Bu kavram Kıbrıs’taki meşhur Loizudu davası ile AİHM ve Türkiye’nin gündemine gelmişti. AİHM, “süre gelen ihlal var” dedi, davayı kabul etti, Türkiye de davanın kabul edilmesini kabul etti. Özelleştirmede ise, ÖİB 100’den fazla mahkeme kararını uygulamadı, bu “süre gelen”in ötesinde “mutadi” ve “mütemadi” bir ihlaldir. ÖİB mahkeme kararlarını uygulamamayı alışkanlık haline getirmiştir ve mütemadiyen mahkeme kararlarını uygulamamaktadır. ÖİB ve hükümet sanıyor ki, “Parayı veririz, mahkeme kararını uygulamayız”. Danıştay 10’uncu Dairesi’nin kararı çok açık. Hem tazminat verecekler, hem de yargı kararlarını uygulayacaklar. Sendikaların Türkiye’de tam yargı-tazminat davası açmış olmaları da AİHM yoluyla tazminat istemelerini engellemez.
‘ESAS OLAN SİYASAL MÜCADELEDİR’
1998’de Evrensel’de yayımlanan demecimde, hukuk mücadelesine “artçı savaşı” demiştim. Şimdi o dönem bitti, mücadele yeni bir aşamaya geldi. Artık, esas olan siyasi mücadeledir. Telekom, Erdemir, TÜPRAŞ, THY, TCDD limanları, Seydişehir, senin sendikan benim sendikam, senin partin benim partim ayrımı yapmadan, bu özelleştirmelere karşı olanların bir araya gelip mücadeleye başlamalarının zamanı gelmiştir. Bu aynı zamanda mahkeme kararlarının uygulanmasını da sağlar.
‘HER ÖZELLEŞTİRMEDE HUKUKSUZLUK VAR’
Türkiye’de özelleştirmeciler ve bir kısım medyanın çiftetelli köşe yazarları sabah akşam özellikle Mümtaz Soysal’ın, KİGEM’in açtığı davalarda özelleştirmelerin engellendiğinden şikayet ediyorlar ve hiç utanmadan yargıyı da suçluyorlar. Biz “siyasi” bir mücadele verdik, ama daima “hukuki” dava açtık. Nasıl dava açtık? O kadar her şeyin kaşını gözünü yara yara iş yapıyorlardı ki, her özelleştirmede muhakkak bir hukuksuzluk, usulsüzlük oluyordu. İptallerin bir tekinde “siyasi” karar yoktur. Onların şikayet ettikleri iptallerin sorumlusu özelleştirme sırasında kanunları hiçe sayan ÖİB görevlileridir. Onlardan hesap sorsunlar.