www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Gelir İdaresi’ne TÜSİAD damgası
IMF’nin şart koştuğu Gelir İdaresi’nin Yeniden Yapılandırılması’na ilişkin tasarıda son rötuşlar yapılıyor. Bakanlar Kurulu’nda imzalanmayı bekleyen metin, TÜSİAD’ın elinden çıkmış gibi.

Hızlandırılmış büyüme!
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkıma Örgütü) verilerine göre 2004 yılında Türkiye, 30 OECD üyesi ülke arasında 9,8’lik büyüme oranıyla, en hızlı büyüyen ülke. 2004 yılı için OECD büyüme oranı ortalaması 3,6 iken Avrupa bölgesi içinde 1,8’de kaldı.


Gelir İdaresi’ne TÜSİAD damgası
Sultan Özer
Hükümet, Gelir İdaresi’ni TÜSİAD ve IMF’nin istekleri doğrultusunda “yeniden yapılandırdığı” yasa tasarısında son rötuşları yapıyor.
IMF’yle imzalanacak yeni stand-by anlaşmasının en önemli şartlarından olan Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri adı altındaki tasarının son şekli ise bütünüyle TÜSİAD’ın elinden çıkmış gibi. Veto edilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nun da izlerini taşıyan tasarıda, maliyenin yıllardır kullandığı kavramları da değişiyor. Bakanlar Kurulu’nda imzalanmayı bekleyen tasarı, TÜSİAD’ın raporlarından çok fazla iz taşıyor.
TÜSİAD’ın raporlarında çok kullandığı “mükellef odaklılık ve gönüllü uyum” tasarının amaç maddesinde hemen göze çarpıyor. Gelir İdaresi Teşkilat Yasası’nın ilk tartışmalarında, “özerk olması”, “bakanlığa bağlı olması”, “müsteşarlık” olarak bakanlığın bir birimi olması gibi öneriler getirilmişti. Ancak, mevcut tasarıda “Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı” olarak öngörülüyor.
Yeni kavramlar getiriliyor
Tasarı ile Gelirler Genel Müdürlüğü, Gelir İdaresi Başkanlığı’na dönüştürülürken, KYTK ve TÜSİAD raporlarındaki “stratejik yönetim” anlayışı hakim kılınıyor. “Mükellefin vergi uyumunun tam ve zamanında sağlanmasının başkanlığın temel görevi olduğu” belirtilen tasarıda, TÜSİAD’ın “uyum yönetimi” ve “etki analizi” de aynen getirilerek, “vergi kanunlarında ve diğer kanunlarda yer alan her türlü istisna, muaflık ve indirim maliyetleri ölçülür, ekonomik ve sosyal etkileri analiz edilir ve yıllık faaliyet raporunda yer verilir” deniyor.
Başkanın görevleri sayılırken, “başkanlığın merkez ve taşra birimleri arasında iletişimi ve iş akışını hızlandırmak, esnek, yalın ve katılımcı yönetim anlayışını gerçekleştirmek amacıyla birimler arasında doğrudan iletişim ve ilişkileri sağlar” deniliyor. Bu ifade hem KYTK hem de TÜSİAD raporunda da öne çıkan “yönetişim ve esnekliği” getiriyor.
‘Zengin mükellef’ ifadesi gizleniyor
Mevcut yasadan farklı olarak “İcra Kurulu” ve Vergi Yönetimi Birim Başkanlığı gibi yeni kavramlarla birimler oluşturulan tasarıda, Mükellef Hizmetleri Birim Başkanlığı’nın görevleri arasına, daha önceki taslaklarda ayrı kurulması öngörülen “zengin mükellefler için ayrı vergi daireleri” ifadesi adeta yediriliyor. İlk taslakta, “Bu görevler dolaysız vergiler, dolaylı vergiler, diğer vergiler ve büyük mükellefler için olmak üzere dört ayrı daire başkanlığı tarafından yürütülür” ifadesi yeni tasarıda, “mükellef hizmetleri, özel hizmet ihtiyacı bulunan mükellef grupları ve sektörler de dikkate alınmak süretiyle gerçekleştirilir” olarak düzenleniyor.
Defterdarlıklar yerine Gelir İdaresi Bölge Başkanlıkları getirilen tasarıda kaç bölge başkanlığı oluşturulacağına ilişkin rakam yer almazken, ilk taslakta 22 bölge başkanlığı öngörülüyordu.
Tasarının “atama” başlıklı 27’inci maddesi, artık Koç, Sabancı ya da diğer büyük holding yöneticilerinin de “başkan” olarak atanmasının yolunu açıyor; tek şartı ise “üst düzey yönetici olarak on yıl çalışmış olması”.
Özelden hizmet alınması
Denetim görevi kurumun temel görevleri olmaktan çıkarılırken, denetimin yeminli mali müşavirliklere yaptırılmasının, yani taşerona verilmesinin de önü açılıyor. Bu, TÜSİAD’ın önerisi doğrultusunda “Denetim ve Uyum Yönetimi Birim Başkanlığı” adı altında düzenleniyor. Halen Hazine avukatlarının yaptığı görevlerin, dışarıdan avukatlık hizmetleri alınarak yapılabilmesi de düzenlenerek, Hukuk Müşavirliği başlığı altında “... başkanlıkça hizmet satın alma yoluyla temsil ettirilen davaları takip ve koordine etmek” ifadesi getiriliyor.
Performans ödeneği
Tasarının 29’uncu maddesinde “performans yönetimi” başlığı ile tıpkı KYTK’da olduğu gibi performans ödeneği getiriliyor. Başkanlık bütçesine toplam personel ödeneğinin üçte ikisi tutarında performans ödeneğinin ayrıca konulacağı ve bireysel performanslar esas alınarak, alınan aylık, ek gösterge, taban ve kıdem aylığı ile zam, tazminat ve ek ödemelerin yıllık tutarının iki katını aşmamak üzere dağıtılacağı belirtiliyor. Performans ölçümünde “merkezdeki personel ve bölge başkanlıkları için başkan, taşradaki personel için bölge başkanları, vergi incelemesine yetkili bakanlık denetim elemanları için de kurul başkanları” yetkilendiriliyor.
Tasarı ile tıpkı kamu bankalarında olduğu gibi “İstihdam Fazlası Personel” uygulaması getirilerek, geçici madde ile “Bu kanuna göre kadro ve görev unvanları değişen yahut kaldırılan veya gerekli şartları taşımayan personel, durumlarına uygun boş kadrolara en geç bir yıl içinde atanır ve atama işlemi yapılıncaya kadar başkanlıkça ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilebilir” deniyor. Tasarıya karşı çıkışları önlemek ve personeli çalıştırmak için de yine bir geçici madde ile ikramiye ödemesi getiriliyor.

BES GREVE HAZIRLANIYOR
Tasarıyı, “işin ve işyerinin kaybedilmesi” olarak değerlendiren Büro Emekçileri Sendikası (BES) tasarıya karşı aldığı eylem kararlarını sürdürüyor. Basın açıklamaları ile hükümeti uyaran BES, 4 Mart’ta greve çıkma kararlılığında. BES, tüm işyerlerinde toplantılar ve bildirilerle çalışanları tasarıya karşı “işlerine, işyerlerine sahip çıkmaya” çağrıyor.


Başa dön


Hızlandırılmış büyüme!
Sinan Alçın (*)
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkıma Örgütü) verilerine göre 2004 yılında Türkiye, 30 OECD üyesi ülke arasında 9,8’lik büyüme oranıyla, en hızlı büyüyen ülke. 2004 yılı için OECD büyüme oranı ortalaması 3,6 iken Avrupa bölgesi içinde 1,8’de kaldı.
Türkiye’ye en yakın büyüme hızına sahip olan İzlanda’da ise bu oran 5,9. 2004 yılı için en düşük büyüme hızına sahip ülkeler; Almanya ve Hollanda.
Şimdi bu oranlara bakarak, “işte büyük Türkiye” demeyin. Çünkü, Türkiye dengesiz ve hızlı büyüyüp, hızlı küçülen bir ülke. İstikrarlı bir büyüme için yıllık 2-3’lük oran idealdir. Ekonomide her hızlı büyümeyi, daralma (resesyon) dönemleri izler.
Türkiye’de hızlı büyüme gerçekleşen yılların ardından, hızlı küçülmenin gerçekleştiği kriz dönemleri dikkat çekiyor. Özellikle bu yüksek büyüme oranına, yüksek cari açığın eşlik etmesi yaklaşan krizin en önemli öncü göstergesi.
Nasıl hızlı büyüyoruz?
Dünya genelinde özellikle 1980 sonrası ekonomik gelişmeler, büyümenin kaynaklarının da değişim göstermesine yol açtı. Tarım sektöründen hizmetlere doğru yatırımların kayması, teknolojinin üretim aşamalarında emeğe karşı kullanılması, verimlilik artışına dayalı büyüme modelleri, taşeronlaştırma ve yabancı sermaye bağımlılığı sonuçta azgelişmiş ekonomileri, kapitalist ülkeler için hızla büyüyüp kolay yutulan “laboratuvar piliç”leri haline getirdi.
Kimin için büyüme?
Büyüme hızı açısından OECD birincisi olan Türkiye, kişi başına düşen milli gelirde ise 30 ülke arasında sonuncu oldu. Satın alma gücü sıralamasında da 28’inci. Mevcut büyüme sonucu yaratılan gelir, ulusal temelde bir avuç kapitaliste artı değer yaratırken, ulusüstü paylaşım mekanizması sayesinde azgelişmiş ülkelerden gelişmiş merkez ekonomilerine kaymaktadır.
Fakirden al, zengine ver!
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde spekülatif kaynaklı büyüme faiz gelirlerinde artış yaratırken ücretli kesimlerde yoksulluk yaratmaktadır. Uygulamadaki büyüme politikaları, gelir dağılımının giderek bozulmasına, sınıflar ve bölgelerarası gelir uçurumunun artmasına sebep oluyor. Hükümet ise gelir adaleti sağlamaktansa “satsak satsak bedavaya ne satsak” sloganıyla ülkenin üretim damarlarını teker teker koparmaya devam ediyor. Bir yandan da ekonomik verilerle türlü illüzyona başvurarak, emekçilere sabır aşılıyor.
Electrolux fabrikalarını taşıyor
Beyaz eşya üretiminde dünyanın en büyük tekeli Electrolux Avrupa’daki fabrikalarını kademeli olarak Doğu Avrupa ülkelerine taşımaya hazırlandığını açıkladı. Böylece Electrolux’un Avrupa ve ABD’deki fabrikalarında çalışan binlerce işçi işten atılacak. Electrolux geçtiğimiz yıl içinde Avrupa ve ABD’de bulunan altı fabrikasını işgücünün daha düşük olduğu ülkelere taşıdı. Şirketin genel Müdürü Hans Stroberg hammadde fiyatlarının pahalılaştığını ve Asya’daki firmalarla aralarındaki rekabetin artmakta olduğunu belirterek fabrikalarını iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelere taşıma kararı almak zorunda kaldıklarını açıkladı. Electrolux’un dünyanın birçok ülkesinde beyaz eşya üreten 43 fabrikası var. Bu fabrikalardan 27’si Batı Avrupa, ABD ve Avustralya’da bulunuyor. Fabrikaların Doğu Avrupa ülkelerine taşınmasının şirkete 8 ila 10 milyar krona malolması bekleniyor. Doğu Avrupa ülkelerinde işçilere ödenen ücret İsveç ve Batı Avrupa ülkelerindeki ücretin yedide biri civarında. Şirketin Genel Müdürü Stroberg “Avrupa’daki birçok fabrikanın kâr ettiğini ve daha fazla kâr edebilecek hale getirilebileceğini, ama buna rağmen önümüzdeki yıllarda fabrikalarının bir kesimini Doğu Avrupa ülkelerine taşıyacaklarını” söylüyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net