‘Kızıl Ken’ geçmişi hatırlattı
Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, Londra’da düzenlenen 7 Temmuz saldırılarıyla ilgili olarak hükümete yönelik eleştirilerinde, onyıllar boyunca Batılı ülkelerin Ortadoğu’da yaptığı müdahaleler ve Irak işgalinin bu eylemlerde etkili olduğunu söyledi. “Asıl problem bizim sırf Rusları öldürsünler diye, uzun yıllar bu insanlara maddi yardımda bulunmamızdır” diyen ‘Kızıl Ken’ lakaplı Livingstone, “Rusları öldürmeyi bıraktıklarında bizi öldürmeye başlayabileceklerini hiç düşünmedik” dedi. İngiltere’de bombalı saldırılarda 56 kişinin yaşamını yitirmesinin ardından başlayan karşılıklı suçlamalar ve tartışmalar halen sürüyor. Radikal tutumlarıyla tanınan iki imam, hükümete yönelik suçlamalarda bulundu. Polis soruşturmasına uğrayan ve sınır dışı edilmeye çalışılan imam Ömer Bekri Muhammed, başlarına gelenlerin en büyük sorumlusunun İngiliz hükümeti ve halkı olduğunu söyledi. Muhammed, Afganistan ve Irak savaşları sırasında ABD ile birlikte hareket etmenin ve Başbakan Tony Blair’in yeniden seçilmesinin saldırıları hızlandıran unsurlar olduğunu belirtirken, İngiltere’de yaşayan Müslümanları da ‘kan akıtılmasını önlemek için hiçbir şey yapmamakla’ suçladı. El Muhacirin örgütünün lideri Anjem Choudary ise, Irak’ta Müslümanların öldürüldüğü bir dönemde Müslüman toplum liderlerinin Başbakan Tony Blair ile görüşmelerinin büyük hata olduğunu söyledi. Choudary, “asıl teröristin İngiliz askeri ve polisi olduğu, İngilizlerin Müslümanları aşırılar ve çağdaşlar olarak bölmeye çalıştığı, oysa İslam dininde böyle bir ayrım olmadığı” görüşlerini savundu.
Lübnan kabinesi hazır
Lübnan’da kabineyi kurmakla görevlendirilen Fuad Saniora, 24 bakanlık bir kabine hazırladı. Kabinede ilk kez bir Hizbullah temsilcisi de bulunuyor. Hizbullah’tan Muhammed Fneyiş, Elektrik ve Su Kaynakları Bakanı oldu. Hizbullah’la ittifak yapan Tarrad Hamadan da Çalışma Bakanlığı’na yeniden getirildi. Bunun dışında, bakanların genel olarak Suriye karşıtı bir politik çizgide olduğu görüldü. ABD, Lübnan kabinesinde bakan olan herhangi bir Hizbullah üyesi ile hiçbir ilişkiye girmeyeceklerini bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Hizbullah’ı terörist örgüt olarak gören politikasının değişmediğini belirterek, “Kabinede bir Hizbullah üyesi olduğu, yabancı bir terörist örgütün aktif üyesi olduğu sürece, bu kişilerle ilişki içine girmemiz yasa gereği imkansızdır” dedi. Ereli, Lübnan hükümetiyle bütün olarak ilişkiye girmelerinin ise mümkün olduğunu belirtti.
Çin’e ‘tehdit’ nitelemesi
ABD Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapor, Çin’i “uzun dönemde bölgesel tehdit oluşturabilecek bir ülke” olarak nitelendirdi. Raporda, Çin’in hızla modernleşen ordusunun bölgedeki diğer ülkeler için uzun dönemde tehdit oluşturabileceği iddia ediliyor. Çin’in askeri gelişmesinin bölgesel denge için zaten tehlikeli olmaya başladığını iddia eden raportörlerin şu saptamaları dikkat çekiyor: “Çin’in içinde bulunduğu bölgenin ötesine konvansiyonel güç yöneltmesinin sınırlı kalacağını hesap ediyoruz. Uzun dönemde, bu eğilimler devam ederse Çin ordusunun yetenekleri bölgede faaliyet gösteren diğer modern ordular için hatırı sayılır bir tehdit oluşturabilir.” Raporun yayınlanmasıyla birlikte basına konuşan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Çin’in Rusya gibi ülkelerden önemli askeri kapasite ihracatı yaptığını belirtti. Rumsfeld, bu nedenle Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik silah ambargosunun devam etmesi gerektiğini söyledi. Pekin hükümeti ise, rapora tepki gösterdi. Dışişleri Bakanı Li Caoşing, Pentagon’un “Çin’in askeri modernizasyonunun bölgeye tehdit oluşturabileceğini” belirten raporuyla ilgili bir soru üzerine, Çin’in yükselişinin barışçı olacağını söyledi. “Çin’in barışçı bir kalkınma yolunu izlemeyi sürdüreceğini unutmayın” diyen Li, kimseye tehdit oluşturmadıklarını dile getirdi. Çin’in yıllık askeri bütçesinin 50 ila 70 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD ise, ordusuna her yıl 400 milyar dolardan fazla bütçe ayırıyor.
|