www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Akıntıya karşı belgeseller
Daha önce çektiği Aziz Nesin belgeseliyle olumlu tepkiler alan Sinegöz Film Atölyesi bu seferde Orhan Kemal için kurdu kamerasını. Aydın ve yazarlara yönelik biyografi çalışmalarının çok az olduğu Türkiye’de önemli bir eksikliği gideriyor Sinegöz.

Faili meçhuller beyazperdede
Bir dönem bölgede sık yaşanan gözaltında kayıplar ve yargısız infazlar, Feyzullah Yıldırım ve Mehmet Hatman tarafından ‘4653...’ adlı belgesel film ile beyazperdeye yansıdı.

Süreli yayınlar bölümüne ilgi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Kütüphanesi, yurt ve dünya genelinde günlük aktüaliteyi takip etmek isteyen vatandaşlar için bünyesinde oluşturduğu Süreli Yayınlar Bölümü halk tarafından ilgi görmeye devam ediyor.


Akıntıya karşı belgeseller
Turgay Keser
Daha önce çektiği Aziz Nesin belgeseliyle olumlu tepkiler alan Sinegöz Film Atölyesi bu seferde Orhan Kemal için kurdu kamerasını. Aydın ve yazarlara yönelik biyografi çalışmalarının çok az olduğu Türkiye’de önemli bir eksikliği gideriyor Sinegöz. Özellikle portre üzerine yoğunlaşan atölye, belgeselin siyasi bir üretim alanı olarak kullanılmasının Türkiye de yeni bir şey olduğunu söylüyor. Sovyet Sinemacı Bertov’un 1920’lerde yaptığı gibi, sanatçıların ve çeşitli olayların belgesellerini çekip, ülkede dolaştırmasını yapmaya çalışıyor Sinegöz Film Atölyesi de. Belgeselin çekiminden sonraki süreciyle de ilgilenen Sinegöz bunu topluma ulaşmanın aracı olarak kullanmaya çalışıyor. “Akıntıya Karşı Aydınlar” projesi tamamlandığında Türkiye aydınları için birçok önemli ipucu tarihe not düşülmüş olacak.
Daha önce çektiğiniz Aziz Nesin belgeseline gelen tepkiler nasıldı?
Şule Süzük: Aziz Nesin belgeselini Diyarbakır’da, Ankara’da, Antalya’da ve İstanbul’un pek çok üniversitesinde özel gösterimlerle sunduk. İzleyenler Aziz Nesin’i farklı yönleriyle de tanıdılar. Onun bir siyasi kimliği, aydın kişiliği ve mücadele içinde geçen yaşamı var. Böylece Aziz Nesin’i genç kuşakla yeniden buluşturduk. Oldukça da beğeni topladı. Ve bu bize böylesi projelerin bir ihtiyaç olduğunu da gösterdi. Her ne kadar bugün Aziz Nesin ve Orhan Kemal gibi aydınlar çok fazla değilse de onlar anlatılınca bunun bir alıcısı, bir karşılığı olduğunu gördük. Birde anlattıklarımızla insanları heyecanladırmış olmak, harekete geçirmiş olmak bize sonraki projeler için güç verdi.
Siz aydın kavramına da biraz farklı yaklaşıyorsunuz?
Onur Küçükarslan: Sinegözün de amacı aydın kavramını yeniden tanımlamak. Çünkü 80 sonrasında bu kavramlara yüklenen anlamlar çok değişti. Eli kalem tutan herkes aydın sıfatına sahip çıktı.
Şule Süzük:Okuyan yazan herkes aydın olarak tanımlanmaya başlandı. Aydının da önce kendisine, sonrasında da çevresine karşı bir görevi var. Örneğin Aziz Nesin belgeselinde biz bunu gördük. Hem kendisini yetiştirmiş hem de bu görevini yerine getirmiş ve “Ben bu topraklara, bu topluma karşı sorumluyum” diyerek yola çıkmış bir aydın Aziz Nesin. Aydınlar artık kendinden menkul, kendi içine dönmüş, bir anlamıyla belli değerlerden azade, soyulmuş insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Orhan Kemal belgeselinde de çabamız, ilerici güçlerin gelişmesine katkı koymuş aydınları, unutulmuş değerleri bir kez daha gündeme getirmekti. Orhan Kemal ve Aziz Nesin’in siyasi duruşlarını, yazar ve insan kimliklerini bir bütün olarak ele aldığınızda, zaten ister istemez bugün aydın olarak nitelenen okur-yazar takımını da rahatsız etmiş, deşifre etmiş oluyoruz.
Biz bir şekilde de onların görülmeyen, gösterilmek istenmeyen ya da tercih edilmeyen yönlerini ortaya çıkardık belgeselde.
Ülkemizde aydınların, yazarların yaşamlarına yönelik böylesi çalışmaların sanırım bir eksikliği de var?
Onur Küçükarslan: Var olan belgeseller, portre çalışmaları ticari ya da daha popülist kaygılarla kurgulanmış işler. Hele hele bağımsız çalışmaların sayısını düşündüğümüzde daha da azdır bu. Biz seçtiğimiz işlerde siyasi portreler ortaya çıkartıyoruz. Türkiye’nin siyasal tarihiyle Aziz Nesin’i anlattık. Temel de farklı bir iddası var Sinegözün. Kişilerin, tarihsel süreçlerin, olguların taraf olmadan anlaşılamayacağını da iddia ediyor.
Şule Süzük: Nesnel olma iddiasıyla ortaya çıkanların, gerçekliği bütün boyutlarıyla vermeleri gerekiyor ama bu yapılmıyor. Biz ise hem bir tarafız hem de nesnel davranıyoruz. Orhan Kemal’in dili şudur, şunları anlatır diyorlar ama neden o dili seçmiş, neden o insanları anlatmış buna değinilmiyor. Ki; bizce işin en önemli yanı orası. Yazarın bu tercihlerinin arka planında ne var? Yani neden bir A yazarı değilde, Orhan Kemal ezilmiş insanları anlatıyor. Orhan Kemal örgütlü bir yazar olmuştur, bu fazla bilinmeyen, öne çıkarılmayan bir şey. Ve gerçekten Nazım Hikmet gibi yaşamı boyunca öyle ya da böyle bir siyasal yaşamı olmuş. TKP’li imiş başlangıçta, sonra TİP’e yakınlaşmış falan. Ama sonuçta onun bu tavırları önemli ve biz bunları değerlendirdik. Kendi eserleri de buradan çıkmış ve biçimlenmiş.
Onur Küçükarslan:Yaşadıkları da sonuçta bir tercih, kolay yoldan zengin olmayı, kalemini satmayı kabul etmemiş bir yazar. Onun gerçekliğine bakınca ahlaklı yaşamıyla karşılaşıyorsunuz. Bu anlamıyla da bu kuşağı Türkiye komünist hareketinden ayrı tutmak mümkün değil.
Şule Süzük:Bu damar giderek yok oluyor. Bugün yazarların, sanatçıların taraf olmaması isteniyor. Yazarların politik tavırları onu kısıtlar deniyor. Biz işte bunun tam tersi olduğunu gösteriyoruz. Çünkü insanın bir görüşü, bir siyasi düşüncesi olduğunda çok daha üretken, çok daha derinlikli çalışmalara imza atıyor. Bütün bunları Aziz Nesin’de ve Orhan Kemal’de gördük.
Onur Küçükarslan: Tarafsız olduğunu iddia edenlerinde çeşitli bankalara, şirketlere hizmetten çekinmediklerini görüyoruz. Onların dilindeki bu iddia lafı büyük bir yalan. Bugün piyasa koşulları çok dayatmacı ama buna karşı direnememek bir günah.
Kapitalizm koşullarında bir yazarın değeri hiçbir zaman bilinemeyecek ama, aydınların burada ki öncelikli tercihleri de çok önemli. Bu da onların aydın kimliğine ait bir değer. Bu koşulları dönüştürmek için mücadele etmek belki de bir sanatçı için yapılacak en değerli uğraş, sanatını da buradan üretmesi, gerekirse sanatından feragat etmesi bir yazarın göze alması gereken bir şey.
Şule Süzük:Orhan Kemal için modası geçmiş diyenler var, klişe diyenler, kaba bir dilinin olduğunu söyleyenler var. Tam tersi aslında halkın dilini estetize etmiş Orhan Kemal. Çalakalem yazdıklarında bile çok derinlik olduğunu düşünüyorum. Çünkü Orhan Kemal yazıyor. Biz tanıklarından Orhan Kemal’i anlattık. Fanusa kapanmış bir yazar değil Orhan Kemal. Bu aydın insanlar neyi nasıl yapacaklarını biçim olarak da içerik olarak da çok iyi biliyorlar. Bu anlamda yetkin yazarlar.
Onur Küçükarslan:Çok çalışkan bir kuşak bu. Saat üçte kalkıp öğlene kadar yazı yazıp öğleden sonra da yazdıklarını satmak için uğraşıyor Orhan Kemal. O hızlı yazsa da yazdıklarında yeteneği yine görülüyor, kendi değerlerini o hızlı yazdığı eserlerinde de ortaya koyuyor. Bugün onu buradan eleştirmeye kalkanlar ahlaksızlık yapıyorlar.


Başa dön


Faili meçhuller beyazperdede
Can Demir
Bir dönem bölgede sık yaşanan gözaltında kayıplar ve yargısız infazlar, Feyzullah Yıldırım ve Mehmet Hatman tarafından ‘4653...’ adlı belgesel film ile beyazperdeye yansıdı.
Yapımını Gelincik Yapım’ın üstlendiği film, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi kurucusu Vedat Aydın’ın 1991 yılında öldürüldüğü faili meçhul cinayetle başlıyor. Sonrasında ise devam eden yargısız infazlar ve gözaltında kayıplar işleniyor. 70’ dakikalık belgesel film, bir döneme damgasını vuran cinayetler, hükümetler ve şimdilerde unutulmuş görüntüleri vererek hafızaları yeniliyor. “4653...” adlı belgesel film, genç yönetmenler Feyzullah Yıldırım ve Mehmet Hatman’ın ilk uzun metrajlı belgesel film çalışmaları.
Karanlık dönem aralanıyor
Film, 1991 ve 2003 yılları arasında faili meçhul cinayetlere kurban giden ve gözaltında kaybolan insanların yakınlarının ve tanıdıklarının anlatılarından hareketle kurgulanmış. Yer yer canlandırmalara da yer veren belgesel film, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın katıldığı infazları ve faili meçhul cinayetlerin nasıl işlendiğinin anlatıldığı röportajlarla desteklenmiş. Cumartesi Anneleri’nin etkinliklerini de içeren belgeselin müziği Koma Amed imzası taşıyor. Belgeselin yönetmenlerinden Feyzullah Yıldırım, belgeselin adının neden “4653...” olduğunu şöyle açıklıyor:
“1991 yılından itibaren başlayan ve günümüze kadar devam eden faili meçhul cinayetlere kurban giden ve gözaltında kaybolan insan sayısını yaklaşık 4653 olarak tespit ettiğimizden dolayı bu isme karar kıldık, fakat bu sayı daha fazla olduğundan sonuna üç nokta koymayı da ihmal etmedik.”
Bu insanların kiminin evinden, kiminin işyerinden, kiminin sokaktan, kiminin şehrin en işlek ve güvenlik güçlerinin en yoğun olduğu yerlerde kaçırılıp sorgusuz sualsiz, yargısız cinayetlere kurban gittiğini söyleyen Yıldırım, “Bu insanların çoğunluğu Kürt kökenli. Biz belgeselimizde insanların nasıl kaçırıldığını nasıl infaz edildiğini, sonrasında ailelerinin yaşadıklarını ve bu cinayetlerin neden işlendiğini irdelemeye çalıştık” dedi.
Yakında gösterilecek
Mehmet Hatman ise Dicle Haber Ajansı (DİHA) görüntü arşivinden yararlandıklarını belirterek, “Bu cinayet şebekesi kurucusu ve tetikçisinin anlatımları ile olayların gerçek boyutlarını aktarmaya çalıştık. Amacımız geçmişte yaşanmış birtakım olayları, unutulmuş olan kayıpları ve faili meçhul cinayetleri, tekrar hatırlatmak idi” diye konuştu.
“4653...” adlı belgeselin önümüzdeki günlerde film festivalleri ve özel gösterimlerle izleyiciyle buluşması bekleniyor.


Başa dön


Süreli yayınlar bölümüne ilgi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Kütüphanesi, yurt ve dünya genelinde günlük aktüaliteyi takip etmek isteyen vatandaşlar için bünyesinde oluşturduğu Süreli Yayınlar Bölümü halk tarafından ilgi görmeye devam ediyor. Her gün 15 yerel ve ulusal gazete ile 3’ü yabancı yayın olmak üzere toplam 40 adet haftalık ve aylık derginin yer aldığı Süreli Yayınlar Bölümü, kısa sürede Bursalıların uğrak yerlerinden biri oldu.
Opera ile muhalefet
Opera Sahnesi’nde Küresel ısınma, çevre kirliliği, kaynakların israf edilmesi gibi sorunlara dikkati çeken poetik opera “Mavi Nokta”, 26 Ocak’ta seyirciyle buluşacak. Selman Ada’nın bestelediği “Mavi Nokta” adlı Türkçe operanın, 1997 yılında İzmir’de dünya prömiyeri gerçekleştirilmişti. 60’ı aşkın orkestra sanatçısı, çocuk balesinden 30 minik, 80’in üzerinde koro sanatçısı, solist sanatçılar, bale sanatçıları ve çok sayıda figüranla birlikte 300’e yaklaşan bir kadroya sahip bulunan dev prodüksiyonun reji ve koreografisi Mehmet Balkan’ın imzasını taşıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net