www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bilim insanları değişim İSTİYOR
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden 5 bine yakın bilim insanı, başta araştırmalara ayrılan kaynakların artırılması olmak üzere, temel taleplerinin yer aldığı bir dilekçeyi 25 ülkenin araştırma bakanlıklarına gönderdiler.

İstanbul’da okul rezaleti
İstanbul Valiliği’nin eğitim-öğretim döneminin başlamasının ardından bazı okulları ‘depreme dayanıksız’ oldukları gerekçesiyle boşaltması çeşitli sorunları beraberinde getirdi. Başka okullara nakledilen öğrenciler, kalabalık sınıflarda ve sağlıksız koşullarda öğrenimlerini sürdürüyorlar.

Reçete kısıtlamasına
   karşı kampanya

Pratisyen hekimler Sağlık Bakanlığı’nın reçete yazmalarına getirdiği kısıtlamaya karşı “bizi piyon durumuna düşürüyor” diyerek imza kampanyası başlattılar.

Operasyonlar dursun
   yangınlar sönsün!

“Terörle mücadele”nin bahane edilerek yüzlerce hektar ormanlık alanın ateşe verildiği Tunceli’de kitle örgütleri ve partiler, operasyonların durdurulmasını istediler. Kitle örgütü ve parti yöneticileri, hükümetin Kürt sorunu konusunda adım atması gerektiğini ifade ettiler.


Bilim insanları değişim İSTİYOR
Avrupa Parlamentosu üzerinde daha etkili lobi faaliyeti yürütmek için bir araya gelen bilim insanları daha iyi araştırma koşulları için birleşik bir savunma gücü oluşturmak üzere ortak tavır alıyorlar.
The Scientist adlı bilim dergisinin son sayısında yer alan bir makalede geçen hafta, Avrupa Yaşam Bilimleri Organizasyonu (ELSO) tarafından 25 ülkenin araştırma bakanlıklarına, bilim insanlarının taleplerini ileten bir dilekçe gönderildiği belirtiliyor. 5 bine yakın bilim insanının imzası bulunan dilekçede, Avrupa Birliği’nin “temel ve uzun süreli araştırmalara, genç bilim insanlarına, buluşlara ve yaratıcılığa” daha fazla önem vermesi isteniyor.
Dilekçeye imza atan bilim insanlarından biri olan ve Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nin İnsan Genetiği Bölümü’nde görev yapan Bart de Strooper, AB’deki araştırma şartlarını etkileyecek politik kararların şekillenmesinde araştırmacılara daha fazla yer verilmesi gerektiğini söylüyor. Çiftçilerin, iş adamlarının ve sendikaların örgütlenerek Brüksel üzerinde, istekleri doğrultusunda baskı oluşturduklarını ifade eden Strooper, “Bilim insanlarının da aynı şeyi yapmaya ihtiyaçları var” diyor.
Strooper, Avrupalı pek çok bilim insanının, 2006’da uygulanmaya başlanacak ve araştırmaların finansmanı için temel kaynağı oluşturacak Altıncı Çerçeve Programı’ndan memnun olmadığını, Yedinci Çerçeve Programı’nda değişiklik yapmaları için AB parlamenterlerini ikna etmeyi umduklarını ifade ediyor.
20’den fazla ülkeden 5 bine yakın bilim insanı tarafından imzalanan ve politikacılara gönderilen imza dilekçesi dört temel isteği barındırıyor: “Araştırmalar için başvuru işlemleri basitleştirilerek, sözleşmelerden çok araştırma burslarının tercih edilmesi; bütün üye ülkelerin araştırmalara ödenek ayırması için AB’nin hükümetlere baskı yapması; Avrupa Komisyonu’nun, araştırma ve geliştirmede yatırımı artırmaya yönelik kanunlar önermesi; temel araştırmalar için, ulusal hükümetlerden bağımsız bir kurumun kurulması.”
Avrupa Komisyonu Araştırma ve Geliştirme Sözcüsü Fabio Fabbi ise, AB araştırma politikaları hakkında bilim insanlarından gelecek yapıcı eleştirilere açık olduklarını dile getirerek, araştırma başvuru işlemlerini şekillendirecek ve fonların daha esnek ve şeffaf olmasını sağlayacak değişikliklerin yapılabileceğini belirtiyor.
“Yaratıcılığa engel olmak ya da onu boğmak istemiyoruz” diyen Fabbi, araştırmalar için başvuru işlemlerinin basitleştirilmesine karşı çıkarak, araştırmak için güzel bir fikri olduğunu düşünen ve telefonu açıp para isteyen herkese para veremeyeceklerini, bir kontrol mekanizmasının gerekli olduğunu ifade ediyor.
Dilekçeyi imzalayanların isimlerine, görüşlerine ve imza metnine http://ultr23.vub.ac.be/petition adresinden ulaşılabiliyor.


Başa dön


İstanbul’da okul rezaleti
Neslihan Demir/Yunus Demir
İstanbul Valiliği’nin depreme dayanaksız olduğu gerekçesiyle yıkım kararı aldığı Beykoz 60. Yıl İlköğretim Okulu’nun öğrencileri zor durumda kaldı. Okulun 1. sınıf öğrencileri Halide Edip İlköğretim Okulu’na, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencileri Soğuksu İlköğretim Okulu’na, 5,6,7 ve 8. sınıf öğrencileri de Paşabahçe İlköğretim Okulu’na dağıtıldı. Ancak, bu okulların bodrum katları ve kalorifer dairelerinin sınıfa dönüştürülmesi nedeniyle velileri çocuklarını bu okullara göndermiyorlar. Sık sık kendi aralarında toplantı yapan veliler, yıkım kararı alınan okulun zemin etüd raporunun kendilerine gösterilmesini istiyorlar.
Hastalık korkusu
900 öğrencinin Paşabahçe, Soğuksu ve Halide Edip Adıvar ilköğretim okullarına nakledilmesinin bu okullarda aşırı bir yoğunluk yaşatacağını belirten öğrenci velileri, hepatit, kolera ve tüberküloz salgınlarının yaşanmasından endişe ediyorlar. Paşabahçe SSK Hastanesi doktorlarından Bora İnce de, aşırı kalabalık nedeniyle sınıfların sağlıksız oluşu ve tuvalet yetersizliği gibi nedenlerden dolayı salgın hastalıklar yaşanabileceğini belirtiyor.
Nakil öğrenciler için sınıf olarak gösterilen bölümlerin kontraplakla çevrilmiş olan kalorifer daireleri ve bodrum katları olduğunu aktaran veliler, çocuklarına nemin, tozun, toprağın reva görüldüğünü söylüyorlar. Gülseren Öztürk adlı veli, mevcut koşullarda çocuğumu kesinlikle okula yollamayacağını belirtirken; Ergin Menteşe, boş halde duran imam hatip lisesinin değerlendirilmesi önerisinde bulundu. Ramis Aknem de, emekçi çocuklarına karşı duyarsız davranılmasını eleştirdi.
Valiliğin raporuna güvenmedikleri için TMMOB’den ikinci bir zemin etüdü yapma sözü alan veliler, şimdi bu incelemenin sonucunu bekliyorlar.
Bilgi verilmeli
Gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtlayan Eğitim Sen 2 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Hamdi Çelik, öğrenci ve velilere Mili Eğitim Müdürlüğü’nün bilgi vermesi ve taleplerini dinlenmesi gerektiğini söyledi. Velilere her konuda destek vereceklerini belirten Çelik, yöneticilerle görüşme talebinde bulunacaklarını ve velilerle görüşmelerin sürdürüleceğini ifade etti.
Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Rıza Zeyrek de, velilerin mücadeleleri ile demokrasi dersi verdiğini kaydetti. Gelişmiş okullarda 25 kişilik sınıflarda ders verildiğini hatırlatan Zeyrek, 60. Yıl öğrencilerinin 60 kişilik sınıflarda öğrenim görmeye zorlandıklarını belirtti.


Başa dön


Reçete kısıtlamasına
    karşı kampanya
Fadime Alkan
Pratisyen hekimler Sağlık Bakanlığı’nın reçete yazmalarına getirdiği kısıtlamaya karşı “bizi piyon durumuna düşürüyor” diyerek imza kampanyası başlattılar.
1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe giren Bütçe Uygulama Talimatı, reçete yazımına getirdiği kısıtlamalar nedeniyle hekimlerin büyük tepkisini çekmişti. “Mesleğimden elini çek” diyerek diplomalarını yakan pratisyen hekimlerin girişimi üzerine Sağlık Bakanlığı uygulamadan vezgeçmişti. Ancak aradan kısa bir süre geçmesine karşın bakanlık, hekimlerin memnun olmadığı Bütçe Uygulama Talimatnamesi’ni yeniden uygulamaya koydu. Paratisyen hekimler talimatnameye göre kollestrol, antideprasan, menepoz, astım, akciğer hastalıkları ve mantar hastalıkları için kullanılan ilaçların da aralarında bulunduğu bir çok ilacı yazamıyorlar.
Hekimlik yapmayın deniliyor
Konunun birebir muhatabı olmalarına karşın kendilerinin görüşünün alınmadığını söyleyen Pratisyen Hekimler Derneği Genel Sekreteri Erkan Kapaklı, “Biz tesadüfen Eczacılar Odası’nın sitesinden öğreniyoruz. Bu, ‘sen istersen ilacı yaz biz sana kısıtlama getirmiyoruz, ama ben yazdığın ilaçları vermem’ anlamına geliyor. Önceden bu uygulamayı sadece Bağ-Kur yapıyordu şimdi 3 kurum birden yapacak. İnsanlar bana gelecek, ben ilaç yazacağım, vatandaş kurumundan ilacını alamayacak. Bundan sonra da kurul raporu çıkarmak için uğraşacak. İnsanlara yazık değil mi? Biz de insanların ordan oraya gidip rezil olmalarını önlemek için doğrudan ikinci basamağa sevk edeceğiz. Bizim hemen hemen hiçbir işlevimiz kalmayacak sevk memuru olacağız” diye konuştu.
Hastaların pratisyen hekimlerden ilaç almaları için hastanın kamu ya da özel hastanelerden 3 hekimden onaylı Sağlık Kurulu Raporu çıkarması gerektiğini anlatan Kapaklı, “Emekli sandığı hastalarının özele sevkinin önü açıldı. İnsanlar kamu hastanelerinde rezil olmaktansa özele sevkini isteyecektir. Sağlık raporunu da özel hastanelerden alacaktır. Sağlık ocakları özelleştirmenin önünde direniyor. Sağlık hizmetlerini nasıl özelleştirecek? Bu şekilde sağlık ocaklarını işlevsiz yapıp önünü tıkayacak ve özel hastanelerin önü açılacak” dedi. Hastalardan ‘Sağlık Kurulu Raporu’ istemenin hastayı muayene etmeden tekrar ilaç yazmak anlamına geldiğini söyleyen Kapaklı, “Başka bir hekimin yazdığı ilacı yazmak zorunda kalıyoruz. Bunun anlamı hekimlik yapmamaktır” dedi.
Uygulamanın “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın bir parçası olduğunu dile getiren Kapaklı, sağlığı paralı hale getirmenin bir ayağının da bu olduğunu söyledi. “Temel Teminat Paketi” (sigortanın kanser, böbrek gibi pahalı hastalıkların masrafını karşılamaması bu hastalıkların masrafını karşılamak için ek bir vergi ödenmesi) uygulamasının da önünü açtığına dikkat çeken Kapaklı, “Artık karar verenler hekim ve meslek örgütleri değil sigorta şirketleri olacak. Sigorta şirketleri şu ilacı veririm bu ilacı vermem diyecekler” dedi.
Başarısız olacaklar
Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamayı geri çekmek zorunda kalacağını söyleyen Kapaklı “Bu yüzden hem halkın hem de hekimlerin katıldığı bir imza kampanyası başlattık. Bu durumu kime anlattıksa bize destek veriyor” dedi. Kampanyanın 8 Ekim’e kadar devam edeceğini söyleyen Kapaklı toplanan imzaların Danıştay 5. Hukuk Dairesi Başkanlığı’na gönderileceği bilgisini verdi.


Başa dön


Operasyonlar dursun
    yangınlar sönsün!
Cem Emir
Tunceli’deki kitle örgütleri ve siyasi partiler, orman yangınlarına neden olan operasyonların durdurulmasını istedi. “Terörle mücadele”nin bahane edilerek ilde yüzlerce hektarlık alanın ateşe verildiğini dile getiren kitle örgütü ve parti yöneticileri, yangını söndürmek isteyen halkın engellenmesine de tepki gösterdiler.
Gazetemize konuşan EMEP Tunceli İl Başkanı Hüseyin Tunç, bugün Tunceli’de yaşananların devletin Kürt sorununa bakış açısının bir yansıması olduğunu ifade etti. Devletin, yakarak, yıkarak ve korkutarak, Kürt sorununu çözeceğine inandığına dikkati çeken Tunç, bu uygulamaların sadece Tunceli’de değil Bingöl ve Hakkari gibi bölgenin diğer illerinde de yaşandığını söyledi.
Bütün bölgenin operasyon alanına dönüştürüldüğünü kaydeden Tunç, “İnsanların yaşam güvenceleri ayaklar altına alınıyor. Bundan dolayı yeniden bir göç dalgası başlayabilir” dedi. Tunç, operasyonların durdurulması gerektiğini vurgulayarak hükümetten Kürt sorunu konusunda adım atmasını istedi.
Demokratik çözüm
DEHAP Tunceli İl Başkanı İsmail Kasun ise hiçbir gerekçenin doğayı tahrip etmek için kullanılamayacağını ifade etti. Son dönemlerdeki yangınların operasyon ve çatışmalardan kaynaklandığını hatırlatan Kasun, “Yangınlar ya karakolların yakınlarında çıkıyor, ya da operasyon sırasında çıkıyor. Hepimiz operasyonların durdurulmasını istiyoruz. Şiddet yerine demokratik çözüm esas alınmalı. Tunceli’deki tüm demokratik kurum ve kuruluşların ortak istemi operasyonların durdurulmasıdır. Ancak doğa katliamının önüne böyle geçilebilir diye düşünüyoruz” dedi.

ÇİFTE STANDART UYGULANIYOR
Hıdır Demir (Tarım Orkam-Sen Tunceli İl Temsilcisi):
Devletin tek taraflı olarak geliştirdiği politikaların bir sonucu olarak Türkiye’de hem emek mücadelesi hem de demokrasi mücadelesine tahammülsüzlüğü doğaya karşıda sürmektedir. Son olarak 200 hektarlık orman yangınını bu politikaların ürünü olarak değerlendiriyorum. Devlet kendi almış olduğu milli park yasaklarını kendisi çiğnemiştir. Batıdaki en küçük bir orman yangınına bile seferberlik ilan ederken burada gözler önünde yüzlerce hektar orman kül olmuştur. Burada çifte standart uygulanmaktadır.

SUÇ İŞLENİYOR
Uluslararası destek büyüyor
Danimarka Komünist Partisi ML Uluslararası Sekreteri Sven Tarp gönderdiği mesajda “On yıldır yayımlanan ve işçi sınıfının eğitiminde önemli bir rol oynayan Evrensel ile dayanışma içinde olacağız” derken Belçika İşçilerinin Partisi’nin haftalık yayın organı olan Solidaire’nin editörü David Pestieau da, “Onuncu yılınıza girmenizden dolayı sizi kutluyorum. Erdoğan’ı eleştiren bir kariktür nedeniyle aldığınız cezaya karşı dayanışma duygularımı gönderiyorum” dedi. Gazetemize İspanya’dan başlığı ile yazılar yazan Raúl Marco da gönderdiği mesajda Evrensel’e verilen cezanın altında gazetenin özgürlük ve demokrasi için mücadele etmesi olduğunu belirterek, “Evrensel’in yazarları ve emekçileriyle duygularımız aynıdır. Polis güçlerince alçakça katledilmiş olan Metin Göktepe’yi unutmayacağız” dedi. Belçika Sendikaları temsilcisi Francis Lafosse ise yıllar önce Evrensel’i ziyaret ettiğini ve Türkiye koşullarında günlük bir gazete çıkarılmasını hayranlıkla karşıladığını söylediği mesajında “Umuyorum ki işçi sınıfı için çalışmalarınıza devam edeceksiniz” dedi. Amerikalı sendikacı Jack Heyman ise mesajında “Sizlere ABD’nin Batı Kıyısı’nda bulunan San Fransisko Limanı’ndan dayanışma selamları gönderiyorum. 1999 yılında Ören, Türkiye’de yapılan Uluslararası Sendikal Dayanışma Konferansı’na geldiğimde, “canavarın göbeğinden” proleter selamlar getirmiştim. Türk ve Kürt işçilerini savunmaktaki yürekli tutumunuzu sürdürmeniz bizim için çok önemli. Evrensel’in, özellikle de 10. yılında emekten yana ve ister Irak’ta, ister Türkiye’de ya da ABD’de olsun hükümet baskılarını eleştiren yazıları, haberleri yayımlamaya devam etmesi de bir o kadar önemli! Basının özgürlüğü, ki bu sonuçta bizzat işçi sınıfı tarafından savunulması gereken bir haktır, tam da bu anlama gelmektedir” dedi. Kanada Emek, Barış, Demokrasi Komitesi adına bir mesaj gönderen Süleyman Göven ise “Gazetenizin Başbakan’a ilişkin bir karikatür yüzünden cezalandırıldığını öğrenmek büyük bir şok etkisi yaptı. Evrensel’in Türkiye’deki özgür basının temsilcilerinden birisi olduğunun farkındayız. Özgür basına karşı verilen her hukuki karara bir ceza ve özgürlüğün sesinin susturulması gözüyle bakıyoruz” dedi. Bangladeş Demokratik İşçi Partisi Başkanı Tafazzul Hüseyin de mesajında nice onyıllar dileyerek baskıcı yönetimlerin karikatür de dahil her türlü eleştirilerden korktuğunu belirtiyor ve “Eleştiriden suçlu olan korkar. Asıl korktukları işçi sınıfı üzerindeki hakimiyetlerini kaybetmektir, dünyanın her yerinde basın ve ifade özgürlüğü tehlikede” diyor.
‘Dilerim yanlıştan dönülür’
DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kendisine ve 7 parti üyesine “Kanunun açıkça suç saydığı bir fiili övmek” suçundan verilen 6’şar ay hapis cezasını kınadı. Bakırhan “Mitingde tahrik etmeye yönelik herhangi bir şey söylenmedi. Tam aksine o günkü gündeme ilişkin ve gündemde yoğunca tartışılan tecrit konusunda, açıklamalarda bulunduk. Yine konuşmamızda düşünce özgürlüğüne ilişkin görüş ile öneriler ve yine mevcut uygulamalara ilişkin eleştirilerimiz vardı” diye konuştu. En son yapılan yasal değişikliklerle birlikte verilen cezanın uygun olmadığının görüleceğini ifade eden Bakırhan, “Davanın takipçisi olacağız. Dilerim yanlıştan dönülür” dedi. EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel de hapis kararına tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan Tüzel, “Bir partinin genel başkanına verilen bu ceza AKP Hükümeti’nin sözde demokratikleşme söylemlerinin gerçekte birer iddiadan ibaret olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi. “Bir siyasi parti genel başkanının, her kim tarafından ortaya atılmış olursa olsun, barış taleplerini dile getirmesi kadar dogal ne olabilir?” diye soran Tüzel, “Bu ceza, demokrasilerin vazgeçilmez bir dayanağı olan düşünceyi ifade etme özgürlüğüne verilmiştir dedi.”
Taşeron eziyeti
TEDAŞ’ın, Mersin Devlet Hastanesi yolu üzerindeki Havuzlu Caddesi’nde yaptığı, kanal kazısı ve boru hattı, kablo döşeme çalışmaları çevreye zarar veriyor ve halkın sağlığını tehdit ediyor. TEDAŞ’ın bir taşeron firmaya verdiği bu çalışmalar, taşeron firmanın kullandığı beyaz topraktan çıkan tozlar nedeniyle çevre esnafının en çok şikâyet ettiği konu. Ayrıca, çalışmalar sırasında sökülen kaldırım ve bordür taşlarının gelişigüzel yerleştirilmesi ve açılan çukurların kapatılmadan bırakılması da ayrı bir sorun teşkil ediyor. Açılan çukurların çoğunda güvenlik şeridi bulunmuyor. Olanlarda ise güvenlik şeridinin hiçbir işlevi yok. Kapatılmayan bu çukurların içinde ise çöp yığınları oluşmuş durumda. Çalışmaların yapıldığı Havuzlu Caddesi’nde görüştüğümüz taşeron firmanın bir yetkilisi kendisini savunarak “Biz iyi bir firmayız. Amerika’da da çalışmalarımız oluyor. Yaptığımız işlerde de çevreye ve insanlara zarar vermiyoruz” diye konuştu. Yetkili, taşeron firmanın ismini vermekten kaçındı. Görüşlerine başvurduğumuz çevre esnafı ise, taşeron firma yetkilisinin söylediklerinin tamamen tersini düşünüyor. Cadde üzerinde bir tekel büfesi işleten Hamit Durmaz sorduğumuz sorulara “Bir aya yakındır buralar böyle. Bütün gün toz içinde kalıyoruz. Kullanılan beyaz toprak insan sağlığına zarar veriyor. Tek bildiğimiz TEDAŞ’ın taşeron bir firmasının buraya elektrik kablosu hattı döşediği. Yollar bozuldu ve düzeltmeden öylece bıraktılar. İnsanlar yürümekte bile zorlanıyor. Bütün esnaf bu durumdan şikâyetçi. İşimize engel oluyor.” diye cevap verdi. Büfenin yanındaki eczaneye girdiğimizde ise aynı tepkilerle karşılaşıyoruz. Eczane sahibi Türkan Karakaş çıkan tozlardan dolayı akciğer ve boğaz enfeksiyonlarının oluşabileceğine dikkat çekerek “Bir çok çukur açıp öylece bıraktılar. Yağmur yağdığı zaman, buralar çamurdan geçilmeyecek duruma gelecek.” diye konuştu. Bir başka esnaf Mevlüt Korkusuz ise, “Her taraf toz toprak oluyor. Bütün pislik dükkâna doluyor. Açılan çukurlar öylece kaldı. Güvenlik şeridi bile yok. 4-5 yıl önce 110 milyon vererek yaptırdığımız yerleri kırıp bıraktılar. Bize, üç ekibin çalışarak bozulan yerleri yapacağını söylediler.Ancak yapılmadı.Bize ise buraların pisliği kaldı.” diyerek tepkisini dile getirdi.
Bedava kitap fiyaskosu
Basın-İş Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bedava dağıttığı ders kitaplarının iki hafta içinde kullanılamaz hale gelmesinin nedeninin, daha fazla kâr için kalitesiz üretim yapan veya aldığı işi taşerona veren özel yayınevleri olduğunu açıkladı. Sendika tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, iki hafta içinde kullanılamaz hale gelmesinin sorumlusunun özel yayınevleri olduğu belirtildi. Açıklamada, hiçbir yaptırım ile karşılaşmayacağını bilen özel yayınevlerinin daha fazla kar marjı için üstesinden gelemeyeceği kapasitede iş aldığı belirtilerek, işin bir kısmının taşerona verildiği ve sadece bu işe dönük geçici ve kayıtdışı işçi istihdam edildiği bildirildi. Kitap baskılarında tutkalın ve kağıdın kalitesiz olanlarının seçildiğine dikkat çekilen açıklamada, bu kitaplardan trilyonlarca lira kazanıldığı vurgulandı. Açıklamada Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konunun üzerine gitmesi ve yayınevlerinden hesap sorması gerektiği belirtilerek, “Çöpe giden paralar halkın paralarıdır. Olumsuz koşullarda okuyan öğrenciler, okulsuz yerleşim yerleri varken ve ders kitaplarının Milli Eğitim Basımevi’nde çok daha ucuza ve daha kaliteli üretilmesi mümkünken, MEB’in bütçesinin özel yayınevlerine yağmalatılmasının haklı bir nedeni olamaz” denildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net