www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Rezalet devam ediyor
Sağlık Bakanlığı’na devredilen eski SSK hastanelerinde dün de çile vardı. Muayene olmak için sabahın erken saatlerinde hastanelere koşan SSK’lılar, önce saatlerce kayıt ücreti ardından da muayene kuyruğunda beklediler.

Malatya deneyimi geliştirilmeli
Malatya’da gerçekleştirilen “Fabrikana ve Tütününe Sahip Çık!” mitingi Türkiye’de bir ilke de imza attı.

Köye geri dönüş paraları
   askeri gazinoya gitmiş!

Tunceli Valiliği’nin “Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi” için gönderilen parayla valilik ile askeriyenin ihtiyaçlarının karşıladığı ortaya çıktı.

1 milyon LPG’li araç denetimsiz!
Makina Mühendisleri Odası (MMO) Genel Başkanı Emin Koramaz, Türkiye’deki 1.5 milyon LPG’li aracın 1 milyon 100 bininin denetimsiz olduğuna dikkat çekti.


Rezalet devam ediyor
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesiyle başlayan rezalet, uygulamanın ikinci günü olan dün de devam etti.
İstanbul Okmeydanı ve Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giden hastalar yine muayene olmakta güçlük çekti. Raporlu ve yatan hastalar da eczanelerden ilaçlarını alamadı. Yaşanan rezalet karşısında çaresiz bir bakan portresi çizen Sağlık Bakanı Recep Akdağ, hastanelerdeki sıra bekleme çilesini yayınladığı genelgeyle aşmaya çalışırken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu da, SSK hastanelerinin devriyle ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi için yeni komisyonlar oluşturulduğunu söyledi.
Her yerde kuyruk
Yeni sağlık sistemine göre hastalar, randevu almadan sağlık karnesi ve vizite kâğıtlarıyla doğrudan başvuruda bulunabiliyor ancak uygulamanın ikinci günü de sorunlarla başladı. Sabahın erken saatlerinde hastanelere gelenler, uzun kuyruklar oluşturdu. Muayane olabilmek için sigorta cüzdanı ve kimlik fotokopilerini hazırlayan hastalar, 800 bin lira kayıt ücreti ödedikten sonra muayane kuyruğuna giriyor.
Her yerde sıra oluşturulduğunu belirten hastalar, tedavi olma şansı bulabilseler de eczanelerden ilaçlarını alamadıklarını söylüyorlar. Yetkililer ise, yeni uygulamaya geçişte sorunlar yaşandığını ancak bunun en kısa sürede giderileceğini söylemekle yetiniyorlar.
Bu arada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, SSK hastanelerinin devriyle ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi için yeni komisyonlar oluşturulduğunu söyledi. Başesgioğlu, ilaç konusunda yaşanan sıkıntıların giderilmesi için de Türkiye Eczacılar Birliği yönetimi ile bir araya geleceklerini açıkladı.
Yasa çalışması
Bakan Başesgioğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Reformu ile ilgili bir başka soru üzerine, şunları söyledi: “Sosyal Güvenlik Reformu Yasası’nın hazırlıkları aslında 58. Hükümet döneminde başladı. Dolayısı ile o zaman IMF veya başka bir uluslararası kuruluşun bu konudaki sürece dahilliği yoktu. Ancak IMF ve Dünya Bankası’nın bu konuda çeşitli görüşleri var.”
SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü Servet Rüştü Karahan da, SSK ile anlaşma yaptığı halde hastalara bazı ilaçları vermeyen eczanelere cezai işlem uygulanacağını söyledi. Karahan, eczanelerde özellikle önceki yaşanan provizyon sisteminden kaynaklı sorunların ise giderildiğini iddia etti.
İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Doğan Uysal, Sağlık Bakanlığı’na devredilen SSK hastanelerinde kayıt, mühür, başhekim onayı ve fotokopi gibi işlemlerden kaynaklanan kuyrukların “yakın bir zamanda” azaltılacağını savundu.
Eczacılar sıkıntılı
İstanbul Eczacı Odası Genel Sekreteri Hakan Gençosmanoğlu ise eczacıların ciddi bir sıkıntı içinde olduklarını belirterek “Eczacı SSK’lıya ilaç veremiyor. Çünkü SSK’nın provizyon sistemi çalışmıyor” dedi. Bürokrasinin fazlalığından yakınan Gençosmanoğlu, devirle birlikte devlet memurlarıyla ilgili bütçe uygulama talimatı geçerli olması gerektiğini ifade etti.

VAATLER BOŞ ÇIKTI
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ise SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrinden sonra ortaya çıkan manzaranın, AKP Hükümeti ve Sağlık Bakanı’nın “SSK’lıların sorunları bitecek” şeklindeki iddiasını doğrulamadığına dikkat çekti.
SES’ten yapılan yazılı açıklamada, yasanın uygulanmaya başlanmasıyla birlikte hastanelerde yaşanan manzaraların, sağlık emekçilerini haklı çıkardığı belirtilerek, vatandaşın hastane kapısında çektiği çilenin azalmadığı, aksine arttığı belirtildi.
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın “halkın ilaca ulaşma ve tedavi hakkını gasp etmeye” dönüştüğünü belirten İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, “Tam bir bürokratik keşmekeş var. Bakanlığın en küçük hazırlık yapmadığı ortada. SSK hastanelerinin tabelalarını değiştirmekle sağlık sorunu çözülmez” diye konuştu. İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü Dr. Osman Öztürk de, yaşanan kargaşanın çözümü için bir an önce SSK hastanelerinin açılması gerektiğini vurguladı.
Sağlık İş Genel Başkanı Mustafa Başoğlu da, gerekli tedbirler alınmadan uygulamaya başlanmasını eleştirerek, “Uygulama ülke çapında durdurulmalı, pilot bölge çalışması yapılarak eksiklikler giderilmeli” dedi. Başoğlu, ilaç, personel, ekipman, konusunda ciddi sorunların yaşandığını, ameliyatların yapılamadığını, muayenelerin geç başladığını ifade etti.
Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de bir yazılı açıklama yaparak, yasanın hazırlanması sırasında tarafların görüşünün alınmamasını eleştirdi. Kahveci, SSK’lıların ilaç alamadığını belirterek, bunun devlet yönetimi açısından zaaf olduğuna dikkat çekti.


Başa dön


Malatya deneyimi geliştirilmeli
Fadime Alkan
Malatya’da gerçekleştirilen “Fabrikana ve Tütününe Sahip Çık!” mitingi Türkiye’de bir ilke de imza attı. Bir işçi sendikası ile bir üretici köylü sendikasının bölge şubeleri ilk defa bir miting düzenlediler. Ülkenin asıl üreticileri işçiler ve çiftçiler birlikte sömürüye ve soyguna karşı durma kararlılığıyla ülkenin tüm emekçilerine yol gösterecek önemli bir deneyim sundular. Hem bölgede, hem de tüm Türkiye’de işçi ve üretici köylünün birleşik mücadelesinin önünü açan bu deneyimin ortaya çıkması, Tek Gıda-İş Sendikası ve Tüm Üretici Köylüler Sendikası (Tüm Köy-Sen) bölge şubelerinin yürütttüğü özverili bir çalışmanın sonucuydu.
Aynı zamanda bugünkü emek mücadelesinin hem zaafları hem de avantajları bakımından pek çok gerçeği ortaya koyan, özelleştirmeye karşı mücadelenin taşıdığı potansiyeli açığa çıkaran bu deneyimin nasıl ortaya çıktığını, deneyimin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve ülke tarım sektörünün durumunu Tüm Köy-Sen Eğitim Uzmanı Abdullah Varlı’yla görüştük.
Malatya’da TEKEL’in satış için ihaleye çıkarılmasına karşı 10 bin kişinin katıldığı, işçi ve köylüyü buluşturan bir miting için nasıl bir çalışma yürütüldü?
Hem tütün işçilerinin örgütlü olduğu Tek-Gıda İş Sendikası hem de üretici köylünün örgütlü olduğu Tüm-Köy Sen miting öncesi kararlı, özgüveni yüksek, ortak bir çalışmanın gereklerine uygun bir çalışma yürüttüler. Burada hemen parantez açarak belirtelim ki ortak çalışma kararında Tüm Köy-Sen’in, miting öncesinde düzenlediği, güven veren üretici kurultayının etkisi büyük oldu. Kurultay her iki sendikayı birbirine yakınlaştırdı. Bu durum doğru ve kararlı yapılan işlerin bir noktada buluştuğunun göstergesi.
Tekrar miting öncesine dönersek, miting öncesi Tüm Köy-Sen 100’e yakın köyü dolaştı. Köylülerin yanı sıra muhtarlar, belde ve ilçe belediye başkanlarıyla buluşarak, mitinge çağrı yaptı. Nitekim bu çağrısının karşılığını da aldı. Yüz yüze görüştükleriyle alanlarda buluştu. Ören, Güzelyurt, Kurucaova, Polat, Fetiye beldeleri; Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan, Yazıhan, Battalgazi ilçeleri ve 50’yi aşkın köyden belediye başkan ve muhtarları miting alanındaydı. Tüm Köy-Sen ayrıca uygulanan tarım politikalarının başka bir noktadan mağduru olan ve toprakları ellerinden alınan Bismil’in Sinan köylüleri, Kahramanmaraş’ın Narlı köylülerini de alana taşımayı başardı. Tek Gıda-İş de mitinge yoğun katılımı sağlamak amacıyla hem işçiler hem de Malatya esnafı ve halkı içerisinde çalışmalar yürüttü.
Sonuç olarak köylüler ve işçiler arasında yürütülen çalışmalarla kafalardaki bulanıklıklar aşıldı.
Çalışmaların sonucu miting alanına nasıl yansıdı?
Çok iyi bir çalışmayla çok coşkulu bir miting oldu. Çalışmalar sonucunda Malatya halkının TEKEL’in direnişine soğuk bakan kesimlerinin bile bakışı değişti.
Malatya’da pancar, kayısı, tütün başta olmak üzere tüm üreticiler zor durumda. Pancara kota uyguladıkları için pancar üreticisi, kilosunun üretim maliyeti 4 milyon dolayında olmasına karşın ürününü 3 milyon 200 bin liraya tüccara vermek zorunda kalan kayısı üreticisi, ürün ektirtilmeyen tütün üreticisi de mağdur.
Malatya mitinginde üretici köylü ile işçinin uluslararası sermayenin politikasına karşı ilk defa uzun yıllar sonra buluştuğunu gördük. Çünkü uluslararası tekkeller özelleştirme adı altında politikalarını uygularken, inanılmaz bir şekilde, yazılı ve görsel basının desteğini alıyor. Bu da insanlardı bir bilinç bulanıklığının ortaya çıkmasına neden oluyor. Burada bizim gibi emekten yana olan sendikanın görevi sermayenin basın yoluyla insanlarda yarattığı bilinç bulanıklığını açmak.
Biliyoruz ki uluslararası sermayenen saldırılarını geri püskürtmenin tek yolu, emek ve demokrasi güçlerinin, örgütlerinin ortak hareketinden geçiyor. Malatya’daki mitingde ortak haraket görüldü.
Bu deneyiminden yola çığkarak yapılması gerekenlere dair neler söylemek istersiniz?
SEKA işçisinin yaptığı gibi, Malatya TEKEL işçisinin yaptığı gibi kararlığılığın ortaya konması, doğru yöntemlerin izlenmesi ve kamoyuna mücadelenin çok yoğun bir şekilde anlatılması ve örgütlenmesi gerekiyor. Emek örgütlerinin kendi aralarındaki suni sorunlarını aşarak aslında temel sorunun emek sermaye arasında olduğu gerçeğinden hareket ederek, Türkiye’de çok geniş bir birlikteliğin sağlanması gerekiyor. Türkiye’de bir genel grev yaratacak ve buna gidecek bir yolun sağlıklı ve emin adımlarla örülmesi gerekiyor. Lokal direnişlerle olmuyor.
Herkesin eşit, özgür, insanca yaşadığı bağımsız, demokratik Türkiye’yi kurma ve talan, sömürü politikalarını boşa çıkarma aydın, sanatçı, öğrenci, ev kadını, Kürt’ü, Türkü, Alevisi Sünnisi, sağcısı solcusuyla bütün bu ayrımları redderek birleşmekten geçiyor.
Burada toplumun her kesimine önemli görevler düşüyor. Aksi takdirde bölgesel direnişlerle ve ufak ayrılıkları derinleştirerek bunların üstesinden gelemeyiz. Malatya’da işçi ve köylü bir arada hareket etti. Bütün demokrasi örgütlerinin bir arada hareket ettiği görüldü. Partiler parti pankartını indirdiler ve ortak taleplerini dile getiren pankartlar açtılar. DEHAP’lı gençlerin ellerinde de sosyalizm pankartı vardı. Türkiye’nin büyük bir sorunu olan Kürt sorunu çözümü de bu yoldan geçiyor.

Adım adım sona doğru...
Son 20 yıla baktığımız zaman uluslararası sermayenin Türkiye’ye tarımda üretimsizliği dayatma politikası var. Tekeller IMF ve Dünya Bankası kanalıyla bunları hükümetlere dayatıyor. Tabii uygulanan taktik hükümetleri borçlandırmak. Yapılan anlaşmalara baktığımız zaman da Türkiye’nin uluslararası sermayenin ekonomik işgalliyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Biraz genelleştirecek olursak 57. Hükümet döneminde 21 Şubat 2001 krizinde 52 maddelik bir niyet mektubu ortaya konuldu. Bu niyet mektubunda gerçekten Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi yatıyordu. Mesala Tütün Yasası, Şeker Yasası, tarıma dayalı sanayinin özelleştirilmesini içeriyordu.
Türkiye’de çok stratejik ürünler olan tütün, şeker gibi maddelere kota uygulamasını tarım ürünlerinin tahılların taban alım fiyatlarının çok düşük tutulmasını içeriyordu. Bu politikalar sonucunda da tarım ürünlerininde kendi kendine ender yetebilen bir ülke olan Türkiye dışardan gıda maddeleri alan bir pozisyona düşüyor.
Çıkartılan yasalar buna hizmet ediyor. Örneğin 2 milyar adetten daha az üretim yapan bir firma piyasaya giremiyordu. Dolayısıyla Samsun’un Bafra ilçesinde bir Hamit Genç isimli bir kişi ‘Fadime ve Temel’ isimli sigara üretmek istiyordu ama izin verilmedi. Ancak uluslararası büyük tekeller bu miktarda sigara üretebilir. Türkiye sigara tüketiminde büyük pazar ve uluslarasarı büyük tekeller bu pazarı ele geçirmeye çalışıyorladı. Tütün Yasası işte bu tekellerin emellerine zemin hazırlamak için uygun düzenlemeler yapma anlamında çıktı.
Devlet korumacı sosyal devlet politikalarından çekiliyor. Diyelim ki 10 milyon ton buğday var. TMO 3 milyonu alıyor ve geri çekiliyor. Geri kalan üretici ise tüccara mahkûm oluyor. Aynı şey tüm tarım ürünlerinde de geçerli. Üretici tüccarın insafına bırakılıyor. 12 milyonluk Yunanistan’dan pamuk ithal ediliyor. Bakırçay Havzası, Çukurova gibi dünyanın en kaliteli pamuğunun üretilebileceği iklim koşullarına ve toprak yapısına sahip bir ülkenin geçen yıl Yunanistan’dan 950 milyon dolarlık pamuk ithal etmiş olması kabul edilemezdir.
Uluslararası sermayenin tarım alanındaki politikaları tarıma dayalı sanayinin de tasviyesini beraberinde getirdi. Şeker fabrikalarının, TEKEL’in satılması gündeme geldi. Et ve Balık Kurumu Sümer Bank’ı vs. Bu kurumlar için ‘zarar ediyor’ dediler. Aslında bu kurumlar piyasada dengeleri sağlıyordu ve çiftçinin önemli dayanağı olan kurumlardı. Bunlar parça parça ve değerlerinin çok altında elden çıkarıldı ve satıldı. Üreticilerin tamamen tüccarın insafına bırakılması için de bu gibi kurumların ortadan kaldırılması, tasviye edilmesi gerekiyor. Şu anda istenen tablo bu. Gübre fabrikalarında, süt endüstrüsünde böyle oldu. Giderek de şeker fabrikalarına, TEKEL’e sıra geldi. Tarıma dayalı sanayi diyebileceğimiz SEKA’da böyle oldu. TEKEL’de de aynı oyun oynanıyor.
Malatya’daki işçilere diyorlar ki burayı kapatacağız ama işsiz kalmayacaksınız, 425 milyonluk açlık sınırının altında bir ücretle sizi kamunun belli yerlerinde istihdam edeceğiz ya da işsiz kalacaksınız deniliyor. Burda ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar. Sendikalar da imza atmışlar maalesef. İşçiler buna tepkili.

Üretici köylülerin acil talepleri
  • Tarımsal alanda yaşanan özelleştirmeler, gerilemenin sebeplerinden biri olmuştur. EBK- SEK, Yem sanayi, Gübre Sanayi, TMO, TEKEL, Şeker Fabrikaları, Sümerbank, SEKA gibi tarıma dayalı sanayi kuruluşları ve KİT’ler özelleştirilmiş veya parçalanarak özelleştirme kapsamına alınmıştır. TİGEM’ler, orman iştetmeleri sıradadır. Tarımsal alandaki tüm özelleştirmeler durdurulmalı. Bu işletmeler yeniden düzenlenmeli, teknolojik olarak yenilenmeli, verimliliği artırıcı çalışmalar geliştirilmelidir.
  • İlaç, tohum, akaryakıt, gübre, elektrik, makine, kredi gibi tarım girdileri üreticiye çok pahalıya mal oluyor. Dünya standartlarının üzerinde olan bu maliyet genel ürün maliyetini arttırıyor. Diğer ülkelerin ürünleriyle rekabet şansı kalmıyor. Girdilerin büyük çoğunluğu ithalata dış kaynaklara dayanıyor. Oysa, özellikle ilaç, tohum, gübre, makina gibi girdilerde iç dinamikler harekete geçirilerek bilimsel çalışmalar yapılarak ithalatçı olmaktan kurtulabiliriz.
  • Genel ekonomik işleyişte ithalat her geçen yıl artmakta buna bağlı olarak dış ticaret açığı büyümektedir. Tarım ürünleri ithalatının artması da bu olumsuz gelişmede önemli rol oynamıştır. Bu nedenle tarım ürünleri ithalatına ülkemizin ihtiyacı yoktur. Bu alanda ithalat yasaklanmalıdır.
  • Var olan tarım örgütleri, kuruluşları, birlikler kooparatifler varlıklarını sürdürmeli, yasal düzenlemelerle bu kuruluşlara dönük etkisizleştirme ve tasfiye saldırıları durdurulmalıdır. Bu kuruluşlarda antidemokratik işleyiş ve uygulamalara karşı, üreticinin etkisini, denetimini ve yetkisini arttırıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Doğal afetler (don, sel, zararlılar vb) üreticinin en büyük korkusudur. Doğal afetlerle ilgili yasalar çiftçinin lehine değildir. Zarar tespit oranları, parasal karşılığı, üreticilerle birlikte tespit edilmelidir. Mağduriyeti önleyici ödemeler zamanında yapılmalıdır. Çıkarılan tarım sigortasındaki üreticileri para birikim kaynağı olarak ele alan anlayış terkedilerek üreticilerin çıkarı esas olmalıdır.
  • Tohumların ve ürünlerin genetik yapısıyla oynanarak daha çok kârı hedefleyen ama insan sağlığına zararlı çalışmalar derhal durdurulmalıdır. Biyoteknolojik çalışmalar çevre ve insan sağlığı gözetilerek yürütülmelidir.
  • Ulusal tarım politikaları bilimsel çalışma ve düzenlemeler hayata geçirilmelidir.


    Başa dön


    Köye geri dönüş paraları
       askeri gazinoya gitmiş!
    Rüştü Demirkaya
    Tunceli Valiliği’nin İçişleri Bakanlığı’nın “Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi” kapsamında 2003 ve 2004 yılları arasında gönderdiği 1 trilyon 945 milyar 899 milyon liranın 35 milyar 655 milyon liralık bölümünü, köye dönüş çalışmaları dışında harcadığı belirlendi. Yapılan incelemede, 1 Eylül 2003 ile 31 Ağustos 2004 tarihleri arasında askeriyenin helikopter pisti kirasının ödendiği, askeri gazinoya televizyon alındığı, psikolojik harekatta kullanılmak üzere laptop bilgisayarlar alındığı, Özel Kalem Müdürlüğü’ne faks, telsiz kulaklığı satın alındığı tespit edildi.
    İçişleri Bakanlığı’na başvuru
    Encümen kararıyla yapılan usulsüz harcamalar, SHP’li İbrahim Halil Ateş, Salih Gündoğan ile Özgür Söylemez tarafından ortaya çıkarıldı. Meclis üyeleri, valilik tarafından satın alınan 11 adet prefabrik evin de haksız yere ihtiyaç duymayan kişilere dağıtıldığını öne sürerek, İçişleri Bakanlığı’na başvurdu.
    Başvuru üzerine Tunceli Valiliği’ne yazı gönderen bakanlık, harcamalar ve prefabrik evlere ilişkin meclis üyelerine açıklama yapılmasını istedi. Bunun üzerine 15 Aralık 2004’te Tunceli’nin yeni Valisi Mustafa Erkal, İbrahim Halil Ateş’e bir yazı göndererek, söz konusu kaynağın köye dönüş çalışmalarında harcandığını öne sürdü. 3 Ocak 2005’te Vali Yardımcısı Özkan Demir tarafından İbrahim Halil Ateş’e gönderilen yazıda da usulsüz dağıtıldığı öne sürülen 11 prefabrik evin kimlere dağıtıldığına ilişkin bilgiler verildi.
    Suç duyurusu
    Ancak açıklamaları tatmin edici bulmayan meclis üyeleri, geçtiğimiz hafta Tunceli Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. “Görevi ihmal” ve “Görevi kötüye kullanıldığını” öne süren meclis üyeleri, dönemin Tunceli Valisi Ali Cafer Akyüz ile İl Özel İdare Müdürlüğü yetkililerinin yargılanmasını istedi.
    Tunceli İl Genel Meclis Üyesi İbrahim Halil Ateş, proje kapsamında ayrılan bütçenin sadece köyleri boşaltılan veya mağdur insanların tekrardan köye dönüşlerinin sağlanması amacıyla oluşturulduğunu kaydederek, “Fakat bu bütçe amacı dışında kullanılarak, konuyla hiçbir ilgisi bulunmayan askeri gazinoya televizyon alımı, diz üstü bilgisayar, valilik korumalarına telsiz kulaklıkları ve helikopter pisti kira bedeli gibi işlerde kullanılmış. Bu bütçe bir şekilde baskılardan kaynaklı göç etmiş insanların tekrar topraklarına dönerek sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için ayrılmıştır” dedi.
    İl Genel Meclis Üyelerinden Salih Gündoğan ise, yaşanan durumun CHP meclis üyelerinden kaynaklandığını öne sürdü. CHP’nin ilde şu ana kadar hep iktidar olduğunu belirten Gündoğan, “Alınan kararlar da CHP’nin de büyük bir katkısı var. Zaten şu ana kadar il için bir taş bile koymayan CHP kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının üstüne koyuyor” diye konuştu.
    CHP’li Yadigaroğlu: Evet imzaladım
    Valiliğin usulsüz olarak bir ev verdiği iddia edilen CHP’li İl Genel Meclis Üyesi Hıdır Yadigaroğlu da, alınan kararlara imza attığını belirterek, “Helikopter pisti için evet imza atım. Çünkü köy yolları kapalıydı ve bazen hastalar helikopter ile getirilme durumunda kalınıyordu. Ben bu şartla imzaladım. Ben Ankara’ya gidip geliyorum . Bu dönem içerisinde alınmış farklı kararlar olabilir” dedi.

    İŞTE HARCAMA YAPILAN KALEMLER
  • Merkez Helikopter Pisti Kirası (2003) 11.699.600.000
  • Merkez Helikopter Pisti Kirası (2004) 14.040.000.000
  • Şehitler Gazinosu’na erat için TV (2004) 1.900.000.000
  • Psikolojik Harekat kapsamında kullanılmak üzere 2 laptop bilgisayar 4.529.200.000
  • 10 adet Motorola telsiz kulaklığı 2.041.400.000 Özel Kalem’e faks cihazı alımı 291.450.000
  • Özel Kalem’e el tipi dedektör alımı 354.000.000
  • Asayiş ve Kozmik Bürosu fotokopi makinasının tamiri 599.400.000
  • Asayiş ve Kozmik Bürosu’na diafonlu otomotik kapı yapımı 200.000.000


  • Başa dön


    1 milyon LPG’li araç denetimsiz!
    Türkiye’deki 1.5 milyon LPG’li aracın yüzde 75’inin denetimsiz, yüzde 33’ünün ise ruhsatsız olduğuna işaret eden Makina Mühendisleri Odası (MMO) Genel Başkanı Emin Koramaz, acil önlem alınması gerektiğine işaret etti. Koramaz, dün düzenlediği basın toplantısında, MMO’nun “LPG Gerçeği ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporunu açıkladı. Türkiye’deki 1.5 milyonun üzerindeki LPG’li aracın 1 milyonunun LPG’ye dönüşümünün araç ruhsatına işlendiğini, 500 bininin ise işlenmediğini bildiren Koramaz, “Yani LPG’li araçların yüzde 33’ü ruhsatsız olup kaçaktır, montaj tespit raporu bulunmamaktadır. Bu araçları hangi firmaların dönüştürdüğü, dönüşümde uygun malzeme kullanılıp kullanılmadığı, dönüşümün teknik esaslara uygun olup olmadığı belirsizdir” dedi.
    Ruhsatlarında LPG’li olarak görülen araçların ise sadece 380 bininin MMO’dan “Gaz Sızdırmazlık Raporu” aldığını bildiren Koramaz, 1 milyon 100 bin LPG’li aracın herhangi bir denetimden geçmeden riskli veya tehlikeli bir biçimde trafikte seyrettiğine dikkat çekti. Koramaz, “Bu araçların ciddi bir tehlike oluşturduğu ve toplumun can ve mal güvenliğini tehdit ettiği açıktır. Bu noktada araç muayene istasyonları ile trafik denetimleri sırasında bu araçların trafikten men edilmesi ve Gaz Sızdırmazlık Raporu almaya zorunlu kılınması gerekmektedir” diye konuştu.
    LPG’li araçlarda denetimsizliğin bu boyutlara nasıl ulaştığını da aktaran Koramaz, 5 Mart 1998 tarihinde MMO ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı arasında yapılan ve LPG araç dönüşümü yapan firmalara “İmalat Yeterlilik Belgesi” verilmesi ile mühendislere “Mühendis Yetki Belgesi” verilmesine ilişkin protokolün 20 Aralık 1999 tarihinde bakanlık tarafından tek taraflı feshedildiğini hatırlattı. Bu kararın rant çevrelerinin baskısı ve yönlendirmesi sonucu alındığını belirten Koramaz, “Bu fesih işleminden sonra sektörün denetim ve kontrolü, sektörde faaliyet gösteren ve giderek denetimsiz kalan firmalara bırakılmıştır” dedi. Koramaz, “Köktenci önlemler alınmazsa LPG’li araçlar sorun olmaya devam edecek, yurttaşların can ve mal güvenliği tehlike altında olacaktır” diyerek şu önerileri sıraladı:
    Eğitim-Sen anadilde eğitimi savunmaya devam edecek
    Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Eğitim Sen’in sesinin artık daha gür ve kararlı çıkacağını belirterek, anadilinde eğitimi savunmaya devam edeceklerini söyledi. Dinçer, Eğitim Sen hakkındaki kapatma davasının ikinci kez reddedilmesinin ardından yaptığı basın toplantısında, kararın Eğitim Sen’in haklı olduğunu bir kez daha gösterdiğini kaydetti. Ankara 2’nci İş Mahkemesi’nin demokratikleşme yolunda önemli bir adıma öncülük ettiğini dile getiren Dinçer, hükümete düşen görevin bu adımı ciddiye alarak, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak olduğunu söyledi. Dinçer, demokratik ve özgürlükçü bir Anayasa yapılmasını, kamu emekçilerine grevli toplusözleşmeli sendika hakkı verilmesini istedi. Kararın temyiz edilmesinin demokratikleşme adımının sekteye uğramasına ve gereksiz gerginliklerin yaşanmasına neden olacağına dikkat çeken Dinçer, 12 Eylül hukukunu aşan mahkeme kararının desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Eğitim Sen’in sesinin artık daha gür ve kararlı çıkacağını söyleyen Dinçer, “Anadilinde eğitim pedagojik ve temel insan hak ve özgürlüklerinin kapsamında bir olgudur. Eğitim Sen bunu savunmaya devam edecek. Kimse bizi bilimsel doğruları savunmaktan alıkoyamaz” diye konuştu.
    Enerjide yolsuzluk Irak’a kadar uzandı
    Enerji soruşturmasında, zanlıların Irak’tan ihale almak için de girişimde bulundukları belirlendi. Bu çerçevede, Irak Enerji Bakanı’nın özel jetle Ankara’ya getirildiği, Bakan Güler’le görüştürüldüğü tutanaklarda yer aldı. CNNTürk’ün haberine göre, Enerji Bakanlığı’ndaki ihalelerde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla başlatılan soruşturmanın sanıklarından Erhan Peker ve Oral Baytok’un ifadeleri, ihale pazarlıklarının yurtdışına kadar uzandığını ortaya koydu. Baytok’un ifadesinde soruşturmanın kilit ismi İbrahim Selçuk’un sadece Türkiye değil, Irak’taki ihalelerde de etkin rol oynadığı ifade edildi. Selçuk’un Baytok’un ihaleyi alması için Irak Elektirik Bakanı ile temasa geçtiği, hatta özel jetle Iraklı bakanı, Türkiye’ye getirip beş yıldızlı otellerde ağırladığı, Hilmi Güler’le görüşmesini sağladığı ifade tutanaklarında yer aldı. Bu arada enerji yolsuzluğu soruşturması kapsamında tutuklanan 7 kişiden ikisi serbest bırakıldı. Yaşar Giregiz ile Necati Altın mahkeme kararıyla serbest kalırken, Önder Piyade, Servet Üst, Muzaffer Nasıroğlu, Cemil Kazancı ve İbrahim Selçuk’un tutukluluğu sürüyor.
    Depremzede yine Ankara’da
    Düzce Depremzedeler Derneği (Düzce Dep-Der) öncülüğünde 3 yıldır sağlıklı ve güvenli konut hakları için mücadele eden depremzedeler, Ankara’ya gelerek, Bayındırlık Bakanlığı’na arsaları tahsis edilinceye kadar takipçisi olacaklarını duyurdular. Düzce’den sabah erken saatlerde yola çıkan 300’e yakın depremzede öğle saatlerinde Ankara’ya ulaşarak, Abdi İpekçi Parkı’nda buluştular. “Parası olana değil, ihtiyacı olana arsa ve kredi istiyoruz” pankartı önünde toplanan depremzedeler, “Düzce’deki rezerv arsalar dar gelirli ve yoksula tahsis edilmeli, rantiyeye değil”, “Hükümet karar verecek; dar gelirli yoksul mu, rantiyeci mi” yazılı dövizlerle taleplerini dile getirdiler. Düzce Dep-Der Başkanı Ayşegül Şenol Can, daha önce de Ankara’ya gelerek yetkililere seslendiklerini hatırlatarak tüm çalışmalarının Düzce kalıcı konut alanlarında 850 konutluk arazinin 775 sayılı yasa kapsamına alınmasına ve dar gelirli yoksul insanların kurdukları kooperatifleri eliyle ucuz arsa talebinde bulunmalarının önünü açtığını söyledi. Can, arsalar tahsis edilinceye kadar bu işin takipçisi olduklarını Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na iletmek için Ankara’ya geldiklerini anlatarak, talep ettikleri 3500 konutluk alanın önce 1800’e daha sonra da 850’e düşürülmesinden endişe ettiklerini dile getirdi. Can, bakanlığa seslenerek “Kabul etmesek de bir gerçek var ki böyle işler Türkiye’de hâlâ iş takipçileri eliyle yapılıyor. Ama bizim iş takipçimiz, müteahhidimiz, rantçiyemiz yok, kimseye verecek rüşvetimiz de yok. Bakın karşınızdayız” dedi. Can’ın konuşmasını haykırışları ve sloganları ile sık sık kesen 55 yaşındaki Sabiha Görün ise gerginliğe dayanamayarak baygınlık geçirdi.
    Kürtlere hakaret bildirisine tepkiler sürüyor
    Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde dağıtılan Kürtlere hakaret içeren bildirilere ilişkin 5 bin kişi suç duyurusunda bulunacak. Yüksekova’da, 17 Şubat gecesi dağıtılan “Ey Kürt Halkı” başlıklı bildirilere tepki göstermek amacıyla önceki gün DEHAP, KESK Şubeler Platformu, Şoförler Odası, Mühendisler Odası, Ticaret Odası, Esnaf ve Sanatkârlar Odası, Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi, Barış Anneleri İnisiyatifi, Cezaevi Çıkışlılar İnisiyatifi, Yüksekova Belediye Başkan yardımcıları, Belediye Meclis üyeleri ve Van Barosu’na bağlı avukatların da aralarında bulunduğu 5 bin kişi suç duyurusunda bulunmak üzere Cumhuriyet Savcılığı’na gitmek istedi. Polisin toplu şekilde Hükümet Konağı’na girişe izin vermemesi üzerine 10 kişi, Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu dilekçesi sundu. Suç duyurusu dilekçelerinde, “İlçe merkezinde faili belli olmayan ve savaş çığırtkanlığı yapan bildiriler dağıtılmıştır. Kürtlerin namusu, kültür ve diline karşı dağıtılan gayri ahlaki bildirilerin sorumlularının tespit edilerek adaletin önüne çıkarılmasını talep ediyoruz” ifadeleri yer aldı. Kürtlere, hakaret içeren bildirilere tepkiler dün de devam etti. Şimdiye kadar 706 kişinin savcılığa giderek suç duyurusunda bulunduğu öğrenilirken, ilçede toplam 5 bin kişinin suç duyurusunda bulunması bekleniyor.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net