www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İşçiler mi suçlu!
Tuzla’da bulunan tersanelerde çalışan işçilerin ne sigorta pirimi ödeniyor, ne de işgüvenliği için gerekli malzemelerden yararlanmaları sağlanıyor.

Ormanlar yanıyor devlet seyrediyor?
Tunceli’nin Ovacık ilçesinde askeri operasyonlar nedeniyle ateşe verilen ormanlar yanmaya devam ediyor. Yangını söndürmek isteyen ormancı ve köylüler askerler tarafından bölgeye yaklaştırılmıyor.

Yıkımın arkasında ne var?
Beykoz 60. Yıl İlköğretim Okulu, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle valilik tarafından boşaltıldı. Boşaltma kararının dışında rapor olmadığını belirten veliler okulun yıkılmasının arkasında Beykoz’dan dışlanmalarının yattığını düşünüyor.

Yaygara koparmaya devam
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AKP Kadın Kolları’nın düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmasını eleştirerek “Tayyip elini bedenimden çek” dedi.


İşçiler mi suçlu!
Muzaffer Özkurt
Sabahları banliyö trenlerine belki de en fazla yolcunun inip bindiği durak İçmeler İstasyonu’dur. Çünkü bu istasyon aynı zamanda 15 binin üzerinde işçinin çalıştığı Tuzla tersaneler bölgesinin de giriş kapısı sayılır. Bu kapı sabah saat 07.30’da istasyondaki sabah sessizliğini bozan trenin düdüğü ile açılır ve işçiler tersanelere akmaya başlar.
Hemen her sabah birbirinin tekrarı olur burada. Binlerce ayak hızlı adımlarla ilk önce büfelerin ve çay ocaklarının önünde kuyruk oluşturuyor. Ayaküstü yapılan sohbetler, bağırış ve çağırışlar arasında işe girmeden önce bir bardak çay içip, bir kaç poğaça ile karınlarını doyuruyorlar. Aynı saatlerde gece vardiyasından çıkan işçilerde evlerine varmak için istasyona yöneliyorlar. Onların adımları 12 saat süren ağır bir çalışmanın yorgunluğundan dolayı işe yeni başlayacaklara göre oldukça yavaş ve isteksiz.
İş cinayetleri
Bazı işçiler ise iş çıkışını göremiyor ya da gözünü hastanede açıyor. Yılbaşından yaz ortasına kadar iş kazalarında 10 civarında işçi yaşamını yitirdi. Duyumlar hesaba katılacak olursa bu rakam katlanarak artar. Tuzla tersaneler bölgesinde iş kazaları hiçbir zaman alışılmayan ama eksik de olmayan bir gerçek. Her işçi en az bir iş kazası görmüş ya da geçirmiş. Bu kazaların bir çoğunun ufak tefek tedbirlerle önlenebileceğini söyleyen işçiler, patronların tedbirleri almaması nedeniyle iş kazalarını iş cinayetleri olarak nitelendiriyorlar.
Sigorta pirimi hiç yatırılmadı
“Tersanenin en tehlikeli işinde, kumlama bölümünde günde 12 saat çalışıyorum” diyen Ferhat Özcan 36 yaşında. Evli ve bir çocuk babası Özcan, iki yıllık işçi. Bu emeğinin karşılığında ise bir gün bile sigorta pirimi ödenmemiş. “Yapılmaz da” diyor. Bir arkadaşının gözleri önünde iskeleden düştüğünü görmüş. “Onun şimdi sağ tarafının tamamı felçli “diyen Ferhat Özcan, çalıştığı süre içinde ne bir yere gidebilmiş, ne de ailesiyle tatil yapmış. Özcan iş güvenliği konusunda ise “Taşeron sistemi olduğu sürece bir şey olmaz” diyor.
‘Bareti kim bulmuş?’
Sigorta pirimlerinin yatırılmamasından yakınan Metin Arduç 18 yaşında ve iki yıllık işçi. “İşçi iskeleden düşüyor. Oraya keyfinden değil, iş için çıkıyor. Patron kaza olmasını istemiyorsa vinç tahsis eder, kemer verir ve takmayı zorunlu yapar” diyen Arduç “Ya baret?” sorusuna “Bareti kim bulmuş da takıyor?” yanıtını veriyor.
İş kazalarına karşı önlem alınmasının önemine dikkat çeken 23 yaşındaki Şenol Kurnaz ise “Önlemini al takdir Allah’tandır” dedi. Henüz bir haftalık işçi. Bir ayın sonunda sigortasının yapılacağına inanıyor. Yapılmazsa işten ayrılacağını anlatıyor. Deneyimliler ise sigorta piriminin ödenmesini beklemenin boş bir hayal olduğunu söylüyor.
‘Gerekirse işi bırakırız’
Selçuk Öncel 20 yaşında ve 3 yıllık işçi. Sadece 4 aylık sigorta pirimi ödenmiş. Yeni girdiği işyerinde sigortasının ödenmesi şartını koşmuş. “Dört arkadaşız. Eğer ay sonunda sigortamız ödenmemişse işi bırakacağız” diyen Öncel, tersanelerde işçilerin sigortalı çalışabileceğine inanmıyor. Bir yere şikâyette de bulunmuyor, “Çünkü” diyor, “Taşeron bir gün olmazsa ikinci gün işini halleder.”
İş güvenliği için önlemlerin alınmadığını belirten Selçuk Öncel, gördüğü iş kazasını anlatıyor: “Gece boya yapıyorduk. İşçi gemiyle duba arasında sıkıştı sonra suya düştü. Cesetini ertesi gün sudan çıkardılar. Üstelik kadrolu işçiydi.” Taşçılık yapan Öncel, çalıştığı sırada bir kapağın fırlaması sonucu gözlüğünün patladığını ve yenisi istediğinde “yok” yanıtını aldığını anlatıyor. Patronların “İşçiler sendika istemiyor” sözüne tepki göstren Öncel, “Madem öyleymiş o zaman ben istiyorum. Niye sendikalı yapmıyor?” diye soruyor.
Para teklif ettiler
“Hiç kimseden korkumuz yok, yaz” diye söze başlayan Murat Bahadır, birkaç ay önce İlhami isimli bir arkadaşının iş kazasında yaşamını yitirdiğini ve patronların ailesine para teklif ettiğini söyledi. İşçiler arasında gruplaşma olduğunu ve bir araya gelinmediğini söyleyen Bahadır şöyle devam ediyor: “Memleketine göre ayrım oluyor ve herkes kendi memleketinden ya da akrabası olan taşeronun yanında çalışıyor. Çünkü öyle olmazsa paranı 20-25 günde alamazsın. Tanıdıksa alınır.”
Gruplaşma nedeniyle gerginlikler de oluyormuş. Bahadır daha geçen günlerde başka bir grupla kavga etme noktasına geldiklerini ifade ediyor. Murat isimli başka bir işçi ise dağınıklıklarını ve bundan dolayı yaşadıkları çaresizliği şöyle anlatıyor: “Kalabalığız, gemi yapıyoruz ama çekirgeler gibiyiz.”

Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç:
İşçi hayatı hiçe sayılıyor
Son dönemlerde kazaların iyice arttığını anlatan Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç, yüksek kârların elde edildiği tersanelerde işçilerin hayatlarının hiçe sayıldığını söyledi. İşgüvenliği için gerekli önlemlerin alınmadığını ifade eden Dinç, bazen işçilerin iki üç gün hiç durmadan çalıştırıldığını söyledi. Kazaların yarıdan fazlasının önlenebileceğini ancak gerekli tedbirlerin alınmadığını belirten Cem Dinç, “Tulum, demir uçlu bot, baret, kulaklık, emniyet kemeri ve iş saatlerinin kısaltılması başta alınması gereken tedbirler” diye konuştu. Cem Dinç, iş güvenliği açısından denetimde bulunacak yetkililerin olması gerektiğini ve bu kişilerin de gerekli önlemleri aldıracak yetkisi olması gerektiğini anlattı. Bundan dolayı kazaların sorumlularının “patronlar ve onları denetlemeyenler” olduğunu kaydeden Dinç, sendikaya gelen bilgilere göre 1996 yılından bu yana iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının 50’yi aştığını belirtti. “Duyumları da sayarsak sayı daha da artar” diyen Dinç, yaralanmaların ise her gün yaşanan sıradan olaylar haline geldiğini anlattı. Sendika olarak iş cinayetlerine karşı mücadeleyi yükselteceklerini dile getiren Cem Dinç, yetkilileri yetkilerini kullanmalarını sağlamak için tüm eylem biçimlerini kullanacaklarını kaydetti.

Dok Gemi-İş Genel Başkanvekili Necip     Nalbantoğlu:
İşverenler iyi taşeronlar kötü
Tersane bölgesinde bir buçuk yıl önce örgütlendiklerini ve 13 tersanede sözleşme yapma yetkisi aldıklarını anlatan Dok Gemi-İş Genel Başkanvekili Necip Nalbantoğlu, sözleşme yaptıkları tersanelerde iş kazası yaşanmadığını iddia etti. “İşimiz ağır sanayi. En hafif yükümüz 5 ton. İki yıl öncesinde işverenlerle yaptığımız toplusözleşmelerde işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili işçileri eğitmeye başladık. İşverene düşen kısmı işveren hallediyor. Biz de sendika olarak yetkili olduğumuz yerlerde seminer düzenleyeceğiz” diyen Nalbantoğlu, işverenlerin bu amaçla tersaneler bölgesinde ekip ve dispanser kurduklarını, tersanede çalışan herkesi chek-up’tan geçirdiklerini ve “tedavi edip bırakmadıklarını takibini de yaptıklarını” savundu. Tersanelerin kötü yüzünü ise taşeronların oluşturduğunu anlatan Nalbantoğlu, “Devlet bunun önünü alamıyor. İş müfettişleri bunların tespitini yapacak ve ceza verecekler” diye konuştu. Bunda tersane sahiplerinin de sorumluluğu olduğunu söyleyen Nalbantoğlu, “Taşeronlar tersane işverenlerini de kandırıyor gibi geliyor bana. Tersane sahipleri akıllı insanlar. Sigortasız adam çalıştırmazlar. Ama taşeron adına giden yüzlerce işçi var. Bunu takip edemezler. Taşeron sistemi kaldırılmalı” dedi.

Çoğunluk kayıtdışı çalışıyor
Telefonda sorularımızı yanıtlayan İstanbul İş Teftiş Kurulu Başkanvekili Adnan Çetiner, yılbaşından yaz ortasına kadar Tuzla tersanelerinden 4-5 civarında ölümlü kaza başvurusu yapıldığını söyledi. Son olarak geçtiğimiz şubat ayında 36 işyerinde 4 ay boyunca inceleme yaptıklarını ve bu yıl bir daha incelemede bulunacaklarını söyleyen Çetiner “Orada taşeron sorunu var. Bunun dışında iş kazası olmaması için bazı önlemlerin alınmasını istedik” diye konuştu. İşverenlerin yaklaşımının iyi olduğunu ancak taşeronların bu konuda lakayt davrandığını söyleyen Çetiner, “Taşeronla ilgili taleplerimizi de yapıyorlar” dedi. İş kazaları ile ilgili bilgilerin önce Çalışma Bölge Müdürlüğü’ne ardından da yaklaşık 15 gün sonra kendilerine geldiğini ifade eden Çetiner, bölgede yaklaşık 12 bin işçi çalıştığını ve bunun ancak 3 bininin sigortalı olduğunu vurguladı. Kayıtdışılığa karşı gereğinin neden yapılmadığını sorduğumuz Çetiner şunları anlattı: “Sigorta müfettişlerinin inceleme yapması ve sigortasız işçiyi işyerinde çalışırken yakalaması gerekir. Bu sorunun çözülmesi için işçinin duyarlı olması gerekiyor.”

GİSBİR: Kendimizle gurur duyuyoruz
Haklarındaki iddiaları sorduğumuz GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak ise “Biz taşeron işçiyle, kadrolu işçiyi bir tutuyoruz. Tersanenin kapasından içeri giren kim olursa olsun başından geçen olaydan tersane sorumludur” dedi.
Taşeronda çalışan işçilerin iş güvenliği ile ilgili önlemler konusunda duyarsız ve bilinçsiz olduğunu ve tüm zorlamalarına karşın kaskını, eldivenini kullanmadığını, iş emniyetini almadan çalıştığını ileri süren Bayrak, taşeron ve kadrolu ayrımı yapılmadan bütün işçilerin sürekli olarak tersanede kurdukları dispanserde sağlık kontrolünün yapıldığını ve “ince bir hassasiyetle takip ettiklerini” ileri sürdü.
Kayıtdışı yok!
“İkincisi GİSBİR’in işyeri denetim kurumu var. İşyeri denetim kurumu da iş güvenliği mühendislerinden oluşur. 24 saat tersaneleri gezer ve görev yaparlar. Vincinden, forklifte kadar işçinin kullandığı kaska ve eldivene kadar işyerindeki emniyet tedbirlerinin alınıp alınmadığını kontrol ederler ve eksik varsa derhal yaptırılmasını sağlarlar” diyen Bayrak, iş kazalarını ise tesadüfe, işçilerin tedbirsizliğine ve eğitimsizliğine bağlıyor. Kayıtdışı ve sigortasız işçi olmadığını iddia eden Bayrak, “Kayıtdışı işçi var diye kim söylemişse sallıyor. Böyle bir risk alınır mı? İş güvenliği ve işçi sağlığı açısından kendimizle gurur duyuyoruz” diye konuştu.
Dok Gemi-İş’i biz seçtik
İşçi sendikalarının birbirini taşlayarak rekabet yaptığını ve kendilerini de alet etmeye çalıştığını iddia eden Murat Bayrak şöyle devam etti: “Biz kendi sendikamızı seçmişiz. Bizim işçilerimizin hiçbiri üye olmama taraftarı değildi. ‘Böyle bir zorunluluk yok. Tersanemiz bize her türlü hakkımızı veriyor. Sendikaya ihtiyaç yok’ dediler. Biz sendikayla çalışmak istiyorduk ve Dok Gemi-İş’i seçtik.”
Ailelerin kaza olmadan evvel çocuklarının işe girmesi için başka davrandıklarını ama acılı olunca başka konuştuklarını söyleyen Murat Bayrak, iş cinayeti tanımını ise şöyle değerlendirdi: “Bu bir cinayet mi? Patron işçiyi öldürmek için mi tedbir aldı? Çalışan ekmek parası için çalışır, çalıştıran da işinin görülmesini ister. Sektöre balta vurmak için bir takım kuruluşlar propoganda yapıyor. Yararlı olmaya çalışanlar bir kendilerini muhakeme etsinler.”


Başa dön


Ormanlar yanıyor devlet seyrediyor?
Birol Duru/Serdar Altan
Bölgede son günlerde yoğunlaşan operasyon ve çatışmalar doğayı da tahrip ediyor. Özellikle Bingöl ve Tunceli’de süren operasyonlar sırasında ormanlar, askerlerin ana hedefi olurken; Tunceli’nin Ovacık ve Hozat ilçeleri ile Kutudere ve Uzuntarla köylerinde günlerdir süren orman yangınlarına müdahale edilmiyor. Yangını söndürmeye giden köylüler ve ormancıların askerler tarafından geri çevrildiği bildiriliyor.
Munzur Vadisi ve Doğal Yaşamı Koruma Derneği Başkanı Özgür Ulaş Kaplan, Ovacık’a bağlı Buzlutep ve Bilgeç köylerinde başlatılan askeri operasyonlar sonrası yangınların başladığına dikkat çekerek, şu ana kadar büyük miktarda ormanlık alanın yandığını ve yanmaya devam ettiğini söyledi. Son iki ayda yakılan ormanlarla 1994’lü yıllara geri dönüldüğünü ve Tunceli’de yüzlerce dönümlük ormanın yakıldığını hatırlatan Kaplan, “O günden bugüne hukuki olarak herhangi bir çalışma yapılmadı. Yetkililerin Türkiye’deki orman yangınlarına gösterdiği duyarlılığı Tunceli’de de göstermesini istiyoruz. Bu nedenle yetkili makamlar ve sivil toplum kuruluşları ile bir görüşme yapacağız” diye konuştu.
Suç duyurusu
Yanmaya devam eden ormanlara ‘güvenlik’ gerekçesiyle müdahale edilmediğini ve söndürmek amacıyla Tunceli’den giden orman görevlilerinin askerler tarafından engellendiğini belirten Kaplan, “Görgü tanıklarının tanıklık yapmaları durumunda, suç duyurusunda bulunmayı düşünüyoruz. Böylelikle yasal işlemleri başlatacağız. Tunceli’de diğer kurumlarla yaptığımız görüşmeler sonrası pazartesi günü sorumlular hakkında ortaklaşa bir suç duyurusunda bulunmayı düşünüyoruz” dedi.
Yanan bölgeler
Tunceli’de son iki ay içerisinde askeri operasyonlar sonrası bombalanan ve yakılan ormanlık alanlar şunlar: Ovacık Buzlutepe bölgesi, Arslandoğmuş (Çirpazin), Bilgeç, Büyükköy köyünün arka kısımları, Poşa Ormanları, Yüceldi (Sırtken) köyü, Karaoğlan, Gızori Ormanları, Sarıl Saltık Ağveren mezrası, Yüceldi (Sırtken) köyü, Karaoğlan, Poşa, Gızori Ormanları, Uzuntarla (Xozmerek).

MİLLETVEKİLİ GÜYÜLDAR: ÜZÜCÜ BİR MANZARA
Ovacık’taki orman yangınlarına tanıklık eden CHP Tunceli Milletvekili Hasan Güyüldar, çok üzücü bir manzara ile karşılaştıklarını söyledi. Güyüldar, “Öyle bir manzara ile karşı karşıya kaldık ki, üzücüydü. Okul açılışında Tunceli Valisi, Garnizyon Komutanı ile bir araya geldik. Tunceli Valisi yangınlara müdahale etmek amacıyla dozer kullanılması talimatı verdi. Orman İşletme Müdürü ile görüştüm, çıkan yangınların kontrol altına alındığını, ciddi bir yangın söz konusu olmadığını aktardı” dedi.
Söndürülecekmiş!
Ovacık’taki halk ile son duruma ilişkin görüştüğünü söyleyen Güyüldar, “Maalesef ulaşılamamış. Ovacık’taki halkla görüştüm. Yangının söndürülmesi için, hiç kimse, hiçbir yetkili çaba gösterilmemiş. Askerler halkı yaklaştırmamış, engellemiş. Rüzgarın da etkisiyle, üzücü bir durum olan, ormanlar yanmaya devam ediyor. Yangının sürdüğünü vali doğruladı ve bugün jandarma ve askeri birlikler Köy Hizmetleri’nin araçları ile söndürme çalışması için yangın yerine gidecekler” diye konuştu.
Engelleme doğru
Güyüldar, ormanların askeri operasyonlarda yakıldığı ve helikopterle ile ormanlık sahaların bombalandığı ve 100 hektarlık alanın yanmaya devam ettiği iddialarına ilişkin de, “İlçede de görüştüm yangını. Başka yerlerde söz konusu değil. Kaç hektarlık alanın yandığını kimse söyleyemiyor. Bu nedenle rakam veremem” dedi. Güyüldar ayrıca, yanan ormanlara müdahale için giden görevlilerin ve halkın, askerler tarafından engellendiğini doğruladı. Güyüldar, “ Yangın söndürme çalışmalarını izledikten sonra, bugün yapılacak çalışmaya bağlı olarak Meclis’e taşıyıp taşımayacağıma karar vereceğim” diye konuştu.

BİNGÖL’DE AĞAÇ TALANI
Orman tahribatı konusunda en çok gündeme gelen bölgelerden biri de gür ormanlıklara sahip olan Bingöl. Son olarak geçtiğimiz hafta içerisinde Bingöl’ün can damarı konumunda olan Karacehennem dağlarında bulunan ormanlık alanlar ateşe verildi. Bingöl ormanları, yangınlar dışında bir de ağaç talanına maruz kalıyor. Özellikle Kiğı, Yayladere ve Yedisu ile Genç ilçeleri sınırlarında kalan ormanlık alanlar, devletin bilgisi dahilinde korucular tarafından talan ediliyor. Temmuz ayından beri Genç ilçesi Yeni yazı köyü Kelepış tepesindeki ormanların Yeni Yazı Karakolu gözetimi altında koruculara kestirildiği, Bingöl Merkez, Topalan, Ortaçanak köyleri, Solhan ve Genç ilçelerinde de yakacak amacıyla fidan niteliğindeki ormanların kesildiği bildiriliyor.

‘YASAK BÖLGE’YE GİREN ÇOBANLARA GÖZALTI
Şırnak Valiliği ve İl Jandarma Komutanlığı tarafından kırsal bölgelere ve yaylalara getirilen yasağın ardından, merkeze 500 metre masafede bulunan Xarê Kıro tepesi civarında koyunlarını otlatan Hasan Sunal, Yunus Çakar ve Latif Gül adlı çobanlar önceki gün gözaltına alındı. Çobanların Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğü öğrenildi. Aynı bölgeye koyunlarını otlatmaya götüren Nuri Sevik adlı çobanın da askerler tarafından feci şekilde dövüldüğü ve af tüfeğine el konulduğu iddia edildi.


Başa dön


Yıkımın arkasında ne var?
Uğraş Vatandaş
İstanbul Valiliği’nin depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkma kararı aldığı 54 okul arasında Beykoz Çukurçayır’da bulunan 60. Yıl İlköğretim Okulu da yer alıyor. 900 mevcutlu okulun 1. sınıfı Halide Edip İlköğretim Okulu’na, 2, 3 ve 4. sınıfları Soğuksu İlköğretim Okulu’na 5, 6, 7 ve 8. sınıfları da Paşabahçe İlköğretim Okulu’na nakledildi. Ancak veliler, hem ulaşım masrafı, hem sınıfların kalabalık oluşu, hem de okullarının depreme dayanıksız olduğuna inanmadıkları için çocuklarını başka okullara göndermek istemiyor. Öğrencilerin yeni bir okula alışmasının yaratacağı zorluklar da velileri kaygılandırıyor. Geçtiğimiz günlerde bir protesto eylemi düzenleyen veliler, çocuklarını başka okula göndermeyeceklerini belirtiyorlar.
Veliler, Beykoz’da Şişecam fabrikasının arka tarafında kalan Çukurçayır’da bulunan 60. Yıl İlköğretim Okulu’nun yıkım kararının arkasında emekçilerin Beykoz’dan dışlanması ve villalara yer açılması planının yattığını düşünüyorlar. İstanbul Valiliğinin geçtiğimiz yıl aynı okula sağlam raporu vermesi ve ortada zemin etüd raporunun olmaması, velilerin şüphelerinin başlıca dayanaklarını oluşturuyor.
Raporu göstersinler
Okul yönetimi öğrencilere geçtiğimiz salı günü, “cuma gününden itibaren gelmeyin” derken, öğrenciler çarşamba gününden itibaren okula alınmamaya başlandı.
Neler olup bittiğini anlamaya çalışan velilerden Güler Gülenç, ilçe milli eğitim Müdürü ile görüştüğünü, ancak boşaltma kararının dışında okulun çürük olduğuna dair bir rapor gösterilmediğini söyledi. Kendisinin de yıllar önce bu okulda okuduğunu belirten Gülenç, zemin etüd raporunun okulun camına asılarak, herkesin bilgisine sunulmasını beklediklerini söyledi. Gülenç, okulun eğitime müsait olmadığının ispatlanması durumunda da, çocuklarının, Akbaba’da boş vaziyette bulunan imam hatip lisesine gönderilmesini ve ücretsiz servis sağlanmasını beklediklerini ifade etti.
2. sınıfta okuyan çocuğunun okulun boşaltılacağını duyduğu gün hasta olduğunu aktaran Fatma Menteşe de, “Aslında okul sağlam. Zenginlere bu yerleri vermek için bizi burdan göndermek istiyorlar” diyerek tepkisini dile getirdi. Soğuksu İlköğretim Okulu’na nakledilecek öğrencilerin bodrumdaki bir sınıfta ders göreceğini duyduklarını vurgulayan Menteşe, olayın peşini bırakmayacaklarını sözlerine ekledi.
7. sınıfta okuyan çocuğunun gönderileceği Paşabahçe İlköğretim Okulu’na giderek sınıfını görmek isteyen Sebahat Demiröz ise kapıdan çevrilmiş. Okulun yıkımının yaz ayında gerçekleştirilmemesine bir anlam veremeyen Demiröz, tepkisini şöyle dile getirdi: “Madem okul yıkılacaktı 3 aylık yaz tatilinde niye yapmadılar. Birde kayıtla 120 öğrenciyi aldılar buraya. Bizden geçen sene 150 milyon bilgisayar parası aldılar. Şimdi bilgisayarları depoya koyuyorlar. Bu nasıl iştir. Okulun müdürü bile tayinini istiyor.”
Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Toprak ise, öğrencilerin diğer okullara gönderilmesi nedeniyle bazı öğretmenlerin açıkta kaldığını belirterek, konuyu incelediklerini söyledi.
Valilik tebliğ etti
Konuya ilişkin sorularımızı yanıtlayan 60. Yıl İlköğretim Okulu Müdürü Ahmet Türker, valilik tarafından kendilerine boşaltma kararının tebliğ edildiğini, bu nedenle okulda eğitimi durdurduklarını söyledi. Valilik ve Milli Eğitim ile yaptıkları görüşmelerde taşımalı eğitime geçmek istediklerini fakat ilçe içinde taşımalı eğitimin olamayacağını öğrendiklerini kaydeden Türker, görüşmelerden çocukların 3 okula dağıtılması sonucunun çıktığını belirtti.

VELİLER TEPKİLİ
Türkan Sancar:
Benim iki çocuğum burada okuyordu. Şimdi 3. sınıfa gideni Soğuksu’ya 5. sınıfa gideni Paşabahçe’ye gönderiyorlar. Çocukların öğretmenleri açığa çıkmış. İkisini de getiriyordum buraya. Ben çocukları nasıl götüreyim iki ayrı okula.
Semihe Sucuoğlu:
Ben çocuğumu yeni kayıt yaptırdım, kayıt parasını vererek. Daha okula kaç gün gitti ki. Şimdi Halide Edip’e gönderiyorlar yavrumu. Salı günü sınıfta cuma günü okul boşaltılacak demiş öğretmeni. Çarşamba günü çocuklar okula alınmadı. Salı günü okul bitti. Okulun neden yıkıldığını açıklamadılar bile bize.
Ayşe Demiröz:
Çocuğum 7. sınıfta okuyordu. Paşabahçe’ye gönderdiler. Çocuğumun okuma hevesi kırıldı. 60 kişilik sınıfta okuyacak. Paşabahçe’nin velileri de kabul etmiyor, itiraz ediyorlar, bizim çocukların oraya gidecek olmasına. Okulu bu duruma biz getirdik. Çürük olduğuna da inanmıyorum. Geçen sene vali sağlam dedi okul için, şimdi niye böyle diyor peki?


Başa dön


Yaygara koparmaya devam
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AKP Kadın Kolları’nın düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmasını eleştirerek “Tayyip elini bedenimden çek” dedi.
Gazetemize ceza Hollanda basınında
Hollanda Haber Ajansı (ANP), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan karikatürü nedeniyle gazetemize verilen para cezasını haber yaptı. Sözkonusu haberde ceza konusu olan karikatürde işlenen konuya değinilerek, Avrupa Birliği’ne girmek üzere Türkiye’de yapılan yasal değişikliklere rağmen bu türden cezaların hâlâ veriliyor olmasına dikkat çekiliyor. Haberin devamında, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve gazetemiz genel yayın yönetmeni İhsan Çaralan’ın verilen cezaya ilişkin tepkilerine yer veriliyor. Bu arada, gazetemiz yönetimi bugün İstanbul Cağaloğlu’ndaki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde bir basın toplantısı düzenleyecek. Saat 11.00’de yapılacak basın toplantısında, yabancı basın organlarında başka ülkelerin liderleriyle ilgili olarak çizilen ve dava konusu yapılmayan karikatürlerden örnekler de sunulacak.
İstanbul Kürtçe’yle buluştu Diyarbakır, Batman, Urfa ve Van’dan sonra İstanbul’da da Kürtçe dil kursu açıldı. Katılımın yüksek olduğu açılış sırasında, “Kürtler yasaklı diliyle buluşuyor” ve “Ziman neynka çande ve” gibi dövizler açıldı. Kurs müdürü Mevlüt Çetinkaya, Kürtçe dil kurslarının açılmasının demokratikleşme adına atılan önemli bir adım olduğunu söyledi. Çetinkaya Kürt halkının, Türkçe bildiği için zararda olmadığını ifade ederek Türk halkını da Kürtçe öğrenmeye çağırdı. Kürt Enstitüsü Başkanı Şefik Beyaz ise kültürel farklılıkların bir çatışma argümanı olarak kullanılmaması gerektiğini söyledi. Kursun açılışını DEHAP eski Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu ile KESK Genel Sekreteri Mustafa Avcı birlikte kurdele keserek yaptı.
Yeni müfredat kapitalist zihniyetli
Türk Eğitim-Sen’in düzenlediği “Türk Eğitim Sisteminde Yeni Hazırlanan Müfredat Programının Yeri” başlıklı panelde, ilköğretim müfredatının toplumun geleceği ve bir ülke için önemi vurgulanırken, yeni hazırlanan müfredatın tam bir kapitalist zihniyetle hazırlandığı kaydedildi. Dedeman Otel’de önceki gün düzenlenen panelde konuşan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan, sendikalarının araştırması sonucunda yabancı dil kitaplarında Atatürk’e hakaret edildiğini ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında peygamberin resminin basıldığını belirterek, “Acaba son zamanlarda Türkiye’ye yüklenen ‘ılımlı İslam’ modeline uymanın altında farklı nedenler mi yatıyor? ” diye konuştu. CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tam bir kapitalist mantıkla hareket ettiğini, 100 temel eser kampanyasında bunun yaşandığını söyleyerek, Talim Terbiye Kurulu’nun kurum olarak güven yitirdiğini, birçok sorunun da buradan başladığını kaydetti. İnce, Talim Terbiye Kurulu’nun icra organı gibi değil karar organı gibi hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, “İnce, ders kitaplarında “ülke kaynakları neden yetersizdir?” gibi konuların öğrencilere anlatılacağını söyleyerek, “Bu ülke soyuluyor. Bunu öğrencilere nasıl anlatacaksınız? Siz bu gençlere gelecek imkânı tanımamışsınız, onlara nasıl kariyer yapılacağını öğreteceksiniz?” diye konuştu. Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ziya Selçuk ise “ders kitaplarında Atatürk’e, dine ve peygambere hakaret bulunduğu” eleştirilerine konu olan bölümlerin düzeltileceğini belirterek, bu tepkilerin şizofrenik tepkiler olduğunu ileri sürdü. Selçuk, Amerika’da yılda 3000 bin dolar ile yetişen bir öğrenci ile Türkiye’de 390 dolar ile yetişen bir öğrencinin kıyaslanamayacağını, çalışmalarını tüm bunları gözönünde bulundurarak hazırladıklarını aktardı.
Yıkım kararını durdurun
Alibeyköy Karadolap Mahallesi halkı kalıcı ve yapıcı çözüm isteklerini bir kez daha dile getirerek yıkım kararının durdurulmasını istediler. Karadolap Mahallesi merkezinde toplanan çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu yüzlerce kişi “Ahmet Genç istifa”, “Yıkıcı değil yapıcı ve kalıcı çözüm istiyoruz”,”İkinci göçe hayır”, “Mahallemde okumak istiyorum” dövizleri taşıyarak “İstimlak çözüm mü”, “Direne Direne kazanacağız” sloganları atarak Çırçır Mahallesine kadar yürüdü. Mahalleliler adına burada bir açıklama yapan Ergün Halat belediyenin 50 yıllık mahallelerinde kendilerini işgalci olarak göstermeye çalıştığını söyledi. Yerel yönetimlerin görevi halka zulüm etmek değil hizmet vermektir diyen Halat şöyle konuştu, “1991 yılından beri gitmediğimiz çalmadığımız kapı kalmadı. TMMOB’dan bilimsel raporlar almamıza rağmen bizi buradan çıkartmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Baba yadigarı yerlerimizden evlerimizden ellerini çeksinler. Her türlü meşru müdafa hakkımızı kullanarak mahallemize sahip çıkacağımızı bir kez daha ilan ediyor ve yıkım kararının durdurulmasını talep ediyoruz” Açıklamanın ardından mahalleye doğru yürüyüşe geçen mahalle sakinleri Alibeyköy İlköğretim Okulu bahçesinde İstiklal Marşı okuyarak mahalle merkezinde bulunan bir binaya “Biz işgalci değiliz. Devletimizin vermiş olduğu tapu ve tapu tahsis belgesi parası ile alınmış yerlerde bir asırdır yaşamakta olan Alibeyköy halkını derede boğmayın!” yazılı dev bir pankart astılar. Mahalleliler bugün saat:11:00’de yıkım kararını protesto etmek için eylem yapacaklar.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net