www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Halk barış istiyor
1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri çerçevesinde başlatılan çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. 5 Eylül mitingine hazırlanan Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkı’nda “Barış Çadırı” kuruldu.

Askerden bir ihbar daha
Genelkurmay Başkanlığı; Abdullah Öcalan’ın üzerindeki “tecrit”in toplumsal sorunları derinleştireceği yönündeki kaygılarını bir ilanla dile getiren Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı sendikalar hakkında soruşturma açılmasını istedi.

‘İmzalasam aynaya bakamazdım’
Sözleşme imzalamadığı için 11 yıla yakın süredir çalıştığı Hürriyet gazetesindeki görevine son verilen spor yazarı Devrim Sağıroğlu, “Bir şey olmaz” diye düşünenlerin iki yıl içinde olumsuz sonuçlarını mutlaka göreceğini, sendika örneği ile anlattı.

Hastaneler bir başına bırakıldı
Artık para kazanamayan hastaneler bina yaptıramayacaklar. Yayınlanan genelgede, “İnşa edilecek ek bina giderleri için genel bütçeden kaynak talep etmeyin” uyarısında bulunuldu.


Halk barış istiyor
1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri çerçevesinde başlatılan çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. 5 Eylül mitingine hazırlanan Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkı’nda “Barış Çadırı” kuruldu. İstanbul’un Eminönü, Bağcılar ve Ümraniye ilçelerinde DEHAP, EMEP ve SDP’nin ortak organizasyonuyla, “Türkiye’nin Demokratikleşmesi”, “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm” ve “ABD’nin Ortadoğu’daki Durumu” başlıkları altında paneller düzenlendi. İstanbul ve Adıyaman’da yapılan açıklamalarda ise tüm emek ve demokrasi güçlerine birlikte mücadele çağrısı yapıldı. Tüm etkinliklerde, ABD’nin bölge ülkelerindeki işgalleri ve Büyük Ortadoğu Projesi eleştirilerek, halkın barışta ısrarlı olduğu vurgulandı.

DİYARBAKIR MİTİNGE HAZIRLANIYOR
Şerif Karataş
Diyarbakır’da tüm çalışmalar, 5 Eylül’de yapılacak olan “Demokratik Türkiye İçin Barışa Bir Ses” mitingine odaklanmış durumda. Ciwan Haco’nun bir konser vereceği mitinge Sezen Aksu’nun katılımının sağlanması için de görüşmeler yürütülüyor.
Dicle Kent Bulvarı’nda yapılacak olan “Demokratik Türkiye İçin Barışa Bir Ses” mitingi komitesinde yer alan Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, gazetemize yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin de içinde olduğu Ortadoğu coğrafyasında savaşların devam ettiğini ve bu savaşlarda her gün onlarca insanın yaşamını yitirdiğini anımsatarak, ABD’nın Irak’a müdahalesi ile başlayan sürecin çözümsüzlük yarattığını ifade etti. Tüm bu gelişmeler ışığında bu yıl 1 Eylül’ün daha da önem kazandığını belirten Babaoğlu, ABD politikalarını Türkiye’de uygulamak isteyen AKP’ye kendini gözden geçirme çağrısında bulundu. 1 Haziran’dan itibaren bölgede çatışmaların yeniden başladığını hatırlatan Babaoğlu, kimsenin artık eski günlere dönmek istemediğini savunarak, “Yeniden devreye giren karanlık güçlere karşı emek ve demokrasi güçlerinin topyekün bir mücadele yürütmesi gerekiyor” dedi.
Barış çadırı
Diyarbakır, miting gününe kadar bir dizi etkinliğe de ev sahipliği yapacak. Müzik dinletileri, sinevizyon gösterimi ve panellerin yapılacağı kentte ayrıca bir de ‘Barış Çadırı’ kuruldu. Koşuyolu’nda kurulan ve 1 Eylül’e kadar açık kalacak olan çadırda, her gün çeşitli kurumların temsilcileri nöbet tutacak.
“Barış Anneleri” temsilcilerinden Emine Özbek ile Xanım Atlı da, Barış Çadırı’nda nöbet tutuyor. Artık savaş istemediklerini belirten Emine Özbek, bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün kendileri açısından büyük önem taşıdığını söylüyor. Özbek’in bir isteği de, bir genel af çıkartılması...
Xanım Atlı ise, Kürt oldukları için sürekli dışlandıklarını ve işkenceye maruz kaldıklarını anlatıyor. Kendi yaşadığı topraklarda rahat edemediklerini vurgulayan Atlı, yapılan zülum karşısında mücadele ettiklerini ve bu mücadelerinin süreceğini ifade ediyor. 1 Eylül’ün anlamlı kılınması içinde Kürt sorunun çözülmesi gerektiğini ifade eden Xanım, Kürtleri’n de kendi aralarında birlik olmalarını istiyor.

ETKİNLİKLERE KATILIM ÇAĞRISI
Adıyaman Demokrasi Platformu, çatışma ve savaşın bölgede yeniden yaşamın bir parçası haline getirilmesini istemediklerini bildirdi. Platform adına yazılı açıklama yapan İnsan Hakları Derneği Adıyaman Şube Başkanı Bekir Gürbüz, barışta ısrar eden halkı, yapacakları eylem ve etkinliklere katılmaya çağırdı.
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Adıyaman’da şu etkinlikler gerçekleştirilecek:
  • 1 Eylül’de şehir merkezinden barışı temsilen karanfiller dağıtılacak. Aynı gün saat 20.00’de Mimar Sinan Parkı’nda meşaleli yürüyüş düzenlenecek.
  • 3 Eylül Cuma günü saat 20.30’da Demokrasi Parkı’nda Barış Çadırı açılacak. Açılışın ardından bir şölen düzenlenecek.

    BARIŞ MÜCADELEYLE KAZANILIR
    Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) İstanbul İl Örgütü, tüm İstanbul halkını, 1 Eylül ve 5 Eylül’de gerçekleştirilerek barış etkinliklerine katılmaya çağırdı.
    SDP, barış haftası etkinlikleri dolayısıyla, dün, Beşiktaş’taki Barbaros Parkı’nda bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında konuşan SDP İl Başkanı Rıdvan Turan,”Filistin’li çocukların İsrail askerlerinin mermileriyle can verdiği, ABD’nin Irak’ı işgal ederek BOP projesiyle siyasi ve askeri eğemenliğini pekiştirme planları yaptığı, ülkemizde ise ekonominin IMF’ye bırakıldığı, kayıt dışı gözaltıların, baskıların devam ettiği, mafya ve çetelere uygulanan ayrıcalığın açığa çıktığı, tek taraflı ateşkesin son bularak askeri operasyonların arttığı bir siyasi ve sosyal atmosferde barış günü ile karşı karşıyayız” dedi. Gerçek barışın ancak emek ve demokrasi güçlerinin asgari demokratik taleplerde birleşip mücadele etmesiyle kazanılabileceğini dile getiren Turan, tüm halkı, 1 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da Taksim-Tünel arasındaki ‘Barış Zinciri’ ve 5 Eylül’de yapılacak ‘Barış Şöleni’ne katılmaya çağırdı.

    AYRIMSIZ GENEL AF ÇIKARTILMALI
    1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’da önceki gün üç ayrı panel düzenlendi. “Türkiye’nin Demokratikleşmesi”, “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm” ve “ABD’nin Ortadoğu’daki Durumu” konularının ele alındığı paneller DEHAP, EMEP ve SDP tarafından ortaklaşa düzenlendi. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşmesinin mümkün olmadığı ortak fikrinin dile getirildiği panellerde, ayrımsız genel af çıkarılması talep edildi.
    Kadırga Kültür Merkezi’nde düzenlenen panele konuşmacı olarak gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, DEHAP Parti Meclisi Üyesi Osman Ergin ve SDP Parti Meclisi Üyesi Şaban İba katıldı.
    Birlikte mücadele
    Çaralan, konuşmasında, ‘barış’ kavramı üzerinde durdu. Egemenlerin istediği barışın, herkesin mevcut yasalara uyması olduğunu olduğunu belirten Çaralan, gerçek barışı ise herkesin hakkı ve halkı için mücadele edebilmesi olarak tanımladı. Çaralan, Türkiye’deki barış mücadelesinin, Kürt sorununun demokratik çözümü demek olduğunu ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: “Kürt sorununun çözümü için; ayrımsız genel siyasi af çıkarılmalıdır. Kürtleri sadece kültür ve dil anlamında tanımak yeterli değildir. Siyasi anlamda da tanımak gerek. Ayrıca, koruculuk sistemi kaldırılmalı, bölgeden silahlı birlikler çekilmelidir. Köye dönüş için ‘dönebilirsiniz’ demek yeterli değildir. Bunun için çalışmalar yapılmalıdır.”
    Egemenlerin sahte muhataplar yaratarak ve mücadele eden kesimleri parçalayarak sorunu çözmeye çalıştıklarını belirten Çaralan, Kürt ve Türk halklarının güçlerini ve fikirlerini birleştirerek bütün zorlukların üstesinden gelebileceklerini dile getirdi. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün aynı zamanda emperyalizme karşı mücadele günü olduğunu da kaydeden Çaralan, tüm halkı ve emekçileri elele birlikte mücadele etmeye çağırdı.
    Halk çözecek
    SDP Parti Meclisi Üyesi Şaban İba ise konuşmasında, Kürt sorununun tarihsel boyundan bahsetti. Kürt sorununun çözümünün Kürt halkıyla birlikte olmaktan, onları anlamaktan geçtiğini ifade eden İba, özgür ve eşit bir yaşam istediklerini belirtti.
    Kürt Halkı’nın çok net bir şekilde ‘savaşa hayır’ dediğini belirten DEHAP PM Üyesi Osman Ergin, Kürt sorununun çözümünün ABD’ye bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, sorunu Kürt-Türk emekçilerinin birlikte çözeceğine işaret etti.
    Paneli yöneten DEHAP İstanbul İl Başkanı Cemal Kavak ise, ABD’nin Irak’a ‘demokrasi’ adına kan ve gözyaşı götürdüğünü söyledi. Kavak, “Siyasi partilere mensup insanların bu tip yerlerde Kürtçe konuşması yasak. Dava açacaklarını biliyorum ama yine de konuşacağım” diyerek, Kürtçe; anadilinde konuşamamanın üzüntüsünü dile getirdi.
    Bağcılar’da yapılan panele, EMEP Parti Meclisi Üyesi Hayri Erdoğan, SDP Parti Meclisi Üyesi Kadir Akın ve DEHAP İl Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Dağ panelist olarak katıldı.
    Ümraniye’de de SDP İl Yöneticisi Uğur Gündoğan, EMEP İl Yöneticisi Musa Nuri Gündoğdu ve DEHAP yönetiminden Ömer Aşkale’nin katıldığı bir panel yapıldı. Bu panellerde de DEHAP yöneticileri Kürtçe konuşmalar yaptılar.


    Başa dön


    Askerden bir ihbar daha
    Burhan Ekinci
    KESK’e bağlı sendikaların Abdullah Öcalan üzerindeki “tecrit”e ilişkin 7 Kasım 2003’te çeşitli gazetelere verdiği ilanı Genelkurmay Başkanlığı’nın Adalet Bakanlığı’na ihbar ettiği ortaya çıktı. Star gazetesinde bu ilana ilişkin haberi kanıt olarak gösteren Genelkurmay, Adalet Bakanlığı’na gönderdiği gizli ibareli yazıda gazetelere ilan veren tüm sendikalar hakkında işlem yapılmasını istedi. Yazının gönderilmesinin ardından Diyarbakır Eğitim Sen Şubesi hakkında soruşturma başlatılırken, ilanlara ilişkin olarak bir dava açıldığı da ortaya çıktı.
    Genelkurmay Başkanlığı’nın Adalet Bakanlığı’na 10 Haziran 2004’te gönderdiği ve Harekat Başkanı Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, imzasını taşıyan gizli ibareli yazıda, 31 Mayıs 2004’te Star gazetesinde konuya ilişkin yayınlanan bir haber kanıt olarak gösterildi. Star gazetesinde yayımlanan haberde KESK’e bağlı Eğitim Sen ve diğer sendikaların gazetelere Öcalan’a uygulanan ‘tecrit’in ve baskıların kaldırılması için ilan verdiği hatırlatılarak, “Bu ilanların hükümlü A. Öcalan’ın üzerindeki sözde baskıların kaldırılması ve İmralı Cezaevi’nin kapatılması, aksi takdirde huzur ortamının yeniden bozulacağına yönelik tehditlerle dolu olduğu”na dikkat çekildi.
    Genelkurmay yazısında, sendikaların verdikleri ilanlarla, sendikanın gelirlerini yasada belirtilen amaç ve faaliyetlerin dışında kullandıkları savunuldu. İlan veren sendika şubeleri hakkında gereken işlemin yapılması istenen yazıda; “Eğitim Sen ve diğer sendikaların gazetelere verdikleri ilanlarla sendikaların gelirlerini 4688 Sayılı Kanun’da ve sendika tüzüğünde belirtilen sendikaların amaçları ve faaliyetleri dışında kullandıkları değerlendirilmektedir. Bu nedenle Eğitim Sen ve gazeteye ilan veren diğer sendikalar hakkında gerekli girişimlerde bulunmasını takdirlerine arz ederim” denildi.
    Savcılık soruşturma başlattı
    Adalet Bakanlığı’na gelen yazı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel MüdürYardımcısı Tevfik Köksal tarafından gereğinin yapılması için gönderilen ekler ile birlikte Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na 21 Haziran’da gönderildi. Bunun üzerine savcılık gönderilen yazıyı kayıt ederek hazırlık soruşturması başlattı. Soruşturma kapsamında ilk olarak 1 Temmuz’da Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nden 7 Kasım 2003’te Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi’nde başkan olarak görev yapan kişinin kimliğinin tespiti istendi.
    Zaten dava açılmış
    Genelkurmay’ın yazısının ardından Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi hakkında yeni bir hazırlık soruşturması başlatırken, konuya ilişkin dönemin şube başkanı olarak görev yapan Abdullah Demirbaş hakkında bir davanın açıldığı ortaya çıktı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Sacit Savaşçı tarafından hazırlanan iddianamede Demirbaş’ın TCK’nın 312. maddesince cezalandırılması talep ediliyor.
    Genelkurmay Başkanlığı, daha önce de tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için Eğitim Sen’in kapatılmasını istemişti.

    KAYGIMIZI DİLE GETİRDİK
    Başlatılan hazırlık soruşturmasına ilişkin bilgi veren dönemin Eğitim Sen Şube başkanı ve Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Abdullah Öcalan üzerindeki “tecrit” koşullarının geliştirilmesinin yeniden çatışma ortamının başlatılmasına yönelik bir girişim olarak değerlendirdiklerini ve Türkiye’de barışın, demokrasinin, kardeşliğin gelişmesi için ilanı verdiklerini ifade etti.
    Emekçi olarak çatışmasızlık ortamının devam etmesini istediklerini ve barıştan yana oldukları için ilanla kaygılarını dile getirdiklerini belirten Demirbaş, “Dolayısıyla bir emekçinin çatışma ortamının yeniden başlama kaygısına karşı bir demokratik tepkide bulunması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü emekçinin çatışmadan ve savaşlardan hiçbir çıkarı yoktur. Bu nedenle bizlerin yani sendika sürecinde ve şimdi de demokrasi ve barışı istememizin nedeni bu. Buna yönelik şiddet içermeyen her türlü demokratik tepkinin meşru ve yasal olduğuna inanıyorum. İlanları da bu amaçla verdik” diye konuştu.


    Başa dön


    ‘İmzalasam aynaya bakamazdım’
    Sultan Özer
    Hürriyet gazetesinde, 10 yıl 6 aydır Ankara Spor Servisi Şefi olarak çalışan, 34 yıllık gazeteci, spor yazarı Devrim Sağıroğlu, sözleşmeyi imzalamadığı için işten çıkarılanlardan biri. Sağıroğlu, “Aslında bu sözleşmeden benim kaybım yüzde 15-20’leri bile bulmuyordu ama, imzalamam durumunda aynaya bakamazdım” dedi. Sözleşmenin faturasının kısa sürede görüleceğini sendika örneği ile anlatan Sağıroğlu, hakkını yargıda arıyor.
    Amaç, yıpratmak..
    Sağıroglu, “gazeteciliğin utanç belgesi” olarak nitelendirdiği sözleşmeye karşı tavır alınmamasını eleştirdi. Sözleşmenin her maddesinin ustaca düşünülerek hazırlandığına ve tuzaklarla dolu olduğuna işaret eden Sağıroğlu, sözleşmede “gazeteci”den söz edilmeyerek, “ücretli” ifadesinin kullanılmasını dikkat çekici buldu. Bununla, ücretlinin holdingin değişik bir bünyesinde çalıştırılması, örneğin gazetecinin matbaa ya da holdingin gazetecilikle ilgisi bulunmayan herhangi bir şirketine gönderilmesinin mümkün olduğunu anımsatan Sağıroğlu, işi şöyle karikatürize etti; “Beni harcamak ve tazminat vermeden istifaya zorlamak istiyorlarsa, matbaaya gönderip, ‘gireni çıkanı kontrol et, sabahtan akşama kadar kapıda insanları tek tek say’ diyebilirler.”
    Hürriyet gazetesinde kendisinin performansını ölçebilecek nitelikte kimsenin bulunmadığının da altını çizen Sağıroğlu, “Performans testini kim, neye göre yapacak? Örneğin, 12 yıldır Hürriyet gazetesinde çalışan Kadir Ercan, bu süre zarfında yüzlerce kez manşete çıktı. ‘Telekulak Skandalı’nı ortaya çıkardı. Kısa bir süre önce, MHP’nin askerlere gönderdiği mektubu, sürmanşetten yayınlattı. Sedat Simavi Vakfı ödülünü kazanmış, usta bir gazeteci. Bu ödülü kazanmak kolay mı? Sözleşmeyi imzalamadığı için, ona şimdi ‘performansın düşük’ diyorlar. Hatta, ‘haber atladığı’ gerekçesiyle savunmasını istiyorlar. Amaç, Kadir’i yıpratmak, istifaya zorlamak. Koskoca Hürriyet, ne hale geldi. Ayıptır, yazıktır!”
    İsteseydim kalırdım ama...
    İstese bu sözleşmeyi imzalıyarak Hürriyet’te kalabileceğini, sözleşmenin kendisine yüzde 15-20’lik bir kayıp ancak getirdiğini belirten Sağıroğlu, “ama ben aynaya bakmak mecburiyetindeyim. Sabah traş olurken, yüzümün ayna ile ilişkisi olması gerekir” dedi. Aydın Doğan’ın gençliğinde, CHP Erzincan eski milletvekili, babası Adil Sağıroğlu’nun yanında, CHP Erzincan İl Örgütü’nde çalıştığını anlatan Sağıroğlu, bu ilişkileri meslek yaşamında bir kez olsun bile kullanmadığını belirterek şöyle dedi:
    “Aydın Doğan’ın babası İrfani Bey, babam Adil Sağıroğlu’nun çok yakın dostu idi. Bana defalarca, ‘bizler, birbirimize baba yadigarıyız. Bir derdin, bir sorunun olursa, mutlaka ilet’ demesine ve 18,5 yıl patronluğumu - 8 yıl Milliyet, 10 yıl 6 ay Hürriyet- yapmasına rağmen, bu yakınlığımı bir kez bile kullanmadım. Büyük haksızlıklara uğradım, hiçbir şekilde ona başvurmadım. 1988’de Milliyet Gazetesi’nden ayrılırken, kalmam için çok ısrar edildi. İstifa mektuplarımı defalarca yırttılar. Mektubu İstanbul’a elden götürerek ayrıldım. ‘Seni atalım, daha fazla tazminat alırsın’ dediler, kabul etmedim. ‘Hiç olmazsa yeni sözleşmeyi bekle’ dediler, reddettim. Aydın Doğan Hürriyet gazetesini satın aldıktan sonra, bir sürü yetkili kişinin yanında beni, ‘Milliyet gazetesinden istifa etmesine engel olamadım, gittiği gazeteyi satın almak mecburiyetinde kaldım’ dedi. Sorun, çalışmak- çalışmamak değil. Bu iş, bir prensip meselesi.. Yoksa, çalışmak filan isteseydim, sözleşmeyi imzalamadan da Hürriyet’te kalabilirdim. O gazetede hangi birisi, Aydın Doğan’ın isteği dışında bir gazetecinin işine son verebilir?”
    Hürriyet Gazetesi’nde 2-3 bin kişinin çalıştığını, emekli olan 50 kişi varsa bunlardan 4-5’inin ancak kadrolu olduğunu kaydeden Sağıroğlu, kendisinin de kadrolu olmasına rağmen böyle bir sözleşmeye imza atmasının “zul” olacağının altını çizdi.
    ‘Topluma böyle mi yön vereceğiz’
    Devrim Sağıroğlu, gazetecilerin topluma yön veren insanlar olduklarını belirterek, “Biz kendi hakkımızı korumaktan aciziz, başkasının hakkını nasıl koruyacağız” diye sordu. “Nerede bu gazeteci örgütleri, sesleri niye çıkmıyor, hani bizim eski Çağdaş” diye sitem eden Sağıroğlu, sorusunu da kendisi yanıtladı:
    “Biz ne isek, örgütümüz de odur. Biz ayrıyız da, örgütlerimiz mi bizi temsil edemiyor? İstisnalar olabilir ama, işin genel görüntüsü bu. Postu kaptırmamaya, bireysel olarak kelleyi ve günü kurtarmaya bakıyoruz. Ama, bugün tavır koyamadığımız için, yarın birçoğumuzun kellesinin gideceğinin idraki içinde değiliz. Sendika olayı da böyle oldu. Allaha şükür ki, ben bu ayıba ortak değilim. Çünkü, o dönemler çalışmıyordum. Çalışsam da, ‘sendikasız kalmak’ gibi bir ayıbı kesinlikle imzalamazdım. O zamanlar bu ayıba ortak olarak imza atıp günü kurtaranlar, şimdi dövünüyorlar. Çoğu da işsiz. Sendika gitti, iş güvencesi de bitti. Çalışanlar, tetikçiler hariç, kuru ekmek parasına talim ediyor. Yarın, bu sözleşmeyi imzalayanların halini de göreceğiz.”
    Aynı sözleşmeye Milliyet, Radikal, Fanatik ve Posta çalışanlarının ortak tavır koyarak üç maddesini değiştirmesini, “olumlu ama yetersiz” bulan Sağıroğlu, “Onur kırıcı olan, en tavırsız gazetenin Hürriyet olması” dedi.
    Çamaşır makinasından farkımız yok’
    Konuşmasında hep Abdi İpekçi’yi örnek veren Sağıroğlu, “Bize gazeteciliği, Abdi İpekçi ve ekibi öğretti. O okuldan mezun olduk” diyerek, şu yorumda bulundu: “O dönem, gazete sahipleri doğma büyüme gazeteciydi. Sedat Simavi, oğulları Erol Simavi, Haldun Simavi.. Ali Naci Karacan, oğlu Ercüment Karacan gibi.. Şimdi gazetecilerin, bir zamanlar okuyucuya dağıtılan çamaşır makinası, fırın, bulaşık makinası, otomobilden farkları yok. İşadamı olmak ayıp değil ama, gazeteci olmayan, gazeteciliğin sorunlarını çözemez. Habere, gazeteciliğe, Simavi’ler ve Karacan’lar gözüyle bakamıyorlar.”
    Sözleşmeyi önce altı kişinin imzalamadığını, son anda iki kişinin daha imzalayarak dört kişi kaldıklarını, Kemal Saydamer’le kendisinin işine son verildikten sonra Serdar Uluer ile Kadir Ercan’a eziyet çektirildiğini anlatan Sağıroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
    “Kadir’i yıpratmak için sinirlerini bozmaya çalışıyorlar. Serdar Uluer’in yazdığı haberler ya başkasının imzası ile çıkıyor ya da kullanılmıyor. Olimpiyat Şampiyonu halterci Taner Sağır’ın geçmişini anlatan haberi, ‘Celal Demirbilek Atina’dan bildiriyor’ diye birinci sayfadan verdiler. İş bu kadar rezalet boyutlara vardı. Gazetecilik, Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü 1 Şubat 1979 tarihinden bu yana devamlı kan kaybediyor. Mehmet Ali Ağca, aslında Abdi İpekçi’nin şahsında hepimizi vurdu!”

    “Performansı” yetersiz bulundu
    Bush’un Ankara ziyareti öncesinde, Bush’un kalacağı Hilton Oteli yakınında bomba patladı. İki polisin yaralandığı eylemi ilk görüntüleyen Hürriyet’ten Kadir Ercan, Hilton Oteli görevlileri tarafından dövülerek, ceketi de yırtılmıştı. O’nun şimdi “performansı” yetersiz bulunuyor.


    Başa dön


    Hastaneler bir başına bırakıldı
    Fadime Alkan
    Her geçen gün sağlık hizmetlerini özel sektörün insafına bırakan Sağlık Bakanlığı hastanelerden tamamiyle elini çekme niyetinde. Hastanedeki sağlık hizmetlerinin her ayağını paralı hale getirip hastanalerde döner sermaye sistemine bağlanmasının ardından sağlık çalışanlarının maaşları ve hastanenin masraflarının döner sermaye gelirinden karşılanmaya başlandı. AKP Hükümeti bu uygulamalara bir yenisini daha ekledi. Sağlık Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu tarafından genelge yayınlandı. Genelge’de, Bakanlık adına inşa edilecek yeni veya ek binaların yapım giderlerinin kurum ve kuruluşların kendi döner sermaye kaynaklarından karşılanabileceği hükmünün getirildiği belirterek, bütçeden ödenek talep edilmemesi istendi. Genelgede dikkat çekilen diğer bir nokta da, Yüksek Planlama Kurulu kararıyla kaynağı ne olursa olsun, ambulans, İtfaiye aracı gibi sağlık, savunma ve güvenlik açısından özel nitelikli taşıtlar dışında taşıt alımının yapılmayacağını, bu tür özel nitelikli taşıtlar haricindeki araç alımlarının durdurulduğu kaydedildi.
    “Ödenek talebinde bulunmayın”
  • Onarım bekliyor
    17 Ağustos 1999 depreminin ardından hasar gören Eyüp SSK Hastanesi 5 yıldan beri onarılmayı bekliyor. 250 yatak kapasiteyle çalışan hastanenin yarısı kullanılmıyor. Defalarca hastanenin yapılması için Sağlık Bakanlığı’na başvurduklarını dile getiren hastane Başhekimi Opr. Dr. Abdullah Yasin bürokratik işlemlerden ve kaynak yetersizliği gerekçe gösterilerek hastanenin onarılmadığını dile getiriyor. Hastanede görevli sağlık çalışanı da işçi nüfüsunun yoğunlukta olduğunu belirterek, “Bize gelen hastaların hepsine yoğunluktan cevap veremiyoruz ve başka has tanelere yönlendiriyoruz. Özellikle SSK Okmeydanı Hastanesi’ne gönderiyoruz. Bu hastanenin de kapasitesi belli. Hastalarımız günlerce kuyrukta beklediklerini 5-6 ya varan randevular verildiğini duyuyoruz” dedi.
    Yıldırım unutulmadı
    Ankara’nın Keçiören Ovacık Mahallesi’nde 30 Ağustos 1995 tarihinde o dönemin MHP’li şimdilerin ise AKP’li Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok’un “adamları olduğu” söylenen kişilerce vurularak öldürülen Erdal Yıldırım bu yıl da anılıyor. Yıldırım, dokuz yıl önce, Keçiören ilçesi Ovacık Mahallesi’nde evinin önünde öldürüldü. Ovacık Mahallesi’nin yeni kurulduğu dönemlerde, arsa alanlar “Kendi evini kendin yap” projesi çerçevesinde evlerini yapıyorlardı. Önceki belediye yönetimi tarafından geliştirilen “Kendin yap 1. Etap projesi”, tapusu, yapı ruhsatı ve bir kısmının iskan ruhsatı tamamen yasalara uygun olmasına karşın, başa geçen Turgut Altınok, projeyi durdurmaya çalıştı. Adamları olduğu söylenen kişiler, belediyenin resmi araçlarıyla gelerek mahallede terör estirdi. 30 Ağustos 1995’de saat 23.30’da bir belediye aracıyla Ovacık’a gelen bir grup, Erdal Yıldırım’ı öldürdü. Erdal’ın öldürülmesinin ardından 9 kişi gözaltına alındı. Hakkı Şener silah kullanmaktan, Abdülkadir Yaşartürk de adam vurmaktan 24 yıl hapse mahkûm oldu, ancak bu cezalar 15 yıla indirildi. Ovacık halkı, kendilerine sahip çıkan, kendileri için ölen Erdal’ı unutmadı. Erdal Yıldırım, öldürülmesinin 9’uncu yılı olan bu yıl da mezarı başında ve Ovacık’ta yapılacak etkinliklerle anılacak. Anma için saat 13.30’da evinin önünde toplanılacak. Topluca Karşıyaka Mezarlığı’na gidilerek, Erdal mezarı başında anılacak. Anma etkinlikleri akşam saatlerinde Ovacık’ta devam edecek.
    BTS: Talimatnamelere uyun
    Birleşik Taşımacılık Sendikası Başkanlar Kurulu dün İstanbul’da AKP hükümetinin taşımacılıkla ilgili politikaları ve tren kazalarının değerlendirilmesi gündemleriyle biraraya geldi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kazaları “sabotaj” şeklinde yorumlamasının değerlendirildiği toplantıda demiryolu çalışanlarına güvenlik koşulları talimatnameler doğrultusunda oluşturulmadığı taktirde görev yapmamaları çağrısında bulunma kararı alındı. Başkanlar Kurulu toplantısı sonrasında basın toplantısı düzenleyen BTS Genel Başkanı Fehmi Kütan, kazaların ardından “sabotaj” şeklinde yorum yapılmasının dikkat çekici olduğunu söyleyerek “TCDD’nin Yeniden Yapılanması” adı altında yürütülen tasfiye ve yoketme projesi kapsamında çalışan sayısından tasarruf yapacağız diye birçok ünvanda çalışan personeli ortadan kaldırarak, görev yapan personelin üzerine iki üç görev daha yüklenmesi, fazla çalıştırma ile birlikte neredeyse 5 kişilik görev yapması için zorlanması sabotaj değil mi?” dedi. Kazalardan bu yönde açıklama yapmanın provakasyonlara açık olduğunu belirten Kütan, Yıldırım’ın sözlerinin istihbarat olarak değerlendirilmesi gerektiğini bunun için çalışanların daha dikkatli ve kesinlikle talimatnamelere uyarak görev yapmalarını istedi. Kütan, demiryollarının taleplerinin açık olduğunu belirterek taleplerinin somutlaşmaması halinde hizmet üretiminden gelen gücü kullanacaklarını söyledi. “Hızlı tren” diye başlatılan eski güzergah üzrendeki rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Kütan, Ankara-Ayaş-Beypazarı-Nallıhan-Göynük-Arifiye-İstanbul güzergahı ve İstanbul-Ankara arasını 2 saate indirecek projenin tamamlanması için bütçeden pay ayrılması gerektiğini vurguladı. “Ulusal Ulaşım Ana Planı” nın uluslararası gelişmeler gözönünde bulundurularak hazırlanması gerektiğini de bildiren Kütan, TCDD’nin eğitimli demiryolu çalışanlarına ihtiyacı olduğunu ve Demiryolu Meslek Liseleri’nin işlevselleştirilmesinin önemini dile getirdi. Kütan, Türk Hava Yolları’na yatırım yapılmasını ve özelleştirmeci politikalara son verilmesine işaret etti. Kütan aynı zamanda Başkanlar Kurulu toplantısında Kamu Reformu Yasası, Kamu Personeli Rejim Yasası, Eğitim-Sen hakkında açılan kapatma davası ve İStanbul’da yapılması planlanan 3’ncü köprü hakkında görüştüklerini dile getirdi.
    Tatilcilere dönüş yolu uyarısı
    Tatil dönüşü trafik yoğunluğunun artması nedeniyle karayollarında kaza riskinin yükseldiğine dikkat çekilerek, şoförlere dikkatli olmaları uyarısında bulunuldu. Adana Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Kazım Barışık, ilköğretim, lise ve dengi okullarda kayıtların başlaması ve yaklaşan öğretim yılı nedeniyle tatil dönüşlerinin başladığını hatırlatarak, karayollarında trafik yoğunluğunun arttığına dikkat çekti. Trafik kazalarının en çok temmuz ve ağustos aylarında meydana geldiğini belirten Barışık, “Tatilcilerimizin havanın daha serin olduğu akşam, sabah veya gece trafiğe çıkmaları, gündüz sıcakta dinlenmeleri güvenlikleri açısından daha isabetli olacaktır” dedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net