www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Andersen’in elişleri
Ölümünden bir ay önce Andersen’i ziyaret eden Sir Edmond Gosse onu şöyle tanıtıyordu, bir kitabında: “Hans Christian Andersen’in yüzü bir köylü yüzüdür. Uzun bir duyarlılık ve kültür yaşamı ondan, toprağın resmettiği dünyayı silememiştir.

Sinemamızda daralma var
41. Altın Portakal Film Festivali’nde ‘’Yaşam Boyu Onur Ödülü’’ne layık görülen Türk Sineması’nın ünlü sanatçılarından Hale Soygazi, sektördeki daralma nedeniyle film yapamadıklarını belirterek, sinema sektörüne destek verilmesini istedi.

Türk-Alman Film Günleri düzenleniyor
İstanbul Goethe Enstitüsü uluslararası festivallerde çeşitli ödüller almış, Türk kökenli Alman yönetmenlerin filmlerini beş gün boyunca İstanbullu izleyiciyle buluşturuyor.


Andersen’in elişleri
Bülent Habora
Ölümünden bir ay önce Andersen’i ziyaret eden Sir Edmond Gosse onu şöyle tanıtıyordu, bir kitabında: “Hans Christian Andersen’in yüzü bir köylü yüzüdür. Uzun bir duyarlılık ve kültür yaşamı ondan, toprağın resmettiği dünyayı silememiştir. Ama o bir kez konuşunca ya da bir kez gülümseyince, dehası hemen ortaya çıkardı.”
Hans Christian Andersen 1805’te, Baltık Denizindeki Fyen Adası’nda, küçük bir Danimarka kenti olan Odense’de doğdu. Ailesi çok yoksuldu. Babası kundura tamircisiydi. Andersen 11 yaşındayken babası ölünce, evin geçimini annesi sağlamaya başladı, çamaşır yıkayarak. Andersen ise günlerini hayal kurarak geçiriyordu. Sürekli kitap okuyor, bunun dışında oyuncak tiyatrolar, kuklalar yapıyordu. Ama en büyük tutkusu opera sanatçısı olmaktı.
Kopenhag’ta bir çocuk
14 yaşındayken, Odense’den kaçtı, Kopenhag’a gitti. Aklına koymuştu, opera sanatçısı olacaktı. Kopenhag’da dönemin ünlü dansçısı Schall’ı buldu. Kadına tutkusunu anlattı. Schall kırmadı onu ve önünde çalışmalarını sergilemesine izin verdi. Andersen çılgınlar gibi dansedip, şarkı söylemeye başladı. Ve Schall gerçeği söyleyip, onun şarkıcı olamayacağını anlatınca tüm düş dünyası yıkıldı, Andersen’in. Ağlayarak kaçtı kadının yanından. Birçok yere başvurdu, ama her yerden aynı yanıtı aldı: “Senden sanatçı olmaz...”
Yine de Kopenhag’tan Odense’ye dönmedi. Kocaman elleri ve ayakları olan, koskocaman bir burnu bulunan, upuzun boylu, biçimsiz görünümlü, üstelik çirkin bir sese sahip olan bu Odense köylüsü sahnede ya da ses sanatçılığında başarılı olamayacağını anlamıştı.
Çocuklar
Ve sonunda yazar olmaya karar verdi. Belki de böyle bir düşünceye varmasında en büyük etken çocuklar olmuştu. Çünkü nereye, hangi eve gitse, en önce çocuklar geliyordu yanına. Sokaklarda, parklarda da durum değişmiyordu. Çocuklar hemen çevresini sarıyordu.
Her geçen gün kendisini izleyen, dinleyen çocukların sayısı artıyordu. “Çirkin ördek yavrusu” yavaş yavaş “Kuğu” oluyordu...
Andersen zamanının büyük bir bölümünü çocuklarla geçiriyordu artık. Saatlerce yanlarında oturuyor, onlara peri masalları anlatıyordu. Zaman zaman da yanında taşıdığı makasını ve kağıtları çıkarır, çocuklara elişi örnekleri hazırlardı, ayaküstü. Örneğin ip üzerinde dansedenleri canlandırırdı, kestiği kâğıtlarla. Ya da kâğıdı keserek leylekleri, yuvalarını, altına da bir ırmağı ve kuğuları koyardı.
Düş dünyası çok zengindi, Odense’li Andersen’in. Çocuklar kendisini gittikçe artan bir ilgiyle izledikçe, o da kağıtları arkası arkasına kesip resimler yapıyordu. O iri, kaba elleriyle birbirinden güzel kağıttan dantelalar yapıyordu. Kağıttan peri masalları hazırlıyordu. Bir kağıtta sevgiyi anlatırken, bir başkasında da “Kalp üzerindeki darağacında asılan iki mahkûm”u veriyordu çocuklara. Belki de arkasından hemen “Canbazlar”ı kesip gösteriyordu, onlara...
Çirkin ördek yavrusu
Danimarka Kralı 6. Frederik, onun okula gitmesini sağladı. Üniversiteyi bitirdikten sonra, 24 yaşında yazdığı bir oyunla büyük bir ün sahibi oldu. Kazandığı bir bursla tüm Avrupa’yı dolaştı. 30 yaşında ilk masal kitabını yazdı. Romanları olsun, gezi notları olsun tüm yazdıkları çok ilgi uyandırıyordu. Ama masal kitabını kimse tutmadı.
İnat etti Hans Christian Andersen ve masal yazma işini sürdürdü. 1838’den itibaren masalları ilgiyle izlenmeye başlandı, yalnız Danimarka’da değil, tüm Avrupa’da. Sonunda kıtayı da aştı, Çin’e, Japonya’ya, Amerika’ya, Afrika’ya dek ulaştı ünü.
“Çirkin ördek yavrusu” en sonunda “Kuğu” olmuştu... Derler ki edebiyat tarihçileri: “Çirkin ördek yavrusu masalında Andersen, kendisini anlatıyor. Çocukken herkes dışlıyordu onu, alay ediyordu onunla. Ama büyüyünce tüm insanlar hayranlıkla izlemeye başladılar...”


Başa dön


Sinemamızda daralma var
41. Altın Portakal Film Festivali’nde ‘’Yaşam Boyu Onur Ödülü’’ne layık görülen Türk Sineması’nın ünlü sanatçılarından Hale Soygazi, sektördeki daralma nedeniyle film yapamadıklarını belirterek, sinema sektörüne destek verilmesini istedi. Sanat yaşamında birçok ödül kazanan Soygazi, son olarak Altın Portakal Film Festivali’nde ‘’Yaşam Boyu Onur Ödülü’’ne layık görülmüştü.
Sektörde daralma var
Soygazi, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk sinema sektöründeki daralma nedeniyle son dönemde film yapamadığını, önünde şu an bir film projesi de bulunmadığını kaydederek, bir televizyon dizisinde rol aldığını ve başka dizi projelerinin gündemde olduğunu söyledi. Sinemanın, kültürün en önemli öğelerinden biri olduğunu, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde sinema sektöründe yeni çekilen filmlere devlet desteği bulunduğunu ifade eden Soygazi, ‘’Sektörün canlılığı, desteğe bağlı. Üretimi canlandırmak için devlet destek olmalı. Film yapılıyor olması çok önemli. Gönül ister ki, yılda 60-70 film çekilsin’’ dedi.

Tramvay çekildi
41. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma adayı filmlerden “Tramvay”, festivale getirilen asıl kopyasında ses problemi yaşanması nedeniyle, yönetmeni ve yapımcı firmanın ortak kararıyla yarışmadan çekildi.
“Tramvay” filminin yönetmeni Olgun Arun ve yapımcı firmanın genel Koordinatörü Ali Hakan, Falez Otel’de bir basın toplantısı düzenleyerek filmin yarışmadan çekildiğini açıkladılar. Yönetmen Olgun Arun, festivallerin Türkiye’deki filmlere katkısının büyük olduğunu, filmlerinin Altın Portakal Film Festivali’nde yer almasının kendileri için motive edici olduğunu ancak, filmin dün akşam festivalde gösterilecek asıl kopyasının ses kalitesinde bazı hatalar gördüklerini söyledi.
Filmi hep birlikte izlediklerini mono ve ses kalitesindeki hataların izleyiciye sunulmaya uygun olmadığını gördüklerini anlatan Arun, yapımcı Sinan Çetin ve diğer sorumlularla filmi yarışmadan çekme kararı aldıklarını bildirdi. Arun, “Filmin en iyi şekilde izleyiciye ulaşmasını istiyoruz. İzleyiciye olan saygımızdan dolayı filmimizi
çekme kararı aldık. Ses sorununu aşıp filmi izleyiciye ulaştıracağız” dedi.
Olgun Arun, ses sorunun kendileri açısından çok önemli olduğunu, bu kararda yapımcı desteğini de yanlarında gördüklerini vurgulayarak, “Ben çok şanslı bir yönetmenim. Bu sorun nedeniyle Sinan Çetin’den başka bir yapımcının filmini geri çekeceğini sanmıyorum” diye konuştu.
Filmin yapım şirketinin genel koordinatörü Ali Hakan da filmi son anda yarışma için festivale gönderdiklerini, asıl kopyasının dün kendilerine ulaştığını ve problemi gördüklerini kaydederek, “Filmimiz belki de festivalin en iyi filmi. En küçük bir hata
olmamalıydı. Tramvay’ı geri çekme kararını izleyiciye, festivale ve jüriye olan saygımızdan dolayı aldık. Yanlış algılanmasın istiyoruz. Bu geri çekme kararını, ne festivale, ne organizasyona ne de jüriye tepki olarak almadık. Tek sebep ses sorunudur” şeklinde konuştu.
Ali Hakan ve yönetmen Arun, daha önceden bu sorunu görmeleri gerektiğini, ancak asıl kopyanın kendilerine yeni ulaşması nedeniyle problemin fark edildiğini belirterek, ses sorununun en kısa süre içerisinde çözülerek filmi izleyiciyle buluşturacaklarını söylediler.

Tükeniş gösterilecek
Antalya’da çekilen Ümit Aygül’ün yönettiği, Celal Remo’nun senaryosunu yazdığı “Tükeniş” adlı kısa film, Altın Portakal Festivali kapsamında izleyicilerle buluşacak. Üçüncü Zil Tiyatro Topluluğu oyuncularının rol aldığı film, 10. Uluslararası Kısa Film ve Video Yarışması bünyesinde 10 Ekim 2004 Pazar günü saat 14.00’te Antalya Belediye Kültür Salonu’nda gösterilecek.

ÖZEL BİR BELGESEL
Antalya Altın Portakal Film Festivali çerçevesinde gerçekleştirilen “Nürnberg Sinema Günleri” kapsamında “Uzunlar-Uzunlamasına Çekilmiş Televizyon Filmi” adlı belgesel gösterildi. Nürnberg Film Atölyesi ekibi tarafından dünyada, dikey formatlı olarak çekilen ilk belgesel olma özelliğine sahip filmde, Nürnberg’de yaşayan uzun boylu insanlar konu ediliyor. Uzun boylu insanların yaşadıkları sıkıntıların ele alındığı belgeselin çekiminde farklı kamera ekipmanları kullanılmış. Yönetmenliğini ve senaristliğini Günther Wittman ile Bernd Siegler’in üstlendiği belgesel, bugüne kadar birçok Alman televizyon kanalında gösterildi. Yönetmenin sıra dışı bir deneyim yaşamak istemesi üzerine çekilen belgesel, çekildiği günden bu yana birçok eleştiriye de hedef oldu.


Başa dön


Türk-Alman Film Günleri düzenleniyor
İstanbul Goethe Enstitüsü tarafından düzenlenen Türk-Alman Film Günleri ile Almanyalı 3. kuşak Türk yönetmenlerin filmleri Türkiye’ye geliyor. Fatih Akın, Lale Nalpantoğlu, Züli Aladağ, Kadir Sözen, Yüksel Yavuz, Neco Çelik , Murat Şeker ve Neco Çelik gibi yönetmenlerin filmleri beş gün boyunca ücretsiz olarak gösterilecek. Bir süredir çektikleri filmlerle çeşitli ödüller alarak adlarını duyuran Türk kökenli Alman yönetmenlerinin filmleri ülkemizde de oldukça ilgi çekmişti. Bunlar arasında Fatih Akın’nın Duvara Karşı adlı filmi Türk kökenli genç Alman yönetmenlere karşı uluslararası bir ilgi doğdu. 11-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirecek Türk Alman Film Günleri’ndeki filmlerin birbirine yakın konular işlenmesi dikkat çekiyor. Özellikle Almanya’da yaşayan Türk kökenli ailelerin çocuklarının kimlik sorunu, yaşam mücadelesi, iş bulma çabasa anlatılıyor. Filmlerin birçok uluslararası festivale davet edilmiş ve ödüller almış olmaları da dikkat çekiyor. Bu yönetmenlerin daha 90’lı yılların ortalarından itibaren Alman sinemasında önemli bir yer edindikleri ve Alman sinemasını tarz, konu ve estetik açıdan hatırı sayılır ölçüde şekillendirdikleri, o yıllardan bu yana üretilen filmlerin sayısından da anlaşılmaktadır. Bu filmler, sadece Kreuzberg veya Altona ile İstanbul arasında geçen yaşamların hikâyelerini çok ince ayrıntılarla anlatmakla kalmıyor, Doğu-Batı köprüsü ekseni dışına çıkan evrensel boyutlu konuları da aktarıyorlar. Film günleri kapsamındra ayrıca Necco Çelik’te İstanbul’a gelerek, Goethe Enstitüsü’nde sinema eleştirmeni Fatih Özgüven’inde katılacağı bir söyleşi gerçekleştirecekler. 1972 Berlin doğumlu Neco Çelik’in “Sıradan Bir Gün” ve “Şehir Gerillaları” filmleri bu etkinlik kapsamında gösterilecektir.
Uluslararası PEN Baydemir’i ziyaret etti
Uluslararası PEN Genel Sekreteri Terry Carlbom, 2005 yılında yazarların Diyarbakır’da yapacağı konferans öncesi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i makamında ziyaret etti. Kürt PEN yetkililerinin de yer aldığı ziyarette, Baydemir, PEN heyetini makamında kabul etti. Konferans öncesi yapılacak hazırlıklar nedeniyle Diyarbakır’da temaslarda bulunan Carlbom’un ziyaretinde ilk sözü Baydemir aldı. Bölgede ve Diyarbakır’da PEN’e olan ilginin büyük olduğunu aktaran Baydemir, “Böyle bir konferans gerçekleştirme kararını kutlamak isterim. Fırsatımız olsaydı böyle bir teklifi biz size getirecektik” dedi. Baydemir’in ardından söz alan Terry Carlbom, “Çalışmaları hızlandırmada katkı ve bize cesaret verdiniz. Siz ya da sizin seçeceğiniz bir temsilci ile çalışmaları birlikte yürütelim” dedi. Daha sonra Baydemir, Carlbom’a bir plaket verirken, Carlbom ise Baydemir’e PEN rozeti taktı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net