www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İşgalde 25 bin sivil öldü
İngiltere’deki Keele Üniversitesi, Irak işgalinde son iki yıl içinde 25 bin sivilin öldüğünü bildirdi. Üniversite’nin raporunda, İngiliz hükümetine de bu kanlı işgale katıldığı için ağır eleştirilerde bulunuldu.

‘Tsunami barışı zorunlu kıldı’
Özgür Aceh Hareketi (GAM) gerillaları ile Endonezya hükümeti arasında süren barış görüşmeleri anlaşma ile sonuçlandı. Finlandiya eski cumhurbaşkanlarından Martti Ahtisaari’nin başkanlığında yapılan son toplantıda taraflar bir ön anlaşma imzaladılar.

Komisyona kanlı darbe
Irak Anayasası’nı hazırlamakla görevli komisyonun 2 Sünni üyesi öldürüldü. Ardından 4 Sünni üye de istifa etti.


İşgalde 25 bin sivil öldü
İngiltere’deki Keele Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenlerin Irak’taki sivil ölümlerine ilişkin hazırladığı rapor, ülkede son 2 senede 25 bini aşkın sivilin öldüğünü ortaya çıkardı. “Irak Ceset Sayımı” (IBC) adlı araştırma projesi çerçevesinde belirlenen rakamlara göre, Irak’ta hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ının, ABD’li askerler tarafından katledildikleri belirtildi. Keele Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde görev yapan Prof. John Sloboda araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Irak’ta ölen her sivil, savaş açarken hesaba katılmayan birer kanıt ve unutulan birer acı gerçek niteliğindedir. Irak’taki ölümlere ilişkin yaptığımız araştırma, 2003 tarihinde başlayan işgalin her bir gününde ortalama 34 Iraklı’nın katledildiğini ortaya çıkardı” diye konuştu.
Tony Blair hükümetini ağır bir dille eleştiren Sloboda, Londra yönetiminin Irak’taki ölümlere ilişkin hiçbir çalışması olmadığı konusuna da dikkat çekti.
ABD sorumlu
25 bin ölümün dörtte birinin, işgalin ilk 6 haftasında yaşandığını vurgulayan Prof. Sloboda, ‘koalisyon’ güçlerinin söz konusu bu ölümlerin sadece 9270’inde sorumluluk aldığını belirtti. Bu rakamın Irak’taki toplam ölümlerin sadece yüzde 37’sini kapsadığını ifade eden Sloboda, “Aslında bu oranın yüzde 98.5’inden ABD sorumludur” dedi. Irak’taki ölümlerin yüzde 11’inin halen “faili meçhul” olarak kaldığını ifade eden İngiliz profesör, ölümlerin yüzde 36’sının ise güvensizlik ortamından kaynaklandığını belirtti.
Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Irak’ta başlayan yağma, hırsızlık ve kaçırma olaylarından dolayı binlerce Iraklı’nın öldüğünü kaydeden Sloboda ayrıca, körüklenen etnik çatışmalara dikkat çekti.
Benzer bir araştırma yapan tıp dergisi “The Lancet”, Irak’ta 2003 yılından bu yana 98 bin kişinin öldüğünü açıklamıştı.


Başa dön


‘Tsunami barışı zorunlu kıldı’
Murat Kuseyri
Özgür Aceh Hareketi (GAM) gerillaları ile Endonezya hükümeti arasında süren barış görüşmeleri anlaşma ile sonuçlandı. Finlandiya eski cumhurbaşkanlarından Martti Ahtisaari’nin başkanlığında yapılan son toplantıda taraflar bir ön anlaşma imzaladılar. GAM, böylece bağımsız bir Aceh devleti kurmaktan vazgeçerek özerkliği kabul etti. Örgüt, silah bırakıp siyasi partiye dönüşecek. Nihai anlaşma 15 Ağustos’ta Helsinki’de imzalanacak.
Evrensel, barış görüşmelerine katılan GAM sözcüsü Bahtiyar Abdullah ve Malezya’da sürgünde yaşayan GAM liderlerinden Muhammad Nur Djuli ile Stockholm’da görüştü.
Evrensel: Barış görüşmeleri ve imzalanan ön anlaşma hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
Bahtiyar Abdullah: Helsinki’de yapılan barış görüşmelerinin 5. turunda Endonezya hükümeti ile görüş birliğine vararak ön anlaşma imzaladık. Görüşmeler çok çetin geçti. En ciddi anlaşmazlık, gerillanın siyasal yaşama katılması konusunda yaşandı. Bu sorun da çözüldü. Endonezya anayasası bölgesel partilerin kurulmasına izin vermiyor. Başlangıçta siyasi parti kurarak seçimlere katılmamızı kabul etmediler. Biz ise bu talebimiz kabul edilmediği takdirde masadan çekileceğimizi açıkladık. Endonezya adına görüşmelere katılan delegasyon, Cakarta ile tekrar ilişki kurdu. Talebimizin kabul edilmesi üzerine bir ön anlaşma imzaladık.
Anlaşma neleri içeriyor?
Bahtiyar Abdullah: Anlaşmanın içeriği gizli. Bu konuda bir açıklama yapamayız. İçerik, 14 Ağustos günü Helsinki’de yapılacak basın toplantısında açıklanacak. Barış görüşmeleri her iki tarafın da sorunu barışçıl yollardan çözmek için samimi olduklarını gösterdi. Aceh’te 30 yıldır süren savaşta en az 15 bin kişi yaşamını yitirdi. Tsunami felaketinde de 180 bin insanımızı yitirdik. 500 bin kişi evsiz kaldı. Savaş nedeniyle rehabilitasyon ve bölgenin yeniden inşasında bir aşama kaydedilemedi. Deprem felaketi nedeniyle bölgenin yeniden inşası için para ve malzeme yardımı yapan kuruluş ve hükümetler, bağışların amacına uygun kullanılacağından şüpheli. Öncelikle savaşın durdurulmasını istiyorlar.
Tsunami felaketinin barış görüşmelerinin başlatılmasında bir etkisi oldu mu?
Nur Djuli: Tokyo’daki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Endonezya hükümeti ile ilişkimiz kesildi. Tsunami’den sonra Endonezya ordusunun Aceh’teki varlığını güçlendirmesi halkta korku yarattı. Bu askerler yardımların halka dağıtılmasını engellediler. Çok yolsuzluk oldu. Felaketin üzerinden neredeyse 7 ay geçmesine rağmen bölgenin yeniden inşasında ciddi bir ilerleme kaydedilemedi.
Ama tsunami, aynı zamanda hükümet ve GAM’ı birbirine yaklaştırdı. Önce her iki taraf birbirini suçladı. Daha sonra ise savaşı bitirmede görüş birliğine vardık. Ayrıca savaşı durdurmak için birçok kurum ve devlet arabuluculuk yapmak istedi.
Hangi kurum ve devletler bunlar?
Nur Djuli: Birçok kurum ve Batılı ülke devreye girdi. Ama somut adım Finlandiya eski cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari’nin başkanlığını yaptığı “Kriz Yönetim İnisiyatifi” adlı kuruluş tarafından atıldı. Bu kuruluşun Avrupa Birliği ile ilişkisi var. Barış çabaları ve görüşmeleri AB tarafından destekleniyor. Avrupa Birliği geçtiğimiz ayın sonlarında Aceh’e heyet gönderdi. Ağustosta yeni bir heyet gönderecekler. Bu heyetler anlaşmalara uyulup uyulmadığını araştıracak. Uluslararası heyetlerin bölgede bulunmalarını önemsiyoruz. Avrupa Birliği’nin soruna angaje olması barışın sağlanacağı yolundaki ümitlerimizi arttırıyor.
Aceh’e gönderilen yardımlar halka gidiyor mu?
Nur Djuli: Tsunami’den sonra toplanan milyarlarca dolar, Birleşmiş Milletler’e bağlı kurumların denetiminde. Bu paraları Endonezya hükümetine vermek istemiyorlar. Bunun nedeni de Endonezya’nın yolsuzlukların olduğu ülkeler sıralamasında başlarda yer alması. Felaketzedelere yardım için gönderilen 160 milyon dolar kayboldu. Kimse bu paranın nereye gittiğini bilmiyor. Japonya dışında hiçbir ülke Endonezya hükümetine doğrudan yardım göndermedi. Bunun için Endenozya hükümeti bizlerle barış anlaşması imzalamak istiyor. Böylelikle bu paraları alacaklarını düşünüyorlar. 500 bin kişi yoksulluk ve sefalet içinde barakalarda yaşamını sürdürüyor.
Aceh’teki petrol ve doğalgaz kaynakları için bir anlaşmaya varıldı mı?
Bahtiyar Abdullah: Bu sorun Aceh’e verilecek özerkliğin çerçevesi tartışılırken gündeme geldi. Genel af, bölgenin ekonomik kalkınması ve entegrasyonu için bir takvim belirlendi. Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması konusunda anlaştık. Ama bunun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini daha sonra tartışacağız.
Daha önce, bağımsızlıktan vazgeçip özerkliği kabul etmenizin mümkün olmadığını söylemiştiniz. Özerkliği kabul etmenizde hangi faktörler etkili oldu?
Bahtiyar Abdullah: Halkımızın çektiği acılar özerkliği kabul etmemiz üzerinde etkili oldu. Yıllar boyu süren savaşın durdurulması gerekiyordu. Sonsuza kadar savaşamazsınız. Bu anlaşma Aceh halkının durumunu değiştirebilir. Biz bağımsızlık düşüncesinden tam olarak vazgeçmedik. Zaten barış görüşmelerinin gündeminde bağımsızlık yoktu. Konuyu sadece bir kenara bıraktık. Biz bağımsızlıktan, hükümet de Aceh’e özel statü verilmesinden söz etseydi, masaya oturamazdık. Onun için her iki taraf da taviz verdi. Bağımsızlığımızı kazanmadık, ama özerklik halkımıza iyi bir gelecek kazandırmak için bir adım olacak. Önce ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyor. Ama tersi de olabilir, anlaşma başarısızlıkla sonuçlanabilir. Ama biz çok çalışarak başarılı olacağımıza inanıyoruz.
Daha önceleri halkoylaması yapılmadan özerkliği kabul etmeyeceğinizi söylüyordunuz. Anlaşmayı imzalamadan önce halk oylaması yapıp halkın desteğini aldınız mı?
Bahtiyar Abdullah: Şimdilik sadece ön anlaşmayı imzaladık. Asıl anlaşma 15 Ağustos’ta imzalanacak. Bu arada tüm mekanizmaları harekete geçirip halkın düşüncelerini alacağız.
Anlaşmanın içeriğini gizli tutuyorsunuz. Halk içeriğini bilmediği bir anlaşma hakkında nasıl görüş belirtecek?
Bahtiyar Abdullah: Anlaşmanın içeriğini gizli tutmak zorundayız. Eğer açıklarsak bazı güçler barışı sabote edebilir. Biz anlaşmanın ana maddelerini belirli bir mekanizma dahilinde halka anlatacağız. Diyelim ki binlerce insan bir toplantıya katılıyor ama ne söylendiğini anlamıyor. Bu problem yaratır. Ama buna karşın en sayıdaki aydın ve siyasi bilinçli insan durumu kolayca kavrar. Böylesi mekanizmalar gerekiyor.
‘Halk politikadan anlamaz’ mı diyorsunuz?
Bahtiyar Abdullah: Hayır. Halk, ne demek ve yapmak istediğimizi anlayacak. Yakında bir konferans yapacağız. Ama 4 milyon kişiyi bu konferansa katamayız.
Malik Mahmud’un başbakan, sizlerin de bakan olacağınız söyleniyor. Aceh’e geri dönecek misiniz?
Bahtiyar Abdullah: Biz ülkemize gitmeye hazırız. Ama güvenlik sorununu düşünmek zorundayız. Bu nedenle ne zaman gideceğimizi söyleyemeyiz.
Bu, Endonezya hükümetine güvenmediğiniz anlamına gelmiyor mu?
Bahtiyar Abdullah: Güveni çok önceleri kaybettik. Bunun yeniden kazanılması zaman alır. Ama onlara hiç güvenmeseydik barış görüşmelerine başlamazdık.


Başa dön


Komisyona kanlı darbe
Irak’ın yeni anayasasını yazmakla görevli komisyonun iki Sünni üyesi ve bir yardımcıları, Bağdat’ta öldürüldü. Önceki gün düzenlenen saldırı, anayasa komisyonunda kriz yarattı.
‘Kızıl Ken’ geçmişi hatırlattı
Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, Londra’da düzenlenen 7 Temmuz saldırılarıyla ilgili olarak hükümete yönelik eleştirilerinde, onyıllar boyunca Batılı ülkelerin Ortadoğu’da yaptığı müdahaleler ve Irak işgalinin bu eylemlerde etkili olduğunu söyledi. “Asıl problem bizim sırf Rusları öldürsünler diye, uzun yıllar bu insanlara maddi yardımda bulunmamızdır” diyen ‘Kızıl Ken’ lakaplı Livingstone, “Rusları öldürmeyi bıraktıklarında bizi öldürmeye başlayabileceklerini hiç düşünmedik” dedi. İngiltere’de bombalı saldırılarda 56 kişinin yaşamını yitirmesinin ardından başlayan karşılıklı suçlamalar ve tartışmalar halen sürüyor. Radikal tutumlarıyla tanınan iki imam, hükümete yönelik suçlamalarda bulundu. Polis soruşturmasına uğrayan ve sınır dışı edilmeye çalışılan imam Ömer Bekri Muhammed, başlarına gelenlerin en büyük sorumlusunun İngiliz hükümeti ve halkı olduğunu söyledi. Muhammed, Afganistan ve Irak savaşları sırasında ABD ile birlikte hareket etmenin ve Başbakan Tony Blair’in yeniden seçilmesinin saldırıları hızlandıran unsurlar olduğunu belirtirken, İngiltere’de yaşayan Müslümanları da ‘kan akıtılmasını önlemek için hiçbir şey yapmamakla’ suçladı. El Muhacirin örgütünün lideri Anjem Choudary ise, Irak’ta Müslümanların öldürüldüğü bir dönemde Müslüman toplum liderlerinin Başbakan Tony Blair ile görüşmelerinin büyük hata olduğunu söyledi. Choudary, “asıl teröristin İngiliz askeri ve polisi olduğu, İngilizlerin Müslümanları aşırılar ve çağdaşlar olarak bölmeye çalıştığı, oysa İslam dininde böyle bir ayrım olmadığı” görüşlerini savundu.
Lübnan kabinesi hazır
Lübnan’da kabineyi kurmakla görevlendirilen Fuad Saniora, 24 bakanlık bir kabine hazırladı. Kabinede ilk kez bir Hizbullah temsilcisi de bulunuyor. Hizbullah’tan Muhammed Fneyiş, Elektrik ve Su Kaynakları Bakanı oldu. Hizbullah’la ittifak yapan Tarrad Hamadan da Çalışma Bakanlığı’na yeniden getirildi. Bunun dışında, bakanların genel olarak Suriye karşıtı bir politik çizgide olduğu görüldü. ABD, Lübnan kabinesinde bakan olan herhangi bir Hizbullah üyesi ile hiçbir ilişkiye girmeyeceklerini bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Hizbullah’ı terörist örgüt olarak gören politikasının değişmediğini belirterek, “Kabinede bir Hizbullah üyesi olduğu, yabancı bir terörist örgütün aktif üyesi olduğu sürece, bu kişilerle ilişki içine girmemiz yasa gereği imkansızdır” dedi. Ereli, Lübnan hükümetiyle bütün olarak ilişkiye girmelerinin ise mümkün olduğunu belirtti.
Çin’e ‘tehdit’ nitelemesi
ABD Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapor, Çin’i “uzun dönemde bölgesel tehdit oluşturabilecek bir ülke” olarak nitelendirdi. Raporda, Çin’in hızla modernleşen ordusunun bölgedeki diğer ülkeler için uzun dönemde tehdit oluşturabileceği iddia ediliyor. Çin’in askeri gelişmesinin bölgesel denge için zaten tehlikeli olmaya başladığını iddia eden raportörlerin şu saptamaları dikkat çekiyor: “Çin’in içinde bulunduğu bölgenin ötesine konvansiyonel güç yöneltmesinin sınırlı kalacağını hesap ediyoruz. Uzun dönemde, bu eğilimler devam ederse Çin ordusunun yetenekleri bölgede faaliyet gösteren diğer modern ordular için hatırı sayılır bir tehdit oluşturabilir.” Raporun yayınlanmasıyla birlikte basına konuşan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Çin’in Rusya gibi ülkelerden önemli askeri kapasite ihracatı yaptığını belirtti. Rumsfeld, bu nedenle Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik silah ambargosunun devam etmesi gerektiğini söyledi. Pekin hükümeti ise, rapora tepki gösterdi. Dışişleri Bakanı Li Caoşing, Pentagon’un “Çin’in askeri modernizasyonunun bölgeye tehdit oluşturabileceğini” belirten raporuyla ilgili bir soru üzerine, Çin’in yükselişinin barışçı olacağını söyledi. “Çin’in barışçı bir kalkınma yolunu izlemeyi sürdüreceğini unutmayın” diyen Li, kimseye tehdit oluşturmadıklarını dile getirdi. Çin’in yıllık askeri bütçesinin 50 ila 70 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD ise, ordusuna her yıl 400 milyar dolardan fazla bütçe ayırıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net