www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Şimdi oturup düşünme zamanı
Filmin yapım aşamasında yapılan tartışmalara, medyaya yansıyan haberlere bakıldığında 2004 yılının ‘beklenen’ filmlerinden birisiydi “Kalbin Zamanı.”...

Livaneli’nin açıklaması üzerine
Zülfü Livaneli’nin en “kırıldığı nokta”, kendisinin döndüğünü yazmam oldu. Özellikle yaptığı türküleri ve bunları Türkiye’ye, dünyaya kabul ettirişini ima etti.

Sideways yedi dalda Altın Küre adayı
Altın Küre (Golden Globe) ödülleri için adaylar belli oldu. En iyi komedi ya da müzikal film alanında aday gösterilen “Sideways” aralarında üç en iyi aktör adaylığı ve en iyi yönetmen adaylığı da dahil olmak üzere toplam yedi dalda aday gösterildi.


Şimdi oturup düşünme zamanı
Şenay Aydemir / aydemirsenay@hotmail.com
Filmin yapım aşamasında yapılan tartışmalara, medyaya yansıyan haberlere bakıldığında 2004 yılının ‘beklenen’ filmlerinden birisiydi “Kalbin Zamanı.” Ama ne yazık ki, milyon dolarlık bütçesiyle birçok yönetmenin hayal bile edemeyeceği olanaklara sahip olan yönetmen Ali Özgentürk, tam bir hayal kırıklığı yaratıyor.
“Kalbin Zamanı”, 1958 yılında başlıyor. Daha doğrusu eski bir polis emeklisi otelde işlenen bir cinayeti ve onun arkasındaki hikâyeyi anlatarak izleyenleri bu yıla götürüyor. Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Belkıs ve Demir, Demir’in işleri nedeniyle ayrılmak zorunda kalıyorlar. Pera Palas’ta buluşan iki sevgilinin üzerinde iki göz daha vardır. Otelin varisi Akfar ve çalışanı Cemil. Demir’den ayrılan Belkıs, bir süre bocaladıktan sonra Akfar ve Cemil’in ilgisine kayıtsız kalamaz.
Aradan 24 yıl geçer. Ve aynı dörtlü yine Pera Palas’ta bir kez daha karşı karşıya gelir.
Oyuncu tercihleri
Filmin en büyük problemlerinden birisi oyuncu tercihleri. Yönetmen Özgentürk her ne kadar ‘önemli olan fizik değil, ruh benzerliği’ dese de; oyuncular arasıdaki uçurumlar ‘komik’ denecek kadar fazla. Örneğin, Cemil ve Akfar 1958 yılını anlatan bölümde hemen hemen aynı yaşlarda görünüyorlar. Ama aradan 26 yıl geçtikten sonra 1984 yılında Cemil’i Halil Ergün; Akfar’ı ise Oktay Kaynarca canlandırıyor. Filmde daha çok baba-oğul gibi duran bu ikilinin inandırıcılıktan uzak olduğunu söylemek gerek. Demir’i canlandıran Birol Ünel için de birkaç söz söylemek gerek. Özgentürk sanki Ünel’in popülaritesinden yararlanmak istemiş gibi. Film boyunca çok az sahnede görülen ünel, “Duvara Karşı”dan kalan ve seyircinin aşına olduğu ‘cool’ tacırlarda bir görünüp, bir kayboluyor. Özgentürk, Ünel’in oyunculuk yapmasına izin vermiyor. Keza Halil Ergün ve Oktay Kaynarca’nın da vasatın üstüne çıktıklarını söylemek güç. Oyunculuk açısından en dişe dokunur performasın yine Hülya Avşar’dan geldiğini; ama onun da -belki genel performans düşüklüğünün etkisiyle- aman aman bir oyunculuk sahnelemediğini belirtmek gerek.
Dönem filmi!
Pera Palas Oteli, bir dönem filmi çekmek için Türkiye’deki en uygun mekânlardan birisi belki de. Yüzyıllık bir zaman dilimini içinde barındıran bu tarihi atmosfer Ali Özgentürk’e fazlasıyla kolaylık sağlamışa benziyor. Ama durumun, kostümler ve konuşmalar için söylemek güç. Oyuncular bütün film boyunca 2004 yılında gibi konuşuyorlar. Özellikle 1984 yılında geçen bölümdeki kostümlerin, konuşmaların döneminin atmosferini yaratmaktan fazlasıyla uzak olduğunu söylemek gerek. Hele sokak görüntüleri tam bir fakalet. Sokaklarda son birkaç yıldır hizmet veren çift katlı otobüsler, yeşil belediye otobüsleri, 2000 model arabalar ortalıkta gezinirken, Özgentük’ün kamerası sokaklardan ‘dönem’i yansıtan görüntüler alıyor.
Senaryo aksıyor
Aslında filmin senaryo fikri parlak. Ancak, çekim aşamasında o kadar fazla gedik oluşuyor ki, bu durum da ister istemez filme olan ilginin azalmasına neden oluyor. Senaryo metninde yazılanlar nasıldı bilinmez ama, Özgentürk’ün hikâye anlatırken büyük sıkıntılar yaşadığı ve yüzer geçer bir anlatımı tercih etttiğin söylemek gerek.
110 dakikalık filmden çıktıktan sonra sormadan edemiyorsunuz “neden?” Bunca emek, çaba ve masraftan sonra ortaya çıkan ürün neden bu kadar baştan savma. Türkiye ölçütlerine göre 5 tane iyi filmin çıkartılabileceği bir bütçeyle, kalburüstü bir oyuncu kadrosuyla ve bu kadar olanakla ortaya çıkarılan bir ürün niye bu kadar kötü? Belki de oturup yeniden düşünmek gerek. Türkiye sinemasında bu yıl yaşanan hayal kırıklığının nedenleri nelerdir? Türkiye sineması hikâye anlatmakta neden bu kadar başarısız? Neden iyi senaryolar yazılamıyor ve neden birçok filmde ilk dikkat çeken şey özensizlik vs. vs.

Kalbin Zamanı; Yönetmen: Ali Özgentürk; Oyuncular: Hülya Avşar, Halil Ergün, Oktay Kaynarca, Birol Ünel ve Zeki Alasya; Senaryo: Ali Özgentürk; Görüntü Yönetmeni: Ertunç Şenkay; Müzik: Atilla Özdemiroğlu; Kurgu: Mevlut Koçak; Yapım: 2004, Türkiye; Tür: Polisiye / Dram


Başa dön


Livaneli’nin açıklaması üzerine
Bülent Habora
Galiba ben bazen meramımı anlatamıyorum. Örneğin 50 yıllık (1954 - 2004) yazarlığım boyunca yaşadıklarımı “Başmuhasip Sokağı Anıları”nda kitaplaştırdım. Unuttuklarım oldu ya da bu kitabın bir yerde devamı sayılabilecek “Yeşilçam ve Babıali” ile “Yakın Dostlar” kitapları için ayırdıklarımı yazmadım. Bu 50 yıllık anılarımda yayıncılık da vardı, yazarlık, gazetecilik, sinemacılık ve başka konular da.
Gelelim “meramımı anlatamama” konusuna… Kitabımı kısacık da olsa tanıtan ve övgüsüne içtenlikle teşekkür ettiğim Emin Çölaşan, sadece yayıncılık anılarımı anlattığım izlenimini veren bir-iki satırlık bir açıklama yazmış… Evrensel Basım Yayın yöneticisi sevgili Hayri Erdoğan, “Yine mi sitem?” demesin ama, kardeş dergi Evrensel Kültür’deki tanıtım yazısına şöyle girilmişti: “Bu yıl yayıncılıkta 30. yılını tamamlayan Bülent Habora, bu 30 yılını geçirdiği Türkiye’nin en kısa sokağında topladığı anılarını anlatıyor kitabında.”
Yine yazının tümünden algıladığım övgü dolu sözlere teşekkür ederek kısa bir açıklama yapayım: “Ben, Habora Yayınevi’ni 31.12.1991’de resmen kapattım. Ama Turgut Özal’ın benim gibilere yaptığı kıyakla çıkardığı yasaya dayanarak 1998’e dek kendi yazdığım kitapları yayınladım. Ve son 6 yıldır da uzak-yakın ilgim yok yayıncılıkla. Demek en yakınlarıma bile bu kitapla ulaşamamışım…
Geçen haftaki yazımda da biraz böyle olmuş…
Zülfü’nün telefonu
Evrensel’de geçen hafta (8.12.2004) “Z. Livaneli ve E. Ardıç” başlıklı bir yazım yayınlandı. (Küçük bir not: E. Ardıç, benim yazımda, “Eski bir solcu” olarak gözüküyor, bir dizgi yanlışlığı yüzünden. Düzelteyim, kendisi hiçbir zaman solcu olmamıştır. Tanrı bilir, yolun sol tarafından bile yürümemiştir hiç.)
Zülfü Livaneli kırılmış yazıma, bir “Eski Dost” olarak. Yazının çıktığı gün telefon etti, gazetesinden. Uzunca bir süre konuştuk. İki-üç konuya açıklık getirdi. Öncelikle o yazımda kullandığım “Halkın Sesi” Plak Şirketi’nce çıkarılan plağındaki türkülerini inkar etmediğini söyledi. Sadece o şirketçe yayınlanan plağı “Korsan” olarak gördüğü için kabullenmediğini belirtti. Bu konuyu “Büyük Türk Büyükleri” başlıklı kitabımda yazdığımı, sonra kendisiyle Nurer Uğurlu’nun GE-DA’sında karşılaştığımızı, niçin açıklık getirmediğini sorunca, sık sık gezilerde olduğu için kitabımı görmediğini söyledi. İnandım Zülfü’ye… Ama ben dostlarımın kitaplarını izlerim, hele hele benden tek satırla sözediyorlar olsalar bile… Neyse…
Gelelim bir televizyondaki “Popstar” yarışmasındaki jüri üyeliğine. “Ben konuktum” dedi Zülfü, “Türk Halk Müziği yeniden gündeme getirildiği için destek oldum”. Açık söyleyeyim, “Gelinim olur musun?”, “Sırlar Dünyası”, “Ünlüler Çiftliği, “Popstar yarışmaları” ve benzeri programlar gibi görmüştüm onu. Ama Zülfü Livaneli, “Pırıl pırıl sesler vardı. Yeniden Türk Halk müziğini canlandırmak için ortaya çıkan gençlere sahip çıkacağım. Hatta onlarla birlikte ortak müzik çalışmaları yapacağım,” diyordu. 1960’lardan dostum olduğu için, ilgiyle izleyeceğim Zülfü’nün verdiği sözü tutup tutmadığını…
“Bankamatik milletvekili” deyişime de kırılmış, anladım. Ama ben uydurmamıştım ki. Ziya Metin, Bedri Baykam gibi çok iyi bir “Kupür fanatiği”yim. Beni bu konuda en iyi sevgili Sennur Sezer anladı… Evet, bir gazeteden öğrendiğimi yazmıştım. Zülfü’ye de söyledim. “Ben o gazeteyi okumuyorum” dedi. Ama bak sevgili Zülfü, inandığın için saflarına katıldığın CHP’nin bir il başkanının, benim yazımdan bir gün sonra Cumhuriyet’te Deniz Som’un köşesinde senin jüri üyeliğinle ilgili kısa bir notu çıktı. Sanırım okumuşsundur…
“Dönme Solculuk” konusu
Sanırım Zülfü Livaneli’nin en “kırıldığı nokta”, kendisinin döndüğünü yazmam oldu. Özellikle yaptığı türküleri ve bunları Türkiye’ye, dünyaya kabul ettirişini ima etti. Ben zaten Zülfü’nün türküsüne, sazına, sözüne, sesine karşı çıkmıyorum ki. Bırakın toplumumuzu, dünya toplumunu, her şeyden önce ben seviyorum müzik çalışmalarını. Başkası umurumda değil…
“Solculuktan dönmediği”ni ekledi… “Büyük Türk Büyükleri”nin “Zülfü Livaneli” maddesinde, Türkiye’nin en karanlık günlerinde yurt dışına gidişini, döndükten sonra kuponlarıyla ünlü bir gazetenin onu bağrına basışını filan yazmışım. Ama Z. Livaneli’nin en kızdığım tarafı, Gorbaçov’la olan ilişkisi olmuştu. O kitabımda şöyle yazmıştım.
“Amerika’nın yıkamadığı SSCB’yi yıkan ve Devlet’i olmayan tek Devlet Başkanı olarak tarihe geçen Michael Gorbatchew’in (yanlış yazmadım) yakın dostudur.” Neyse, sonunda Zülfü Livaneli CHP’li oldu. CHP’nin solculuğu ve Zülfü Livaneli… Yakışıyor mu?
Son yanlışı
Evet, Livaneli’nin en son yanlışı CHP oldu. Ben CHP’yi bırakın solcu, sosyal demokrat olarak bile görmüyorum. Bir yığın nedenden sadece birini yazacağım: İzmir’in Dikili İlçesinin Uzunburun köyünde, 50-70 kişilik Sezer ailesi, sırf Kürt oldukları için, köyün CHP’li muhtarı tarafından zulüm görüyor. Yazılarımda radyo konuşmalarımda, panellerde, söyleşilerde onlarca kez dile getirdim, bu vahşeti. CHP’nin bölge millet-vekillerinden ikisine, Hakkı Ülkü ve Kemal Anadol’a fotoğraflı mektuplar gönderdim. Cumhurbaşkanı’na da… Ama Sayın Ahmet Necdet sezer dışında o iki milletvekili ilgilenmedi, yanıt bile vermedi.
Tüm içtenliğimle senin solculuktan dönmediğin sözlerine inanmak istiyorum. Bunun için de bir öneride bulunacağım: Birgün gel İzmir’deki evimize. Konuğumuz ol. O gece “zaman makinesi”ne binip, 1960’lara da gideriz. Hele başucu kitabım olan ve 1995 İzmir Köyü Sel Felaketi’nin bile elimden alamadığı, Ekim yayınlarının o güzelim “Gerilla Savaşı ve Marksizm” kitabına bakarak “Bir zamanlar”ı yaddederiz… Ertesi sabah erkenden Uzunburun’a gidip, Sezer ailesinin yaşadıklarını gösteririm sana… Gördüklerini hem gazetende, hem mecliste dile getirirsen, Sezer ailesinin yaşaması, insanca yaşaması için bir tuğla da sen koymuş olursun…
Bekliyorum sevgili Zülfü.
Yalnız şimdiden söyleyeyim, böyle bir şey yaparsan, içlerinde bulunduğun sosyaldemokrat (!) CHP’nin ağababaları ne derler sana bilmiyorum…


Başa dön


Sideways yedi dalda Altın Küre adayı
Altın Küre (Golden Globe) ödülleri için adaylar belli oldu. En iyi komedi ya da müzikal film alanında aday gösterilen “Sideways” aralarında üç en iyi aktör adaylığı ve en iyi yönetmen adaylığı da dahil olmak üzere toplam yedi dalda aday gösterildi. “The Aviator” isimli film altı dalda adaylıkla “Sideways”den sonra ikinci sırada yer alıyor.
Aktör Jamie Foxx ise “Ray” ve “Collateral” isimli sinema filmlerindeki ve “Redemption” isimli televizyon filmindeki performansıyla üç kez en iyi aktör dalında aday gösterildi.
“Closer”, “Finding Neverland”, “Hotel Rwanda”, “Kinsey” ve “Million Dolar Baby” isimli filmler ise diğer adaylar arasında yer alıyor.
Komedi ya da müzikal dalında “Sideways”in yanı sıra ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind”, animasyon filmi “The Incredibles”, “The Phantom of the Opera” ve Ray Charles’ın hayatını anlatan “Ray” isimli film de adaylar arasında.
“The Aviator” filminin başrol oyuncusu Leonardo DiCaprio drama filmleri alanında en iyi aktör dalında aday gösterilirken, “The Sea Inside” isimli filmde “ölme hakkı” arayışındaki bir felçliyi oynayan Javier Bardem, “Hotel Rwanda” filmindeki mültecilere barınak sağlayan bir otel müdürü rolüyle Don Cheadle, “Finding Neverland” filmindeki rolüyle Johnny Deep ve “Kinsey”deki rolüyle Liam Neeson da bu alanda en iyi aktör dallarında ödüle aday gösterildiler.
“A Love Song for Bobby Long” isimli filmdeki rolüyle Scarlett Johansson, “Birth” filmindeki rolüyle Nicole Kidman, “Vera Drake” filmindeki rolüyle Imelda Staunton, “Million Dollar Baby” filmindeki rolüyle Hillary Swank ve “Kill Bill - Vol. 2” filmindeki performansıyla Uma Thurman en iyi aktris dalında Altın Küre ödülüne aday gösterildiler.
Aktör Jamie Foxx’un yanı sıra “Sideways”in oyuncularından Paul Giamatti de komedi ya da müzikal alanında en iyi aktör adayı olarak gösterilirken, “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki rolüyle Jim Carrey, “De-Lovely” filmindeki rolüyle Kevin Kline, “Beyond the Sea” filmindeki rolüyle de Kevin Spacey aynı dalda ödüle aday gösterildiler.
Müzikal ya da komedi alanında en iyi aktris adayları olarak ise “Being Julia” isimli filmdeki rolüyle Annette Bening, “De-Lovely” filmindeki rolüyle Ashley Judd, “The Phantom of Opera” filmindeki rolüyle Emmy Rossum, “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki rolüyle Kate Winslet, “Bridget Jones: The Edge of Reason” filmindeki rolüyle ise Renee Zellweger Altın Küre ödülüne aday gösterildiler.
Ayrıca en iyi yönetmen dalında “Sideways”in yönetmeni Alexander Payne, “The Aviator”un yönetmeni Martin Scorsese, “Million Dollar Baby”nin yönetmeni Clint Eastwood, “Finding Neverland”ın yönetmeni Marc Foster ve “Closer”ın yönetmeni Mike Nichols aday gösterildiler.
Yabancı dildeki filmler dalında ise Fransa’dan “The Chorus” ve “A Very Long Engagement” isimli filmler, Çin’den “House of Flying Daggers”, Brezilya’dan “The Motorcycle Diaries” ve İspanya’dan “The Sea Inside” isimli filmler aday gösterildi. Altın Küre ödülü ABD dışındaki gazete ya da televizyonlarda çalışan 90 gazeteciden oluşan Hollywood Yabancı Basın Derneği tarafından veriliyor. Altın Küre ödülünü kazanan film ve sanatçıların Oscar ödüllerinde de başarılı oldukları belirtiliyor.
Ocakta Altın Küre ödülü alan “The Lord of the Rings: The Return of the King” filmi ve sinema oyuncuları Sean Penn, Charlize Theron, Tim Robbins ve Renee Zellweger Oscar’da da ödüle layık görülmüştü.


Başa dön


Ozanlar haklarını istiyor
Ozanlar Birliği Kültür Derneği üyeleri ile İHD yöneticileri, 3257 sayılı Yasa’da yapılan değişiklik ile Kültür Bakanlığı’nın halk ozanlarına verdiği telif ücretlerinin kesilmesine tepki gösterdiler. Yüksel Caddesi’nde önceki gün toplanan halk ozanları, telif haklarının ellerinden alınmasını protesto ettiler. “Ozanlar Birliği, haklarımızı istiyoruz” pankartı arkasında toplanan halk ozanlarına seslenen Dernek Başkanı Ali Fazıl Bozdağ, telif haklarının ellerinden alınmasının insan haklarına aykırı olduğunu ifade ederek, “Her yerde olduğu gibi burada da hakkımız elimizden alınıyor” dedi. Bozdağ, yapılan değişikliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceklerini duyurarak, “Ulusu ulus yapan kültürdür. Bizler bu kültüre sahip çıkıyoruz. Bu kutsal göreve devam edeceğiz” diye konuştu. Bozdağ, “kültürümüzü bugüne taşıyan, doğru çizgisinden ödün vermeyen halk ozanları değil midir?” diye sorarak, halk ozanlarının haklarının verilmesini istedi. Açıklamaların ardından halk ozanları tepkilerini, söyledikleri maniler ve türkülerle dile getirdiler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net