Bush eleştiricilerinin en çok öne çıkardıkları, onun “zekâ düzeyi”dir. Oun izleyen, az çok tanıyan herkes, onun hem yürüyüp hem de sakız çiğnemeye kalkınca düşüp elmacık kemiğini kıracak kadar bir aptallık abidesi olduğunda hemfikirdiler. Bu zekâ düzeyinden dolayıdır ki; Bush’un kendisinin, dünyanın düzeltilmesi için “tanrı tarafından seçilmiş kişi” olduğuna inandığı söylenmektedir.
Ama bu Bush; ayrımsız tüm bir sermaye basını tarafından, Türkiye’ye sanki “zekâ tanrıçası”nın dergâhından geçerek gelmiş gibi; kusursuz, ağzından çıkan her sözde keramet saklı bir büyük kişilik, bir Amerikan azizi olarak yansıtılmıştır. Ve dahası medya, Bush’un sırtını sıvazladığı Türkiye’nin, artık sırtının yere gelmeyeceğini ilan etmiş, AKP ve liderinin Bush tarafından takdis edilmesi de buna eklenerek, yalan propaganda daha da koyulaştırılmıştır.
Irak’ın işgalinden önce, Türkiye’nin haritadaki yerini bildiği bile şüpheli olan bu zat; sanki 40 yılılk “türkofil”gibi, Türklerin en hoşlanacağı laflar ettirilip, bu görüşü doğrulayacak jestelerle öne çıkarılmıştır.
Doğrusu, Beyaz Saray ve Pentagon’un kurtları Bush’u iyi pazarlamışlardır. Türkiye’deki sermaye basını, bu pazarlamada Bush’un ve elbette Beyaz Saray’ın gizemli güçlerine inanan “budala hayran” rolünü üstlenmiştir.
Bu, masum bir “budalalık” değil; NATO zirvesinde olup bitenleri karartma amaçlı bir rol olmuştur.