www.evrensel.net
|
istatistik
|
arşiv
|
linkler
|
posta
GÜNLÜK
____
Yücel Sarpdere
Mescitli dişçi
TABLO
____
Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
Kamu’nun tasfiyesi için “şer” ittifağı
EMEK GÜNLÜĞÜ
____
Seyit Aslan
Birlik olmak için geç değil
MERCEK
____
A. Cihan Soylu
Başbuğ’un “uyarısı”!
ROJEV
____
Ender İmrek
Milliyet’in ‘Kürt Aydınları’ aşkı!
hukuk’ta sorular sorunlar
____
Av. Devrim Avcı
Askerden dönünce aynı yerde çalışabilir miyim?
ÖZGÜRLÜKLER
____
Hüsnü Öndül
Brifing
HAYATIN İÇİNDEN
____
Arif Nacaroğlu
Pembe güçler
GÜNLÜK
..........
Yücel Sarpdere
Mescitli dişçi
Tam beyefendinin Moğol taraflarında ok atmak için yayı gerdiği haberi gelmişti ki, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık kuruluşlarına ibadethane açma mecburiyeti kararı patladı.
Doğal olarak da bunun beyefendiyle bir ilgisi var mı acaba sorusu akla gelmişti!
Çünkü beyefendi oku atabilir ve kendisi dahil kimseye saplamamayı başarırsa eğer, az sonra atların yanına gidecekti!
İşte bu herkesleri derin endişelere sevk ediyordu!
Beyefendi ve at!
Bir takım hatıraları canlandırmaya yetiyordu.
Malum, beyefendi ata binmeye kalkmış, at da şaha kalkmıştı!
Acar danışmanlar durumu kurtarmaya çalışsalar da görüntüler dört bir yana dağılmıştı.
Eğer at, devlet çiftliğine ait olsaydı,
“Görüldüğü gibi devlet atları nankör. Sırtüstü yatmaya alışmışlar.
Yemeye gelince yiyiyor, iş yapmaya gelince biniciyi sırtından atıyorlar, deyip anında özelleştirme yoluna giderlerdi!
Fakat at özel çiftliğe ait olunca bunu diyemediler.
Eh, at beyefendiyi üstünden atamadı, beyefendi, atı altından attı deseler, o da olacak gibi değil.
Mecburen sineye çekildi.
İşte o hatırattandır ki, beyefendinin Moğol seferinde atlara yaklaştığı haberi bazılarında panik yarattı.
Peki ne oldu?
Beyefendi ata binmediği için düşmedi.
Fakat ata binen şampiyon çocuk attan düştü!
Demek beyefendi Veliefendi tarafına bir yaklaşsa...
Ortalık duman olacak
***
İşte bu itibarla Sağlık Bakanlığı’nın dişçilere bile mescit yapılacak kararını bu duruma yoranlar oldu!
Gerçi, Bakan bey bir açıklama yapıp, kararda mescit adının geçmediğini, ibadethane dendiğini söyledi.
İşte bu çok önemliydi!
Yani, başka dinden olanlar, Hıristiyanlar da bu hizmetten faydalanacaktı!
O zaman anlaşıldı ki, dinlerin kardeşliği dişçi koltuklarından başlayacaktı!
Kimbilir ilerleyen zamanlarda, ortalık müsait olduğunda yeni bir genelgeyle söz konusu mescitlere bir de imam zorunluluğu getirilirdi.
Bir dişçi, bir imam!
Bir tarafta dişçi diş oyuyor.
Koltuğun dibinde imam ezan okuyor!
İşte bu karar bile Türkiye’nin nerelere sürüklendiğinin, kimlerin elinde olduğunun göstergesidir.
Ülke, tarihinin en gerici noktasına doğru sürüklenmektedir.
Sağlığı paralı hale getirip sağlık ocaklarını kapatıyor, hastaneleri satıyorlar.
Sağlık ocaklarına ise mescit yapıyorlar.
Demek oluyor ki, insanları hastane yerine mescide gönderecekler.
İlaç yerine okuyup üfleyip, bu kadarı sana yeter diyecekler!
Kapıya bir de şu yazıyı astılar mı iş tamam:
“Aptessiz girilmez!”
e-posta:
sarpdere@gmail.com
Başa dön
TABLO
..........
Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
Kamu’nun tasfiyesi için “şer” ittifağı
Hafta sonu (16-17 Temmuz 2005 tarihleri) İzmir-Kartepe’de yapıldığı söylenen toplantıda görüşülen konuları sıralıyordu, 19.07.2005 tarihli Hürriyet gazetesi. Başlıca görüşme konuları, vergi kanunlarının yeniden yazımı ve vergi kanunları arasında bir bütünlüğün sağlanması...
İki gün süren toplantıda, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunları’nın sistematik bir bütünlük içinde yeniden yazımını öngören çalışma için hazırlanan ilk taslak raporunun tartışıldığı ifade edilen haberde, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın da ikinci gün katıldığı toplantıda tartışılan, önerilen ve ele alınan konular; kısa bir süre sonra “Vergi Reformu” çalışması için gelecek ve son sözü söyleyecek olan IMF uzmanları ile tartışılacağı da benimsendiği ifade edilmektedir.
Denilebilir ki, buraya kadar “şaşılacak” bir durum yok! Çünkü teslimiyetçi AKP iktidarı, IMF’nin her sözünü emir telaki edip anında yerine getirdiği bilinen bir durumdur. Bu doğrultuda çıkaracağı ilk kanun olmayacaktır. Doğru. Ancak, ‘basına kapalı’ özel olarak yapıldığı söylenen bu toplantıda konuşulan diğer konular arasında ilginç ve tehlikeli saptamaların olduğu da görülmektedir. “Hürriyet’in aldığı bilgiye göre…” diye devam eden haberde, katılımcılar; “Türkiye’de dolaylı ve dolaysız vergilerin yüksek olduğunu, ek vergi artışlarının piyasayı bozucu etki doğuracağını belirtti. Özellikle kamu borcunun yüksekliği nedeniyle ortaya çıkan finansman açığının artık vergi artışlarıyla karşılanamaz noktaya geldiği vurgulandı...” şeklinde bir “tesbit” yapıldıktan sonra, “alınması gereken önlemler” sıralanırken sermayenin asıl varmak istediği noktaya nihayet vurgu yapılmaktadır: “Bu nedenle yeni vergi politikaları üretilirken, başta bedelsiz kamu hizmetlerine bedel konulması olmak üzere, özelleştirme, ‘2-B’ olarak anılan orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına olanak tanıyan düzenlemeler gibi ‘vergi dışı gelir’ yaratmanın çok önemli olduğu vurgulandı…” şeklinde devam eden haberde, halkın halen bedelsiz olarak yararlandığı bazı kamu hizmetlerine bedel konulması gündeme gelebileceği de ifade edilmektedir.
Serbest piyasacı güruhun hep bir ağızdan koro halinde, “devlet; yatırımdan, hizmetten, üretimden çekilsin” şarkısını söylerken, kamuya ait ne var ne yok tamamen tasfiye edilmesi ve “sosyal yanı kalan” birkaç hizmetin kırıntılarını da temizlemek için yoğun bir çaba sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Bütün bunlar herkesin gözü önünde inadına yapılmaktadır.
Toplantıda görüşülen konuların değerlendirme biçimine gelince; dolaylı vergilerin adaletsiz ve yüksek olduğu doğrudur; ancak, dolaysız (beyana dahil) vergilerin yüksek olduğunu savunmak doğru değildir. Toplam vergiler içinde beyana dayalı (gelir ve kurumlar) vergilerinin oranı yüzde 20’yi bile geçmemektedir.
Bedelsiz yararlanılan kamu hizmetlerine gelince; doğrusu haberi okuyunca, bedelsiz yararlanılan bazı kamu hizmetlerinin ne olduğunu düşünmeye başladım. Bedelsiz verilen kamu hizmeti olarak ne kaldı acaba? Sağlık desek: Halk ve emekçiler ödediği primler karşılığı sağlık hizmetinden yararlanmaktadır. (Bugünlerde sermaye basının, yoğun destek verdiği Sosyal Güvenlik Sistemi’nin gerçekleşmesi için konu edilen “yeşil kart” uygulaması hariç).
Eğitim hizmeti desek: Bu alanda devletin herhangi bir harcama yapmadığı, bütün giderlerin okul idarecileri aracılığı ile velilerden karşılandığı inkar edilemez bir gerçektir. Eğitim harcaması olarak yoksulluk sınırı altında bulunan öğretmen maaşları dışında herhangi bir harcama yapılmamaktadır. 80 kişilik sınıflar, laboratuvardan ve öğretmenden yoksun okullar… Bu alanda da herhangi bir harcama yapılmamaktadır.Son yapılan “Lise Giriş Sınavları” sonucu 65 bin öğrencinin notta sıfır çekmesi her şeyi anlatmaya yeter.
Sanırım “bedelsiz yararlanılan hizmet” olarak okullarda öğretmenlere verilen maaş kastedilmekte ve kısa süre sonra bu da velilerin üzerine yıkılacaktır! Bu iki alan sosyal bir devletin ücretsiz olarak yerine getirmesi olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu nedenle başlıca bu iki hizmet alanını hatırlayarak, bedelsiz yararlanılan kamu hizmetlerini hatırlamaya çalıştık.
Sermaye ile temsilcisi AKP Hükümeti en ufak kamu hizmetine bile tahammül edememekte ve tasfiyesi için ittifak halinde yoğun çaba göstermektedir. Uzun zamandır aralarında “soğuk rüzgarlar esen”, TÜSİAD Başkanı Erol Sabancı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “barışması”, kamuyu tasfiye etmek ve saldırılarda başarılı olmak için “şer” ittifağının devamı içindir.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bir televizyon programında AKP Hükümeti’nin başarısız olduğu konuları anlatırken, yapılan bütün özelleştirmelere rağmen, devleti tamamen liberalleştiremediğinden şikayet etmesi, Erdoğan’ın patron takımını evinde ziyaret ederek “özür dilemesinin” ne anlama geldiğini yeterince anlatmaktadır.
Peki, sermaye ve temsilcisi hükümet bu ‘barışmayı’ ve ittifakı sağlarken, işçi ve emekçilerin örgütü sendikalar ne yapmaktadır? Konfederasyona bağlı birkaç şubenin iyi niyetli çabası dışında, neden geniş bir ittifak sağlanamamaktadır ? Bu seyirci tutum devam ettikçe, yarını geç olabilir.
e-posta:
kirmizitoprak@hotmail.com
Başa dön
EMEK GÜNLÜĞÜ
..........
Seyit Aslan
Birlik olmak için geç değil
Telekom’un özelleştirilmesine karşı, Haber-İş üyesi işçiler, 19 Temmuz’da başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde işbıraktı. İşçiler bu eyleme yüzde 100 katılım sağladı. Birlik çağrısı yapan işçilere çeşitli sendikalardan da destek geldi. Özelleştirme ile karşı karşıya olan Seydişehir işçileri, Petrol-İş Sendikası’nın Ankara şubesi ve daha birkaç sendika Telekom işçilerinin eylemini destekleyeceklerini söylediler. İzmir, Aliağa, Mersin Liman işçileri ve İstanbul Emekli-Sen dışında ki destekler ise temsili düzeyde kaldı.
Umuyor ve diliyoruz ki bundan sonra yapılacak eylemlere daha ileri düzeyde katılım gerçekleşir. Özelleştirmeyi dayanak yaparak diğer saldırıların önlenmesi ve hareketin birleşmesi yönünde ciddi adımlar atılarak, hareketi birleştirmek için bir çabanın içine girilir.
Sermayenin saldırılarına, Telekom’un özelleştirmesine işçilerin ve halkın büyük kesimi karşı çıkmaktadır. Haber-İş İstanbul 1 No’lu Şube’nin başlatmış olduğu emekçileri ve halkı aydınlatma çalışmaları da bunu gösütermektedir.
Fakat bu karşı çıkış, somut mücadele mevzisine bürünmediği sürece, özelleştirmecileri caydıracak bir noktaya gelmeyecektir. Halkın bir ülkenin her türlü haberleşmesini, uluslararası tekellerin eline geçmesinin neye mal olacağı konusunda düşündüklerinin pratik eyleme dönüşmesini sağlayacak bir çalışma gerekir. Bunun için, daha geniş, kapsamlı bir aydınlatma faaliyeti sürdürülmek zorundadır. Sorun sadece Telekom’un özelleştirmesi sorunu olmadığı için sadece Telekom işçileri değil, diğer sendikalar ve konfederasyonlar da işin içine girmeli ve bir plan dahilinde faaliyet yürütülmelidir. Bu çalışma işçi hareketine büyük olanaklar sağlayacaktır.
Başbakan Erdogan’ın özelleştirme kapsamındaki kurumları ve işçileri hedef alan “Yatıyorlar”, “Pislik içinde” gibi suçlayıcı sözleri de o kurum için değil özelleştirme kapsamındaki tüm kurumlar için söylenmiştir. Başbakan bilinçli olarak işçilerin yaratmış olduğu tüm değerlere saldırmaktadır. Burjuva medyasında yer bulan bu sözlerle yığınların bilinci çarpıtılmak istenmektedir. Sermayenin ve Başbakan’ın kullandığı araçların boşa çıkarılması için, yapılan propagandayı yenecek güçte, propaganda araçlarını yaratmak ve yanıt vermek gerekir.
Türk-İş içinde dört sendikanın özelleştirmeye karşı başlatmış olduğu birlikte davranma tutumu, tüm konfederasyonun ortak tutumu haline getirilmelidir. Sadece konfederasyon düzeyinde kalması sorunu çözmek için yeterli değil. Haber-İş Sendikası’nın şubeleri ve temsilciliklerinin yaygınlığı düşünüldüğünde, konfederasyon içindeki sendikalarla temasa geçmek ve onları çalışmanın içine çekmek konusunda fazla zorlanmayacağı açıktır. Haber-İş’in tüm birimleri bulundukları yerlerde, yerel platformların kurulmasını, bunların ortak mücadele platformlarına dönüşmesini sağlayabilirler. Telekom, Erdemir, TÜPRAŞ ve limanların olduğu her yerde, yerel güçlerin bir araya gelme olanakları yaratılabilir. Bunun için başta Telekom işçilerinin gece-gündüz demeden tüm halkı kazanacak bir çalışmayı süratle hayata geçirmelidir. IMF memuru gibi çalışan Başbakan ve ekibi, böyle bir mücadelenin sonunda mutlaka geri adım atacaktır. Bunun için ısrarcı ve inatçı bir çalışmanın sürdürülmesinden başka bir yol yoktur.
e-posta:
aslanseyit@mynet.com
Başa dön
MERCEK
..........
A. Cihan Soylu
Başbuğ’un “uyarısı”!
Türkiye yönetenlerinin, “demokratikleşme” üzerine vaatleri eksik etmedikleri bilinir. İşbaşındaki hükümetin seçimler dönemi ve sonrasında aynı doğrultuda propaganda yürüttüğü ise henüz unutulmadı. TCK değişikliği de sözde “demokratik hakları genişletme” iddiasıyla gündeme getirildi. Değiştirme ise, haklarda genişleme bir yana, “olan”ın daha da kısıtlanması yönünde gerçekleşti. Öyle ki, politikacıların açıklamalarını aynen yayınlayan bir gazete hakkında dava açıldı.
Burjuva cepheden yürütüleni yetmiyormuş gibi, ÖDP gibi burjuva liberal politik grup ve partiler başta olmak üzere “sol” liberal cepheden de hayli geniş bir kesim, emekçi kitlelerini “demokratik açılımlar” yönünde beklentiye sürükleyen bir propagandadan geri durmadı. Sendika üst bürokrasisi hükümet ve sermaye kurumlarıyla uzlaşıyla “sorunları çözeceklerini” söyleyerek işçi-emekçi hareketinin önünü kesmeye ve hareketi sisteme kanalize etmeye çalışırlarken, liberal-sol partiler ve ülkede hayli yekün tutan holding beslemesi, ABD ve AB’nin “yönlendirici etkisi”ni de referans göstererek, ülkenin ve hatta tüm Balkanlar-Ortadoğu-Kuzey Afrika-Kafkasya ve Orta Asya’nın demokrasi sürecine girdiğini propaganda ettiler. Amerikan emperyalizmi Ortadoğu’yu ve “eski demirperde ülkeleri”ni “demokratikleştirme operasyonu başlatmıştı” ve bundan Türkiye’ de nasiplenecekti!
Sokaklarda, ve dünyanın gözü önünde kadınlar mı dipçiklenip yerlerde sürükleniyor; Kürtlere yönelik inkar ve baskı politikası, askeri saldırılar da dahil, retçi ve “tebdil edici” çizgide devam mı ediyor; küçük çocuklar terörist diye kurşuna mı diziliyor; yazar-çizerler en basit eleştirileri nedeniyle büyük meblağlı para cezalarına mı çarptırılıyor; bunlar olsa olsa, “her ülkede görülebilir münferit olaylar” türünden aksiliklerdi!
Ama, Türkiye gericiliğinin “kendi tarihi” ve “değiştirilemeyeceği” üzerine yeminler ettiği politik çizgisiyle kanıtladığı o meşum karabasan ‘nihayet’, rejimin temel kurumu adına ve en üst düzeyden “noktayı koydu”: herkes haddini bilmeliydi. Askeri operasyonlar artırılacak, genel af türünden “demokratik” talepler söz konusu bile edilemezdi, vs.
Burjuvazi adına “bu kararlı ses”in, işçi sınıfı, emekçiler ve politik-sendikal her türden örgütleri için uyarıcı olması gerekir. Herkes, sınıf mücadelesinin ne olduğunu; burjuvazi ve emperyalizm ile işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar arasındaki mücadelenin, dost ve düşmanın gerçek kimliği ve işleviyle tanınmasının yalnızca kurtuluş için değil, acil iktisadi ve demokratik taleplerin elde edilebilmesi bakımından da önem taşıdığını bilmelidir. Son gelişmelerden ve Başbuğ’un “uyarısı”ndan çıkarılacak en önemli sonuç bu olsa gerek.
Başa dön
ROJEV
..........
Ender İmrek
Milliyet’in ‘Kürt Aydınları’ aşkı!
Milliyet gazetesi bas bas bağırıyor. Hikmet Fidan’ın öldürülmesi manşetten düşmüyor.
İşlenen cinayetler, toplu katliamlar, boşalan köyler, süren operasyonlar, infazlar ve “faili meçhul”ler hakkında yayın yapmayı aklından bile geçirmeyen burjuva medya, Hikmet Fidan’ın öldürülmesinde dedektif oldu! Dahası Milliyet ve Hasan Cemal ‘Kürt aydınları’nı birleştirmek için helak olmaktadır.
Adalet Bakanlığı’nın önünde gerçekleştirilen infazı ve her gün işlenen cinayetleri, bölgedeki operasyonları, inkara eşlik eden şiddet politikalarını onaylayan Milliyet ve diğerleri birden bire cinayetleri çözmeye adanmış, hak ve adalet peşinde koşan gazeteler haline geldiler.
Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz cinayeti ve bölgede peş peşe açılan toplu mezarlar karşısında suskun kalan Milliyet ve diğer burjuva basını, Fidan’ın öldürülmesini devlet yedeğine çekilmiş bir hareket yaratmanın vesilesi olarak kullanmak istemektedir.
‘Kürtler’ kitabı ile kapsamını çizdiği yolda ilerleyen Hasan Cemal ise, ‘Kürt masası şefi’ olarak kılı kırk yarıyor. Dedektiflere taş çıkartan bir çalışmayla “Korkunç şüpheyi” yazan Hasan Cemal’in yazıları Milliyet’in manşetinden düşmüyor.
“Kürt aydınlar tedirgin”
“Zana bildirisine İmralı vetosu”
“Fidan tartışması büyüyor”, “Sessiz kalanlar büyük hata yapıyor” gibi haberlerle günlerdir kışkırtıcı ve bölücü yayınlar yapılıyor. Abdülmelik Fırat, Yaşar Kaya, Kemal Burkay, Zeki Okçuoğlu, gibi Kürt demokratik hareketinin karşısında yer alan ve ABD işbirlikçiliğinden yana olan kişiler öne çıkarılarak onların etrafında bir hareket örülmek isteniyor. İki arada bir derede kalmış bireyler de bu tarafa çekilmek istenmektedir. İsmail Beşikçi gibi isimler liste başı edilerek ilerlenmek istenmektedir.
Kürt halk hareketinin esas gövdesinden kopmuş olan çevreleri “Kürt aydınları” olarak öne çıkaran bu girişim karşısında uyanık olmak her şeyden önce gerçek Kürt aydınlarına düşmektedir. Ortada işleyen bir devlet operasyonu bulunmaktadır ve bu operasyonunun bir unsuru olmamak önemlidir.
Kürt sorununda inkarı ve şiddeti benimseyen ırkçı ve şoven köşe yazarlarının Hikmet Fidan’ın öldürülmesinden sonra cinayetlere karşı çıkan, insan hayatını her şeyin üstünde tutan, insan hak ve özgürlüklerinin kayıtsız koşulsuz savunucusu kesilmeleri ve ‘Kürt aydınlarını toparlamak’ için vazifelendirilmeleri boşuna değildir.
“Kürt aydınları”nın sözcüsü, mağdurların sesi numarasına soyunmuş olan Milliyet, diğerleri Hasan Cemal, Taha Akyol gibileri demokratik Kürt hareketini bölüp parçalamak, aydınları birbirine karşı kışkırtmak için atağa geçmiş bulunuyorlar. PKK’nin kayıtsız koşulsuz silah bırakması çağrısı yapan ama Kürt sorununun demokratik çözümü için bir önermede bulunmayan yaklaşımın güçlendirilmesi ve operasyonların sürmesini meşru gösteren işbirlikçi çevreleri toparlamak için Fidan’ın öldürülmesi vesile edilmek istenmektedir.
Milliyet ve diğer karşı devrimci, barış ve demokrasi düşmanı güçlerin açtığı platformda toparlanarak hareket etmenin ne anlama geldiği bilinmez değildir. Bu tuzağa dikkat etmek gerekli ve zorunludur. Bir bölüm ‘Kürt aydını’ için söylenecek sözümüz yok. Onlar zaten ABD uşaklığına soyunmuş haldeler. Ancak bir bölüm aydının böylesi durumlar karşısında daha dikkatli davranması beklenir.
Özetle; eski HADEP Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan’ın Diyarbakır’da öldürülmesini bir fırsat olarak değerlendiren gerici güçlerin atağa geçmiş olmasının altında yatan hinliği çözmek için zeki olmak gerekmiyor. Kürt halkının demokratik hak ve özgürlük mücadelesine karşı şiddeti ve imhayı kutsamış güçlerin Hikmet Fidan’ın cesedini kullanarak oynadıkları bu oyun da boşa çıkarılmalıdır. Fidan’ın kim ve kimler tarafından katledildiği bilinmemektedir. Olayı üstlenen de olmamıştır. Ama olup bitenlere bakıldığında görülecek olan bu cinayetin devletin elini güçlendirdiği, devletin işine yaradığıdır.
e-posta:
enderimrek@hotmail.com
Başa dön
hukuk’ta sorular sorunlar
..........
Av. Devrim Avcı
Askerden dönünce aynı yerde çalışabilir miyim?
SORU: Askerliğimi yapmak için işimden ayrılmayı düşünüyorum. Ancak, askerden döndüğümde aynı işyerinde çalışıp çalışmayacağımı bilmiyorum. Ben aynı işyerinde çalışmak istiyorum. Bunun için ne gibi işlemler gerekir. Askerlik dönüşü ayrıldığım işte yeniden çalışabilir miyim? Teşekkürler
CEVAP: Herhangi bir askerlik hizmeti veya kanuni bir ödev dolayısı ile işinden ayrılmak zorunda kalan kişiler, bu hizmetlerinin sona ermesinden başlayarak iki ay içinde daha önce çalıştıkları işyerlerine işe girmek istedikleri sebebi ile başvurabilirler. Bu durumda işveren, bu gibi kişileri eski işleri veya eski işlerine benzer nitelikteki işlerde boş yer varsa hemen, eğer yoksa, bu durumda boşalacak ilk işe diğer başka istekte bulunan kişilere tercih ederek o andaki şartlarla işe almak zorunda bırakılmıştır kanun hükmüne göre.
Ancak, aranan şartlar bulunduğuna göre, işveren böyle bir durumda olan eski çalışanı ile iş sözleşmesi yapma yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınıyorsa, o takdirde işe girmek isteyen eski işçinin dava açma hakkı mevcuttur. Açılacak bu dava ile, dava sonucunda haklı bulunmanız halinde, işveren, üç aylık ücret tutarında bir tazminat ödemek zorunda kalabilir. Askerlik dönüşü, yukarıda kısaca anlatıldığı üzere, eski işyerine işe yeniden dönmeniz ile ilgili bir talepte bulunursanız, yeniden çalışma olanağınız vardır. Aksi tardirde, eğer işvereniniz sizi işe almazsa, bu takdirde, dava açma hakkınız bulunmaktadır.
e-posta:
hukuk@evrensel.net
Başa dön
ÖZGÜRLÜKLER
..........
Hüsnü Öndül
Brifing
Genelkurmay Başkanlığı’nın 48 gazeteciye verdiği brifing ilginç. Bir defa brifingi 2. Başkan bizzat veriyor. Sanırım söyleneceklerin etkisi bakımından bu şekilde planlanıyor. İkincisi katılanların aktardığına göre, yazılmaması kaydıyla söylenmiş sözler de bulunmuyor. Görüşler açıkça ortaya konmuş.
O nedenle de, insanların, grupların nasıl nitelendirilmesi gerektiği konusunda da (Kürt aydını nitelemesi) açık tavır takınılmış; Terörle Mücadele Kanunu’nun yeniden ele alınması ve Başbakanlığa bağlı yeni bir güvenlik biriminin oluşturulması (takip ve değerlendirme yapacak bir birim) önerisinde bulunduğu ve bu önerinin Başbakanlık tarafından da uygun bulunduğu açıklanmış.
Ordu genel affa da karşıymış. Bunu da öğrenmiş olduk. Ordunun ne zamandan beri genel affa karşı olduğu sorusu soruldu mu, sorulmadı mı onu bilemiyoruz. Zira iktidar olanlar, genel af kavramından vebadan korkar gibi korkuyorlar. Demek ki, ordu, bir: yürütme organına yardımcı olmak bakımından, Terörle Mücadele Kanunu ve iki: Terörle mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, takip ve değerlendirme yapılabilmesi için, kendisi dışındaki bir makamın bünyesinde, -kendisinin de yasal olarak bağlı bulunduğu Başbakanlık bünyesinde- bir merkezi birimin oluşturulması görüşündedir. Üç demek lazım: Yasama organının yetkisi/takdiri/çalışmaları bağlamında genel af konusu mesafe konması gereken bir konudur.
Daha önceki uygulamaları hatırda tutmamız gerekir. DEP milletvekillerinin tutuklu mu, hükümlü mü oldukları konusunda yargı ile ilgili görüş açıklanmaktaydı Genelkurmay adına. Aynı zamanda illerdeki vali ve emniyet birimleri eleştirilmekteydi. İnfaz Kanunu, Avukatlık Kanunu hatırlatılmaktaydı, Öcalan’ın avukatlarıyla konuşmaları konusunda. Sendikaların tüzükleri Genel Kurmay tarafından incelenmekte ve yargısal süreçler işletilmekteydi. Görüldüğü gibi, doğal olarak, yasama, yürütme ve yargı ile ilgili konular da gündeme gelmekteydi.
Türkiye’de yasalar ve pratik, askere çok geniş ilgi alanları yaratıyor.
Zihni altyapı da buna müsait.
Yazılı ve görsel basının temsilcilerinin mesleklerini nasıl icra edecekleri; hangi sözcükleri kullanıp hangilerini kullanmayacakları; hangi olayları hangi boyutlarda nasıl verecekleri konuşulmuş.
Konuşulanlar çok geniş bir şekilde yer alıyor gazetelerde.
Yeni bir döneme giriliyor anlaşılan.
Medya göreve zihniyet olarak hazır.
“Hakiki gerçek” mi, “medyatik gerçek” mi okuduklarımız ve gördüklerimiz; okuyup göreceklerimiz, yaşayıp göreceğiz.
Yakında...
Başa dön
HAYATIN İÇİNDEN
..........
Arif Nacaroğlu
Pembe güçler
Soluk soluğa odama daldı. Suratındaki telaşın ne anlama geldiğini bilmesem savaş çıkmış da sığınaklara kaçmamız gerekiyormuş sanırdım. Gözlerini kısarak konuşmaya başladı.
- Haberleri dinledin mi? Komşumuz Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri’nden 16 adet F16 uçak ile Almanya’dan 333 bilmem ne tankı alıyormuş. Yunanistan’ın alacağı uçak ve tankların fiyatları henüz açıklanmamış. Artık yediye on dengesini ağzına alan da kalmadı. Şimdi düşünelim. Komşumuz Yunanistan Kıbrıs sürtüşmesini saymazsak son 60 yıldır savaş yüzü filan gördü mü?
- Hayır.
- Ülke içinde bu silahlarını kullandı mı?
- Yoo.
Konuşmanın istediği şekilde geliştiğinin farkına varmanın heyecanı ile sürdürdü.
- Yunanistan’a saldıran oldu mu?
- Olmadı.
- Ara sıra bize göz dağı vermiş olsa da, silahı, tankı, uçağı ile bize de saldırmadı. Bize saldırmadığı gibi diğer komşularına da saldırmadı.
- Evet, saldırmadı.
- Boşver Yunanlıları. Bulgarlar saldırdı mı?
- Ben duymadım.
- Peki diğer komşular? Ruslar, İranlılar, Iraklılar, hatta Suriyeliler? Dost ABD kuzeyde, güneyde topraklarımıza harıl harıl askeri üs kurarken, ülkemizi açık tehdit alanı şekline dönüştürürken, bebelerimizi süttozu ile kafakola alırken, “düşman” komünist Sovyetler, Kurtuluş Savaşımızı el altından destekleyip, gelişen ülkemize demir, çelik tesisleri kurmuyor muydu? Onlardan ciddi bir tehdit aldık mı?
- Almadık. Biz 85 yıldır onlarla barış içerisinde, tek kurşun atmadan yaşayıp gidiyoruz.
- Yunanlılar aldı mı?
- Onlar da İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi işgalinden sonra, faşist askeri yönetim dönemini saymazsak, ciddi bir savaşa girmediler. Hele AB’den sonra artık onların da tanklarıyla gireceği bir savaş tehlikesi filan pek görünmüyor. F16 menziline giren düşmanlarının olduğu da pek söylenemez.
- Peki o zaman, bu Yunanlı dostlarımız neden milyarlarca dolar harcayıp ABD’li ve Alman silah tüccarlarına para akıtırlar? Milyarlarca dolar harcayıp aldıkları ve sadece tatbikatlarda, mavi kuvvet olarak, omuzu kalabalık askerlerin savaşçılık oynama zevklerini tatmin etmek için kullandıkları tankları, uçakları hurdaya çıkarıp da yerlerine yenilerini koymak için bilmem kaç milyon asgari ücreti gözlerini kırpmadan silah tekellerinin ceplerine aktarırlar? Bu paranın onda birini bile neden daha insani işler için kullanmazlar? Neden bir yanda bu turuncu kuvvet, yeşil kuvvet, kırmızı, mor kuvvet hikayesi sürüp gider, dünya zenginleri listesinde bu dürzülerin sıraları değişir de, bir Allahın kulu bu omuzu kalabalık mavi kuvvetlere “Bırakın bu savaşçılık oyununu. Yazıktır bu küçük ülkenin milyar dolarlarına” demez? Hele artık tankın, uçağın bir işe yaramadığı, beline bağladığı bomba kuşağıyla bıyıkları yeni terlemiş kızgın gencin, tanktan, uçaktan daha tehlikeli, daha güçlü olduğu bu dönemde.
Sonra söylene söylene odadan çıktı.
- Ah bu pembe güçler.
e-posta:
arif1@gantep.edu.tr
Başa dön
Bize ulaşmak için;
Tel
: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)
Fax
: +90 (0212) 233 18 60-70
E-mail
:
posta@evrensel.net