www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Aydın Ilgaz’dan ‘Sınıfın Efsanesi’
Aydın Ilgaz, babası Rıfat Ilgaz’ı anlattığı “Sınıfın Efsanesi”ni kendi yayınevi Çınar Yayınları’ndan çıkarttı. Oğul Ilgaz’la baba Ilgaz’ın yaşamı üzerine söyleştik.

Yılmaz Odabaşı olayı
Yılmaz Odabaşı’nın yeni kitabı “Şarkısı Beyaz”. Adını Cemal Süreya’nın bir şiirinden alan bir roman. Odabaşı’nın “Yenik Serçe” şiirini altmotif olarak kullanıyor ve özyaşam öyküsünden de yararlanıyor.

Kürtlere dair dört kitap daha
Kürtlerin bilim dilinde tuttukları yer; Kürt halk türküleri ve ona kaynaklık eden olaylar, Orta Anadolu’da yaşayan Kürtler ve ünlü Kürt şair Cegerxwîn’in yaşamı ve şiiri...


Aydın Ilgaz’dan ‘Sınıfın Efsanesi’
Turgay Keser
Rıfat Ilgaz’ın öğretmenliği ve şairliği arasındaki ilişkiden bahsedebilir misiniz?
Rıfat Ilgaz Sınıf kitabında bir öğretmen olarak Sınıf’tan söz ediyor, ama ordaki öğrencilerin hayatlarına yer verdiği için de, ülkemizdeki sınıflardan da bahsetmiş oluyor. Rıfat Ilgaz’ın”yoklama defterinden öğrenmedim sizi benim haylaz çocuklarım” dediği çocuklar, 1940’lı yılların öğrencileri. Kitabın adı Sınıf, yayımlandığı kitapevi de Devrim olunca toplatma kaçınılmaz oluyor. O zaman bakanlar kurulundan üç beş yetkili bir araya gelip, bakalım Rıfat Ilgaz bu sefer ne halt yemiş diye kitabı inceliyordu. Öyle sanıldığı gibi konunun uzmanlarına inceletme falan yok. Bu olaydan sonra babamı altı aydan fazla ceza yediği gerekçesiyle öğretmenlikten atıyorlar. Ama orada bile hata yapılıyor, çünkü babam tam altı ay ceza yemiştir, bir gün fazla değil.
Öğretmenliği çok severdi. Bir öğretmen olarak 12’ye yakın yazdığı kitap vardır. Bacaksızlar, bugün hâlâ okullarda en başarılı çocuk kitabı olarak ilgi görüyor. Babamı Karagümrük okulunda öğretmenler arasındaki bir tartışmada, fakir bir çocuğu koruduğu için, Nişantaşı Ortaokulu’na sürüyorlar. Orada babam, matematik hocasının diğer dersleri iyi olan fakir bir öğrenciye sıfır vermesine dayanamıyor ve “Bir versen geçecek, insan nasıl sıfır verir” deyip öğretmene bir tokat atıyor.
Öğretmenlikten atılması hayatına nasıl bir yön veriyor?
Öğretmenlikten atıldıktan sonra Cağaloğlu’na gidiyor. Orada Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’le beraber Marko Paşa’yı çıkarıyor. Sonuçta öğretmenlikten ayrılıyor ve mizah yazarlığına başlıyor.
Türk işçisinin ekonomik durumunun yeterince iyi olmadığını anlattığı ve müstehcen olduğu gerekçesiyle Devam adlı şiir kitabı toplatılıyor. Ve bundan sonra şiir yaşamı zora giriyor, dergiler Rıfat Ilgaz adına sansür uyguluyor, yolda gören arkadaşları kendisine selam vermiyor. “Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda” diyor.
Bu yüzden tüberküloz olduğu halde hastaneye bile almıyorlar. Babam o kadar baskıya rağmen yazmaktan vazgeçmedi. Bizim eve elektrik faturası gelir gibi mahkemelerden kâğıtlar yağardı. Hatta, bir arkadaşıyla beraber girdiği bir adliyede tesadüfen davası olduğunu öğrenir ve gelmişken orada babamı tutuklarlar.
Babanızın kitaplarını basma nedeniniz?
Babam bugün Sınıf’ta istediklerini söyleyemediyse, bunları takma isimle yazdığı Hababam Sınıfı’nda yazmıştır. Bugün adını bilmeyen yoktur. Babam halka malolmuştur. Çoğu sözümona aydın, onun şair olduğunu bile bilmez. Bana bugün “Hep babam diyorsun, başka da bir şey demiyorsun” diyorlar, ben kitaplarını bastımsa, Marko Paşa yazılarını topladımsa, şiirlerini yayımladımsa kötü mü yaptım? Türkiye’de kurumlar, kuruluşlar, dernekler, sendikalar bir şey yapmadıysa ben, sadece oğlu olarak da değil bir arkadaşı olarak, ona hakkı olan yeri veriyorum. Bu keşke toplumun bütün katmanlarındaki diğer sanatçılar için yapılsa. Bugün Hasan İzettin Dinamo’nun adından söz eden var mı? Bugün A. Kadir’in adından söz eden var mı? Daha nicelerinin isimleri unutturulmuk isteniyor. Kendi değerlerimizden vazgeçmemiz isteniyor. Biz ezgilerine, manilerine, şiirlerine sırtını dönmüş bir toplumuz. Popstarlarla, BBG’lerle oyalanıyoruz.
Yayıncılık hayatına atılma amacınız bu muydu?
Ben Türkiye’de vatandaş olarak taşın altına elimi koyup yayıncılık yapmak istedim. Evet. Başa gelen olayları gördükten sonra babamın da kitaplarını alarak basmak istedim. Bugün 22 sene oldu, önce babamın kitaplarını bastım. Önce bu arzu edilerek yapılan bir iş ama bunun bir ekonomik tarafı var. Çok güçlükler yaşadık. İnsanlara Rıfat Ilgaz’ı, kendimizi tanıtalım derken ticaretin bir sürü namussuzluklarıyla karşılaştık. Yayıncılığın zor ve engelli olduğunu da öğreniyorsun. Türkiye’de siyasi bir şeyden korkmuyorsunuz ama en ufak ekonomik bir çalkantı götürüyor sizi. Benim yaptığım işle onun bütün eserlerini bir binanın içine soktuk sonunda.
Hababam Sınıfı’nın haklarını almak bile bir ömür sürdü. 11 dava ile uğraştık. Yani bir mal para ediyorsa eline geçiren vermiyor. Bu bir meşakkatli yol. Babam bütün zorluklara rağmen yazmaya devam ettiyse, ben de onun kitaplarını çoğaltmaya çalıştım. Bazı gerçekleri topluma vermek lazım. Onun şiirleri eskimeyen şiirlerdir.
1980’de gözaltına alınması olayına kitabınızda geniş yer veriyorsunuz. Anlatabilir misiniz?
1980 yılında babam istemediği olaylarla karşılaştı. Babama, bırakın sanatçıyı, yazarı, ihtiyar bir insana yapılmayacak muameleler yapıldı. 70 yaşında bir insanın gözlerinin bağlanması, elleri kelepçeli, kendi köyünün halkı içinde, Cide’nin papazını yakaladık diye, sokakta insanlara teşhir edilmesi... Ondan sonra stadyuma koyup, yine gözleri bağlı insanlara izlettirilmesi, korku psikolojisi yaratılması. Alıp o yaşlı adam dağlardan bayırlardan aşırılıp Et Balık Kurumu’nda yatırılıyor. Hapishanelerde yer yok. Orada oturtma, ayakta beklet ceza olarak... Dağın tepesinde bir yer, beşinci katın en dip yerine atmışlar. Ben orada o da yalvar yakar ve sadece iki dakika için görmeye gittim, kapının önünde iki asker, yatağının başında iki asker. Bizi görünce mermi doldur boşalt yapıyorlar. Ve beni tehdit ediyorlar, TRT’ye bile Rıfat Ilgaz’ın nerede olduğunu söylemedik, eğer sen İstanbul’a gidip babanın nerede olduğunu söylersen, onu bir daha göremezsin diye tehdit ettiler.
Cumhuriyet gazetesinin duvarında bir not Rıfat Ilgaz hakkında hiçbir yazı yazılmayacak. Bu durum insanı ister istemez ürkütüyor.
Sizin mizaha bakışınız nedir?
Bugün mizah eski Avrupa saraylarındaki kralları eğlendiren soytarıların mizahına dönüştü. Oysa mizah, güçsüzün güçlüye karşı savaşıdır. Eğer sen güçsüzsen ancak mizahı başındakine karşı silah olarak kullanırsın. Güçlünün güçüsüzü perişan etmesine gülmez halk. Çok güçlü gördüğü kişinin bir gariban tarafından alaya alınıp perişan edilmesine ise gülmekten kırılır.
İktidarı eleştirmeden, suya sabuna dokunmadan yazı yazmak kolaydır. Zamanında yazanlar hapislere atılmıştır. Bu toplumcu gerçekçiliktir. Ve bundan kaçınmak bir aydının yapacağı bir iş değildir.


Başa dön


Yılmaz Odabaşı olayı
Sennur Sezer
Yılmaz Odabaşı, 1961 Diyarbakır doğumlu bir şair. Denemeleri, öyküleri, anı, araştırma kitapları da var. Ama onu hep şair olarak anımsıyoruz, çünkü asıl ününü şair olarak yaptı.
Yaygınlık ve tepki alan denemeleri de daha çok şiirle ilgiliydi, ben “Türk şairi, Türkiye şairi” benzeri başlıklı ve şiirin diliyle ilgili denemelerini hatırlıyorum örneğin. Ahmet Kaya, Ferhat Tunç, Onur Akın, Grup Kızılırmak, Grup Yorum tarafından bestelenen şiirleriyle yaygınlık kazandı. Düzenlediği şiir antolojisi (1975-2000 Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi) ile edebiyat dünyasıyla hesaplaşmayı seçti.
Kalabalık bir liste
Epey kalabalık ödül listesinde de şiir ödülleri başta geliyor: 1990 Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü, 1992 Petrol-İş Sendikası Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 1992 ve 1994 Altın Koza Film Öyküsü Ödülü, 1992 Çankaya Belediyesi ve Damar Dergisi Çocuk Yazını Ödülü, 1994 Çağdaş Gazeteciler Derneği Ödülü, 1997 PEN Yazarlar Derneği Onat Kutlar Film Hikâyesi Özel Ödülü,1997 Temmuz Dergisi Halk Ödülü,1998 TAYAD Hikâye Yarışması ikincilik ödülü, 1998 Sabri Altınel Şiir Yarışması birincilik ödülü, 1991 ve 1998 Human Right Watch (İnsan Hakları İzleme) “Baskıya Karşı Cesaret Ödülleri, 1999 İsveç PEN Onur Üyeliği.
Şarkısı Beyaz
Yılmaz Odabaşı’nın yeni kitabı “Şarkısı Beyaz”. Adını Cemal Süreya’nın bir şiirinden alan bir roman. Odabaşı’nın “Yenik Serçe” şiirini altmotif olarak kullanıyor ve özyaşam öyküsünden de yararlanıyor. Özetle 12 Eylül sonrası Güneydoğu’sunda bir aydın olarak yaşamayı seçen ve sorunlu bir aşk yaşayan bir aydının öyküsü. Romanın kahramanı bu aşkın çaresizliği yanında kısa süre sonra hapse girecek olmanın da sıkıntısını duyuyor.
Düzyazı şiiri çokça kullanan bir şair olan Yılmaz Odabaşı’nın romanı da şiirsel bölümlerin ağır bastığı bir metin. Şiirlerin (bu bölümler italik dizilmiş) yanı sıra şöyle anlatımlarla sık sık karşılaşmanız olağan: “Değil şehirler aşklar, bazen kendisi bile kendi üstüne devrilmiş gibidir insanın. Kendiniz bile ağır bir yüksünüzdür bazen kendinize... Nereye giderseniz eğreti, ne yaparsanız huzurdan yoksun... Bazen bir gül bahçesini bile bir kış gecesi gibi yaşarsınız; çünkü dikenler öyle çok yakmıştır ki canınızı, gülleri, günleri, görmez, hissetmezsiniz...
Güllerden caymışsınızdır da, artık hayatınızı dikenlerin acıtmadığı her güne minnet duyarsınız. Devrilmediğiniz, delirmediğiniz ve kalbinizin tam ortasından delinmediğiniz her güne minnet duyarsınız..” (s.174)
Önemli bir durak
Bence şiirinde lirik bir toplumsal eleştiri havasına gerçekleşemeyecek bir tutkuyu eklemiştir Yılmaz Odabaşı. Son yılların satış rekorları kıran kitaplarını yazışında okurun anlatıya tutkunluğu ve Odabaşı şiirinin bölge şiiriyle akrabalığı vardır.
Dr. Yılmaz Uluçay, Yılmaz Odabaşı’nın şiiri için yazdığı “Asi ve Yalnız” adlı incelemesinde onu “sosyal gerçekçi, serbest üsluplu şiir geleneğimizde, Nâzım Hikmet ve Ahmed Arif’ten sonra gelen önemli bir durak” sayıyor. “Özellikle Doğulu şairler için bir örnek, bir kilometre taşı, bir çıta” olarak tanımlıyor.
Bölge şiiriyle akrabalık
“Asi ve Yalnız”, Odabaşı’nın yaşam öyküsü ve şiir anlayışını şairin kendi sözcükleriyle veren, şiirinde kullandığı yerel sözcükleri açıklayan yanıyla önemli bir çalışma. Ancak bence şiir incelemelerinde bir aksaklık var. Şiirlerin açıklamaları, irdelenmeleri de şiirsel. Oysa araştırmacı Odabaşı’nın şiirinin kaynak ve göndermelerini örneğin “Ne diyarbakır anladı beni ne de sen/ Oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen” dizelerinin “Bir ben bilirim ne afat sevdim/ Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir kalası” dizelerinin akrabalığını gösterebilmeliydi.
Yılmaz Odabaşı, edebiyatımızda bir olaydır. 12 Eylül’ün büküp savuramadığı bir ozan oluşu da onun “olaylığını” pekiştirir. “Şarkısı Beyaz”ı da “Asi Ve Yalnız”ı da onu daha iyi tanımak için okumak gerekir. Şiir kitaplarını uzun süredir Everest Yayınları’nın bastığını anımsatayım.
Ayrıca Karahan Kitabevi’nin Adana’da (Çakmak Caddesi, Çakmak Plaza No:40/43 Seyhan-Adana) bir kitabevi olduğunu, iletişim için 0322-363 05 84 nolu telefonu ya da 322-3635779 nolu faksı kullanabileceğinizi ekleyeyim.


Başa dön


Kürtlere dair dört kitap daha
Evrensel Basım Yayın, bir süre önce başlattığı “Kürt Tarihi ve Kültürü” dizisine dört kitap daha ekledi. Böylece, Evrensel Basım Yayın’ın dizisi 8 kitaba ulaşmış oldu. Yeni yayımlanan kitaplar, Edib Polat, Ordixane Celil, Rohat Alakom ve Salih Kevırbıri imzalarını taşıyor ve çeşitli alanlardan önemli bilgi ve yorumlar içeriyor.
Bilim ve Kürtler
Dizinin beşinci kitabı olarak yayımlanan “Bilim Dilinde Kürtler” Edib Polat’ın bir çalışması. Polat, “Kürt coğrafyasının flora ve faunasına giriş” üstbaşlığını taşıyan kitap ile, Kürt coğrafyasındaki bitki ve hayvan türlerini, sadece bu coğrafyaya has olanlarını çok çeşitil kaynaklara başvurarak inceliyor. Ortaya çıkan tablo oldukça şaşırtıcı: Bu topraklara has çok sayıda bitki ve hayvan türü var. Yazar, bu türleri ele alırken, özgünlüğe kaynaklık eden coğrafik ve iklimsel koşulları da ortaya seriyor.
Cegerxwîn Şiiri
“Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi”nin beşinci kitabının imzası Ordixane Celil. Yazar, ünlü Kürt şair “Cegerxwîn’in Yaşamı ve Şiir Anlayışı” adını taşıyan kitabı ile bu alandaki önemli bir boşluğu dolduruyor. Cegerxwin’in şiirleri yarım yüzyıldır insanlara moral ve güç vererek dilden dile yayılsa da; Cegerxwin şiiri üzerine araştırmalar oldukça sınırlı.
Celil’in incelemesi, bu boşluğu dolduracak nitelikte. İlk olarak 1966 yılında Erivan’da Kiril alfabesiyle Kürtçe olarak basılan kitap, Türkiye’de ilk kez yayımlanıyor. Kitap, Cegerxwîn ve şiirleri hakkında derli toplu bilgiler vermekle kalmıyor, şiirleri örneklerle inceleniyor, yurtsever ve sosyalist düşüncenin şiiren nasıl bir ruh verdiği aktarılıyor.
Orta Anadolu Kürtleri
Rohat Alakom’un kaleme aldığı “Orta Anadolu Kürtleri” de, pek bilinmeyen bir gerçeği anımsatıyor. Tuz Gölü’nün çevresindeki iller başta olmak üzere Anadolu’nun orta kesimlerde önemli bir Kürt nüfusun yaşadığını anlatan kitap, Kürtlerin anayurtları sayılmayan bu topraklara hangi dönemde, neden ve ne zaman geldiklerini anlatıyor.
Genç şairden ilk kitap: Rüyamda Hayat Vardı Genç yazar Mehmet Altun, ilk çalışması olan “Rüyamda Hayat Vardı” adlı kitabında şiirlerinin yanı sıra, dil üzerine bir makaleye de yer verdi. Altun makaleyi yayımlama gerekçesini ise, “Şiir ile dil ilişkisinin önemine dikkat çekmek için” şeklinde açıkladı. Babil Yayınları’ndan çıkan “Rüyamda Hayat Vardı”da, 45 şiire yer veren Altun, “bireysellik ve yabancılaşma”yı ana tema olarak ele alıyor. Kitabın kapağına Bohrot’un “Lüksemburg” isimli tablosunu koyan Altun, “Çalışma, bir ‘Adanmış Şiirler Kitabı’ olarak da adlandırılabilir. Kitaptaki birçok şiir yaşayan ve aramızdan ayrılan isimlere adandı. Kapağa ise, Rönesans döneminin önemli isimlerinden olan Bohrot’un bir eserini koyduk. Kitaptaki şiirlerle, Bohrot’un tasvir ettiği dönem birbirine denk düşüyüyor çünkü” diyor. Kitabın son bölümünde “Dilin ortaya çıkışı ve kökeni” başlıklı bir makaleye de yer veren Altun, bunu sebebini ise şöyle açıklıyor: “Şairler, dille birebir ilişkili olan ve onu kullanan, biçim veren insanlardır. Bu yüzden, kullandığımız dili tanımak, onu ortaya çıkaran koşulları da anlatmak istedim. Dil olgusunu iyi tanırsak, onu doğru kullanmamız ve yaşatmamız da mümkün olur anlayışı, bizi böyle bir yenilik yapma konusunda cesaretlendirdi. Umarım, okurlar da bu yeniliği anlayışla karşılar.” Halen Kum dergisinin İstanbul temsilciliğini yapan Mehmet Altun aynı zamanda Seyhan Müzik’te basın-yayın koordinatörlüğü ile Babil Yayınları’nda editörlük yapıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net