www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Altınızda arabayla döneceksiniz
   dediler

Önce bıçak falan çekip tehdit ettiler. Yıkık eve geldiğimizde bize daha bir sürü şey anlatıp ikna ettiler. Diyarbakır’a tekrar altımızda Doğan’la döneceğimizi söylüyorlardı.

Ceza İnfaz Yasası Meclis’ten geçti
12 Eylül zihniyetini yasalaştırdığı eleştirilerine neden olan Ceza İnfaz Yasa Tasarısı, Meclis’ten geçti.

‘Enerji içecekleri yasaklanmalı’
Enerji içeceklerini ithal eden firmaların baskıları sonucunda, bu içeceklerde yer alan bazı maddelerin kullanım miktarlarının yükseltilmesinin önünü açan tebliğin yürürlüğü Danıştay 10’uncu Dairesi tarafından durduruldu.

Yeni bir 13 Aralık, yine mücadele...
12 Eylül darbesinin vahşiliğini belki de en canlı şekilde gösteren, 17 yaşındaki Erdal Eren’in idam edilişinin yıldönümü, EMEP, Emek Gençliği ve Ankara 78’liler Derneği tarafından sloganlar ve marşlarla anıldı.


Altınızda arabayla döneceksiniz dediler
Derya Karaçoban
Diyarbakırlı çocuklar, son günlerde yaşanan kapkaç olaylarının merkezine oturtuldu. Özellikle medya, kimi ailelerin çocuklarını bilinçli bir şekilde ‘kapkaç çetelerine’ kiraladığını öne sürdü. Binlerce çocuğun neden okula gitmediğini ve sokaklarda çalıştığını sorgulama yerine, çocuklar ve aileler suçlandı.
14 yaşındaki M.C. de bu çocuklardan sadece biri. Diyarbakır’da ‘kapkaç çetesi’ tarafından kaçırılan ve Sakarya Tren Garı’nda yakalandıktan sonra ailesine teslim edilen M.C., önce tehdit edildiklerini daha sonra ise araba, ev ve telefon vaadleriyle ikna olduklarını söyledi. M.C., yaşadıklarını EVRENSEL’e anlattı:
- Olay nasıl başladı?
- İnternet kafede arkadaşlarla birlikte oturuyorduk. Birdenbire iki kişi geldi. Daha önce de görmüştük onları. Ama hiç konuşmamıştık. “Bir şey konuşacağız sizinle” deyip ara bir sokağa götürdüler bizi. Tehdit ettiler. Bıçak çıkardılar. “İstanbul’a gideceksiniz, yoksa öldürürüz. Size telefon, araba, ev alacağız” dediler. Bizi tutup boş bir eve götürdüler.
- Sonra...
- Saat gündüz 1-2’iydi. Yeniköy mezarlığının oraya götürdüler bizi. 5 kişiydik. Orada harabe, kapıları pencereleri olmayan bir eve götürdüler. İki gün beklettiler.
- Kendi isteğinizle mi gitmeyi kabul ettiniz?
- Önce bıçak falan çekip tehdit ettiler. Yıkık eve geldiğimizde bize daha bir sürü şey anlatıp ikna ettiler. Diyarbakır’a tekrar altımızda Doğan’la döneceğimizi söylüyorlardı. İki gün soğukta o evde bekledik. Odun pazarından odun getirip yakıyorduk. Benle birlikte iki kardeş vardı. Üçümüz akşam harabe evde kaldık. Diğer iki çocuk evlerine gidiyordu. Hiç yatmadık iki gün. Çok soğuktu. Çok üşüdük. Bizi kaçıranlarla birlikte 5 kişiydik. Diğer iki çocuk evlerine gitti.
- İki gün ne yaptınız?
- Artık gitmeyi benimsemiştik. Hayaller kuruyorduk. Çalacağımız paralarla neler yapacağımızı konuşuyorduk. İnandık. O kadar çok şey anlattılar ki! Onlar diyordu; “Diyarabıkır’a altımızda arabayla döneceğiz” diye. Benimle harabede kalan iki kişi de benim gibi öğrenciydi. Aynı okuldaydık. Diğer iki çocuk okula gitmiyordu.
- Neden hemen İstanbul’a gitmeyip iki gün bekletildiniz?
- Hemen İstanbul’a gidemedik çünkü “para yok” diyorlardı. Ö.Y. babasından para aldığını söyledi. O parayla İstanbul’a gittik.
- İstanbul’a niye gideceğinizi açıkça konuştular mı?
- Konuştular. “Çalacaksınız” dediler. Kapkaç yapacağımızı söylediler.
- Tren...
- Trene, kalkış saatinden 5 dakika önce bindik. Yolda peynir, ekmek, yumurta yedik. Saat 11:30’da bindik. Akşam 20:30’da da beni yakaladılar.
- Hiç geri dönmeyi düşündün mü?
- Zaten Eskişehir’de kaçtım ellerinden. Anneme telefon açtım. Kaçırıldığımı karakola gideceğimi söyledim. Tam karakola gidiyordum arkamdan yakaladılar beni.
- Sonra...
- Tekrar trene götürdüler. Adapazarı’nda arama yapıldı. Beni yakaladılar o zaman. Diğerleri İstanbul’da yakalandı. Annem polise bildirdiği için beni Adapazarı’nda aldılar.
- Kaçmaya ikna olmuşken, neden geri dönmek istedin?
- Trende yoldayken çok düşündüm. İki gün harabe bir evde kalmıştık ve çok zordu. Çok üşümüştüm. Yerde soğukta yatmıştık. İstanbul’da da aynı koşullarda yaşayacağımızı düşündüm. O yüzden dönmek istedim.
- Bu düşünceni arkadaşlarınla paylaştın mı?
- Hayır. Çünkü onlara söylesem diğerlerine söyleyeceklerdi. Güvenemedim onlara.
- Şimdi nasılsın?
- Kurtulduğum için rahatlamış hissediyorum kendimi. Ama korkuyorum da. Beni yine yakalarlarsa diye. Annem de korkuyor. Yalnız dışarı çıkmıyorum.
- Okulunu özledin mi?
-Otobüsten indikten sonra eve geldim. Sonra da okuluma gittim. Herkes bana sarılıyordu. Neler yaşadığımı soruyordu.
- Ne olmak istiyorsun?
- Avukat
- Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?
- Arkadaşlarımı seçerken daha dikkatli olacağım.

FRANKFURT’TA 60 ÇOCUK MERKEZİ VAR DİYARBAKIR’DA SADECE 1 MERKEZ VAR
Diyarbakır 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi Müdür Vekili Taha Akdeniz, sokakta çalışan çocukları rehabilite etmeye çalıştıklarını kaydetti. Çalışmalarını dört aşamada sürdürdüklerini ifade eden Akdeniz, “Birincisi sokaktan çocuğu alıyoruz. İletişim kurup merkeze getiriyoruz. Merkezde ailesi varsa ailesiyle görüşüyoruz. İhtiyacı varsa bu çocuğu rehabilite ediyoruz. Bir de okula gidiyorsa okul takibini yapıyoruz. Okula gitmiyorsa milli eğitimle bağlantı kurarak yakın okullara göndermeye çalışıyoruz” dedi.
Kontenjanları 500 olduğu halde 694 kayıtlı çocukları bulunduğunu dile getiren Akdeniz, 1999’dan bu yana 4 bin 300 çocuğa ulaştıklarını ifade etti. Personel yetersizlikleri olduğunu belirten Akdeniz, tüm çalışmalarını 2 sosyal hizmet uzmanı ve bir psikologla yürüttüklerini kaydetti.
Akdeniz şunları söyledi; “Aşırı göç, işsizliğin yoğun olarak yaşanması, çocuğu sokakta çalışmaya yönlendiriyor. İleriki aşamada çocuğun parayla tanışmasıyla birlikte para talebine teşvik oluyor. Ailenin eğitimi de çok önemli. Aile çocuğuna sorumluluk duygusu kazandırmadan, para kazanmaya teşvik ediyor. Bir de çevre koşulları...Frankfurt’ta çocuklar için 60, Diyarbakır’da da sadece bir merkez var. Önlem alınmazsa ileride daha da dallanıp budaklanacak bu sorun. Halk, kamu kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalar yürüterek bunun önüne geçebiliriz. Halkın duygusallığa kapılarak bu çocuklarla alışveriş yapmamalarını istiyoruz. Yapılması çocuğu teşvik eder.”

BARO:
    NEDENLERİNİN SORGULANMASI GEREKİYOR
Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi Üyesi Av. Canan Atabay, bu yılın ilk 10 ayında 2 bin 960 çocuk hakkında 6 bin 552 soruşturma başlatıldığını vurgulayarak, geçen yıla oranla çocuk suçlarında yüzde 20 artış yaşandığını kaydetti. Sokakta çalışan çocukların çocuk hakları açısından değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Atabay, çocuk istismarı konusunda başvurular aldıklarına işaret etti.
Gündemde çocuklara ilişkin yapılan tartışmaların utanç verici olduğunu aktaran Atabay, “Ailelerin çocuklarını para karşılığı sattıklarına dair iddialar var. Bunun elbette araştırılması gerekiyor. Gerçekten aileler para karşılığında çocuklarının sonunu bilmedikleri bir şeye sürüklenmelerine izin verirler m? Bunun sorgulaması gerekiyor. Açıkçası ciddi bir araştırma yapıldığına inanmıyorum ben. Birkaç olay üzerinden genellemeye gidilmesi hata” diye konuştu.
Olaya toplumsal açıdan bakarak çözüm üretilmesi gerektiğini kaydeden Atabay, şöyle devam etti: “Eğer bugün bu çocuklar aileleri tarafından satılıyorsa veya bu çocuklar kaçırılıyorlarsa burada aileler üzerinde durmak gerekiyor. Aileyi bu duruma düşüren nedenlerin sorugulanması gerekiyor. Sokakta yaşayan çocukların psikolojik destek almaları gerekiyor. Suçlulardan kurtulmanın yolunu, suçluları bir adaya toplamakla çözme iddialarını ortaya atanlar var. Bunlar çocuklar açısından incitici olan şeyler. Rehabilitasyon yapılacaksa toplum içinde yapılmalı, tecrit edilerek değil.”

ANNE MUTLU AMA ENDİŞELİ
Anne Nezihe C., oğluna kavuştuğu için çok mutlu. Ama bi o kadar da endişeli. Oğlunun yaşamından kaygı duyduğunu ifade eden anne şöyle diyor; “Şimdi de hiç rahat değilim. Böyle şeyler daha önce başıma gelmemişti. M.’nin kaçırıldığını öğrenince öldüm dirildim.”

İHD: 28 BİN ÇOCUK SOKAKTA ÇALIŞIYOR
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu Muharrem Erbey, çocukların sokakta çalıştırılması ve suça itilmesinin sadece Diyarbakır’ın sorunu olmadığını ifade etti. 20 yılda yaşanan göçle birlikte sorunun bir bölge sorunu haline geldiğini kaydeden Erbey, ekonomik sıkıntı nedeniyle ailelerin çocuklarını sokakta çalıştırdığını söyledi.
Sokakta çalışan çocuğun istismara açık olduğu için öncelikle suçla tanıştığını dile getiren Erbey, “Eğitimden uzak kalan çocuk, suç işleyerek para kazanmayı öğreniyor. Ya da daha iyi yaşam vaat edilerek kandırılan çocuklar İstanbul’a götürülüyor. Diyarbakır’da 28 bin çocuk sokakta çalışmaya başladı” diye konuştu.
Erbey, şöyle devam etti: “Bu çocuklar suç işleyip mahkemede yargılanıyor. Daha sonra ceza alıyor. Ve bu ceza erteleniyor. Durum böyle olunca çocuk değişim, dönüşüm içerisinde hırsızlığa yöneliyor. Eğitim ihtiyaçları yetersiz, okul öncesi eğitim yetersiz. Türkiye Birlemiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayalı 10 yıl oldu. 10 yılda çocukların koşulları düzeleceğine daha da bozuldu. Devletin önlemleri yetersiz. Sokağa atılan, ihtiyaçları karşılanmayan, duygu, düşünceleri ihmal edilen çocuğun yapacağı tek şey hırsızlık.”


Başa dön


Ceza İnfaz Yasası Meclis’ten geçti
Hükümetin 17 aralık zirvesi öncesinde Meclis’ten geçirmeyi planladığı Ceza İnfaz Yasa Tasarısı tüm tepkilere karşın TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Tasarı, 12 Eylül zihniyetini yasalaştırdığı, cezaevlerinde disiplin cezalarını ağırlaştırdığı, hücre cezası getirdiği, zorunlu çalışmayı dayattığı gerekçesiyle yoğun eleştiriler alıyordu.
Hükümetin 17 aralık öncesi Meclis’e getirdiği son tasarı Genel Kurul’da görüşülmeden önce açıklama yapan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, “Bu son düzenleme ile alnımız açık bir şekilde zirveye gidiyoruz” dedi. Tasarının görüşmelerine geçildiğinde ise özellikle hücre cezası üzerinde yoğun tartışmalar oldu. “Hücreye koyma cezası”nı düzenleyen madde görüşülürken söz alan CHP Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu, hücre cezasının insani olmadığını belirterek, “İdamdan daha ağır bir ceza... Bu düzenleme metinden çıkarılsın” dedi. Baloğlu, disiplin suçlarını düzenleyen maddeye de karşı çıkarak, cezaevi yönetimine keyfi müdahale hakkı verildiğini söyledi.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise uluslararası belgelerde de yer aldığını ileri sürerek, hücre cezasını savundu.
Bu sırada, TBMM Genel Kurulu’na izleyici olarak gelen H.K. (17), Barış Başak (25) ve Hasret Tusun, tasarıyı protesto etmek için pankart açmak istedi. Ancak olaya müdahele eden güvenlik görevlileri, 3 kişiyi polise teslim etti. İHD’lilerin de İstanbul’da protesto ettiği tasarı tartışmaların ardından TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Öne çıkan maddeler
126 maddeden oluşan tasarının öne çıkan bazı maddeleri şöyle:
  • Tasarıda, şartla salıverme yeniden düzenleniyor. Ölüm cezaları hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olan siyasi tutuklular, ‘ölünceye kadar’ cezaevinde kalacak.
  • Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olanlar 30 yıl, müebbet mahkumlar ise 24 yıl ceza çektikten sonra koşullu salıverilmeden yararlanabilecek.
  • Kısa süreli hapis cezalarında, zorunlu çalışma yaptırımı uygulanabilecek. Altı ay ve daha az hapis cezaları, hafta sonları ya da sadece geceleri çektirilebilecek.
  • Üç yıldan daha az cezaya çarptırılan 75 yaşın üzerindekiler, cezalarını konutlarında çekebilecek. Bu düzenlemenin yasalaşması, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da cezaevine girmekten kurtaracak.
  • Açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülere isteklerine bakılmaksızın zorla müdahale edilebilecek.
  • Cezanın infazında mahkumun ‘iyileştirilmesi’ esas alınacak. ‘İyileştirme’ çabalarına yönelik olarak hükümlü teşvik edilecek.
  • Disiplin cezası alanlar ‘yüksek güvenlikli’ cezaevlerine gönderilebilecek.
  • İnfaz kurumlarında habersiz arama gerçekleştirilebilecek. Arama ayda bir kez mutlaka yapılacak.


    Başa dön


    ‘Enerji içecekleri yasaklanmalı’
    Enerji içeceklerini ithal eden firmaların baskıları sonucunda, bu içeceklerde yer alan bazı maddelerin kullanım miktarlarının yükseltilmesinin önünü açan tebliğin yürürlüğü Danıştay 10’uncu Dairesi tarafından durduruldu. Danıştay’ın aldığı karara göre, enerji içeceklerinin ithalinin yasaklanması ve piyasadaki ürünlerin bir ay içinde toplatılması gerekiyor.
    THD Genel Başkanı Turhan Çakar, dün düzenlediği basın toplantısında, enerji içeceklerinde bulunan kafein, inositol, glukoronolakton ve taurin gibi maddelerin halk sağlığı açısından riskli olabileceğinden dolayı 9 Mart 2004 tarihli tebliğdeki yüksek kullanım miktarları hakkında yürütmeyi durdurma kararı verildiğini söyledi. Enerji içeceklerinde kullanılacak maddelerin miktarları hakkında 6 Mart 2002 tarihinde yayınlanan tebliğdeki değerlerin yeni tebliğde 125 kata kadar artırıldığına dikkat çeken Çakar, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından oluşturulan Bilim Kurulu’nun görüşlerinin dikkate alınmadığını belirtti.
    THD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Avukat Burhan Çelik, Danıştay’ın 24 Kasım 2004 tarihinde verdiği yürütmeyi durdurma kararının bir ay içinde uygulanması gerektiğini söyleyerek, kararı uygulamayan yetkililerin Anayasa’ya aykırı davranarak suç işlemiş olacaklarını dile getirdi.
    AB’ye uyum yalanı
    Çakar, enerji içeceklerinde kullanılan maddelerin miktarlarının bilim insanlarının itirazlarına rağmen yükseltilmek istenmesinin Bakanlık tarafından mevzuatın Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uydurulmaya çalışılması şeklinde izah edilmesinin gerçeği yansıtmadığını dile getirerek, AB’nin bu konuda bağlayıcı bir kararının olmadığını kaydetti. AB üyesi olan Fransa ve Danimarka’da enerji içeceklerinde 150 mg/litre’den daha yüksek kafein miktarına izin verilmediğini vurgulayan Çakar, Japonya, Kanada, Norveç, Malezya gibi ülkelerde yüksek oranda kafein içeren enerji içeceklerinin satılmasının yasak olduğunu ifade etti.


    Başa dön


    Yeni bir 13 Aralık, yine mücadele...
    Ankara’da yine, yeni bir 13 Aralık... Ankara’nın soğuğunda, bölgeden gelen 12 yaşındaki bir çocuğun 13 kurşunla öldürüldüğü haberleri, Filistin’de, Irak’ta çocukların katledildiği haberleri ardından gelen yeni bir 13 Aralık... O gün, yani Erdal Eren adlı devrimcinin katledilişinin 24’üncü yıldönümü, yine sloganlarla, marşlarla, alkışlarla ve mücadele yeminleriyle anıldı...
    Karşıyaka Mezarlığı’nda, “Erdal Eren mücadelemizde yaşıyor” pankartı arkasında buluşan Emeğin Partisi, Emek Gençliği ve Ankara 78’liler Dayanışma ve Araştırma Derneği üyeleri, “Erdal Eren yaşıyor, parti savaşıyor”, “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm”, “Katillerden hesabı, emekçiler soracak”, “Faşizme ölüm, halka hürriyet” gibi sloganlarla Eren’in katledilişini lanetlediler. Sloganlar, marşlar ve alkışlarla yürüyen topluluk, Mardin Kızıltepe’de 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı da anarak, “Uğur’un katili faşist diktatörlük” sloganlarını attılar. Kırmızı karanfillerle adeta bir çiçek bahçesine dönüştürülen Eren’in mezarı başında önce saygı duruşunda bulunuldu, ardından da Eren’e yazılan şiirler okundu.
  • Esin ölümün eşiğinde SSK belge peşinde
    8 yaşındaki Esin Köse’nin tedavi edilebilir hematolojik rahatsızlığı, yurtdışında yapılması gereken “kemik iliği nakli”nin SSK tarafından engellenmesi nedeniyle ölümcül Akut Myeloid Lösemi’ye dönüştü. Yurtdışı tedavi masraflarının SSK’ca karşılanması yönündeki mahkeme kararı uygulamaya konulmayan ve bu nedenle yalnızca ilaç tedavisi (kemoterapi) gören Esin Köse’nin doktorları, yakalandığı akciğer enfeksiyonu nedeniyle küçük kızın büyük bir hayati tehlike ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören Esin’in doktorlarından Prof. Dr. Cengiz Canpolat tarafından yapılan açıklamanın ardından, aynı ekipte yer alan uzmanlar daha detaylı açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalara göre, halen yoğun bakım şartlarında tutulan Esin, kemoterapi etabının ardından, vücut hücrelerinin kendini toparlamaya başlamasının beklendiği dünden itibaren büyük bir hayati risk altında olacak. Esin’in kaybedilebileceğini de belirten doktorlar, küçük kızın vücudunun göstereceği direncin belirleyici olacağını söylediler. Esin yaşam mücadelesi verirken, “SSK Kısa Vadeli Sigortalar Daire Başkanlığı” Esin’in ailesinden yeni belgeler istedi. Daha öncekilere ek olarak istenen bu belgeler, kızlarının yaşadığı hayati tehlikenin gerginliği içindeki Köse Ailesini şaşkınlığa uğrattı. SSK tarafından istenen “sağlık kurulu raporu” için üç gündür SSK Okmeydanı Hastanesi’nde koşturan baba Ahmet Köse’ye, istenilen “yurtdışı tedavi raporu”nun bu hastane kurulunca değil, Ankara’da toplanacak bir “Hematoloji Danışma Kurulu”nca verilebileceği belirtildi. SSK diğer yandan, Esin’in yurtdışı tedavisinin uygun bulunduğunu belirten Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulu Raporu’nun da Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmasını istiyor. Esin’in babası Ahmet Köse, açılacak kişisel sorumluluk davaları da dahil olmak üzere, hukuki mücadelelerini ulusal ve uluslararası platformlarda kararlıkla sürdürerek hesap soracaklarını belirtti. Baba Köse ayrıca, küçük kızlarının hayatına kasteden bu haksız uygulamalara karşı kamuoyuna tepki gösterme çağrısında bulundu.
    Cem Uzan’a İmar sorusu
    Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nın talebi üzerine önceki gece gözaltına alınan Genç Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan, İmar Bankası ile ilgili kayıtları sakladığı gerekçesiyle sorgulandıktan sonra dün akşam saatlerinde Şişli Adliyesi’ne sevkedildi. Polis, el konulan İmar Bankası’nın kayıtlarını içeren bazı yedek kayıtların bulunması için mahkeme kararıyla 30 ayrı adreste arama yaptı. Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Beykoz’daki evinden gözaltına alınan ve sağlık kontrolünden geçirilen Cem Uzan, dün saat 00.05’te Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Mali Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Uzan’ın, Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nın talebi doğrultusunda, ikamet ettiği evde ele geçirilen dokümanlara ilişkin olarak ifadesine başvurulacağı öğrenildi. Mali Şube Müdürlüğü ekiplerince iki gün önce gerçekleştirilen aramalar sırasında Uzan’ın evinden alınan bazı dokümanlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmiş ve operasyon çerçevesinde 10 kişi gözaltına alınmıştı. Aramalarda Uzan’ların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun el koyduğu bazı şirketleri, muvazaalı bir biçimde yabancı şirketlere sattığına ilişkin belgeler bulunmuştu. Bu arada, Uzan’ın sevk edileceği Şişli Adliyesi’nde ilginç bir olay yaşandı. Hukuk Mahkemeleri’nin bulunduğu binaya gece hırsız girdi. Adliyenin 4. ve 7. katlarda ki mahkeme kalemlerinin bulunduğu odalara girdiği tespit edilen hırsız veya hırsızların bazı kasaları açtıkları öğrenilirken, hırsızların kasalardan herhangi bir şey alıp almadıklarının tespiti için çalışma başlatıldı.
    Satırlı saldırı
    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir buçuk aydır devam eden gerginlik, okula satırlarla gelen ülkücülerin saldırısı sonucu çatışmaya dönüştü. Olaylara müdahale eden polis 43 öğrenciyi gözaltına aldı. Üniversitede 12 Kasım tarihinde meydana gelen olaylarda 3 kişiyi satırla yaralayan iki ülkücü dün polis gözetiminde sınavlara girmek isteyince öğrencilerin protestosuyla karşılaştı. Kavga için önceden hazırladıkları satır, taş ve sopalarla fakültede toplanan ülkücüler protestolar üzerine ellerindeki satırları öğrencilere sallayarak saldırıya geçti. Saldırı sonucu öğrencilerden yaralananlar oldu. Bu sırada fakülteye gelen çok sayıda çevik kuvvet polisi olaya müdahale etti. Polisin müdahalesi sonucu, ellerinde satırlarla gezen ülkücülerden çok, sol görüşlü öğrenciler gözaltına alındı. Polisin okulun içinde yoğun olarak biber gazı kullanması nedeniyle çok sayıda öğrenci fenalık geçirirken, bazı sınıflar da boşaltıldı. Gözaltına alınan öğrenciler sorgunlanmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürülen öğrencilerden isimlerini öğrenebildiklerimiz şöyle: “Soner Eskidir, Mehmet Öner, Özgüç Kozan, İlhan Aytaç, Taylan Özgür Yiğit, Ercan Karakaya, Muzaffer Gündüz, İsmail Doğankıran, Gökhan Arıkan, Doğan Akın, İsmail Karatepe ve ve soyadını öğrenemediğimiz Umut isimli öğrenci.” Olaylara ilişkin bir açıklama yapan Emek Gençliği Merkez Yönetim Kurulu, polisin ve özel güvenlik görevlilerinin, eli satırlı ve sopalı ülkücülerin serbestçe okula girişine göz yummasını kınadı. Satırlarla ortalıkta cirit atan ülkücülerin okuldan çıkartılmasını isteyen öğrencilere polisin cop ve gaz bombalarıyla saldırdığını bildiren Emek Gençliği, “Üniversite yönetimi ve Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’nın olaylarda aldığı öğrenci düşmanı tutumu ve dekanlığın polisin okula girmesine göz yumması, üniversitedeki anti demokratik uygulamaların göstergesidir. Emek Gençliği olarak gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını, anti demokratik uygulamalara son verilmesini ve üniversitede bu tür olaylara sebep olan sorumluların bulunmasını istiyoruz” açıklamasında bulundu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi öğrencileri 12 Kasım tarihinde, ülkücülerin satırlı saldırısına uğramıştı. Saldırı sonucunda 3 öğrenci, aldıkları satır darbeleri nedeniyle yaralanmıştı. İlerleyen günlerde saldırıya karıştıkları belirtilen Y. ve F. isimli ülkücüler sivil polis korumasında okula getirilince, çeşitli olaylar yaşanmıştı.
    Babat cinayeti AİHM’e götürüldü
    Taksim’de yürürken kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülen üniversite öğrencisi Önder Babat’ın ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Aile, başvuru dilekçesinde, ‘eksik soruşturma’ nedeniyle cinayetin karartılmak istendiğini dile getirdi. Adli Tıp Kurumu tarafından olaya ilişkin hazırlanan raporda, Babat’ın, ‘yüksek kinetik enerjili bir silahla doğrudan hedef alınarak öldürüldüğü’ belirtilmişti. Bu rapora karşın cinayeti soruşturan polisler herhangi bir sonuca ulaşamamışlar, Babat ailesi de polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Suç duyurusu üzerine soruşturma başlatan savcılık ‘delil yetersizliği’nden takipsizlik kararı vermişti. Polisler hakkında açılan soruşturmanın, memurların ifadesi dahi alınmadan takipsizlik kararı ile sonuçlandığını söyleyen Babat ailesinin Avukatı Anıt Baba ise, cinayeti AİHM’e taşıma sebeplerini şöyle açıkladı; “Cinayet ile ilgili Türkiye’de etkili hukuk durumu bulunmuyor. Eldeki cinayet emareleri de gösteriyor ki olay basit bir kaza değil. Susurluk kazası sonrası deşifre olan çetelerin de olaya karıştığına inanıyoruz. Ailesi ve avukatı olarak, cinayetin peşini bırakmayacağız.”

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net