www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



PETKİM’de ‘kaza mevsimi’
PETKİM ve TÜPRAŞ’ta iş kazalarında artış yaşanıyor. Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı Doğangül, bunun nedeninin taşeronlaştırma olduğunu söyledi.

MNG Kargo’da işbırakma
MNG Kargo işçileri düşük ücret ve uzun çalışma saatlerinin üzerine bir de 10 milyon liralık ücret zammı yapılınca isyan etti.

‘20 metreden vurdular’
Mersin’de katıldığı eylemde, göğsüne aldığı tek kurşunla hayatını kaybeden Ümit Gönültaş’ın polislerin yakın mesafeden açtığı ateş sonucu öldüğü iddia edildi.

Öğrenci affı komisyondan geçti
677 bin öğrenci ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yeniden üniversiteye dönme şansı getiren yasa teklifi Meclis Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçti.


PETKİM’de ‘kaza mevsimi’
Özer Akdemir - Şengül Karadağ
Aliağa’daki petro kimya tesisleri PETKİM ve TÜPRAŞ’ta, son bir ay içerisinde meydana gelen kazalarda 1 işçi yaşamını yitirirken, 4 işçi de çeşitli yerlerinden yaralandı.
“Kazalar son günlerde artış gösterdi. Her gün yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz” diyen Petrol-İş Sendikası Aliağa Şube Başkanı İbrahim Doğangül, bu artışı birbiriyle bağlantılı iki nedene dayandırıyor: PETKİM’de montaj-bakım çalışmalarının yoğunlaşması ve bu işleri, sayıları 2000’i bulan eğitimsiz taşeron işçilerinin yapması.
- PETKİM’de iş kazalarında bir artış söz konusu. Bu neden kaynaklanıyor?
PETKİM’de 3 ünitede tevsi çalışmaları var, yeni üniteler devreye alınıyor, inşaat montaj yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu nedenle bazı ünitelerde, birleştirme çalışmalarından dolayı, duruşlar oldu. Bizim sektörün iş kazası riski bu dönemlerde artar. Ama bir başka sebebi daha var ki, bizce asıl önemli olan o: Şu anda PETKİM’de bu inşaat montaj ve bakım işinde çalışan, 2000’e yakın firma işçisi var. Bu işçilerin bir kısmı, işini bilen ve oturmuş şirketlerin işçileri ama önemli bir kısmı, taşeron firmaların işçileri. PETKİM, 3 günlük eğitimden geçirdikten sonra o işçileri gönderiyor, ama 3 günde insan her şeyi öğrenemiyor. Ayrıca bir an önce bitirmeleri gereken bir sözleşme var. Örneğin etilen ünitesinin devreye alınması işini 5 Mart’ta bitireceğim demiş. Şartnameye göre şirket her gecikme için 100 bin dolar günlük tazminat ödeyecek. Ve erken bitirdiği her gün için de 75 bin dolar ödül var. Böyle bir durumda işin bir an önce bitirilmesi gerekiyor. İşçiler düşük ücretle ve sürekli fazla mesaiye bırakılarak çalıştırılıyor. Bu, iş kazaları için son derece doğal bir zemin oluşturuyor.
- Geçtiğimiz günlerde basınçlı su hortumunun çarpması sonucu ölen bir işçi vardı. Bu işçi ölmeden bir hafta önce aynı basınçlı hortum nedeniyle elinden yaralanmış. Yine bir işçi gözünü kaybetti basınçlı su hortumu nedeniyle. Bunlar tesadüf mü?
30 Ocak’ta bir taşeron firma işçisi olan Ramazan Gerçek arkadaşımız, akıllara zarar bir kaza geçirdi. 750 bar, yani çok büyük bir basınçla çalışan hortumla karnı deşildi. İnceleme hâlâ sürüyor. Yeni bir ünitemiz var; poli etilen fabrikası. Orda montaj çalışmaları bitmek üzere ve eğitim çalışmaları sürüyor. Diğer fabrikalardan oraya arkadaşlar toplandı gitti, onlardan bir tanesi Erol Sarı. Hortum fırlamış, sağ gözü artık büyük ihtimalle görmeyecek. Aynı gün montaj esnasında yine iskeleden düşen işçiler var. O iskelelerin kurulması çok ciddi bir iş, belli bir bilgi ve kalifikasyon gerekiyor. Ve ‘zaman kaybı’dır esasında bu. Üç saatlik bir iş için iki saat iskele kurmaya uğraşacaksınız. Bu biraz angarya gibi geliyor insanlara. PETKİM’de bu işi yapan arkadaşlarımız var. Ama tabi bu bakım duruşlarında yetmedikleri için dışarıdan ihaleyle iskele ekibi getiriliyor. PETKİM’deki Teknik Emniyet Müdürlüğü de bu konuda yoğun çalışıyor, ama hepsinin başına birini dikemiyorsunuz.
- Bir de bir ay önce miydi? Bir kaza daha olmuştu, TÜPRAŞ’ta…
O da yine trajikomik bir olay. Atık petrol çukuru var, büyükçe bir havuz. Onun etrafına korkuluk yapılması gerekiyor standarda göre. Kimse düşmesin diye. Korkuluklar boyansın diye bir taşeron şirkete verildi. İvrindi-Bergama arasında bir dağ köyünden 18 yaşında bir çocuk. Belki hayatında ilk defa köyünden çıkmış, bırakın sanayi tesisini bir çekiç, pense bile görmemiştir. Bu korkulukları boyuyor. Elindeki rulo düşüyor, havuzun kenarına. Düşerse düşsün ama yok işte belki patronum kızar diye mi düşünüyor, alayım diyor ve ayağı kayıyor, düşüp gidiyor o kapkara çamurun içerisine. Trajik tarafı bu, kimse düşmesin diye korkuluk yapıyorsunuz o korkuluğu yapan işçinin kendisi düşüyor.
- İş kazaları genelde, işçinin dalgınlığı, kusuru ile açıklanır. Siz bu açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?
Bütün kazalarda tedbir alınmamanın payı vardır, biraz işçinin de dalgınlığı vardır tabi. Ama bu bir kusur değildir. İşçinin dalgın olmaması gerekiyor. Sağlıklı işçiden anlaşılan, çalışma ortamının da sağlıklı olmasıdır. İşçinin kusurlu olduğu birtakım kazalar oluyor, Allah Allah diyorsun, bu adam bunu nasıl yapar? Sorun o zaten, nasıl yapar? Durduk yere yapmaz, aklı kim bilir nerde? Mesela PETKİM’de işçi tabancasıyla kendisini delik deşik eden adam normal koşullarda bunu yapar mı, yapmaz. O anda kim bilir aklı neredeydi? Asgari ücretle gece yarılarına kadar orda çalışıyor ve iş belli süreli bir iş. Yani işte 20 gün bir ay sürecek, ondan sonra bir başka yerde iş çıkarsa çalışacak. Yani adam gelecek kaygısı taşıyarak çalışıyor bir kere. Dolasıyla bu adamın kendisini işine vermesi, yeterli tedbirleri alması mümkün değil. Birileri buna kendi kusuru diyebilir ama bizce sistemin kusurudur. TÜPRAŞ’taki kaza da tam böyle bir şeydi.
- PETKİM’in taşeron şirketlerle yaptığı anlaşmalara göre işçinin eğitimli, deneyimli olması gerekmez mi? Böyle bir şey yok mu?
Elbette petro kimya ya da rafineri gibi yerlerde çalışacak işçilerde aranan belli özellikler var. PETKİM bu işi ihale ediyor, ihaleyi alan taşeron firma bu işten sorumlu. Asıl işveren olarak PETKİM’in de doğrudan sorumlulukları var. Her güvenlik önlemi, bir maliyettir. Çalışma esnasında işin hızını kesen bir maliyet. Emniyet kemeri takarak çalışıyorsanız daha uzun sürede yaparsınız aynı işi. Böyle görülüyor, sistem böyle. Sen adama diyorsun ki, burada şöyle bir iş var, yarışla verilecek. Yarış ne? En düşük fiyatı veren. Biz öyle tekliflere tanık olduk ki, hesap yapıyoruz, bu adam kaçak işçi çalıştırsa bile bu paraya yapamaz. Peki nasıl yapıyor. Adam hem kaçak işçi çalıştırıyor, hem de yevmiye veriyor işçilere. Gidiyor, topluyor geliyor kahveden.


Başa dön


MNG Kargo’da işbırakma
MNG Kargo İstanbul Aktarma Merkezi’nde çalışan işçiler düşük ücret zammına karşı işbıraktı. Eylem kısa sürede İstanbul’da her ilçede bulunan şubelere de yayıldı. Şubeler de eyleme iş yavaşyatarak destek verdi.
Eylemin nedeni işçilerin ücretlerine 2005 yılı için yapılan 10 milyon liralık zam. Ortalama 400 milyon lira ücret aldıklarını ve yapılan zammın komik olduğunu belirten kurye ve şoförler, dün sabah işyeri önünde alkışlarla toplandılar.
Toplam 160 kişinin çalıştığı aktarma merkezindeki işçiler, ücret zammının artırılması, çalışma koşullarının düzeltilmesi, fazla mesai ücretlerinin ödenmesi, ikramiye verilmesi, çalışma saatlerinin 8 saat olması, yemeklerin düzeltilmesi, aylıklar haricinde avans verilmesi ve ücretlerinden kesinti yapılmamasını talep ediyor.
16 saat çalışma karşılığı 400 milyon lira ücret aldıklarını ve bu paranın kiraya bile yetmediğini ifade eden işçiler, işyeri önünde beklemeyi sürdüreceklerini bildirdiler.
İşverenin kurduğu ve işçileri zorla üye olmaya zorladığı Karsan-İş Sendikası’nın kendilerini temsil etmediğini, kendi seçecekleri bir sendikada örgütlenmek istediklerini kaydeden işçiler, aralarından seçtikleri 7 kişiyi patronla görüşmek üzere görevlendirdi.
MNG Bölge Müdürü işçilerin yanına gelirken, müdürün korumaları işçilere saldırdı. Bu saldırıyı geri püskürten MNG işçileri, Çalışma Bölge Mürdürlüğü’ne şikâyette bulunacaklarını bildirdiler.


Başa dön


‘20 metreden vurdular’
Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirişilinin 6. yıldönümünde Mersin’de yapılan eyleme katılan ve göğsüne aldığı tek kurşunla hayatını kaybeden Ümit Gönültaş’ın polisler tarafından yakından açılan ateş sonucu öldüğü iddia edildi. Görgü tanıkları, polislerin 20 metreden ateş ettiğini öne sürerken, savcının katıldığı otopside; Gönültaş’ın uzak mesafaden göğsüne tek kurşun isabet ederek yaşamını yitirdiği ileri sürüldü. Gönültaş’ın kaval kemiğinde yara izlerinin bulunduğu ve yerde sürüklenmiş olabileceği de iddia ediliyor.
Mersin’in Toroslar beldesine bağlı Kurdali Mahallesi’nde önceki akşam tuz deposunun yanında boş arazide göğsüne aldığı tek turşunla yaşamını yitiren 19 yaşındaki Ümit Gönültaş’ın Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Şube polislerince öldürüldüğü iddia ediliyor.
Can güvenliği nedeniyle ismini vermek istemeyen görgü tanığı olayı DİHA’ya şöyle anlattı:
“Akdeniz beldesi Güneş Mahallesi’nde bulunan Cuma Pazarı’nın sonunda 15 Şubat nedeniyle saat 21.30 saatlerinde ateşler yakarak eylem yaptık. Yaklaşık 15-20 dakika sonra yürüyüşe geçtik. Siteler Karakolu’ndan 2 grup halinde kaçtık. Sonra eylem yerine döndük. Polis etrafımızı sardı ve sokak ablukaya alındı. Biz bir grup yukarı kaçtık. Tuz deposuna kadar polisler bizi kovaladı. Deponun karşısında bulunan bahçelere kaçtık. Sivil polisler deponun önünde bekliyordu. O esnada polis arkamızı da sarmıştı. Bahçenin kenarında 15-20 kişilik bir grup olarak bekledik. Ümit, benim ve kardeşimin arasında duruyordu. Terörle Mücadele polisleri direk üzerimize ateş açtı. Ümit eli göğsünde durdu sonra yere yığıldı. Tek kurşun sıktılar. Kardeşim ‘Ümit vuruldu’ diye bağırdı. Normal yara sandık. Kurşun 15-20 metre uzaklıktan sıkıldı. Polisler ateş açarken hiç yerlerinden kımıldamadılar. Ümit’i alıp kaçmaya çalıştık. Ancak 20 metre götürebildik.”
‘Üzerimize ateş açtılar’
Yaralı Ümit Gönültaş’ı taşırken polislerin üzerlerine ateş açtıklarını iddia eden görgü tanığı, “Yaranın ciddi olduğunu bilmiyorduk. Bizi de vururlar korkusuyla Ümit’i deponun yanına bırakarak kaçtık. Kardeşim şokta şu anda konuşamıyor. Ben de sabaha kadar uyuyamadım” diye konuştu.
İHD Mersin Şube Sekreteri Ali Bozan, Mersin’in çeşitli mahallelerinde meydana gelen olaylarda emniyet güçlerinin silah kullandığını belirterek, “Bu durum Gönültaş’ın öldürüldüğü yönündeki şüphelerimizi güçlendiriyor” dedi.
Bu arada Ümit Gönültaş’ın Mersin Devlet Hastanesi morgundaki cenazesi, Gönültaş’ın babası İsa Gönültaş ve kitle örgütlerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grup tarafından alınarak, Güneş Mahallesi’nde bulunan Halil İbrahim Cami’sine götürüldü. Cenazenin alımı sırasında “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Biji Serok Apo”, “Şehit na mırın” sloganları atıldı.
Emniyet otopsi raporunu bekliyor
Mersin Emniyet Müdür Vekili Süleyman Ekizer, ise “Bir grubun Kurdali Mahallesi’nde yasadışı gösteri yaptığı yerin yakınlarında ölü bulunan genç ile ilgili soruşturmanın sürdürüldüğünü, otopsi sonucunu beklediklerini” bildirdi. Ekizer, ‘’Ölen genç ile ilgili soruşturma sürdürülüyor. Otopsi sonucunu bekliyoruz. Kaç kurşun isabet ettiği ve ölümle ilgili bilgiler, otopsi sonucu belli olacak” dedi.


Başa dön


Öğrenci affı komisyondan geçti
Üniversitelerden 29 Haziran 2000 tarihinden sonra her ne sebeple olursa olsun atılan ve kendi isteği ile ilişiği kesilenlere yeni haklar getiren yasa teklifi, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda kabul edildi. Verilen önerge ile teklifteki ‘’2000-2001 öğretim yılı’’ olarak yer alan affın başlangıç tarihi ‘’29 Haziran 2000’’ şeklinde değiştirildi.
2000 yılından itibaren geçerli olacak ‘öğrenci affı’na ilişkin yasa teklifi, iki değişikliğe uğrayarak Meclis Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçti. Teklifteki ilk değişiklik tarih konusunda yapıldı. Ayrıca doktora yapan öğrencilerle ilgili olarak da düzenleme yapıldı. Buna göre doktora yapan öğrencilerin ‘dil sınavı hakkı’ birden ikiye çıkarıldı.
Tayyar Altıkulaç başkanlığında dün saat 10.00’da toplanan Milli Eğitim Komisyonu’na, hükümeti temsilen Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik katıldı. CHP’den hiçbir grup başkanvekilinin katılmadığı toplantıya, çağrı yapılmasına karşın YÖK ve üniversite temsilcilerinden de gelen olmaması dikkat çekti.
CHP’liler karşı çıktı
Görüşmelerde CHP’li milletvekilleri, “yeterince tartışılmadığı, aceleye getirildiği” gerekçesiyle yasa teklifinin alt komisyona havale edilmesi önerisinde bulundular. Ancak öneri AKP’liler tarafından kabul edilmedi. Konuya ilişkin üç ayrı tekliften AKP grup başkanvekillerinin teklifi esas alındı. CHP’li Mustafa Gazalcı, 10’uncu kez af çıkacağını, ancak çıktığı andan itibaren yeniden birikim olacağını, çünkü neden değil, sonuç üzerinde durulduğunu, asıl sorunlara çözüm getirilmediğini söyledi. CHP’li Berhan Şimşek te, “Bu bir aspirin tedavisidir” değerlendirmesinde bulundu. CHP’liler ayrıca, ‘öğrenci affı’nın hükümetin tasarısı olarak değil, milletvekillerinin hazırladığı bir tasarı olarak hazırlanmasına da tepki gösterdi.
Hükümet destekliyor
AKP’liler ise YÖK ve üniversitelerden görüşmelere katılım olmamasını eleştirdiler. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, konunun tasarı olarak gelmemesinin hükümetin desteklemediği anlamına gelmediğini söyledi. .
Komisyonda AKP’lilerin verdiği önerge ile affın başlangıç tarihi 29.06 2000 olarak belirlendi. Diğer bir önerge de doktora yeterlik sınavına girebilmek için yabancı dil sınavında başarısız olanlara verilen bir sınav hakkı, sürenin kısıtlılığı nedeniyle iki sınava çıkarıldı. Getirilen aftan doktora ve master öğrencileri de yararlanabilecek.
Yasa teklifinin önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi bekleniyor.
Af ne getiriyor?
Yapılan değişikliklerin ardından ‘öğrenci affı’nın çerçevesi şöyle belirlendi:
  • Yüksek öğretim kurumlarının hazırlık ve diğer bütün sınıflarında önlisans ve lisans düzeyinde öğrenim yapan ve 29 Haziran 2000 tarihinden itibaren, kendi isteği ile ilişiği kesinler dahil, her ne sebeple olursa olsun atılan öğrencilere, ilişiklerinin kesilmesine neden olan bütün dersler için 1 öğretim yılı devam ve 3 sınav hakkı verilecek.
  • Öğrenciler, daha önce başarısız oldukları dersler programdan çıkarılmışsa bu derslerin yerine kurumlarınca belirlenecek başka derslerden sınava girecekler. Bu sınavlarda başarılı olmaları halinde öğrenciliğe intibakları yapılacak.
  • Uygulamalı eğitim-öğretim yapan okullardan ayrılan öğrencilere devam edemedikleri dersler ve uygulamalar için devam imkânı sağlanacak. Bu öğrenciler için öngörülen sınav süreci, ilgili yönetmeliklerdeki devam şartını tamamladıktan sonra başlayacak.
  • Sınıf geçme sistemi uygulayan yüksek öğretim kurumlarında en çok üç dersten başarısız olup, bir üst sınıfa geçemeyen öğrencilere, üst sınıfa devam etme ve alt sınıfta başarısız oldukları dersler için üç sınav hakkı verilecek.
  • Not ortalaması nedeniyle sınıfı geçemeyen veya mezun olamayan öğrencilere de istedikleri üç dersten not yükseltmek için bir sınav hakkı tanınacak.
  • Yükseköğretim Kanunu’nda öngörülen azami öğrenim sürelerini doldurduktan sonra kurumları ile ilişiği kesilen öğrencilere ise alamadıkları dersler için bir defaya mahsus olmak üzere bir yıl devam etme ve sınav hakkı verilecek.
  • Başvuru süreleri içinde askerlik zamanı gelmiş olanlar, teklifin öngördüğü hakları kullandıkları takdirde tecilli sayılacak.
  • Askerlik görevini yapanlar, terhislerinden sonraki iki ay içinde müracaat edebilecek. Gözaltında veya tutuklu bulunanlar, bu durumlarının sona ermesini izleyen iki ay içinde başvurdukları takdirde haklarını kullanabilecek.


    Başa dön


  • Roche yöneticilerinin polisteki sorgusu sürüyor
    SSK’ya fahiş fiyatla ilaç satıldığının belirlenmesi üzerine başlatılan Roche operasyonu kapsamında gözaltına alınan 9 kişinin polisteki sorgusu sürüyor. Ankara’dan gözaltına alınarak İstanbul’a getirilen, ancak daha sonra serbest bırakılan SSK’nın 5 bürokratdan 2’si hakkında gıyabi tutuklama kararı çıktı. Ek gözaltı süresi alınan 9 zanlı, Roche İlaç Firması’nın üst düzey yöneticileri ile Başer Ecza Deposu’nun sorumlularından oluşuyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un, SSK Kurum Başkan Vekili Sait Ersoy, SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü Prof. Dr. Servet Rüştü Karahan, SSK İlaç ve Eczacılık Daire Başkanı Hülya Özdemir ile eski SSK Başkan Vekili Nazmi Güleyüpoğlu ve eski SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Canpolat’ın serbest bırakılmasına yaptığı itiraz, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce değerlendirildi. Bu inceleme sonucu, “bilirkişi raporunda, Orhan Canpolat ve Hülya Özdemir’in ihaleye fesat karıştırdıkları, görevi kötüye kullandıkları ve Roche firmasından ilaçların sorumlulukları bulunduğunun belirtilmesi” dikkate alınarak, Canpolat ve Özdemir hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. İnceleme sonucu, Ersoy, Karahan ve Güleyüpoğlu’nun serbestbırakılmasına savcılığın yaptığı itiraz ise reddedildi. Roche firması dün, yazılı bir açıklama yaparak, “gerçeklerin tespit edileceği hususunda hukuka güvenimiz tamdır” dedi.
    Savunma ihalelerinde kötü yönetim izlendi
    Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Oğulbey Kışlası inşaatındaki yolsuzluk iddialarıyla ilgili davaya devam edildi. Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü duruşmasına 28 tutuksuz sanık geldi, tutuklu sanık müteahhit Ali Osman Özmen ise getirilmedi. Duruşmanın öğleden önceki bölümünde, “sözleşmeye aykırı imalatı kabul etmek” ve “rüşvet almak” suçlarından yargılanan Milli Savunma Bakanlığı eski Ankara İnşaat Emlak Başkanı emekli Albay Tuğrul Balaban, savunma yaptı. Üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyen Balaban, savunmasının büyük bölümünü Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Dairesi ile emlak başkanlığının yapılanmasına ve işleyişine ayırdı. 17 yıl süre ile aynı dairede görev yaptığını belirten Balaban, adı geçen kışla dahil, birçok savunma ihalesinde kötü yönetim izlendiğini söyledi. Özel Kuvvetler inşaatının 2001-2002 yılına ait kesin hesaplarının altı ayda bitirilmesi gerektiği halde neden hâlâ yapılamadığının da özellikle araştırılmasını istedi. Özel Kuvvetler Kışlası’nı, 2001 yılına kadar bütün genelkurmay başkanları ile ikinci başkanların gezdiğini belirten Balaban, malzeme seçimi ve projelerdeki değişikliklerin de Genelkurmay’ın isteği üzerine yapıldığını kaydetti. 9 orgeneralin konutunun bakımını da üstlendiğini vurgulayan Balaban, “1 orgeneralin konutuna bakmak 100 lojmana bakmaktan daha zor” dedi.
    EBK için imza kampanyası
    Öz Gıda-İş Sendikası Kayseri Şubesi, Et ve Balık Kurumu (EBK) Kayseri Kombinası’nın kapatılmaması için imza kampanyası başlattı. Öz Gıda-İş Sendikası Kayseri Şube Başkanı Servet Yıldız, Cumhuriyet Meydanı’nda başlatılan imza kampanyasında yaptığı basın açıklamasında, EBK’ların özelleştirmeye alındığı 1990’lı yıllardan itibaren, ülkeye kaçak hayvan ve resmi yollardan da ithal et girmeye başladığını söyledi. Dönemin yöneticilerinin, EBK’nın önünü keserek zarar etmesine seyirci kaldıklarını vurgulayan Yıldız, imza kampanyalarının 10 gün devam edeceğini bildirdi.
    Emekli doktorlardan maaş kesintisine tepki
    Emekli Hekimler Komisyonu ikinci bir işte çalışan hekimlerin emekli maaşlarının kesilmesini düzenleyen yasanın geri çekilmesini istedi. İstanbul Tabip Odası’nda (İTO) dün düzenlenen basın toplantısında konuşan İTO Başkanı Gencay Gürsoy, “Yıllarca mesleğe emek vermiş, hakkıyla çalışan insanların ikinci bir işe ihtiyaç duymadan çalışması gerekir. Emekli olan hekimlerin ikinci bir işte çalışması üzüntü verici bir olaydır. Hekimler emekli maaşları yetmediği için ikinci bir işte çalışmak zorunda kalıyorlar” dedi. Bağ-Kur emeklisi doktorun 360 , SSK emeklisi bayan doktorun 400, erkek doktorun 460, Emekli Sandığı emeklisinin 850 YTL emekli maaşı aldığını ifade eden Gürsoy, yeni kanun gereği çalışan emeklilerin maaşlarının kesildiğini kaydetti. Gürsoy, “Bu kazanılmış hakların gaspı demektir” dedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net