ben bu sorunu Türk kökenlilerle konuşmayı tercih ediyorum” alt metni, Kürt sorununun varlığını dillendirmenin bile önemli olduğu bir anda, hükümetin önümüzdeki dönemde atacağı adımlara ilişkin beklentileri azaltabilir. Ayrıca, Kürt sorununun varlığını kabul etmek, Kürt kökenli yurttaşların gerek bireysel gerekse siyasi gruplar olarak sorunun ve dolayısıyla da çözümün temsil edilmesi bakımından asıl siyasi aktörler olarak tanınması anlamına gelmezse, demokratik siyaset nasıl hayata geçirilebilir?
    - Erdoğan’ın gerek aydınlarla yaptığı toplantı, gerekse Diyarbakır’da verdiği mesajlar, Kürt sorununun çözümü noktasında nereye oturuyor?
    - Eğer Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı konuşmayı bir söylem analiziyle incelerseniz, parçalı, bazen temkinli fazlasıyla politik kaygılarla dolu bütüncül olmayan bir ideolojik arka planla karşılaşırsınız; konuşmanın genel ideolojisine uymayan hatta bazen çelişen, tam tersi bir ideolojiyi temsil eden bölümler bulursunuz. Ama bu ülkede bir başbakanın hiç etmediği ya da en azından böyle bir ortamda etmediği sözleri de bulursunuz. Bu konuşma ve son dönemde hükümetin tavrı genel olarak sorunun demokratik çözümüne yönelik bir “niyet”i ifade ediyor sadece; çözüm adına henüz ortada bir şey yok ama bence niyet çok önemli. Hükümetin, bence eğer sorunun çözümüne yönelik hakiki bir niyete sahipse, yapması gereken şey, bu konuda fikri olan herkesin ama bütün fikirlerini söyleyebileceği ve söylemekle kalmayıp siyasi iradeye dönüştürebileceği demokratik bir ortam yaratmak için gereken yasal ve normatif, tabulara dayalı engelleri ortadan kaldırması, gerçek bir politik kamusal alanın oluşmasına katkıda bulunması.
    - Bölge ile ilgili bir araştırma yaptınız. Size göre bölge halkı bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyor?
    - Şu anda ne düşündüklerini bilemiyorum, araştırmamız birkaç ay önce tamamlandı ve şiddet ve işkence konusundaydı; konu, doğrudan Kürt sorunuyla ilgili olmasa da önemli bir kırılma noktası olarak devletle ilişkiler konusunda ne düşündüklerini öğrendik. Devlet kurumlarına hiç güvenmediklerini, bölge olarak ayrımcılığa uğradıklarını, Kürt kökenli olmaları nedeniyle hayatlarının olumsuz etkilendiğini ama bütün bunlara karşın demokrasi, hukuk ve barışla bu sorunun çözüleceğine inandıklarını özet olarak söyleyebilirim. Çok acılı, yorgun, yalnız hissettiklerini söyleyebilirim. Herhalde temkinli bir iyimserlikle “bekleyelim görelim bakalım...” demişlerdir.
    - “Başbakan’la yapılan görüşmeye katılsaydım Kürtlerin söz söylemesinin kanallarının açılması gerektiğini söylerdim” yönünde açıklamalarınız oldu. Bu kanallar neler olabilir?
    - Hangi kanalların kapalı olduğunu da benden iyi bilenlere sormak gerek öncelikle. Fakat medya yoluyla söz söyleme kanallarının bile yeterince açık olduğunu düşünmüyorum. Ortalama fikirler, sistemle daha bütünleşik, tabulara dokunmayan fikirler yaygın medyada yer bulabiliyor çoğunlukla. Ayrıca sözün hayatı dönüştürme gücü olabilmesi için siyasi iradeye dönüşmesi gerekiyor. Seçim sistemiyle ilgili düzenlemeler gerekiyor, seçilmiş insanlara, kendilerini, söz üretme ve söyleme açısından güvende hissedebilecekleri bir ortam yaratmak gerekiyor. Sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin sorunun çözümüne yönelik etkin katılımının sağlanması, gerçekten tanınmaları, güçlendirilmeleri gerekiyor.
    - Kürt sorunu, sadece bir “kalkınma” sorunu mudur? Kimlik sorunu, ekonomi sorunundan ayrı mıdır?
    - Kürt sorununu sadece bir kalkınma sorunu olarak tarif etmek, sorunu reddetmenin, görünmez kılmanın iktisat terimleriyle söylenmiş biçimidir bence. Baştan başlayabilseydik, Kürt kökenli yurttaşların yaşadıkları bölgelere yönelik eşitsiz politikalar uygulanmayıp böylesine bir adaletsiz gelişmeme yaratılmamış olsaydı Kürt sorunu belki başka dinamiklerle yaşanabilirdi. Ama orta halli ya da zengin olmanız, etnik kökeninizi, anadilinizi, kültürünüzü ortadan kaldıran bir şey değil. Ekonomik ve diğer yoksunluklar, bir aidiyet grubu olarak eğer etnik kökenimiz nedeniyle de ayrımcılığa uğruyorsak ya da kökenimiz yok sayılıyorsa, bunu sadece daha ağır yaşamamıza neden olur. Kuşkusuz ayrımcılığa uğradığımızı hissettiğimizde, baskı gördüğümüzde nasıl bir tepki vereceğimizi, hayatın diğer alanlarındaki yoksunluklarımız ve donanımlarımız da belirler. Bölgenin ekonomik yoksunlukları olsa olsa sorunun sürekli inkarının ve şiddetle çözülmeye çalışılmasının daha çok şiddet üretmesini kolaylaştırmış olabilir. Ayrıca, ekonomik ve sosyal kolaylıklar ve demokratik bir ortam kuşkusuz daha fazla çoklu kimliklerle yaşamamıza, daha çok farklılıkla örtüşen alanlar yaratmamıza, daha demokrat ve barışçı olmamıza neden olur; bir kimlik öğesinin sürekli bastırılması talebi ise onun yok olmasına değil sadece daha da güçlenmesi ve katılaşmasına, bir karşı milliyetçiliğe neden olur. Aidiyetlerimiz, kimliklerimiz, ancak onlara ilişkin ihtiyaçlarımız giderildiğinde ve kendimizi diğerleriyle eşit algıladığımızda önemini kaybeder.
    - Kürt sorununun çözülmesi için neleri önerirsiniz?
    - Nelerin sorunu çözmeyeceğini daha kolay söyleyebilirim kendi adıma: Şiddet ve askeri çözümler çözmeyecektir. Şiddet, onu kullananı da en az şiddetin mağduru kadar yaralar ve bu ülkenin yaraları öylece açıkta duran Türk, Kürt milyonlarca insanı varken daha fazlasının sorunu hiçbir biçimde çözmeyeceğini daha da büyüteceğini düşünüyorum. Yapmamız gereken yaralarımızı sarmaya çalışmak, hatalarımızla yüzleşmek, yeni yaralar açmak değil. Herkesin şiddetle açık, samimi ve hakiki bir biçimde yüzleşmesi ve şiddet dışı siyaset üretebilmenin koşullarını oluşturmak için cesur ve kararlı olması gerekiyor. Ayrıca, ABD, AB ya da Kuzey Irak’la ilgili gelişmeler ya da “ayar”ların gerçek çözümü sağlamayacağını olsa olsa iyi ya da kötü geçici etkileri olabileceğini düşünüyorum. Çözümü burada görmek, sorunun kalıcı çözümüne ilişkin yurttaşlar olarak hepimizin bireyler ya da gruplar olarak siyasi irademizi devretmemiz, siyasi aktörler değil itaat eden aracılar olmaya teslim olmamız anlamına geliyor.
    -BİTTİ-


    Başa dön


  • ‘İnfaz’a kimlikli protesto
    Van’ın Özalp ilçesi Yukarı Tulgalı köyünde oturan vatandaşlar, Ersin Karabulut adlı gencin “dur” ikazına uymadığı iddia edilerek, askerler tarafından vurulmasına tepki gösterdi. Öldürülen Ersin’in babası Mehmet Karabulut ve yaklaşık 60 köylü olayın yaşandığı yere gelerek eylem yaptı. Karabulut, olayı gören çobanların, askerlerin “dur” ikazında bulunmadan ateş ettiklerini söylediğini öne sürdü. Grup daha sonra, kimliklerini olayın meydana geldiği yerde bırakıp, Ersin Karabulut’un bulunduğu köy mezarlığına gitti.
    İHD’den tecrit uyarısı
    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi üyeleri, cezaevlerinde tecrit, izolasyon ve işkenceye son verilmesini, cezaevlerinin insan hakları ve ilgili meslek örgütlerinin izlemesine açılmasını istediler. Ankara Ulucanlar Cezaevi önünde dün bir araya gelen İHD’liler adına konuşan Şube Başkanı Salih Karaaslan, 19 Aralık 2000 tarihinin yalnızca onlarca insanın hayatını kaybettiği bir operasyon değil, tecrit ve izolasyonun, ikinci ceza olarak uygulanmaya başlandığı tarih olduğunu da söyledi. 2000’den bu yana çıkarılan yasaların eski uygulamaları arattığını belirten Karaaslan, Ceza İnfaz Kanunu’nun adli ve siyasi hükümlüler bakımından eşitsizlikler barındırdığını, siyasi mahkumlar aleyhine kısıtlamaların devam ettiğini söyledi. “Adli, siyasi ayrımı yapmadan tüm tutuklu ve hükümlüler için insan onuruna saygı istiyoruz” diyen Karaaslan, yeni cezaevlerinin yapımına ve İmralı Cezaevi de dahil olmak üzere tecrite son verilmesini istedi. Tutuklu ve hükümlülere kötü muamele ve işkencenin sona erdirilmesi ve sorumluların yargılanması gerektiğini belirten Karaaslan, cezaevlerinin insan hakları ve ilgili meslek örgütlerinin izlemesine açılmasını istedi. Öte yandan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi adına dün Galatasaray Postanesi önünde basın açıklaması yapan Dernek Başkanı Eren Keskin de tutuklu ve hükümlülere yönelik işkence uygulamalarına son verilmesini istedi. Bolu F Tipi’nde yakını bulunan Sezamis Horuz da yaklaşak 1 aydan beri tutuklulara kitap ve dergi gibi yayınların ‘alanı daraltıyor ve güvenlik’ gerekçesiyle engellendiğini belirtti. Horuz, “Bu hukuksuz uygulamaya bir an önce son verilmeli” dedi.
    TAYAD’lı aileler Ankara’da adalet aradı
    İstanbul’dan gelen ve “F tipi hapishanelerde işkenceye son. Sürgünler durdurulsun” yazılı pankartlar açan, önlük ve dövizleriyle tecritin kaldırılmasını, ölümlerin durdurulmasını isteyen TAYAD’lı aileler, Yüksel Caddesi’ne yürüdü. Polis barikatı ile önleri kesilen aileler “Adalet istiyoruz”, “sürgün sevklere son”, “tecriti kaldırın, ölümleri durdurun” sloganları ile taleplerini ifade ettiler. Kardeşi Tekirdağ Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne gönderilen Ahmet Kulaksız, yaşanan hukuksuzluğu, çocuklarına yönelik işkenceleri anlattı. Cezaevlerine yönelik operasyondan iki gün sonra tahliye olan TAYAD eski Başkanı Tekin Tangün’ün, saldırıda gördüğü işkence fotoğraflarını gösteren Kulaksız, kardeşinin de zorla ağzının içinin aranmak istendiğini, çok sayıda tutukluya bunu uyguladıklarını ve ağızlarının yaralandığını da söyledi. TAYAD Başkanı Mehmet Güvel de cezaevlerinde çocuklarının yaşadığı keyfi uygulama ve tecriti, en temel insan haklarının bile ihlal edildiğini söyledi. Güvel, Adalet Bakanlığı’nın sevk emri gerekçe gösterilerek, hücrelere yapılan operasyonları, jandarma-gardiyan ve kimliği belirsiz sivil kişilerin çocuklarına yönelik saldırılarını, iç çamaşırlarıyla çıkarılan tutukluların dövülerek, karga tulumba ring araçlarına bindirildiğini, işkencenin burada da devam ettiğini anlattı. Güvel, Tekirdağ, Gebze, Sivas, Bolu F tipi, cezaevlerinde yaşanan baskı ve sürgünleri, tecritleri dile getirdi. Açıklamaların ardından oluşturulan bir heyet Adalet Bakanı ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü ile görüşmek üzere bakanlığa gitti. Heyet ancak Genel Müdür Yardımcısı Ekrem Bakır ile görüştü. Görüşme sonunda, Yüksel Caddesi’nde kendilerini bekleyen arkadaşlarının yanına dönüp bilgi veren Ahmet Kulaksız, olumlu, umutlu görüşme olmadığını aktardı. Bugüne kadar 120 ölümün yaşandığı süreci çözmek için yetkililerin çabalarının olmadığını belirten Kulaksız, her ne koşulda olursa olsun evlatlarına sahip çıkacaklarını söyledi.
    Eğitimde 15 yenilik
    Eğitim-öğretim yılı okulların teknolojik alt yapısından fiziki durumuna, müfredattan liselerin dört yıla çıkarılmasına kadar uzanan 15 yenilikle başlayacak. Bu yeniliklerin başında müfredat değişikliği geliyor. İlkokul 1, 2, 3, 4, 5, ve 6’ncı sınıflar yepyeni ders kitapları ve içerikleri ile karşılaşacaklar. Bu yıl ortaöğretime yeni girenler de farklı bir müfredatla dersbaşı yapacaklar. Bu yıl başlayanlar liseyi dört yıl okuyacak. Anadolu ve süper liselere devam edenler ise hazırlık sınıfı okumayacak. Hazırlıkta okutulan dil dersi dört yıla yayılacak. Yabancı dil öğretiminde öğrencilere konuşma ağırlıklı eğitim verilecek. Tüm öğretmenlere yeni müfredat doğrultusunda değişen eğitim anlayışına kılavuzluk edecek kitaplar dağıtılacak. Ayrıca öğretmenler bu yıldan itibaren aday öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak dört ayrı kademede görev yapacak. Akademisyen, yazar, gazeteci ve bilim adamlarından oluşan komisyonun belirlediği 100 temel eser de öğrencileri bekleyen yeniliklerden biri olacak. Hem ilköğretim hem de ortaöğretimde müfredata uyumlu 100 roman okutulacak. İlk ve ortaöğretim kurumlarında eğitim dönemi 12 Eylül’de başlayacak.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net