www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Dünkü gazetelerde, tuhaf ve ürkütücü bir cinayet haberi vardı yine. Bir dedikodunun, önce “namus”la ilgili bir hınca, ardından o “namusun temizlenmesi” adına girişilmiş bir cinayete dönüşmesi Türkiye için “anlaşılmaz”, “sıra dışı” ya da “beklenmedik” bir durum değildir.

ÜÇÜNCÜ SAYFA ................................................................. Hakkı Özdal
Çocuklar ve cinayet
Dünkü gazetelerde, tuhaf ve ürkütücü bir cinayet haberi vardı yine. Bir dedikodunun, önce “namus”la ilgili bir hınca, ardından o “namusun temizlenmesi” adına girişilmiş bir cinayete dönüşmesi Türkiye için “anlaşılmaz”, “sıra dışı” ya da “beklenmedik” bir durum değildir. Ama Adana’da yaşananlar, bununla kalmayarak devam eden; içine çocukların da dahil olduğu, üstelik yalnızca kurban olarak değil, katil olarak da dahil olduğu gerçek bir trajedi. Önce, kısaca olanları anlatmalı...
...
Vatan gazetesinden Alper Uruş’un haberine göre, Siirt’in Okçular ilçesinden göç ederek Adana’ya gelen iki aile, bu kentte de birbirine yakın evlerde oturmaya devam eder. Sonra Aytiş ailesinin kızı evden kaçar ve mahallede, kızın Uruş ailesinin oğullarından biri tarafından kaçırılarak iğfal edildiği yönünde söylenti yayılır. Bu söylenti Aytiş ailesi tarafından da inandırıcı bulunur ve kızı kaçırdığı iddia edilen Kemal Uruş, diğer ailenin iki oğlu tarafından “namus temizlemek” gerekçesiyle öldürülür. Cinayeti işleyenler cezaevine konur. İki ailenin arasına girenler olur. Barışma yemekleri düzenlenir, kurbanlar kesilir ve bir “barış anlaşması”nın yapıldığı varsayılır.
Fakat aradan kısa bir süre geçtikten sonra, 18 Ekim günü, 12 yaşındaki K.U., yaşıtı ve sınıf arkadaşı Mehmet Aytiş’i okulda tabancayla vurarak öldürür. Okul ve mahalle arkadaşı olan iki çocuktan biri ötekine silah doğrultmuşken, tehdit altında olan, “Kan davası gütmeye gerek yok” gibi bir söz ederek arkasını döner ve yürür. Diğer çocuk, arkadaşını iki el ateş ederek öldürür.
Ve en son, bütün olanları başlatan ‘dedikodu’nun asılsız olduğu anlaşılır.
Böyle bir hikayeden nasıl bir sonuç çıkarılabilir? Bu korkunç trajedi hangi noktadan tutulabilir? Haberi yazan muhabir ne yapmıştı bilinmez; ama Vatan gazetesinin “Orta Sayfa” editörü, “Namusumuz kirlendi dedikodusuna iki can” başlığı atmış ve asılsız bir dedikodunun, biri çocuk iki kişinin ölümüne ve yine biri çocuk üç kişinin cezaevine girmesine yol açmasını öne çıkarmış. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Ya söylenti -gazeteninki gibi söylenirse “dedikodu”- gerçek olsaydı... O zaman bu “iki can” bir dedikoduya değil “namusa” mı verilmiş olacaktı? O zaman haber “zayıflamış” mı olacaktı? Yazık ki evet. Artık namus için cinayet işlenmesi, şaşırtıcı bir gelişme değildir üçüncü sayfa editörleri ve okurları için.
...
İki aile Siirt’ten göç etmiş. Acaba neden?
İkisi de son derece kalabalık olduğu anlaşılan ailelerden birinin kızı genç yaşta evini terk etmiş. Acaba neden?
Bir kızın evini terk etmesi, onun babası ve kardeşi tarafından cinayet nedeni kabul edilecek kadar büyütülmüş. Acaba neden?
İçinde Kürt sorunu, derin bir yoksulluk, kör ve gerici inanç ve geleneklerin sürüklediği sapkın düşünceler yer alan, ve itici gücü -doğru ya da yalan da olsa- bir takım dedikodulara, söylentilere yaslanan, önü sonu klasik bir töre cinayeti vakası. Sorunların ve “temizlenmesi” gereken engellerin gerçek olanlarından uzaklaşmış, iki ailelik bir dünyaya indirgenmiş bir yaşamın ve bu yaşama ait bir bakışın belki de kaçınılmaz sonu. Bu son, üçüncü sayfa editörlerinin elinde kılıktan kılığa giren bir dolgu malzemesine dönüşüyor. Bir çoğu, haberde adı geçen kişilerle her an yer, yani bir bakıma “kader” değiştirebilecek olan okurlar tarafından da...
hakkiozdal@evrenselbasim.com

Eski dost Claudia Roth!
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu milletvekillerinin Türkiye ziyareti, 1995’teki bir başka ziyareti hatırlattı. Claudia Roth’un da içinde bulunduğu kadın milletvekillerine, dönemin bakanlarından Ayvaz Gökdemir’in “fahişe” demesi ve olayın medyaya yansıması, hayli ilginçti:
İnsan hakları konusunda gözlemde bulundukları Türkiye ziyaretleri sırasında Kürtlerin haklarının tanınması ve DEP’li milletvekillerinin serbest bırakılması gerektiğini söyleyen Claudia Roth’u “ünlü” eden olay, 2 Haziran 1995 günü Ayvaz Gökdemir’in sarf ettiği şu cümleyle başlamıştı: “Avrupa’dan gelen bilmem ne temsilcileri fahişelerin hatırı için biz bu hainleri serbest bırakmayız.” Bu sözlere mitingi izlemek üzere Kilis’te bulunan gazeteciler tanık olmuş, Oya Berberoğlu’nun Hürriyet’e geçtiği haberde yer almıştı.
Başta ses çıkmadı
Olayın bir krize dönüşmesi, Claudia Roth ve diğer milletvekillerinin olayı basından öğrenerek 8 Haziran günü dönemin Dışişleri Bakanı Erdal İnönü’nün Brüksel’de verdiği yemeğe gitmemeleri üzerine gerçekleşti. Olayı günlerce görmezden gelen gazeteler birden Ayvaz Gökdemir’e karşı kampanya başlattılar. Ancak tepki gösterme nedenleri bakan kullandığı sözlerin “Avrupa ile arayı açması” idi. Milliyet’in 9 Haziran tarihli “Tam rezalet” haberinde şöyle deniyordu: “Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir’in Türkiye’yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu üyesi üç kadın milletvekiline ‘orospu’ demesi, Türkiye’nin başına büyük dert açtı...” Hürriyet’in 10 Haziran tarihli “Densiz adam çek git” manşetinde ise şu ifadeye yer veriliyordu: “Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir’in Avrupa Parlamentosu’nun üç bayan milletvekili için ‘fahişe’ sözcüğünü kullanması, gümrük birliğini tehlikeye soktu.”
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in konuya el atması da 10 Haziran gününü buldu. Çiller bir özür mektubu yazarak Avrupa Parlamentosu başkanına ve milletvekillerine yolladı.
Gösterilen bu gecikmeli tepki ve Gökdemir’i eleştirirken kullanılan ifadelerdeki samimiyetsizlik, medyanın da “diğerleri” gibi Claudia Roth’a pek “dostça” davranmadığını gösteriyordu.

Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net