AB artık Kürtleri sevmiyor
Kongra-Gel’i “terör örgütleri listesi”ne alan AB üyesi ülkeler, DEP’li milletvekilleri ve DEHAP ile de ilişkilerinde “soğuma”ya gidiyor. Sabah gazetesinde dün yayınlanan “Avrupa Birliği Zana’yla ilişkileri soğutacak” başlıklı habere göre AB’nin, tahliyeden sonra Leyla Zana ve arkadaşlarının teröre karşı net tavır almaması üzerine mesafe koyma kararı aldığı öne sürüldü. Haberde tüm üye ülkelerin altına imza attığı ortak metinde; “4 eski DEP’li milletvekili ile resmi AB temasına geçilmesinin cesaretlendirilmemesi, bunun yerine düşük seviyede özel temasların sürdürülmesi kararlaştırılmıştır” denildiği iddia edildi. Kürt sorunu ve kapatma davası süren DEHAP konusuna da değinilen metinde, “AB misyon şeflerinin DEHAP ve Kürt sorununa karşı siyasi bir duruş sergilememeleri daha doğru olacaktır” ifadelerine yer verildiği dile getiriliyor. Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulamasına karşı Avrupa’nın ve uluslararası kurumların sessizliğine tepki gösterdi. DİHA’nın haberine göre Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenen halk toplantısında konuşan Aydar, AB’nin eskiden “PKK silah bıraksın Kürt sorununu birlikte çözelim” dediğini ama 6 yıl süren tek taraflı ateşkes döneminde AB’nin Kürt sorunu konusunda hiçbir ciddi adım atmadığını ifade etti.
‘Barış’ için destek istediler
Diyarbakır Demokratik Gençlik Platformu’ndan 40 genç bölgede sürdürülen operasyonların durdurulması ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için Ankara’ya geldi. “Barış yolcularının” ilk durağı Eğitim Sen oldu. Gençler, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, Genel Eğitim Sekreteri Fevzi Ayber ve Kadın Sekreteri Elif Akgül ile görüştü. Platform adına konuşan Mesut Çetin, “Ölmek ve öldürmek istemiyoruz” diyerek yola çıktıklarını vurguladı. Son 1-2 ayda bölgede OHAL’in fiili uygulamalarına şahit olduklarını belirten Çetin, “98’deki sürece geri mi dönülüyor” endişelerini dile getirdi. Öcalan üzerindeki tecridin ve operasyonların yeniden başladığına işaret eden Çetin, “Yeterince kan döküldü. 30 bin kişi öldü, bedel ödendi. Operasyonlar sona erdirilmeli ve tecride son verilmelidir. Daha fazla can verilmemesi için çeşitli eylemler ve etkinlikler yapacağız” diyerek, barış konusunda ısrarcı olduklarını kaydetti. Gençler daha sonra “Çatışmalı Sürecin Bilançosu ve Barış İçin Çözüm Önerileri” başlıklı raporu Emirali Şimşek’e sundu. Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek ise eğitim emekçilerinin hep barışı savunduğunu belirterek, “Bölgede barışın tesis edilmesi için atılacak her adımı destekleriz” dedi. Platformdan bir heyet de öğle saatlerinde DEHAP Genel Merkezi’ni ziyaret etti. DEHAP Genel Başkan Yardımcısı Ali Ürküt, barış için yapılan çalışmaları desteklediklerini ifade etti. Gençler daha sonra EMEP’i ziyaret ederek, Genel Başkan Yardımcısı Haydar Kaya ile görütüler. Gençlerden Faruk Şehir, bu ziyaretlerle savaşın Türkiye halklarına yarar getirmeyeceğinin anlaşılması ve tecrit olgusuyla birlikte AKP’nin demokrasi anlayışının tartışılması için gerçekleştirdiklerini söyledi. Haydar Kaya ise, Kürt halkının bir halk olarak tanınması ve genel af taleplerini savunduklarını belirterek, bunun Türk ve Kürt halklarının birlikte mücadelesinden geçtiğini ifade etti. Sürecin tekrar yaşanmaması için “canlı kalkan” olma fikrini tartıştıklarını söyleyen Şehir ise bu konuda Kaya’ya fikirlerini sordu. Böyle bir eylemin devletin yönlendirmesiyle gençliğin savaşın bir tarafı olarak algılanmasına neden olacağı tehlikesine dikkat çeken Kaya, acil bir biçimde en geniş kesimlerin mücadeleye katılması gerektiğini bildirdi.
Hükümet ve firmalar halk sağlığını hiçe sayıyor
Türkiye, halk sağlığını tehdit eden ve tarım alanlarına zarar veren “Uçucu Organik Maddeleri” (VOC) boya sanayiinde yüksek oranlarda kullanmaya devam ediyor. Boya firmaları teknolojilerini yenileyerek VOC oranını düşürmek için gerekli yatırımları yapmaktan kaçınıyor. Her adımını AB’ye endeksleyen hükümet ise bu konudaki standartları gözardı ediyor. Uçucu Organik Maddeler (Volatile Organic Compounds-VOC) boya, kozmetik ve temizlik sanayilerinde kullanılıyor. Bu uçucu solventler altmosferin alt tabakalarında uzun süre bozulmadan kalabiliyor ve Azot gazını sentezleyerek, Ozon oluşumunu sağlayabiliyor. Altmosferin alt seviyelerinde oluşan bu ozon gazı da astım gibi ciddi solunum yolları problemlerine yol açarak, halk sağlığını tehdit ediyor. Aynı zamanda toprağın asitlenmesine de neden olarak tarım alanlarında zarara yol açıyor. Türkiye’de duvar boyalarında su bazlı sistemler kullanıldığı için problem yaratmazken, sanayi boya ürünlerinde VOC oranının yüzde 80’lere ulaşması halk sağlığını tehdit ediyor. “Uzun Mesafeli Sınırları Aşan Hava Kirliliği Birliği”ne 1989’de taraf olan Türkiye ise, bu birlik altında yürürlüğe giren protokollerden biri olan VOC Protokolü’ne imza koymamakta diretiyor. Dünyada 2004 yılında bir galon (4 lt) boyada VOC miktarının 400 grama indirilmesi hedeflenirken, Türkiye’de 1 galon boyada 2.5 kilo VOC bulunabiliyor. Devletin VOC oranına Avrupa ölçütlerinde sınırlama getirmemesinin temelinde ise, Türkiye’deki firmaların bu düzeyde üretim yapacak teknolojilerinin olmamasının yattığı belirtiliyor. Kârlarından başka hiçbir şey düşünmeyen firmalar ise yasal sınırlama olmadığı için mevcut teknolojilerle üretime devam ediyor. Konuya ilişkin olarak gazetemize bilgi veren İskender Akdoğan, 23 yıllık bir kimya mühendisi. Akdoğan 1989’da 3 işletmenin yöneticiliğini yaptığı Yaşar Holding’ten ayrılarak, Amerika’ya gitti. 9 sene Amerika’da kalan Akdoğan, Çevreye Uyumlu Sanayi Boyaları Teknoloji’lerinde uzmanlaşarak, uluslararası firmalarda çalıştı. Akdoğan’ın aktarımına göre, kendisi düşük VOC’lu üretime geçilebilmesi için gereken teknolojiler konusunda Türkiyeli tek uzman. Bu teknolojinin Türkiye’ye getirilip, yılları alabilecek bir uygulama çalışması olmadan düşük VOC’lu üretim yapılamayacağını söyleyen Akdoğan, “Türk firmaları ve Türk devleti düştükleri bu sıkıntıdan kurtulmak için maalesef ki 1997’de ben Amerika’dayken gelip bu teknolojiler konusunda benimle görüşerek, beni demokratik yollardan ikna ederek Türkiye’ye gelmemi ve bu sıkıntıları aşmada Türkiye’ye yardımcı olmamı talep etmemişlerdir” dedi. Akdoğan, bunun yerine Türkiye’ye dönmesi için Amerika’da çalıştığı Akzo-Nobel isimli firmada üzerinde baskı kurulduğunu öne sürdü. Bunun üzerine Amerika’dan Türkiye’ye döndüğünde bir süre Yaşar Holding’te yeniden çalışan Akdoğan, firmanın istediği ve bir teknoloji transferi niteliğindeki “Düşük VOC içeren sanayi boyası” projesi ile ilgili ücret konusunda anlaşamadıklarını belirtti. Yaşar Holding’in “Nasıl olsa avcumuzun içinde, istediğimiz ücrete yaptırırız” diye düşündüğünü öne süren Akdoğan, Kanada’ya gittiğinde de Amerika’da karşılaştığı baskıların benzerlerini yaşadığını belirterek, “Bu baskıların Türkiye’deki boya firmalarının benim uzmanlığıma olan ihtiyaçlarından dolayı beni Türkiye’ye döndürmeyi amaçlamalarından kaynaklandığını anladım” dedi.
Bomba paniği
Beşiktaş’ta bir metro istasyonundaki güvenlikçiler tarafından duvara yapıştırılmış halde bulunan kutu paniğe neden oldu. Polisi alarma geçiren olay, Levent Zincirlikuyu Caddesi’ndeki Metro İstasyonu’nda dün saat 02.00 sıralarında meydana geldi. İstasyon görevlileri, Levent-Taksim hattındaki metro istasyonunun duvarında bantla yapıştırılmış şekilde garip düzenekli bir kutu buldu. Bomba imha uzmanlarının yaptığı incelemelerde duvara monte edilen kutunun, elektrik kablolarının bağlanması için yerleştirilen elektrik prizi olduğu ortaya çıktı.
|