www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Irak’ta seyreltilmiş katliam
İzmir Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu’nun yaptığı araştırmaya göre, ABD’nin kullandığı seyreltilmiş uranyum mermileri nedeniyle Irak’ta sakat doğum ve kanser sayıları gün geçtikçe artıyor.

Suçumuz Kürt olmak mıydı?
Bolu Komando Tugay Komutanlığı’na bağlı askeri birlikler ile Oyuklu köyü korucuları tarafından yakıldığı iddia edilen Kutlu köyündeki olaylarda öldürülen İlhan ve Raif’in annesi Fikriye Maltaş, yaşadığı dramı “Küçük oğlum İlhan’ı eli elimdeyken öldürdüler” diye anlattı.

Katliamın nedeni para
İstanbul Sarıyer’de Çınar ailesinden biri çocuk 7 kişinin öldürülmesiyle ilgili olarak toplam 13 kişi gözaltına alındı.

Mercedes davasına
   avukat gönderilmedi

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefetten Mercedes Benz TAŞ’nin 4 sorumlusu hakkında açılan kaçak yedek parça davasının ikinci duruşması dün yapıldı. Davaya, alacaklı durumda olan devlet, avukat gönderme gereği bile duymadı.


Irak’ta seyreltilmiş katliam
Onur Bakır
Körfez Savaşları ve 2003 yılında başlayan Amerikan işgalinin Irak’ta çevre ve insan sağlğı açısından yarattığı yıkımın boyutu her geçen gün büyüyor. İzmir Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu’nun yaptığı araştırmaya göre Amerikan’ın kullandığı seyreltilmiş uranyum mermileri nedeniyle Irak’ta sakat doğum ve kanser sayıları artıyor.
Komisyonun yaptığı araştırmada, dünyanın seyreltilmiş uranyum mermileri ile 1991 yılında tanıştığına dikkat çekilerek, ABD’nin o yıllarda 315 ile 500 ton arasında seyreltilmiş uranyum kullandığı belirtiliyor. Komisyonun derlediği verilere göre savaş sonrası 27 bin 571 Amerikan askeri seyreltilmiş uranyum mermilerinden etkilenerek, hastalandı, askerlerde ağır solunum yolu hastalıkları, deri döküntüleri görüldü. Kısa süre sonra Irak hastanelerinde doğuştan anomalili çocuklar görülmeye başlandı.
Araştırmada bu mermilerin Yugoslavya’ya dönük NATO operasyonunda ve Afganistan’da da kullanıldığı hatırlatılarak, ABD ve İngiltere’nin 2’nci Körfez Savaşı’nda 20 günlük bir dönem içinde seyreltilmiş uranyum mermilerini tanksavar mermisi olarak bin 100 ile 2 bin ton arasında kullandığının tahmin edildiği aktarılıyor. Bu mermiler halen ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Yunanistan, Rusya, Mısır, İsrail, Pakistan ve Tayland’ın elinde bulunuyor.
Ucuz, ağır ve yanıcı...
Araştırma “bir ülkenin bütün bir nüfusunu yok edebilecek mükemmel bir silah” olarak nitelendirilen seyreltilmiş uranyumun işgal güçlerince neden tercih edildiğine dikkat çekiyor. Öncelikle seyreltilmiş uranyum, nükleer atıklardan elde edildiği izin çok ucuz, hatta silah üreticilerine ücretsiz olarak veriliyor. İkinci olarak seyreltilmiş uranyum, kurşundan 1.7 kat daha yoğun olduğu için öldürme gücü çok yüksek. Son olarak da seyreltilmiş uranyumdan yapılan mermiler hava ile temas ettiğinde alev alıp yanıyor, hedefi vurduğunda ise parçalayıp radyoaktif toza dönüştürüyor. Araştırmada Irak’taki tablo şöyle özetleniyor: “Irak’ın neredeyse bütün kesimleri bugün seyreltilmiş uranyum mermileri ve seyreltilmiş uranyum atıkları ile kirlenmiş durumdadır. Irak’ın ekosistemi geri dönülmez bir şekilde kirlenmiştir. Halen Irak’ta sakat doğum ve kanser sayıları gün geçtikçe artıyor. Bugün Irak’ta savaşa bağlı büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. Bu ülkenin su kaynakları, toprağı, havası uzun yıllar temizlenemeyecek ölçüde kirletilmiş durumda. Iraklılar çevre kirliliğine bağlı sağlık sorunları ile her geçen gün daha çok karşılaşıyor”
Ne yapılabilir?
İzmir Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu, bugün itibariyle Irak’la ilgili sağlıklı veri bulmanın güçlüğüne dikkat çekiyor. Son 1.5 yıllık süre içinde seyreltilmiş uranyum mermilerinin kullanılıp kullanılmadığına dair kesin bir bilgi yok, ancak bu yönde bir kanı var. Komisyona göre öncelikle bu mermilerin kullanılmaması ve radyasyona karşı önlem alınması gerekiyor. Irak’taki radyoaktif bölgelerin radyasyondan temizlenmesi de acil bir ihtiyaç ancak, oldukça pahalı olduğu için imkansız gibi görünüyor. Halk sağlıkçılarına göre Irak’ta seyreltilmiş uranyumun yol açtığı etkilerin tespit edilmesi, bunun yapılabilmesi için de Irak’ın bilimadamlarına açılması gerekiyor. Radyoaktif atıkların kontrol edilmeden başka ülkelere taşınmasının önüne geçilmesi de oldukça önemli.


Başa dön


Suçumuz Kürt olmak mıydı?
Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca köyü Keper mezrasında 11 köylüye ait toplu mezarın ortaya çıkmasının ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun olayın sorumlusu olarak Tümgeneral Yavuz Ertürk sorumluluğundaki Bolu Komando Tugay Komutanı’nı göstermesinin yankıları sürerken Tugayın uygulamalarına maruz kalanlar Hatay’da ortaya çıktı.
Ertürk’ün komutanlığında 1994 yıllarında köy korucuları ile birlikte yapıldığı iddia edilen “dehşet verici olayların” birinin de Lice’ye bağlı Kutlu köyünde yaşandığı öne sürülmüştü. 150 hanelik köyün yerle bir edildiği, Metin Aktekin, Zeki Aktekin, Raif Maltaş, İlhan Maltaş, Sıddık Şanlı ve Maksut Şanlı isimli 6 köylünün öldürüldüğü olay sonrası soruşturma başlatılmış, açılan dosya zaman aşımı nedeniyle kapanmış daha sonra da AİHM’e taşınmıştı.
‘Oğullarımı kurşuna dizdiler’
Korucular tarafından öldürülen 10 yaşındaki İlhan ile 17 yaşındaki Raif Maltaş’ın annesi Fikriye Maltaş, olay günü asker ve korucuların silah sıkarak köye girdiklerini ve önlerine gelen herkesi önce dövmeye sonrada öldürmeye başladığını belirterek yaşananları şöyle anlattı:
“Daha önce de böyle yaparak bizi korkutuyorlardı. Yine korkutmak için geldiklerini sandık. Ancak bu sefer öyle olmadı. Köyün içine geldikten sonra herkesi dışarı çıkarıp evleri yakmaya başladılar. Oğullarımla birlikte dışarı çıktım. Büyük oğlum Raif’i gözlerimin önünde yere yatırıp kurşuna dizdiler. Küçük oğlum İlhan’ında eli elimdeyken öldürdüler. Bir şey yapamıyordum. Beni de dipçiklerle dövüyorlardı. Diğer oğlum Refik’i de vururlar diye korktum. Bir fırsatını bulup Refik’i öldürülen çocuklarımın arasına yatırdım. Onların kanını Refik’e sürdüm. Refik’in öldüğünü sanmışlardı. Onu ancak öyle kurtarabildim.”
Suçumuz neydi?
Daha sonra köydeki bir traktöre atılan cesetlerin Lice’de toplu bir mezara konulduğunu belirten anne Maltaş, “İki gün sonra gidip cesetlerimizi aldık. Bizim köy mezarlığına gömmek istedik ancak askerler izin vermedi. Biz de komşu köy olan Kipçe köyü mezarlığına götürüp orada gömdük” diye konuştu. Oğullarının gözlerinin önünde kurşuna dizilmesinin acısını yıllardır bağrında taşıdığını dile getiren anne Matlaş, çocuklarını öldürenlerle yüzleşmek istediğini belirterek, “Öldürülen çocuklarımın hiçbir suçları yoktu. Suçumuz sadece Kürt olmak mıdır? Biz Kürt’üz. Bunu inkâr etmiyoruz. 10 yaşındaki bir çocuk nasıl ‘terörist’ olur? Bunca acı çektik. Bir gün olsun biri çıkıp da halimizi sormadı. Ben iki oğlumu istiyorum” dedi.
Son konuşmalar
Olayda 17 yaşındaki Zeki Aktekin isimli oğlunu kaybeden baba Abdulhani Aktekin ise, oğlu öldürülmeden önceki son konuşmalarını unutamadığını belirterek şunları söyledi:
“Sabah erkenden bağ işlerinde çalışmak için evden çıkarken oğlum da benimle gelmek istedi. Ancak gerek olmadığını söyledim. Bu oğlumla son konuşmam oldu. Bağa gittikten yarım saat sonra köyden silah sesleri gelmeye başladı. Köyün etrafını saran asker ve korucular köye girmemize izin vermediler. Bizi toplayıp akşama kadar caminin içinde hapsettiler.”
‘Babamı hiç görmedim’
Öldürülen babası Sıdık Şanlı’yı göremeyen 11 yaşındaki ilköğretim 8. sınıf öğrencisi Sinan, babasının niçin öldürüldüğünü bilmediğini ve babasız büyümenin acısını duyduğunu belirtti. Sinan, en büyük özleminin hiç görmediği köyünü ve babasının mezarını görmek olduğunu dile getirdi.
Öldürülenler arasında aynı zamanda Sıdık Şanlı’nın babası 85 yaşındaki Maksut Şanlı da yer alırken babasının ölümüne ilişkin açıklamada bulunan oğul Abdurrahman Şanlı, olay akşamı televizyonda çıkan haberlerde kendi köylerinde ‘6 terörist öldürüldü’ haberine çok kızdığını söyledi. 85 yaşındaki bir ihtiyarın ‘terörist’ olamayacağını ifade eden Şanlı, “Vahşeti korucular yaptı askerler de yardımcı oldu. Köyün yakılmasını ve insanların öldürülmesi emrini bir komutanın verdiği söylendi” diye kaydetti.
Korucuların vücudunun her tarafına kesici alet ve sopalarla vurduklarını anlatan 73 yaşındaki İhsan Savun da, “Köyümü çok özledim. Bundan sonra orada yaşamak ve ölmek istiyorum” dedi.


Başa dön


Katliamın nedeni para
Cemal Dursun
Kamuoyunda dehşet uyandıran “Sariyer katliamı” büyük oranda çözüldü. Alınan bilgiye göre, katliamı araştıran polis; Özcan, Yılmaz ve Müşar Çınar kardeşlere büyük miktarda borç senetleri bulunan Hamza Karadeniz’in intihar etmesi üzerine Karadeniz’in telefonlarıyla görüşen kişileri tespit etti. Karadeniz’in, üç kardeşin öldürülüp bagajına konuldukları otomobilin bulunduğu otoparkta çalışan Metin Tanış ile yoğun telefon görüşmeleri yaptığının belirlenmesi üzerine bu kişi gözaltına alındı. Devam eden soruşturma sırasında Gürcistan ve Azerbeycanlıların da aralarında bulunduğu toplam 9 kişi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguya alındı.
Adana’da 5 gözaltı
Son olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün başlattığı operasyonun devamında Adana Emniyet Müdürlüğü ekipleri ile birlikte Fevzipaşa Mahallesi’ndeki Haydar E.’nin evine baskın düzenlendi. Sarıyer katliamına karıştığı iddiasıyla Adana’da kasaplık yapan Haydar E. ile oğulları Mehmet Salih E., Ramazan E., Metin E., Murat E. gözaltına alındı. Haydar E. serbest bırakılırken dört kardeş ifadeleri alınmak üzere İstanbul’a getirildi.
Dört kardeşten üçünün sabıkalı olduğu belirlendi. Adana’da gözaltına alınan kişilerin, katliamda kullanılan silahlara susturucu temin ettikleri öne sürüldü.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İstanbul Valisi Muammer Güler, “çok iyi noktalara gelindiğini, olayın çözülmekte olduğunu” söyledi.
Kasa bulundu
Gözaltına alınan zanlıların ifadesi doğrultusunda çalışmalarını sürdüren polis, 34 P 7314 plakalı bir otomobili incelemeye aldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki kompleksine getirilen otomobilde yapılan aramada, bagaj bölümünde bir kasa bulundu.
Bunun Sarıyer’deki cinayet olayında evden alınan kasa olduğu belirlenirken, bulunduğunda içi boş olan kasanın zorlanarak açıldığı da anlaşıldı.
Ne olmuştu?
Şamil Çınar, eşi Satı Çınar, 22 yaşındaki üniversite öğrencisi kızları Derya Çınar ve 3 yaşındaki yeğenleri Eren Yılanlıdağ 3 Ocak 2005’te evlerinde başlarından vurularak öldürülmüştü. Şamil Çınar’ın üç oğlu da, evin önünde park halindeki iki araçla birlikte kaçırılmış, cesetleri daha sonra Florya’da arabalarının bagajında bulunmuştu. Aileye olan 500 milyarlık borcu nedeniyle bir mafya grubuyla anlaşarak katliamı organize ettiği öne sürülen Hamza Karadeniz adlı kişinin de önceki gün cesedi bulunmuş ve Karadeniz’in intihar ettiği iddia edilmişti.


Başa dön


Mercedes davasına avukat gönderilmedi
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefetten Mercedes Benz TAŞ’nin 4 sorumlusu hakkında açılan kaçak yedek parça davasının ikinci duruşması dün yapıldı. Davaya, alacaklı durumda olan devlet, avukat gönderme gereği bile duymadı.
Mercedes Benz Türk AŞ’nin 4 yöneticisi ve Gümrük Müşaviri hakkında kaçakçılık iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün yapıldı. Duruşmaya olayla ilgisi bulunan Yedek Parça Sorumlusu Serdar Özcan katılmazken, Mercedes Benz Sorumlu Müdürü Atila Şengün, 1998-2002 tarihleri arasında İthalattan Sorumlu Şef Zekeriya Kenan Göl ve Gümrük Müşaviri Ömer Fatih Bilginoğlu hazır bulundu.
Yapılan yazılı savunmada, “Dünyaca ünlü, saygınlığı olan bir firmanın yapmış olduğu işlemde hukuka aykırı hiçbir şey yoktur” ifadelerine yer verildi. Oysa Bilginoğlu daha önce verdiği ifadede, yapılan ithalatlarda TSE belgesi alınması gerektiğini şirket yönetimine ilettiğini belirtmişti. Yöneticiler ise böyle bir bilgi almadıklarını ve suçun Gümrük Müşavirliği’ne ait olduğunu iddia etmişti.
Ragıp Zarakolu’na uluslararası ödül
Norveç Yazarlar Birliği’nin Norveç Kültür Bakanlığı ile birlikte her yıl bir yazara, ifade özgürlüğü için gösterdiği çabalardan ötürü vermekte olduğu “İfade Özgürlüğü Ödülü”ne bu yıl ülkemizden yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu layık görüldü. Yazar Zarakolu, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türk PEN ve Düşünce Özgürlüğü İnisiyatifinin desteği ile Norveç Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen toplantıyla ödülü aldı. Ödülle birlikte, Zarakolu’na her yıl kime verileceği Norveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu tarafından belirlenen 100.000 Norveç Kronu (Yakyaşık 16.000 USD) bir çek de verildi.
Kadın Dayanışma Merkezi açıldı
Van’da Avrupa Birliği’nin desteği ile Van Kadın Derneği (VAKAD) tarafından kurulan Kadın Dayanışma Merkezi’nin açılışı yapıldı. Serhat Mahallesi Valilik Sokak’ta kurulan merkezin açılışına yerel yöneticiler, kurum temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. Merkezin kurdelesini vali Niyazi Tanılır’ın eşi Erzi Tanılır ile Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek birlikte kesti. VAKAD Yöneticisi Alev Sahar, kadınların sosyal yaşamda yer almalarını amaçladıklarını söyledi. Sahar, “Kasım ayı içerisinde AB Komisyonu’na sunmuş olduğumuz proje kabul gördü. Aralık ayı içerisinde çalışmalarımızı başlattık ve resmi açılışını yaptık. Merkezimizde 2 psikolog, 1 doktor ve 1 avukat bulunmaktadır. 89 bin euroluk projenin yüzde 20’si AB Komisyonu tarafından karşılandı. Böyle bir merkezin bu bölgede açılması kadınlar açısından çok büyük bir gelişme. mahallelerde köylerde ve ilçelerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çalışmalarımız Bitlis ve Hakkari’yi de içine alacaktır” diye konuştu.
Baro’dan Sağlık Bakanlığı’na çağrı
Antalya Barosu, boşaltılması kararlaştırılan ve yıkılacağı tartışmaları süren Antalya Devlet Hastanesi’nin durumuyla ilgili, ‘insan olma ve yaşama hakkı önceliği’ kapsamında net açıklama yapılması gerektiğini bildirdi. Antalya Barosu Başkanı Zeki Durmaz, Baro Genel Sekreteri Murat Bilgili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Münip Ermiş ve komisyon üyeleriyle birlikte, adliyedeki baro odasında basın toplantısı düzenledi. Antalya İnşaat Mühendisleri Odası’nın Antalya Devlet Hastanesi ve bazı okullar hakkında ‘’derhal boşaltılması’’ ve ‘’yıkılma riski yüksek’’ oldukları yönünde çeşitli raporlar hazırladıklarını hatırlatan Durmaz, basına yansıyan ve kulaktan kulağa dolaşan haberler dışında bu konularda hiçbir yetkiliden resmi bir açıklama yapılmadığını söyledi. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Münip Ermiş de Antalya Barosu’nun, Avukatlık Yasası’nın 95. maddesi gereğince ve Bilgilendirme Yasası’nın ilgili hükümlerince bu konuda müdahil olma hakkı bulunduğunu belirtti. Ermiş, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkili kamu kurum ve kuruluşlarını, topluma karşı sorumlu davranmaya, sorunun köklü çözümü için gereğini yapmaya davet etti.
Cumhurbaşkanı’na SSK şikayeti
Emek Platformu Başkanlar Kurulu, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrini getiren yasa nedeniyle AKP’yi Cumhurbaşkanı’na şikayet ederek, yasayı veto etmesini istedi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret eden EP Başkanlar Kurulu adına konuşan TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, birçok ülkede sosyal güvenlik kurumlarının açığının, devletin prim ödemesi ile değil doğrudan bütçeden kaynak aktarımı ile karşılandığı söyledi. Sosyal güvenliğin bir hak olmaktan çıkarılıp, bu alanların piyasaya açılmaya çalışıldığını kaydeden Soğancı, işçi ve işverenlerin ödedikleri primler ile kurulmuş ve devletin asli görevini üstlenmiş bir kurumun mal varlığının devredilmesinin, Anayasa’nın mülkiyet hakkı ile ilgili maddesine aykırı olduğunu da hatırlattı. Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, BASK Başkanı Resul Akay, Hak-İş Başkan Yardımcısı Mahmut Aslan, İşçi Emeklileri Derneği Başkanı Kazım Ergün ile TTB 2’inci Başkanı Metin Bakkalcı da görüşlerini ifade ettiler. Devir bedelinin bile belirlenmediğini belirterek, yasanın veto edilmesi beklentilerini ifade eden EP üyeleri, görüşlerini içeren bir raporu da Sezer’e sundular. Sağlık-İş Başkanı Mustafa Başoğlu da yaptığı yazılı açıklamada, Sezer’in hem Köy Hizmetleri hem de SSK ile ilgili yasayı iade etmesi gerektiğini kaydetti. EKB ise hastanelerin devrini veto etmesi için Cumhurbaşkanlığı’na faks gönderdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net