www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Güvenli el, “yerli sermaye” değil, kamu
Sermayenin “milli”liği, kâr ve sermaye birikimine hizmet ettiği yere kadardır, bu hedefle çatıştığında ne millilik kalır, ne yerlilik.. O nedenle, toplumsal istikrar açısından gerekli hizmetler, kurumlar, “kamusal” kalmalıdır, ne yabancıya ne de yerli özel sermayeye satılmalıdır.

Ucuz sigaraya zam gelecek
Maliye Bakanlığı’nın sigaradaki yeni vergi düzenlemesi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Şark tipi tütün kullanım oranına göre belirlenen vergi sistemi kaldırıldı.

Çiftçiyi avutmayın destek verin!
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 3 milyon buğday üreticisinin bulunduğunu ve hububatta ciddi sorunlar yaşandığını belirterek, “Hükümetlerin bunu anladığını göremiyorum. Çiftçiye destek versinler. Çiftçiyi avutmasınlar” dedi.


Güvenli el, “yerli sermaye” değil, kamu
Mustafa Sönmez
Son günlerde gündeme oturan özelleştirmelere yabancı talebi, “yerlide kalsın” seçeneğini yaratmış, Erdemir’den kamu bankalarına kadar önemli kuruluşların “milli firmalarca” satın alınması gerektiği konuşulur olmuştur. Konuşulmaktan öte, örneğin Erdemir’in “yerli-milli” sermayede kalması için ortak girişim oluşturulmuş ve seferber edilmiştir.
Bankacılıkta da Ziraat ve Halk bankalarının özelleştirilmesi söz konusu olunca Bankalar Birliği Başkanı da olan İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince “milli-yerli” özel sermayeye bankaları devretmek gerektiğine parmak basmaktadır.
Neden yerli, sorusuna cevaben Özince’nin sözlerini aktarmak açıklayıcı olabilir:
“Türkiye’nin bir milli bankacılık politikası olmalıdır. Kriz günlerinde memleketin önde gelen özel bankaları ile Hazine arasında, ülkenin bunalımdan çıkması için çok önemli diyaloglar yaşandı. Özel bankalarımız, dövizin aşırı yükselişine etki edebilmek için döviz bozdurmaya yönlendirilmiştir. Devlet, iç borçlanma ihaleleri ile ilgili beklentiler dile getirilmiştir. Zorlayıcı olunmamıştır. Ortak menfaatlerle hareket edilmiştir ki bu ortak menfaatler de önemli bir ölçüde milli olma özelliği taşımıştır, bunlar doğrultusunda kolay birleşilebilmiştir. Bunu ele gelir büyüklükte olan müesseseler ile yapabilirsiniz.”
Özellikle kriz anlarında, sorunları aşmada “halden anlar, ele gelir büyüklükteki kuruluşlara” söz geçirmenin gerekliliğini vurgulayan Özince yaklaşımı, finans için olduğu kadar sanayi kuruluşları için de geçerli olsa gerek.
İyi de, ekonomiyi ve onun etrafında vücut bulan toplumsal yapıyı yeniden üretmede kamu yönetimi ile uyumlu ele gelir kuruluşların kontrol altında olması bir ihtiyaç ise ve onlar topluma yük olmaktan da çıkmışsa, onları özel ellere, kâr ve birikimden başka bir şey düşünmeyen özel ellere teslim etmenin gereği ne?
Bu soruya verilecek klişe yanıtı da biliyoruz:”Kamu işletmeciliği kaynak tahsisini çarpıtmakta ve verimliliği düşürmektedir v.s. v.s”. Bu klişe iddiayı çürütecek o kadar çok örnek var ki...
Millici yaklaşım, örtük biçimde özelleştirmeyi savunmakta, ancak, yabancıya gitmesin bizde kalsın, Hoca’nın fıkrası misali, “Biraz da biz ölelim!...” temasını topluma mal etmeye çalışmaktadır.
Ziraat, Halk gibi bankaların, Erdemir, TÜPRAŞ, Telekom ve daha birçok kamu kuruluşunun toplumsal hayatımızda önemli yerler tuttuğu ve toplumsal istikrar açısından ülkeyi yönetenlerin kontrol edebilecekleri bir mülkiyet ve yönetim bileşimine sahip olmaları gerektiği açık. Bu kuruluşları yabancılara satmanın tehlikesine bizzat AKP’nin içinde Şener gibi isimler kadar, bankacılar, TOBB yöneticileri ve “milli sermaye” de ikna olmuş görünüyorlar. Ama, bu kuruluşları milli-yerli kuruluşlara satmanın, yabancılardan daha emin ellere teslim etmek anlamını taşıdığı ne malum?
Sermaye sermayedir
Sermaye, yerli de olsa, yabancı da olsa, sermayedir. Amacı kâr ve sermaye birikimidir. Özince’nin verdiği 2001 finans krizi sırasındaki örnek, söz konusu bankaların “milli duyguları”nın dürtüsü gereği değil, aynı gemide olunması ve su üstünde kalma ihtiyacı ile olmuştur. Aynı dönemde, milli-yerli iki bankanın Demirbank’ın ipini nasıl çektiklerini ve bununla beraber, alacaklarını kurtarmak için finansal krize nasıl çanak tuttukları da Özince’nin belleğinde duruyor olmalı.
Yine aynı krizde, beyaz eşya ve otomotiv pazarının daralması ile en büyük sanayi grubunun kendisini nasıl dışarıya, Rusya’ya, çevre ülkelere attığı, buradan binlerce insanı işsiz bırakmak bahasına cirosunun yüzde 40’ını dışarıdan sağlamak üzere oralara yatırım yaptığı, rota değiştirdiği akıllardadır. Krizde kaçan sıcak paranın ne kadarı yerli ne kadarı yabancı idi acaba, bilen var mı?
Kârların düşmeye başladığı, birikim tekerinin yavaşladığı anda, sermayenin “milli-yerli” pulları anında dökülür ve onun altından gerçek derisi ortaya çıkar. Sermayenin “milli”liği, kâr ve sermaye birikimine hizmet ettiği yere kadardır, bu hedefle çatıştığında ne millilik kalır, ne yerlilik..
Kamuda kalmalı
O nedenle, toplumsal istikrar açısından gerekli hizmetler, kurumlar, “kamusal” kalmalıdır, ne yabancıya ne de yerli özel sermayeye satılmalıdır. IMF-DB ikilisinin Washington Mutabakatı düsturu olan kamuya, kamusal alana piyasayı sokma, ne bahasına olursa olsun özelleştirme düsturuna karşı çıkılmalıdır. Hele ki, kaynak tüketmeyen tersine kaynak yaratan Erdemir, Telekom,TÜPRAŞ gibi kuruluşların kamusal kimliklerine zinhar dokunulmamalıdır.
Kamu kuruluşlarının “arpalık” olmasından mı şikayetçisiniz, onun yolu ille de özelleştirme değildir. Kamu girişimciliği reformuna giderek, kamu kuruluşlarını daha özyönetimci, çalışanların denetlediği, siyasilerin negatif etkilenmelerinden korunan kendi yağıyla kavrulup büyüyen, istihdam, katma değer yaratan, bağımlılığı azaltan, teknoloji üreten, ihracat yapan kuruluşlar haline getirebilirsiniz. Yeter ki niyetiniz olsun.
Ama sizin niyetiniz reform değil, IMF’yi memnun etmekse hiçbir öneri size hayretmez... Ne yazık ki...


Başa dön


Ucuz sigaraya zam gelecek
Maliye Bakanlığı’nın sigaradaki yeni vergi düzenlemesi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Şark tipi tütün kullanım oranına göre belirlenen vergi sistemi kaldırıldı. Sigaradan alınacak ÖTV yüzde 58’e yükseltildi. Adet başına alınacak vergi de 6 Ykr (60 bin TL) olarak belirlendi. Ucuz sigaralara en az 500 bin lira zam gelmesi beklenirken, pahalı sigaranın vergi yükü azaltıldı.
Daha önceki sistemde sigaradan alınan vergi, kullanılan şark tipi tütün oranına göre belirleniyordu.
Resmi Gazete’de yayınlanan yeni düzenleme uyarınca sigaradan maktu ve nispi olmak üzere iki çeşit vergi alınacak. Tütün içeren sigaralar, purolar, sigaralar, içilen tütün, enfiye ve çiğnemeye mahsus tütünde ÖTV oranı yüzde 58 olarak belirlendi. Ayrıca söz konusu ürünlerde tane başına da 6 Ykr maktu vergi alınacak.
Sigaradan alınan ÖTV tutarının ve maktu verginin artırılmasının özellikle düşük fiyat grubundaki sigaraları etkilemesi bekleniyor. Düzenlemeye göre bir paket sigaradan alınacak olan sadece maktu vergi 1.2 YTL seviyesinde olacak. Bunun üzerine ÖTV de eklendiğinde, fiyatları 1.5 YTL seviyesinde olan sigaralara zam gelmesi kaçınılmaz görünüyor. Sigaraların fiyatlarının en az 2 milyon liraya çıkması bekleniyor.
Pahalı sigaraya vergi azalıyor
Yeni uygulama pahalı sigaralarda ise vergi yükünün azalmasına yol açıyor. Örneğin 3 milyon 750 bin liradan satılan ve yüzde 33’ten az Şark tipi tütün içeren sigaranın önceki uygulamaya göre 2 milyon 400 bin lira olan paket başına özel tüketim vergisi yeni uygulamayla 2 milyon 175 bin liraya kadar düşüyor.

BİR YIL SONRA DEĞİŞTİRİLDİ
Maliye Bakanlığı’nın 10 ağustos 2004 itibariyle değiştirdiği vergi sisteminde, sigaralar içinde kullanılan şark tipi tütün oranına göre vergilendirilmişti. Buna göre sigaralardan, içerdiği tütünün içindeki şark tipi tütün oranı yüzde 0 ila yüzde 24 arasında olanlardan paket başına 1 milyon TL, yüzde 25 ile yüzde 49 arasında olanlardan 600 bin TL, yüzde 50 ile yüzde 74 arasında olanlardan 450 bin TL, yüzde 75 ile yüzde 100 arasında olanlardan ise 350 bin TL maktu vergi alınıyordu.
30 Ağustostan itibaren yapılan yeni düzenlemede ise dört olarak belirlenen grup sayısı üçe indirildi, ardından da uygulanan ÖTV tutarları yüzde 7.4 ile 49.8 arasında değişen oranlarda artırılmıştı. En son düzenlemede, Marlboro, Parlament, Tekel 2000 ve Camel gibi üst fiyat grubunda bulunan ve içeriğindeki şark tipi tütün oranı yüzde 33’e kadar olan sigaralardan 1 milyon 350 bin ÖTV, sigara başına da 50 bin lira maktu vergi alınıyordu. Şark tipi tütün oranı yüzde 34 ile yüzde 66 arasında olan Winston, LM, Murattı ve Tekel 2001 gibi sigaraların ÖTV’si de 800 bin lira seviyesindeydi.


Başa dön


Çiftçiyi avutmayın destek verin!
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 3 milyon buğday üreticisinin bulunduğunu ve hububatta ciddi sorunlar yaşandığını belirterek, “Hükümetlerin bunu anladığını göremiyorum. Çiftçiye destek versinler. Çiftçiyi avutmasınlar” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, hububatta girdi fiyatları büyük oranda artarken hükümetin açıkladığı taban fiyatının oldukça düşük olduğunu vurguladı. Bayraktar, “Gitmediğim yer kalmadı. Harmanda olan çiftçiler sıkıntılarına çare arıyor. Çiftçimizin yüzde 75’i büyük sıkıntı içinde. Hububatta ciddi bir sorun var. Hükümetlerin bunu anladığını göremiyorum” diye konuştu. Her yıl Kıbrıs kadar toprağın kaybedildiğini dile getiren Bayraktar, bunun acısının 20-25 yıl sonra yaşanacağını kaydetti.
Bayraktar şöyle devam etti: “Taban fiyat 350 milyon lira olarak açıklandı. Ofiste bu rakama çiftçimiz ürününü veremiyor. Baremler, süne ve diğer nedenlerle 30-40 bin lira fiyat aşağıya çekiliyor. Buna bir de ofisin yeterli alım yapmaması eklenince, çiftçimiz büyük sıkıntı ile karşı karşıya kalıyor. Ayrıca, kapanan ofis ajansları da çiftçimizi tüccarın kucağına itiyor. 400 bin liraya mal olan buğdayı, tüccar 250 bin liraya kadar alıyor. Hükümet çiftçiye destekleme alımı yapmadığı, yeterli ürün almadığı için tüccar fırsat düşkünlüğü yapıyor.”
Miele ve Rowenta işçi atacak
Almanya’nın ünlü beyaz eşya üreticilerinden Miele ve Rowenta önümüzdeki dönemde işçi atmayı planlıyor. Şimdiye kadar değişik spekülasyonlar yapılırken açıklama yapan firma yetkilileri yüzlerce işçinin sokağa atılacağını doğruladılar. Buna göre Miele Almanya’da çalışanlarının yüzde 10’a denk düşen bir oranda, toplam 1100 işçiyi işten çıkartırken Rowenta ise Erbach’taki fabrikasındaki 575 çalışanın yaklaşık yüzde 50’sinin çıkartılacağını açıkladı. Genel olarak tüketim piyasasında yaşanan durgunluktan beyaz eşya üreticilerinin de etkilendiğini ileri süren yetkililer, ayrıca rekabetin giderek arttığını söylediler. Özellikle büyük mağazaların Asya’dan getirdikleri beyaz eşyaları Almanya piyasasının ortalama 200 Euro altında sattıkları belirtilirken, “Teknik olarak pek fazla fark olmadığı için tüketicilerin giderek artan bir bölümü geleneksel markalardan vazgeçiyorlar” denildi.
ABD Meclisi, CAFTA’yı onayladı
ABD Temsilciler Meclisi, ABD Başkanı George Bush’un desteklediği Orta Amerika ile Serbest Ticaret Anlaşması’nı (CAFTA) onayladı. Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada, ABD ile Orta Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (CAFTA), 215’e karşı 217 oyla kabul edildi. Taraflar arasında ticarette gümrük vergilerinin zaman içinde kaldırılmasını öngören anlaşma, ABD ile Orta Amerika ülkeleri Kosta Rika, El Salvador, Nikaragua, Guatemala, Honduras ve Dominik Cumhuriyeti’ni kapsıyor.
Çin’den ithalata damping koruması
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), Türkiye’deki split klima üretiminin yüzde 95’ini yapan Vestel ve Arçelik’in başvurusu üzerine; Çin menşeli duvar tipi split klimalar için damping soruşturması başlattı. Yerli üreticilerin korunması amacıyla Çin menşeli resim tüplü renkli TV alıcıları ithalatında yüzde 50 dampinge karşı vergi uygulanması, dokunmuş kadife, pelüş ve tırtıl mensucat ithalatında da 6 ay süreyle CİF değerinin yüzde 50’si tutarında geçici teminat alınması kararlaştırıldı. DTM’nin ithalatta haksız rekabetin önlenmesine ilişkin tebliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net