www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



DGM’de tabela değişti
Cumhurbaşkanı Sezer’in onaylaması ile DGM’ler kâğıt üzerinde kaldırıldı. Düzenlemeyle, DGM personeli yeni mahkemelere aktarıldı.

İlk Kürtçe reklam
Diyarbakır’da yerel yayın yapan Gün Tv, bir ilke imza atarak Kürtçe reklam yayınladı. Tümüyle Gün Tv tarafından hazırlanan Kürtçe reklam, İstanbul Kürt Enstitüsü’nün yayımladığı “Ferhenga Kurdi-Tırki” adlı Kürtçe-Türkçe sözlüğü tanıttı.

Demokratikleşme lafta
KESK’e bağlı Eğitim-Sen’in tüzüğündeki, “anadilde öğrenim görme” maddesi, TRT’de Kürtçe yayına, AB’ye uyum yasalarına, Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere rağmen sendika kapatma nedeni sayıldı.

Lazlar Lazca yayın istedi
Laz dili ve kültürü üzerine çalışmalarıyla tanınan, araştırmacı-yazar İsmail Bucaklişi, sanatçı Birol Topaloğlu ve Refika Kadıoğlu ile avukatlar Memedali Barış Beşli, Arzu Kal, Özgen Hindistanlı ve Mustafa Bayram, TRT’ye Lazca yayın taleplerini bir kez daha dilekçelerle ilettiler.


DGM’de tabela değişti
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) kaldırılmasından sonra dün, kaldırılan 2 Nolu DGM’de yapılan ilk duruşmada tutanağa “Ankara Ağır Ceza Mahkemesi” başlığı atıldı.
“Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Nurzet Günal’ın yargılandığı davada, söz alan sanık avukatı Selçuk Kozağaçlı, DGM’lerin kaldırılmasına ilişkin yasanın Resmi Gazete’de yayımlandığını anımsattı. Kozağaçlı, yasanın geçici maddesi uyarınca, esaslı olmayan işler yönünden duruşma yapılmasında sakınca görmediklerini ifade etti.
Mahkeme heyeti, 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda (CMUK) Değişiklik Yapılması ve DGM’lerin Kaldırılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi gereğince, “CMUK’un 394/a maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görevli ve yetkili ağır ceza mahkemesi” sıfatıyla duruşmaya devam edilmesine oybirliğiyle karar verdi.
Duruşma tutanağına da “Ankara Ağır Ceza Mahkemesi” başlığı atıldı. CMUK’un 394. maddesinin (a) fıkrası, DGM’lerin yerine kurulacak ağır ceza mahkemelerinde görülecek davaları belirliyor. Mahkeme heyeti, Günal’ın yargılandığı davada usule ilişkin işlemleri yerine getirirken, esasa ilişkin işlemlerin yeni kurulacak mahkeme tarafından yürütülmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Sezer onayladı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin Kaldırılmasına Dair Kanun’u önceki gün onaylamıştı. Yasaya göre, daha önce DGM kapsamında olan bazı davalar, Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülecek.
Bu mahkemelerin bakacağı alanlar şöyle:
  • Türk Ceza Kanunu’nun 125 ila 139, 146 ila 157, 168, 169, 171 ve 172. maddelerinde yazılı olaylar, 403. maddesinde yazılı toplu olarak veya teşekkül vücuda getirmek suretiyle işlenen olaylar
  • Anayasa’nın 120. maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin gelişmeler
  • 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yazılı maddeler.
  • 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar.
    Gelen iş durumuna göre, belirlenen davalara bakmakla görevli olmak üzere aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine HSYK karar verecek.
    Gözaltı süresi
    Gözaltı süresi 48 saat olacak. OHAL ilan edilen bölgelerde yakalanan ve tutuklanan kişiler hakkında CMUK’ta 4 gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla 7 güne kadar uzatılabilecek. Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan DGM başkanı ile asıl ve yedek üyeler kurulacak Ağır Ceza Mahkemeleri’nde, DGM Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet savcılarının da aynı mahkemede Cumhuriyet savcısı olarak görevlerine devam etmelerine HSYK tarafından karar verilecek.
    Adli tatilde de bakılacak
    Yeni düzenlemeye göre, acele işlerden sayılacak davalara adli tatilde de bakılacak. 200’den fazla sanığı olan davalarda, sanıklar ilgileri bulunmayan duruşmalara katılmayabilecek.
    Mahkeme, güvenlik gerekçesiyle duruşmayı başka bir ile taşıyabilecek. Olay askeri mahalde işlenmişse Cumhuriyet savcısı ilgili askeri savcılıktan hazırlık soruşturmasının yapılmasını isteyebilecek. Mahkeme salonunda belirlenen davranışlara uymayanlara hapis ve ağır para cezası verilecek.


    Başa dön


    İlk Kürtçe reklam
    Hikmet Erden
    Mayıs ayında “Çek çek” adlı ilk Kürtçe Belgesel Filmi yayınlayan Gün Tv, bir ilke daha imza atarak ilk defa Kürtçe reklam yayınladı.
    Tümüyle Gün Tv, tarafından hazırlanan ilk Kürtçe reklam İstanbul Kürt Enstitüsü tarafından hazırlanan “Ferhenga Kurdi-Tırki” adlı Kürtçe-Türkçe Sözlüğü tanıttı. Seslendirmesi Gülsün Buluttekin, çekim ve montajı Mahmut Küneş tarafından hazırlanan reklam 131 bin kelimenin Kürtçe ve Türkçe karşılıkları ve binlerce deyimin bulunduğu Kürtçe sözlüğün tanıtımını içeriyor.
    ‘Zimanê me rumate me ye’
    Reklamda şu ifadeler yer alıyor: “Zimanê me rumate me ye!, Ferhenga Kurdî -Tırkî, Barenbariya 131 hezar peyvên kurdî yen tirkî, Beranberiya bi hezaran biwêjên kurdî yên tirkî, Hevokên nimûneyî yên tirkî, 2131 rûpel. (Dilimiz onurumuzdur! 131 bin Kürtçe-Türkçe karşılıklı kelimeden oluşan 2131 sayfalık sözlük, Türkçe örnek cümlelerin yanı sıra, binlerce Kürtçe deyimin Türkçe karşılığını da içinde barındırıyor.)”
    Türkiye’de bir televizyon kanalında ilk defa Kürtçe reklam yayınlanmasına ilişkin bilgi veren Gün Tv Genel Müdürü Zeynel Doğan, daha önce de Kürtçe reklam konusunda talep olduğunu ancak mevcut yasalardan dolayı bu talebe karşılık veremediklerini ifade etti. Doğan, “Özellikle mayıs ayında ilk defa bir Kürtçe film olan “Çek çek” belgeselini yayınlamamızın ardından insanlar Kürtçe bir yapımın yapılabiliyor olduğunu gördü ve Kürtçe yapımlar konusunda talep ve istemlerle karşımıza çıktılar” dedi.
    Çekici ve renkli
    Kürtçe reklam yapmak isteyen kuruluşların hazırlanan reklamla Türkçe bilmeyen insanlara da ulaşmış olduğuna değinen Doğan, “Bugüne kadar herkes Kürtçe üzerindeki baskıdan ya da yasaktan haberdardı. Bir de kâr amacı güden bir kuruluş ise böyle bir baskıdan nasibini almak istemez. Ama bunu mevcut hali ile çekici ve renkliliğini gören insanlar talep edebiliyor. Bundan sonra talep olmasını bekliyoruz” dedi.


    Başa dön


    Demokratikleşme lafta
    KESK’e bağlı Eğitim-Sen, tüzüğünde “anadilde öğrenime” ilişkin madde nedeniyle kapatılmak isteniyor. Çalışma Bakanlığı’nın onayına, daha önce verilmiş takipsizlik kararına rağmen Eğitim-Sen hakkında açılan kapatma davası, TRT’de Kürtçe yayına, uyum yasalarına ve imza altına alınan uluslararası sözleşmelere rağmen “Kürtçe’ye tahammülsüzlüğün” boyutlarını gösterdi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, davayı “siyasi” olarak nitelendirdi.
    Eğitim-Sen hakkında, Ankara Valiliği’nin istemi ile Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu tarafından kapatma davası açıldı. Ankara 2’inci İş Mahkemesi’ne açılan kapatma davasında, Eğitim-Sen’in tüzüğündeki, “Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur” ifadesi gerekçe olarak gösterildi.
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 15 Ekim 2002 tarihli inceleme ve yasaya aykırı bir durum görülmediği yazısına, Cumhuriyet Savcısı Hamza Uçar’ın 16.07 2002 tarihinde verdiği takipsizlik kararına rağmen, aynı tüzükten dolayı Eğitim-Sen hakkında kapatma davası açılması, AB uyum yasalarının kâğıt üzerinde kaldığını da gösterdi.
    ‘Karar siyasi’
    Olaya tepki gösteren Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, sendikada düzenlediği basın toplantısında davayı “siyasi” olarak nitelendirdi. “Demokratikleşme” nutuklarının atıldığı bir dönemde mücadeleci çizgisi ile toplumun tüm kesimlerinin takdirini kazanan sendikalarının kapatılmak istenmesinin hiçbir hukuki gerekçesinin olamayacağını belirten Dinçer, “AB süreci, Kopenhag kriterleri, TRT’de başlayan farklı dil ve lehçelerdeki programlar, Kürtçe dil kursları”na dikkat çekerek, böyle bir süreçte “anadilde öğrenimi” savunduğu için açılan kapatma davasının manalı olduğunu söyledi. Devletin resmi organlarının da “Türkiye’nin farklı kültür, kimlik ve dillere sahip yurttaşların yaşadığı bir ülke olduğunu” kabul ettiğini hatırlatan Dinçer, “Türkiye’de estirilmeye çalışılan demokratikleşme rüzgârının koskoca bir yalandan ibaret olduğunun, değiştiği savunulan zihniyetin de değişmediğinin görüldüğünü” söyledi. “Demokratikleşme”ye ayak direyen bir takım güçlerin varlığına ve bunların ellerinin, kollarının bir takım yerlere uzandığına da dikkat çeken Dinçer, saldırının sadece sendikalarına değil, KESK’e de yönelik olduğunu belirterek, “Eğitim-Sen ve KESK bunun üstesinden gelecektir” dedi.
    Eğitim-Sen’in üyesi olduğu uluslararası örgütlere, kuruluşlara, bu antidemokratik uygulama karşısında “acil eylem” çağrısı yapacağını kaydeden Dinçer, ayrıca tüm emek ve demokrasi güçlerini, aydınları, bilim insanlarını, toplumun tüm kesimlerini demokrasi mücadelesinin en önemli parçalarından biri olan Eğitim-Sen’e sahip çıkacağını da söyledi. Susmayacaklarını kaydeden Dinçer, örgütlerine, üyelerine “Sokaklarda mücadele ile direnerek kurduğumuz sendikamıza yine sokaklarda sahip çıkmalıyız” çağrısı yaptı.

    ONBİNLER ANKARA’DA OLACAK
    Eğitim-Sen, davanın geri çekilmemesi halinde 11 Temmuz’da 1200 Eğitim-Sen yöneticisi ile Ankara’da oturma eylemi kararı aldı. Oturma eylemi duruşma tarihi olan 13 Temmuz’a kadar sürecek. 13 Temmuz günü ise Türkiye’nin dört bir tarafından onbinlerce eğitim emekçisi Ankara’ya gelerek sendikasına sahip çıktığını gösterecek. Duruşmaya ayrıca Eğitim-Sen’in üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar ile uluslararası insan hakları örgütleri temsilcileri de davet edilecek.
    ‘Bölünmez bütünlük’
    Eğitim-Sen’in kapatılması istemiyle yedi yöneticisi hakkında Başsavcı Hüseyin Boyrazoğlu tarafından açılan davanın iddianamesinde, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”ne vurgu yapıldı. Anayasa’nın “Türkçe’den başka bir dille eğitim ve öğretim yapılamayacağına” ilişkin 42’inci maddesine atıfta bulunularak, tüzüğün “anadilde öğrenim”e ilişkin maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen iddianamede, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası’nın 37’inci maddesine istinaden sendikanın kapatılması istendi. Oysa aynı gerekçe ile açılan ve Hamza Uçar tarafından verilen takipsizlik kararında, “kendi anadilinde öğrenim” konusunun kamuoyunda ve partiler arasında tartışıldığı, parlamentonun da gündemine alınmak üzere olduğu hatırlatıldı. 16 Temmuz 2002 tarihli takipsizlik kararında “Kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılan bir konu için sendika hakkında kapatma davası açılmasının veya yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza istenilmesinin hakka uygun düşmeyeceği”nin de altı çizildi.

    EMEP TEPKİ GÖSTERDİ
    Emeğin Partisi (EMEP), Eğitim-Sen hakkında açılan kapatma davasına tepki göstererek, “Dava geri çekilmeli, Türkiye parti kapatan, sendika kapatan bir ülke ayıbından artık kurtulmalıdır” dedi.
    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Nedim Köroğlu tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Ankara Valiliği’nin, tüzüğünde anadilde öğrenimi savunduğu için Eğitim- Sen hakkında kapatılması istemiyle yargıya başvurması, sistemin Kürt sorunu karşısındaki tahamülsüzlüğünü ve ülkemizdeki demokrasi yoksunluğunu bir kere daha göstermiştir” denildi. “Eğitim ve bilim emekçilerinin örgütü olan Eğitim-Sen’in; temel insan haklarının başında gelen anadilde öğrenim hakkını savunmasından daha doğal ne olabilir ki?” diye soran Köroğlu, devletin yayın kuruluşlarından farklı dil ve lehçelerde yayın yaptığı, dil kurslarının açıldığı bir dönemde bu tür yaklaşımların gündeme getirilmesinin, olayın hukuki olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıdığını gösterdiğini söyledi. Açıklamada şöyle devam edildi: “Anlaşılan o ki, bir taşla çok kuş vurulmak istenmektedir. Amaca ulaşıldığında hem Kürtlerin temel kültürel haklarından biri ötelenecek, hem de eğitimin özelleştirilmesinin ve TBMM’de bekletilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı’nın yasalaştırılmasının önündeki engellerden biri ortadan kaldırılacaktır. Eğitim-Sen’e yönelik antidemokratik tavrı protesto ediyoruz. Dava geri çekilmeli, Türkiye parti kapatan, sendika kapatan bir ülke ayıbından artık kurtulmalıdır. Partimiz haklı davasında sonuna kadar Eğitim-Sen’in yanındadır. Emek ve demokrasi güçlerini Eğitim-Sen’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.”


    Başa dön


    Lazlar Lazca yayın istedi
    Müge Tuzcuoğlu
    Talepleri olmasına karşın, TRT’den “yayın sözü” alamayan Lazlar, harekete geçti. 17 Haziran’da, Lazca yayın talebini içeren bir metni TRT’ye fakslayan Laz aydınlar, önceki gün de Ankara’ya gelerek, TRT’ye taleplerini ilettiler.
    TRT’nin 7 Haziran 2004’te, anadillerde yayın yapmaya başlaması ancak Lazca’nın bu diller arasında yer almaması ve Lazca yayınla ilgili hiçbir açıklamanın olmaması, Türkiye’de yaşayan Lazları harekete geçirdi. Lazca yayın talebini hukuki yoldan yetkili mercilere ileten ve bu konudaki yasal süreci başlatan Laz aydınları, 17 Haziran’da, Lazca yayın talebini içeren bir metni TRT’ye faksladılar.
    Bu ilk adımın ardından, araştırmacı-yazar İsmail Bucaklişi, Avukat Memedali Barış Beşli, sanatçı Birol Topaloğlu, Refika Kadıoğlu, Avukat Arzu Kal, Avukat Özgen Hindistanlı ve Avukat Mustafa Bayram, Ankara’da TRT Yayın Denetleme Daire Başkanı ile görüştüler. Görüşmede heyete, “taleplerinin genel müdüre aktarılacağı” yanıtı verildi.
    Anayasa’ya aykırı
    TRT’ye iletilen dilekçelerde, Lazca yayının son anda gündemden çıkarılmasının şaşkınlık ve üzüntüyle karşılandığı belirtilerek, “Gazeteci Oktay Pirim’in aktardığı habere göre kurumunuz Lazca yayından ‘Rum Pontus İmparatorluğu canlandırılmak isteniyor’ yolundaki istihbarat raporları nedeniyle vazgeçmiş. Bu tarihsel ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan kabul edilemez iddia, biz Laz yurttaşları rencide etmiş ve töhmet altında bırakmıştır” görüşüne yer verildi. Dilekçede, Lazca yayının yapılmamasının, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geleceği ifade edilerek, “Sonuç olarak yasal düzenlemelerle hak kazanmış olduğumuz Lazca yayının bir an önce başlatılmasını, bu konuda bizlere düşenin gereğini yapmaya hazır olduğumuzu ve bahsi geçen raporların hangi kurumlar tarafından verildiğinin ve içeriklerinin bizlere ve kamuoyuna açıklanmasını talep ederiz” denildi.
  • TTB yöneticileri beraat etti
    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Füsun Sayek ile 2. Başkanı Dr. Metin Bakkalcı, sağlık çalışanlarının 5 Kasım ve 24 Aralık’ta gerçekleştirdiği işbırakma eylemleri dolayısıyla düzenlendikleri basın toplantılarında, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’a hakaret ettikleri iddiasıyla yargılandıkları davada beraat etti. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü karar duruşmasına, Sayek ve Bakkalcı’nın avukatları katıldı. Cumhuriyet Savcısı İsmail İlhan, düzenledikleri basın toplantılarında, Sağlık Bakanı Akdağ’a yönelik “algılama sorunu var” ve “patolojik bir durum” tanımlamalarında bulunan TTB yöneticileri hakkında kamu davası açıldığını anımsattı. İlhan, “Sanıkların sıfatları, sözlerinin mesleki terminolojiye uygun, hakaret niteliğinde olmayan, ağır eleştiri tarzındaki sözler olduğu, bu nedenle unsurları oluşmayan suçtan beraatlerine karar verilmesi talep olunur” dedi. TTB yöneticilerinin avukatları da savcının görüşü doğrultusunda beraat kararı verilmesini istediler. Yargıç M. Nuri Öztürk, Sayek ve Bakkalcı’nın beraatine karar verildiğini açıkladı. İddianamede, Sayek’in, “algılama sorunu’’ ve Bakkalcı’nın “patolojik durum” tanımlamalarıyla, psikolojik bir rahatsızlık ve zekâ geriliği yorumuna işaret edildiği savunuluyordu. Bu ifadelerle, Akdağ’a görevinden dolayı hakaret edildiği öne sürülen iddianamede, TCK’nın “hakaret’’ hükmünü içeren 482/1-4 ve “resmi sıfatlılara işlenen cürümler-cezayı artıran hal’’ başlıklı 273. maddeleri uyarınca, Sayek ve Bakkalcı hakkında 4’er aydan 1 yıl 4’er aya kadar hapis isteniyordu.
    Diyarbakır yasak şehir
    Diyarbakır Valiliği, valilik, adliye ve cezaevleri, askeri birlik ve tesisleri, emniyet müdürlüğü binaları, Ulu Camii Önü, Dağkapı Meydanı’na 500 metre yakınında basın açıklaması yapılmasına ve imza standı açılmasına yasak getirdi. Valilik ayrıca basın açıklamalarında sayı sınırı getirirken yapılacak eylemler için 1 saat süre belirledi. Diyarbakır Valiliği, kitle örgütleri tarafından yapılacak basın açıklaması ve kurulacak imza standlarına sınırlama getirdi. Valiliğin Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Basın Açıklaması ve İmza Standlarının Nerelerde Açılacağına Dair Kararı”na göre, imza standları kurmak ve basın açıklaması yapmak isteyen kitle örgütlerine, yapacakları basın açıklaması ve kuracakları imza standları için sayı sınırlandırılması getirildi. Kararda kitle örgütlerinin yönetim ve denetim organlarının asil ve yedek üye tam sayılarının 5 katını, gerçek kişiler için ise, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nda yönetim ve denetim organlarında öngörülen asgari asil ve yedek üye tam sayısının 5 katını aşmayacak sayıda insanın katılımı ile açıklama yapılabileceği belirtildi. Yapılacak açıklamalar ve kurulacak standlar; “milli güvenlik, kamu güvenliği ve kamu düzenini bozmadan, başkalarının hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan, trafiği engellemeden, çevreye zarar vermeden, günlük hayatın doğal seyrini kesintiye uğratmadan, şiddete başvurmadan, konusu suç teşkil etmemek ve 1 saati geçmemek kaydı” ile yapılabilecek. Yasaklar, İçişleri Bakanlığı’nın NATO zirvesinden önce yayımladığı 11 Haziran 2004 tarihli genelgesine dayandırıldı.
    Maraş’ta operasyon Şırnak’a sevkıyat
    Bölge illerinde haziran ayının başında başlayan çatışmalar devam ediyor. Maraş’ın Çağlayancerit ilçesinde çıkan çatışmada Halk Savunma Güçleri’ne (HPG) üye 2 gerillanın öldüğü bildirildi. Alınan bilgiye göre Engizek Dağı Karabayırlar mevkiinde, Jandarma Komando Timleri tarafından yapılan operasyonda, gerillalarla çatışma çıktı. Çatışma sırasında 2 gerilla hayatını kaybetti. Siirt’tin Eruh ilçesinde de havadan ve karadan kapsamlı operasyonların başladığı dile getirildi. Bu arada çatışmaların bir süredir yoğunlaştığı Şırnak’a tamamı subay ve astsubaylardan oluşan yaklaşık 200 kişilik özel kuvvet gücünün gönderildiği belirtildi. DİHA’nın haberine göre önceki gün akşam saatlerinde gerçekleştirilen sevkıyat sırasında yol boyunca kobra helikopterlerin önlem aldığı ifade edildi.
    Hastaneler insafa kaldı
    AKP hükümeti, Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısı ile Sağlık Bakanlığı’nın taşra teşkilatını kaldırmasının ardından şimdi de Sağlık Bakanlığı’na ait taşınmazları satma yetkisin Maliye Bakanlığına veren tasarıyı yasalaştırmak istiyor. Tasarı Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, AKP’li milletvekillerinin de muhalefetine rağmen kabul edildi. Tasarı, Sağlık Bakanlığı’na tahsisli hazine mülkiyetindeki taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı’nın kullanımındaki diğer taşınmazlardan “gerekli görülenler” bedelsiz Hazine’ye devredildikten sonra satılacak. CHP’li milletvekilleri Sağlık Bakanlığı’nın taşra teşkilatının Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısı ile kaldırıldığını, şimdi de varlıklarının satışı ile halkın sağlık hakkının tümüyle elinden alınmak istendiğini söylediler. CHP’li Ali Kemal Kumkumoğlu, yerellerde sağlık hizmetinin tümüyle il özel idareleri ile belediyelerin keyfiyetine terk edildiği eleştirisini yöneltti. AKP’li Ali Osman Sali de nelerin satılacağını, yerine neyin konulacağını görmeleri gerektiğini söyledi. Sali, ilçe ve beldelerde mahkemelerin kaldırılması örneğini vererek, “Vatandaş mahkemeye gitmiyor diye mahkemeyi kaldıran, hastaneye gitmiyor diye hastaneyi kaldıran düzenlemeleri doğru bulmamız, desteklememiz beklenmemeli” dedi. Eleştirilere rağmen tasarı komisyondan geçerek Meclis’e gönderildi. Bu haliyle yasalaşması halinde bu şatışlar için bir denetim de sözkonusu olmayacak.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net