www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ücretsiz ilaca hücum
Sağlık Bakanlığı’nın 1 Ocak’tan itibaren yeşil kart sahiplerine ücretsiz ilaç verileceğini açıklamasının ardından, binlerce kişi, hastane ve sağlık ocaklarının kapısına yığıldı. Halk, ücretsiz ilaç alabilmek için birbiriyle yarışıyor.

21 bin Alevinin talebi
   görmezden geliniyor

PSAKD Sultanbeyli Şubesi iki yıl önce uzun çabalar sonucu yaptığı “50 metrekarelik” cemevinin yıkılmaması için Sultanbeyli Belediyesi’ne karşı hukuk mücadelesi veriyor. 2003 yılından bu yana dernek başkanı ve dernek adına açılan davaların sayısı 54’ü buluyor.

3.3 milyonluk vurgun
“Çifte vatandaşlık” skandalının bir de ekonomik boyutu bulunuyor.

‘Kardeşini seç’ kampanyası
Hakkâri Yüksekova’da internet üzerinden “Kardeşini Seç” kampanyası başlatıldı. Kampanya çerçevesinde “www.yuksekovahaber.com” adresine giren çocuklar kendilerine kardeş birisini aradıklarını belirten mesajlarla birlikte adreslerini bırakıyor.


Ücretsiz ilaca hücum
Mehmet Aslanoğlu
Sağlık Bakanlığı’nın 1 Ocak’tan itibaren yeşil kart sahiplerine ücretsiz ilaç verileceğini açıklamasının ardından, ilaç almaya gücü yetmeyen binlerce yoksul, hastane ve sağlık ocaklarının kapısına yığıldı. Uygulamanın bir süre sonra kaldırılacağından endişe eden halk, ücretsiz ilaç alabilmek için birbiriyle yarışıyor.
Diyarbakır Tabip Odası bazı ecza depolarında ilaçların tükendiği yönünde bilgi aldıklarını ifade ederken, Eczacılar Odası, uygulamanın ardından aşırı ilaç tüketiminin yaşandığını kaydetti.
3816 sayılı Yasa gereği yeşil kart sahiplerine ücretsiz ilaç verilmesi uygulaması, 1 Ocak’tan itibaren hayata geçti. Sağlık Müdürlüğü’nün verilerine göre 380 bin yeşil kartlının olduğu Diyarbakır’da, binlerce yoksul ilaç alabilmek için hastane ve sağlık ocağı kapılarında sıra bekliyor. Halk saatlerce sıra beklemekten şikâyetçi olurken; yetkililer, aşırı yüklenmenin olduğu görüşünde. Ücretsiz ilaç uygulamasının herkes için faydalı olduğunu ifade eden yetkililer, “Daha önce sosyal güvencesi olmayan insanlar, ilaç ihtiyaçlarını Emekli Sandığı ve Bağkur’lular üzerinden çözüyordu. Bazen bir Bağ-Kur’lu tüm mahalleninin ilaç ihtiyacını karşılıyordu. Şimdi kendi yeşil kartlarıyla başvuruyor” dediler.
‘Bilinçli bir uygulama şart’
Diyarbakır Eczacılar Odası Başkanı Mesut Çicek, ücretsiz ilaç uygulaması ile birlikte aşırı ilaç tüketiminin başladığını belirterek, “İnsanlarımız bu uygulamanın uzun süreceğine inanmadığı için ilaç tüketiminde aşırı br artış var. Ecza depolarında büyük bir sürkülasyondan söz etmek mümkün. Ama ilaç sıkıntısı yok” dedi.
Ücretsiz ilaç uygulamasını kendilerinin de yıllardır savunduğunu kaydeden Çiçek “Çok doğru bir uygulama. Ama bu uygulamanın sağlıklı yürüyebilmesi için doktorun da, eczacının da, hastanın da yardımı gerekiyor. İşin suyu çıkarılırsa sistem kendi içinde tıkanır. Kontrollü ve bilinçli bir uygulma şart” diye konuştu.

TABİPLER ODASI: OLUMLU BİR UYGULAMA
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı İlhan Diken, düzenlediği basın toplantısında ücretsiz ilaç uygulamasını bir ilk adım olarak olumlu bulduklarını söyledi. Diken, “Biz Tabip Odası olarak yıllarca tüm yeşil kart sahiplerinin ücretsiz muayene olması ve ücretsiz ilaç alabilmesini savunduk. Bu uygulamayı önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz” dedi.
Uygulamanın suistimal edileceği uyarısında da bulunanan Diken, “Yıllarca yeşil kartı olup da ilaç alamayan insanlarımız, akın akın sağlık kuruluşlarına hücum ediyor. Sağlık birimlerinde poliklinik sayısı patlama noktasında. Yani gereksiz yere, lazım olur diye gidip ilaç yazdıranların, aynı karneyle aynı gün ayrı ayrı yerlerde ilaç yazdırmaları söz konusu. Şimdiden bazı ilaç depolarında ilaçların tükendiği duyumlarını alıyoruz. Şüphesiz bir süre sonra bu yoğunluğun azalacağını düşünüyoruz” diye konuştu.


Başa dön


21 bin Alevinin talebi
   görmezden geliniyor
Ulaş Emre
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultanbeyli Şubesi iki yıl önce yaptığı “50 metrekarelik” cemevinin yıkılmaması için Sultanbeyli Belediyesi’ne karşı hukuk mücadelesi veriyor. 2003 yılından bu yana hem dernek başkanı hem de dernek adına açılan 54 davanın 45 ‘i dernek lehine sonuçlandı. Davaların dernek lehine sonuçlanmasının ardından bazı şahıslar arsanın sahibi oldukları gerekçesiyle yeni davalar açtı. PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş, davaların sahte belgelerle belediye tarafından organize edildiğini söylüyor. Cemevlerinin yasal statüsü hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bilgi isteyen Çavuş’a cemevlerinin “inkılap kanunlarına aykırı olduğunu ve halkın karşı karşıya getirilmek istendiği” yanıtı verildi.
Cemevi mücadelesi
2003 yılında ilçede bir cemevi yapılması için belediyeye başvurarak boş bir arazinin tahsis edilmesini isteyen PSAKD Sultanbeyli Şubesinin talebi belediye tarafından reddedilmiş. Bunun üzerine 2003 yılında mahkeme kararıyla 5 dönümlük bir arazinin tapusunu alan dernek Sultanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla şube başkanı Sadegül Çavuş adına 50 metrekarelik tek katlı bir cemevi yapmış. Belediye ve bazı şahıslar arsanın kendilerine ait olduğunu öne sürerek dernek adına onlarca dava açmış.
Sultanbeyli PSAKD Şube Başkanı Sadegül Çavuş, kendilerini yıldırmak için sürekli davaların açıldığını belirtiyor. Bu nedenle sürecin devamlı uzadığını ifade eden Çavuş, “Sultanbeyli’de bizim tespit etmiş olduğumuz 21 bin dolayında Alevi var. Bunların ibadethanelere, cemevlerine ihtiyacı var. Sultanbeyli’de bir tane bile cemevi bulunmamaktadır. Bir cenazemiz olduğunda Sarıgazi ya da Pendik’e gitmek zorunda kalıyoruz orada da yığılmalar oluyor. Halkın talebidir bu ve onların talebi doğrultusunda böyle bir çalışmaya girdik” diyor.
Sahte evraklı davalar
Hem önceki Saadet Partili, hem de şu anki AKP’li belediye başkanlarının cemevinin yapılmasına izin vermediğini belirten Çavuş, “Sultanbeyli Belediyesi bizimle uzun süredir uğraşıyor. Düzenlemiş oldukları sahte evraklarla bilinçli bir şekilde yaptırmamaya çalışıyorlar. İlçede müstakil tapu yok. Müstakil tapu olmadığı için adi hisse senediyle satış yapılıyor. Ben buranın benim yerim olduğunu iddia ediyorum. Kendi adımı yazıyorum senede, sonra senin adına yazarak sana satıyorum ve sen hak sahibi oluyorsun böylece” şeklinde konuşuyor. Bu sahte belgelerle kazanamayacaklarını bile bile dava açtıklarını ifade eden Çavuş konuşmasını şöyle sürdürüyor, “Buraya okul yaptıracağız. Cami yerini bağışladı, siz de cemevi olarak bu yeri bağışlayın. Camiyle cemevi eğitime destek veriyor, bunun için yerlerini bağışladılar der, ülkede çok güzel bir gündem yaratırız” şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar. Bu bir taktik aslında. Biz okula karşı değiliz. Sultanbeyli’de 15 mahalle 20 küsur okul, 144 tane cami var. Ve camiler de yapılmaya devam ediyor. Siz isteseniz camilerin yerini okullara bağışlayabilirsiniz diyoruz.
Çavuş, Belediye’nin son olarak hazırladığı imar planında yerlerinin park olarak gösterildiğini de sözlerine ekliyor. Öte yandan PSAKD Sultanbeyli’nin her mahallesinde oluşturduğu komiteler aracılığıyla halkı bilgilendirme toplantıları sürdürüyor. Ve açılan davaların duruşmalarına halk geniş bir katılım sağlayarak sürecin takipçisi oluyor.
Diyanet’ten terslik açıklaması
Bütün bu gelişmeler üzerine cemevlerinin yasal statüsü hakkında bilgi isteyen Dernek Başkanı Çavuş’a, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından cemevlerinin inkılap kanunlarına aykırı olduğunu ve halkın karşı karşıya getirilmek istendiği yanıtı verildi. Diyanet İşleri Başkan Vekili Doç. Dr. Mehmet Görmez imzasıyla yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi, “Anayasa’nın ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlıklı maddesinde zikredilen ‘Tekke ve Zaviyelerin Men ve İlgası Kanunu’na değiştirilmeksizin kaldırılan tekke ve zaviyelerin ihyası anlamına gelebilecek, ayin-i cem icra etmek üzere cemevi tesis edilmesi anılan kanuna ters düşmektedir.”
İslam tarihinde, Hanefi, Şafii, Caferi gibi mezheplerle, Mevlevi, Kadiri ve Bektaşi gibi tarikatlara mahsus ‘cami ve mescit’ dışında bir ibadethane mevcut olmadığının da savunulduğu resmi açıklama şöyle son buluyor, “Milli fertlerin yapay sorunlarla karşı karşıya getirilmek istenmesi ve aralarında tefrika tohumlarının yeşertilmeye çalışılması faaliyetleri, üzerinde uzun uzun düşünülmesi ve gerekli analizlerin yapılması milli bir zarurettir.”

Belediye Alevilere de hizmet vermek zorunda
Huriye Karabacak (PSAKD Sultanbeyli Şubesi Avukatı) :
Sultanbeyli bölgesinde hiçbir yer tapulu değil. Orman arazisi üzerine kurulmuş yapılar ve hepsi illegal durumda. Bir arazinin çok hissesi ve çok hissedarı var. Herkes kendi kafasına göre bir yeri işgal etmiş. Ama cemevi olduğu için orada hissedar olanlar özellikle birileri tarafından örgütleniyor. Hukuki, teknik davalar açılıyor. Ama aslında bugüne kadar burada fiili olarak herkes bunu kendi arasında konuşuyor ve bir şekilde çözüm bulunuyor. Ama cemevinin olduğu yer için böyle bir şey yapmıyorlar. Herkese dava açtırıyorlar. Aynı yerin iki kişiye satılması çok yaygınmış. Çünkü tapudan satış yapılmadığı için satın almadan önce gidip bakabileceğiniz bir kayıt yok. Dolayısıyla adam noterden aynı yeri bir kişiye de bin kişiye de satıyor. Hiçbir şey yokmuş gibi belediye imar planı yapıyor ve cemevinin olduğu yeri park alanı olarak gösteriyor. Burada Alevi nüfusunu ve taleplerini görmezden geliyor. Belediye herkesin belediyesi sadece Sultanbeyli’de yaşayan Sünnilerin belediyesi değil. Alevi vatandaşlara da hizmet yapmak zorunda. Bu teknik bir dava bunun dışında başka davalar da açılabilir. Hukuken çözülmeyebilir, davanın kaderini belirleyecek olan aslında siyasi gelişmelerdir. Hukuk kurallarına aykırı olduğu için açılan davaların reddedilmesi gerekiyor.

‘Alevilerin başka ibadethanesi yoktur’
Ali Kenanoğlu (Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Marmara Bölge Temsilcisi) :
Müftülük, tekke ve zaviyeler yasasına dayandırarak cemevi tesis edilmesinin kanuna uygun düşmediğini belirtiyor. Sanıyorum AKP’nin tekke ve zaviyeler yasasını kaldırmak gibi bir düşüncesi var. Bu düşüncesini hayata geçirebilmek için Alevileri kullanmaya çalışıyorlar. Bunu bizim talep etmemizi istiyorlar. Tekke ve Zaviyeler Yasası’nın illaki belli bölümleri gözden geçirilmek durumundadır. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nde asli unsur olan Alevilerin, bugün Hıristiyanların, Yahudilerin ibadethaneliri (havra ve sinagoglar) vb. yasal olarak ibadethane olarak kabul edilmişken cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesini anlamıyoruz ve çok şaşkın bir durumdayız. Bunu o ya da bu yasaya bağlamak hiçbir insan hakkına, hiçbir inanç ve vicdan özgürlüğüne sığmamaktadır. Son AB İlerleme Raporu’na cemevlerinin ibadethane olarak tanınması eklendi. Alevilerin cemevi dışında başka ibadethanesi yoktur. Bunu anlamak için alim olmaya gerek yok. Bunu öğrenmek için cemevine gider, oradaki insanlarla konuşursunuz. “Sizin başka ibadethaneniz var mı, ibadetinizi nerede yapıyorsunuz?” diye sorarsınız. Devlet, Diyanet Başkanlığı ve hükümet Alevilerin kendisine sorsun. Bugün cemevleri yasal olarak bizim ibadethanemizdir diye 600 bin tane imza toplandı.


Başa dön


3.3 milyonluk vurgun
1 Ocak 2000’den sonra Alman vatandaşlığına geçen, ardından Türkiye tarafından “çifte vatandaşlık”a teşvik edilen 48 bin Türkiye kökenlinin vatandaşlık işlemlerinin Türkiye’ye yaklaşık 3.3 milyon Euro gelir sağladığı ortaya çıktı.
Federal İçişleri Bakanlığı tarafından geçen hafta yapılan resmi açıklamada ifade edilen 48 bin “çifte vatandaş” üzerinden bir hesaplama yapıldığında, Türkiye kökenlilerin çifte vatandaşlığa teşvik edilmesinin bir de ekonomik getirisinin olduğu görülüyor.
En az 3.3 milyon Euro
1 Ocak 2005’de yürürlüğe giren ve önceki yıllara göre kısmen azalan “Konsolosluk Harçları” çizelgesine göre, yeni pasaport fiyatları 32 Euro. Alman vatandaşlığına geçmek için Türk vatandaşlığından çıkış başvurusu yapanların eski pasaportları konsolosluklarda geçersiz hale getirildikten sonra, ikinci başvuru sırasında yeni pasaport için de belge dolduruluyor. Tanesi ortalama 32 Euro’dan 48 bin insana verilen pasaportların devlete toplam getirisi 1 milyon 536 bin Euro.
Verilen her pasaporta 29 Euro olan 3 yıllık “pasaport uzatma süresi” ücreti eklendiğinde bunun tutarı 1 milyon 392 bin Euro ediyor.
Bu iki ana işlemin dışında bir de “vatandaşlığa tekrar giriş” harcı alınıyor. 8 Euro olan bu harcın 48 bin kişiden alındığı düşünüldüğünde 384 bin Euro gibi bir miktar ediyor.
Bu üç zorunlu işlemin toplamında devletin kasasına yaklaşık olarak 3 milyon 312 bin Euro giriyor. Bunun vatandaşa maliyeti ise çok daha fazla. Fotoğraf, fotokopi, yol parası gibi kalemler eklendiğinde Türkiye’nin izlediği politikanın sonucunda vatandaşların cebinden toplam olarak milyonlarca Euro’nun izlenen yanlış politikalar sonucunda çıktığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Almanya tarafından vatandaşlıktan çıkarılacak 48 bin “çifte vatandaş”lardan bir de yabancı dairelerine yeni oturum ve çalışma izni için başvuruda bulunduklarında harç alınacak.
“Yan cebime koy” misali
Türkiye’nin, 1 Ocak 2000’de yürürlüğe giren ve çifte vatandaşlığı yasaklayan Alman Vatandaşlık Yasası’nı göz önünde bulundurmadan Alman vatandaşı olan Türkiye kökenlileri yeniden Türkiye vatandaşı yapmakla öncelikli olarak işin ekonomik boyutunu düşünmediği, daha çok politik çıkarı gözettiği biliniyor. Ancak, bunu yaptığında da sonuçta hesaplandığında milyonlarca Euro’nun vatandaşın cebinden alındığı ortaya çıkıyor.
Geçen hafta Almanya Federal Parlamentosu’nda yapılan tartışma sırasında Federal İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ute Vogt, Almanya’da 48 bin “çifte vatandaş” Türkiye kökenlinin yaşadığını, bunların elindeki Alman pasaportlarının geçersiz olduğunu açıklamıştı.


Başa dön


‘Kardeşini seç’ kampanyası
M.Nasır Kaya
İdam edilen 4 devrimci anıldı
12 Eylül cuntası tarafından 29 Ocak 1983 gecesi idam edilen Ömer Yazgan, Erdoğan Yazgan, Ramazan Yukarıgöz ve Mehmet Kanbur, Ankara’da mücadele yeminleri ile anıldı. 78’liler Dayanışma ve Araştırma Derneği’nin düzenlediği anma için dün öğle saatlerinde çeşitli kitle örgütü ve partilerin temsilcilerinin oluşturduğu 150’ye yakın kişi Yüksel Caddesi’nde toplandı. “Kahrolsun faşizm, kahrolsun darbeciler”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür” şeklinde sloganlar atan topluluk, karanfiller ve 12 Eylül cuntasının katlettiği devrimcilerin resimlerini taşıdılar. 78’liler Derneği’nden Ruşen Sümbüloğlu, Ömer, Necati, Ramazan ve Mehmetler’in yakalandıktan sonra halkın haklı davasını gözaltında, sorguda, işkencede ve cezaevi zulmü karşısında da yılmadan savunduklarını söyledi. Sümbüloğlu, mücadele tarihinin en büyük kenesinin, bilinçlerin bulanıklaşması olduğunu dile getirerek, 12 Eylül darbe hukukunun hâlâ hüküm sürmesini de buna bağladı. “Direniş tarihimizin onur ve gurur temsilcilerinden, sıra neferlerinin ateşli öfkesinden, vicdanımızın içimizdeki ütopyaları diri tutan inatçı arzusundan uzaklaştıkça onlar etkili oldu. Bu dört yiğit insan idam sehpasında esen büyük bir fırtınaydı” diyen Sümbüloğlu, arkadaşlarının bıraktığı vasiyeti, çığlığı ve isyanı devraldıklarını, darbe hukukunun mahkûm edildiği, darbecilerin yargılandığı bir ülke özleminin son bulduğu günleri mutlaka göreceklerini söyledi. Genç Direnişçi Dergisi’nden Barış Onay ise “Yıllardır ateşi çalmaya çalışıyor insanlar, devrimciler. Ateşi çalıp insanlığa armağan etmeye çalışıyor insanlığın cesur önderleri. Ve ancak kitleleri bu uğurda mücadele etmeye ikna edip harekete geçirebilenler becerdi şimdiye kadar bunu” dedi. Konuşmaların ardından cuntanın katlettiği devrimcilerin isimleri teker teker okunarak, sayım yapıldı. Topluluk daha sonra Ömer Yazgan’ın Polatlı’daki mezarını da ziyaret etti.
Hakkari’den yetkililere çağrı
Hakkari’de meydana gelen depremin ardından bölgeye yeterli yardım gelmemesi ve yardım talebinde bulunan halkın polis tarafından coplanması, ildeki kitle örgütlerini harekete geçirdi. Hakkari Esnaf ve Sanatkârlar Odası, Tarım-Orkam-Sen, Tüketicileri Kuruma Derneği, Cilo Dağı Derneği, Haber-Sen, İHD, TMMOB, Mimarlar Odası, Zihinsel Engelliler Derneği, SES, BES, Eğitim-Sen, Yol-İş ve Türk-İş yöneticileri ortak deklerasyon yayınlayarak, valiliği gerekli önlemleri almaya çağırdı. Depremden saatler sonra valiliğin, belediye ve kitle örgütleriyle diyaloğa girmeden sadece resmi düzeyde bir kriz masası oluşturulduğu ifade edilen deklerasyonda, “İlimiz 1. derece deprem kuşağında yer almasına rağmen deprem sonrası ortaya çıkan tabloda ne Hakkâri Valiliği’nin ne Belediye Başkanlığı’nın ne de diğer kuruluşların herhangi bir afet veya kriz yönetim senaryosunun bulunmadığı görülmüştür. Kurumlar arasındaki eşgüdüm ve diyalog eksikliği Hakkâri Valiliği’nin depremden hemen sonra tüm ilgili kuruluşları kriz yönetim merkezinde toplaması gerekirken ancak depremden beş altı saat sonra kriz yönetimi olması gereken yerde değil, başka bir kurumda oluşturulmuştur” denildi. Belediye yetkililerinin kriz masasını birlikte oluşturmaları için valiliği telefonla sık sık aradığı, ancak Vali Erdoğan Gürbüz’e ulaşılamadığı ifade edilen deklerasyonda, “Vali tarafından basına yapılan açıklamalarda her şeyin düzenli bir şekilde yürütüldüğü sanki hiçbir sıkıntı yokmuş gibi yapılan gerçek dışı beyanlar mevcut sıkıntıları daha da arttırmış, olay daha da bir çözümsüzlüğe doğru gitmiştir” ifadelerine yer verildi.
Ankara’da ulaşım, Avrupa’nın 25 katı
Ankaram Platformu’nun yaptığı bir araştırma son zammın ardından ortalama olarak bir Ankaralı’nın ulaşıma, bir Avrupalı’dan 25 kat fazla ödediğini ortaya koydu. Ankaram Platformu’nun yaptığı araştırma dün Mimarlar Odası Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Mehmet Onuryılmaz tarafından açıklandı. Avrupa başkentlerine nazaran Ankara’da ulaşımın daha kalitesiz ve daha az yaygın olduğunu belirten Onuryılmaz, AB başkentlerinde toplu taşıma sisteminin 24 saat olduğunu ancak Ankara’da gece 1’den sonra sistemin durduğuna dikkat çekti. Yetersizlik ve kalitesizlik yetmezmiş gibi Ankara’da otobüs ve metro ücretlerinin Avrupa ortalamasının çok üstünde olduğunu belirten Onuryılmaz, Ankaralıların aylık gelirinin Avrupa başkentlerinde yaşayanların 6.6’da biri olduğuna işaret etti. “Ulaşım için bir Avrupalı’dan 25 kat fazla ödüyoruz” diyen Onuryılmaz, “Gökçek’ten yalnızca zamları geri almasını değil, indirim yapmasını istiyoruz” diye konuştu. Ankaram Platformu üyeleri basın açıklamasının ardından Kızılay’da bildiri dağıtarak, zamların geri alınması için imza topladı.
Alevi köyüne cami!
Tamamı Alevi olan 200 haneli Çamcı köyüne dönemin Tugay Komutanı Orhan Kilercioğlu tarafından 21 yıl önce yapılan Çamcı Köyü Camii’ne yıllardır kimse uğramıyor. Oturanların tamamının Alevi olduğu köyde, yaşayanlar inançları gereği ‘cemlerini’ evlerinde yapıyor. Daha önce imamın köyde kalış nedeni sadece ezan okumak olurken, ezan okumanın merkezi sisteme geçişi ile bu da ortadan kalktı. Köyde kimsenin ismini dahi bilmediği imam, “Cuma Namazı’nda cemaat oluşmadığı için psikolojik olarak etkileniyorum” diyor. Köylüler ise cemevi istiyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net