www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Emir büyük yerden!
Amerikan şirketi Normandy’nin Bergama’daki altın madeni işletmesinin ağustos ayında mahkeme tarafından kapatılmasının ardından ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın devreye girdiği ortaya çıktı.

Asker sert konuştu
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye’nin “kırmızı çizgileri”nden asla taviz vermeyeceklerini söyledi.

Bakırköy Emniyeti sabıkalı çıktı
İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, ‘gözaltında intihar’ olayı ile gündeme gelen Bakırköy Emniyet Müdürlüğü’nün “gözaltında şiddet” konusunda sabıkalı olduğunu belirtti.

Soruşturmaya vali engel oldu
Ankara Valiliği, lise öğrencisi İ.K’ye dayak attığı iddiaları nedeniyle hakkında soruşturma başlattığı polis memurunun soruşturmasını gerekçe göstermeden işlemden kaldırdı.


Emir büyük yerden!
Özer Akdemir
Yargı kararları ile geçtiğimiz ağustos ayında kapatılan Bergama’daki Amerikan altın tekeli Normandy’e ait Ovacık Altın Madeni’nin yeniden açılması için Amerika’nın en üst düzeyde hükümete baskı yaptığı ortaya çıktı. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Eric S. Edelman’ın madenin bir an önce açılması için Bayındırlık Bakanı’ndan İzmir Valiliği’ne tavsiyede bulunmasını istediği mektubunu ele geçirdik. Bakanlık, Büyükelçi Edelman’ın “talebini” gerekli yanıtın verilmesi için İzmir Valiliği Bayındırlık İl Müdürlüğü’ne havale ederken, Amerikan Büyükelçisi’nin 17 Eylül 2004 tarihli yazısının ardından madenle ilgili yaşanan gelişmeler, talebin ne derece etkili olduğunu da ortaya koyuyor.
Şirket kapatmaya “mola” demişti
Yıllardır, kesinleşmiş mahkeme kararlarını askıya alan DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin Bakanlar Kurulu Prensip kararıyla çalışan maden, 19 Ağustos 2004 tarihinde Danıştay’ın 6. ve 8. Daireleri’nin Prensip Kararı’nın yürütmesini durdurmasının ardından çalışmalarına son vermek durumunda kalmıştı. Siyanürcü şirket kapatma kararının hemen ardından yaptığı açıklamalarda bu kararı çalışmalarını kısa süre aksatan bir yanlışlık olarak yorumlamış ve en kısa zamanda yeniden çalışmalara başlayacaklarını dile getirmişti. Nitekim 19 Ağustos’ta mühürlenmesinin ardından şirket birkaç gün içerisinde yeni bir Çevresel Durum Değerlendirme Raporu hazırlayarak Çevre ve Orman Bakanlığı’na sundu. Şirketin sunduğu raporu hemen değerlendirmeye alan ilgililer madenin kapanmasından sadece 8 gün sonra, 27 Ağustos’ta raporu uygun görerek “faaliyetinde sakınca yoktur” kararı verdiler.
Edelman devreye girdi
Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan istediğini kısa sürede alan şirket vakit kaybetmeden yıllardır sorun olarak karşısına çıkan imar planlarının yeniden düzenlenmesi için Bayındırlık Bakanlığı’na başvurdu. Edelman’ın Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’e gönderdiği mektup tam bu süreçte devreye ABD Büyükelçiliği’nin girdiğini gösteriyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric S. Edelman 17 Eylül 2004 tarihli mektubunda Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’den İzmir Valiliği’ne “tavsiye”de bulunarak Toprak Kullanım Alan Planı’ı (TKAP) tekrar yürürlüğe girmesini sağlamasını istedi. Büyükelçi Edelman’ın yazısı “ilgi eki” ile birlikte Bakan adına Genel Müdür Ahmet Vurandemir imzasıyla İzmir Valiliği Bayındırlık İl Müdürlüğü’ne gönderilerek işlem hakkında Edelman’a bilgi verilmesi istendi. Ne tesadüf ki bu yazışmaların hemen ardından 27 Ekim 2004 tarihinde toplanan il idare kurulu madenin istediği imar izinlerini onayladı. İl idare kurulunun bu toplantısından kısa bir süre önce, madene yeni imar izni verilmesinin maden hakkında verilmiş kesinleşmiş mahkeme kararlarına aykırılık taşıyacağı gerekçesiyle izne onay vermeyen Bayındırlık İl Müdürlüğü İl Müdür Yardımcısı Levent Ekiz’in “sürgün” olarak değerlendirilen bir göreve atanması, arkasından da emekli olması dikkati çeken bir başka gelişme oldu. Madenci şirketin imar izni konusundaki talebinin bu kadar kısa bir zamanda il idare kurulunda değerlendirilip onaylanmasını daha önce gazetemize yaptığı açıklamalarda “eşine pek rastlanmayan bir hız” olarak yorumlayan İzmir Barosu Avukatlarından Arif Ali Cangı, uygun görülen bu planlara itiraz etmek için askıya çıkarılmasını bekledikleri bir süreçte, planların herkesin gözünden kaçırılarak itiraz etmelerinin önüne geçildiğini ileri sürmüştü. Yine Bergama mücadelesinin önde gelen isimlerinden köylülerinin sözcüsü Oktay Konyar’da bu planların kesinlikle askıya çıkarılmadığını, kendilerinin çeşitli defalar kaymakamlığa giderek kontrol ettiklerini, böyle bir askıya rastlamadıklarını söylüyor.
Bakana tavsiye baskısı
Amerika’nın Ankara Büyükelçisi olan ve Bush hükümeti tarafından “başarılarından” dolayı yakın bir gelecekte Amerika’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığına getirileceği konuşulan Eric S. Edelman, madenin ağustos ayında kapanmasının ardından geldiği İzmir’de bu durumun Amerikan sermayesinin Türkiye’ye girişi önünde problem yaratabileceği “uyarısında” bulunmuştu. Edelman’ın Bayındırlık Bakanı Ergezen’den bu “küçük” isteğinin ardından il idare kurulunun toplanarak madene gerekli imar iznini onaylaması aynı zamanda mektubun etkisini de göstermekte. Daha önce yaptıkları açıklamalarda İmar izni konusunda normal bir prosedürün aylar sürebileceğini dile getiren ve madenle ilgili yaşanan resmi süreci “emsali görülmemiş bir hız” olarak yorumlayan hukukçuların şüphelerinin ardında yatan gerçeklik Edelman’ın mektubu ile açıklığa kavuşuyor.

Edelman’ın mektubu
Ele geçirdiğimiz Edelman’ın imzasını taşıyan 17 Eylül 2004 tarihli mektup, büyükelçinin Normandy konusunda hükümet nezdinde “uyarı”dan daha yoğun bir çalışma yürüttüğünü gösteriyor.
“Sayın Bakan Ergezen, Size, ABD’li Newmont Madencilik Şirketi’nin bir kolu olan Normandy Madencilik ile ilgili olarak yazıyorum.” diye başladığı mektubunda Edelman, Normandy’nin 19 Ağustos’ta kapatılmasından sadece 8 gün sonra aldığı izni kastederek 27 Ağustos 2004’te bir çevre izni aldığını, şirketten şimdi de, Sağlık Bakanlığı’ndan “Sağlıksız Operasyonlar - Açılış İzni” istendiğinden yakınıyor. Edelman şöyle devam ediyor; “Ancak Sağlık Bakanlığı’nın izin vermesi için ön şart, bakanlığınız tarafından bir “Toprak Kullanım Alan Planı”nın (TKAP) onaylanmasıdır. Bakanlığınız ise, 1998’de, İzmir Valiliği’ne, Ovacık Madeni’nin TKAP’yı iptal etme talimatı vermiştir.” Bu iptal gerekçesinin tamamen çevresel kaygılardan kaynaklandığını savunan Edelman, imar izinlerinin iptali için dayanak durumda olan kesinleşmiş Danıştay Kararını görmezden gelmeyi yeğliyor.
Edelman, Normandy’nin bu çevresel kaygıları çoktan giderdiğini ileri sürdürdükten sonra bakandan ne istediğini açıkça ortaya koyuyor; “Madenin açılması için tüm yasal zorunluluklar yerine getirildiğine göre, sizden istediğim, İzmir Valiliği’ne, iptal edilmiş TKAP’yı tekrar yürürlüğe sokmasını tavsiye etmenizdir. Böylece maden, daha fazla gecikme olmadan faaliyetlerine devam edebilecektir. “
“ABD gerekli talimatların verilmesini talep ediyor”
Edelman imar izni’nin (TKAP) verilmesi ile madende çalışan 450 işçinin yeniden işlerine kavuşacağını, günlük 6 milyon doları bulduğunu ileri sürdüğü üretim kaybının da sona ereceğini eklemeden geçmiyor. Edelman mektubunu madenin açılmasının diğer yabancı yatırımcılar için “olumlu bir sinyal” anlamına geleceğini belirterek bitiriyor.

Edelman’ın ‘tavsiyesi’ talimat kabul edildi
Edelman’ın bu mektubunu “İlgi” eki olarak iliştirip İzmir Valiliği Bayındırlık İskan Müdürlüğü’ne gönderen Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Vurandemir “ilgi dilekçe ile İzmir ili, Bergama Ovacık altın madeninin bir an önce açılabilmesi için gerekli talimatların verilmesi istenmektedir” dedikten sonra, Edelman’a yapılan işlem hakkında bilgi verilmesini istiyor.


Başa dön


Asker sert konuştu
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye’nin “kırmızı çizgileri”nden asla taviz vermeyeceklerini söyledi. Belgelerle kanıtlanmış ve yargıya intikal eden yargısız infaz, toplu mezar ve köy yakma gibi olaylara adı karışan güvenlik görevlilerine sahip çıkan Başbuğ, “kin” ve “intikam” hırsıyla “tahrik edici” bir kampanya başlatıldığını savunarak, “bütün kesimleri uyanık olmaya, üzerlerine düşen görevi yapmaya bir defa daha davet ediyoruz” dedi.
Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda aylık bilgilendirme toplantısı düzenleyen Orgeneral İlker Başbuğ, Kerkük ve bölgedeki gelişmeler konusunda sert açıklamalar yaptı.
Kerkük sorunu
Kerkük’teki durumun, Irak’ın toprak ve siyasi bütünlüğünü dahi tehdit ederek, bölgede büyük bir güvenlik sorunu yaratacağından endişe duyduklarını ifade eden Başbuğ, “Böyle bir gelişme, Türkiye için de önemli bir güvenlik sorunu oluşturacaktır” dedi. Irak geçici yasasının 58. maddesinin, Saddam Hüseyin döneminde değiştirilen Kerkük’ün demokrafik yapısının, eski duruma dönüştürülmesine olanak tanıdığını anımsatan Başbuğ, “Ancak bugün Kerkük’te yaşanan durum, değişikliğin bu çerçevenin dışına taştığını göstermektedir. Kerkük’e göç ettirilen yüzbinlerce Kürt göçmenin, seçmen listelerine kayıt ettirildiği ve geri kalanların da kaydedilmeye çalışıldığı medyada da açık bir şekilde yer almıştır. Bu kayıt işlemleri dün itibariyle sonuçlanmıştır” diye konuştu.
Bu durumun Kerkük’e ilişkin seçim sonuçlarını tartışmalı bir duruma sokabileceğini, Kerkük için adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını neredeyse olanaksız bir hale getirebileceğini defalarca söylediklerini savunan Başbuğ, bundan önceki çeşitli brifinglerde, bu konunun önemine dikkati çektiklerini kaydetti. Orgeneral Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha da kötüsü bu gelişmelerin Irak’ın toprak ve siyasi bütünlüğünü dahi tehdit ederek, bölgede büyük bir güvenlik sorunu yaratacağından endişe duymaktayız. Böyle bir gelişme Türkiye için de önemli bir güvenlik sorunu oluşturacaktır.”
Çatışma çıkar mı?
Başbuğ, bir gazetecinin, “Seçim sonucu Kerkük’te yeni bir iç savaş tehlikesini gündeme getiriyor mu” sorusuna; “Bizim endişemiz bu. Türkiye olarak bizim hayati önem verdiğimiz bir konu. Bunlardan bir tanesi Kerkük’ün Kürt bölgesine verilmemesi. Kerkük’ün özel statüsünün korunması. Türkmen soydaşlarımızın siyasi haklarının korunmasıdır. Bu safhada yapılması gereken diplomatik kanalları dostça kullanmaktır. Ancak sonuç, orada ciddi sorunlar yaratırsa, bu gerçekten Türkiye için de ciddi bir güvenlik sorunu haline dönüşebilir. Bizim temennimiz böyle bir dönüşümün olmamasıdır. Kerkük’le ilgili az olmakla birlikte yine de ümidimizi korumaya çalışmamız gerekir” yanıtını verdi.
Toplu mezar öfkesi
İlker Başbuğ, Mardin Kızıltepe’de baba-oğulun ölümüyle sonuçlanan olay ve toplu mezar iddiaları konusunda da sert açıklamalarda bulundu. Başbuğ, “bölücü örgüt ve onun paralelinde hareket edenler toplu mezar, yargısız infaz gibi olaylarla güvenlik görevlilerini ismen teşhir ederek yargısız infaz yapmaya devam etmektedirler. Kin ve intikam hırsıyla tırmandırılan bu haksız ve tahrik edici kampanyaya karşı bütün kesimleri uyanık olmaya, üzerlerine düşen görevi yapmaya bir defa daha davet ediyoruz” dedi.


Başa dön


Bakırköy Emniyeti sabıkalı çıktı
Serpil Savumlu
Gözaltında bulunduğu sırada battaniye ile kendini astığı iddia edilen Gökhan Belgüzar’ın (21) ölümüyle gündeme gelen Bakırköy Emniyet Müdürlüğü’nün gözaltı olaylarında sabıkalı olduğu öne sürüldü. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, gazetemize yaptığı açıklamada, Bakırköy’de 2002 yılında gerçekleştirdikleri savaş karşıtı bir eylem sırasında kalabalık bir grup olarak gözaltına alındıklarını belirterek, bu süre boyunca psikolojik ve şiddete dayalı işkenceye maruz kaldıklarını ileri sürdü. “Hem gözaltına alınırken hem de emniyette dövüldük” şeklinde konuşan Keskin, hücreye konulmadıklarını, Emniyet Müdürlüğü’nün ortasında herkesin gözü önünde açık bir şiddetle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Keskin, “Bir kız ardaşımızı korkunç bir şekilde dövmüşlerdi. Saçlarından tutup bir duvardan bir duvara atıyorlardı. Biz arkadaşımızı kollarımızla korumaya çalışmıştık” diyerek Emniyet Müdürlüğü polislerinin 3 yıl öncesinden gözaltılar sırasında şiddete başvurduklarını gözler önüne serdi.
İntihar mümkün değil
Gökhan Belgüzar olayını da değerlendiren Keskin, kişinin gözaltında başına gelebilecek her şeyin devletin sorumluluğunda olduğunu dile getirdi. 1.80 boyunda olan birinin 80 cm’lik bir yerde kendini asmasının mümkün olmayacağını vurgulayan Keskin, “Bu akıl dışı bir şey. Kaldı ki battaniyenin etrafındaki şeritlerin çözülmesinin son derece zor olduğunu biliyoruz. Ancak bir makas ya da bir bıçak olması gerekiyor ki bu kişi o şeritleri sökebilsin. Bu kadar zaman nasıl görmediler. Çünkü uzun zaman alacak bir eylem olur bu” dedi.
Karakol mercek altında
Gökhan Belgüzar 3 ay önce kapkaç suçundan şartlı tahliye edilmiş Kurban Bayramı’nın 2. günü polisin yaptığı kimlik kontrolleri sırasında gözaltına alınmıştı. Bayramın 3. günü ise kaldığı nezarethanede battaniye ile intihar ettiği açıklanmış ancak Belgüzar’ın ailesi oğullarının öldürüldüğünü öne sürmüşlerdi. Belgüzar’ın ölümünün ardından üç emniyet görevlisi hakkında soruşturma başlatılırken Bakırköy Emniyet Müdürlüğü Aşayiş Büro Amirliği’nde görevli grup amiri, nezarethane sorumlusu, ile büro nöbetcisi hakkında da soruşturma yürütülüyor.


Başa dön


Soruşturmaya vali engel oldu
Yusuf Koç
Ankara Valiliği, lise öğrencisi İ.K.’nin, bir polis memuru tarafından dövülmesi iddiası üzerine açılan soruşturmayı gerekçesiz olarak ve İ.K.’ye teşhis bile yaptırmadan işlemden kaldırdı. İ.K 28 Ekim 2004 günü okul çıkışında okul müdürünün kendisini okul içine çağırmasının ardından Solmaz Kılıçtepe Polis Karakolu’nda görev yapan bir polis memuru tarafından yumruklarla dövüldüğü, olayın ardından arkadaşlarının kendisini parka götürdüğü ve parkta otururken de aynı polisin yeniden yanına gelerek kendisine hakaret ettiği iddiasıyla İHD’ye “işkence” başvurusunda bulunmuştu. Basında çıkan haberler üzerine ise Ankara Valiliği 11 Kasım 2004’te polis memuru hakkında soruşturma açtı.
Gerekçe gösterilmedi
Ancak Valilik, Emniyet Müdürlüğü tarafından 5 Ocak 2005 günü İ.K’nin ailesine gönderilen yazıda, soruşturmanın işlemden kaldırıldığı bildirildi. Emniyet Müdür Yardımcısı İsmail Türkmenli imzasını taşıyan yazıda “11.11.2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan ‘Liseliye polis dayağı’ başlıklı haber üzerine başlatılan soruşturma dosyasının valilik makamının 31.12 2004 tarihli onayları ile işlemden kaldırıldığı bildirildi” diye kaydedildi.
Bakanlık manevi zarara uğramış!
Herkese eşit-ücretsiz sağlık hakkı ve insanca yaşanacak ücret talebiyle 5 Kasım ve 24 Aralık 2003 tarihleriyle 10-11 Mart 2004’te iş bırakan sağlık çalışanlarının yargılanmasına devam edildi. Sendika ve demokratik kitle örgütü yönetici ve üyesi 85 kişi hakkında 255 yıl hapis istemiyle açılan davanın dünkü duruşmasında Sağlık Bakanlığı’nın Hazine avukatı Erden Şişli, eylemler nedeniyle bakanlığın maddi bir zarara uğramadığını kabul ederken ‘manevi zarar’ olduğunu ileri sürdü. İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada daha önceden sorguları yapılan İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Gencay Gürsoy, İTO Basın Sözcüsü Osman Öztürk, Prof. Dr.Şebnem Korur Fincancı, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şube Başkanı Songül Beydilli, SES Şişli Şube Başkanı Rabia Tuncer, İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan ve Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği Başkanı Leyla Ezgi de destek için gelenlerin arasında yer aldılar.
Yasa tekellerin yararına
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Hayır Platformu, Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarı’nın halkın değil çok uluslu tekellerin çıkarına düzenlendiği vurguladı. Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde dün yapılan toplantıda, platform adına konuşan Ahmet Atalık, yasanın şirketleri koruduğunu bildirdi. Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün Meclis’te yaptığı konuşmada bağlayıcı vaadlerde bulunmasına rağmen yasa tasarısının hazırlık aşamasında platform temsilcilerinin görüşlerinin alınmadığını ifade eden Atalık, “Her kademeden yasa hazırlayıcılarımızın üzerinde çok uluslu tarım tekellerinin büyük baskıları var. Bugün ne yediğimizi sorgulamak, yarını sağlıklı hale getirmenin tek yoludur. GDO’lu ürünlerden korunmak ancak devlet politikasıyla mümkün olabilir” dedi. Atalık, herkesi “GDO’ya hayır” demeye çağırdı.
ÇGD ödülleri verildi
ÇGD Eskişehir Şubesi’nin ödülleri sahiplerini buldu. Çizdiği karikatürler nedeniyle Başbakan Erdoğan’ın dava açtığı gazetemiz çizeri Sefer Selvi ile Cumhuriyet Gazetesi çizeri Musa Kart’a ÇGD Özel Ödülü verildi. ÇGD Eskişehir Şubesi Başkanı Rahmi Emeç, “ÇGD Ödülleri’’nin her yıl geleneksel olarak verildiğini belirtti. Başarılı Kent Yöneticisi Ödülü Kadir Çalışıcı’ya, Kültür ödülü Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’e, Sanat ödülü Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atila Özer’e, Edebiyat Ödülü Yazar Erol Büyükmeriç’e verildi. Sendikalaşma çabaları nedeniyle işlerinden çıkarılan Sörmaş işçileri Emek, Ahmet Atuk ise Eskişehir Araştırmaları Ödülü’nü layık görüldü. Mehmet Terzi ile İzzet Avcı da Spor Ödülü’nü aldı.
Başbakan GSS’yi savundu
Başbakan Tayyip Erdoğan, “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Genel Sağlık Sigortası’nı ve SSK hastanelerinin devrini savundu. Ekonomik gelişmelele ilgili olarak “Kriz havasından geriye eser kalmamıştır” iddiasında bulunan Erdoğan, “Milletimizin yıllar boyunca her yeni güne daha da yoksul uyanmasına sebep olan bu ızdırap dindirilmiştir” dedi. Erdoğan, “Sağlıkta Dönüşüm Programı” çerçevesinde adım adım ilerlediklerini de ifade etti. “Bu yılın ortalarında Genel Sağlık Sigortası uygulamasını hayata geçirmiş olacağız” diyen Erdoğan, böylece herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanacağını ileri sürdü. Erdoğan, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrini de savundu. Tarım konusunad değinerek “Biz hükümet olarak göreve geldiğimiz ilk günden başlayarak bu önemli sektörümüzü geliştirmenin, Türk tarımını ve üreticisini özlenen seviyeye çıkaracak adımları atmanın gayreti içinde olduk” diyen Erdoğan, çiftçilerin son günlerde artan protestolarına ise değinmedi. Çiftçilerin mazot, gübre ve sulama enerjisi kullanımında düştükleri mağduriyet gidereceklerini ileri süren Erdoğan, 2005 yılını yeni Doğrudan Gelir Desteği modeli için geçiş yılı olarak gördüklerini dile getirdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net