www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Türkiye zirvede ne kazandı?
NATO’ya evsahipliği yapan Türkiye, zirveden en zararlı çıkan ülke oldu. Irak işgaline ‘eğitim desteği’, Afganistan ve Bosna işgallerine asker gönderme gibi yükümlülükler, Türkiye’nin omuzlarına bindiriliyor...

Göstermelik mahkeme
Allavi hükümetine teslim edilen Saddam Hüseyin bugün mahkeme önünde

işte ‘bağımsız’ ırak yönetimi
Irak’ın bağımsızlığına ilişkin belgelerin teslim edildiği Geçici Irak Yönetimi üyelerinin birçok ortak noktası var.


Türkiye zirvede ne kazandı?
Taylan Bilgiç
NATO’nun İstanbul zirvesi, Türkiye’ye yeni “sorumluluklar” yükleyen bir toplantı oldu. Diğer yandan zirve, ABD ile Avrupalı rakipleri arasındaki ilişkilerin hiç de “yumuşamadığını”; aksine, “Transatlantik uçurum”un giderek derinleştiğine dair önemli veriler içermekteydi.
Türkiye bu toplantıdan ne elde etti? Holding medyasına baktığımızda, doğru dürüst bir sonuca ulaşmak zor. Özellikle Doğan Grubu’na bağlı gazete ve televizyonlar, üç gün boyunca bir yandan ABD ve NATO karşıtı eylemleri hedef gösterirken, diğer yandan “Türkiş lokum-şiş kebap” edebiyatı yapmaktaydılar. Türkiye, “Batı ile Doğu arasındaki köprü” niteliğiyle bütün dünyaya tanıtılmış, “Başkan Bush” yemeklere hayran kalmış, İstanbul’un manzarası çok güzelmiş, “Başkan Bush”un eşi şöyle giyinmiş, böyle yürümüş...
Bu ‘haber’ler, epey eskiye dayanan ‘Batı’ya yaranma’ kompleksinin nadide örnekleriydi.
Türkiye zararlı çıktı
Medya avunmalarının aksine; Türkiye, evsahibi ülke olarak, İstanbul zirvesinden en zararlı çıkan ülke oldu. Neden mi?
1. NATO liderleri, Afganistan’daki Batı işgalinin genişletilmesi kararını aldı. Buna göre, eylül ayına kadar ülkedeki asker sayısı 6500’den 10 bine çıkarılacak. İşgal birlikleri başkent Kâbil’in dışında kuzeyde Mezar-ı Şerif ve civarına, batıda ise Herat kenti ve dolaylarına yerleştirilecek. Eğer ABD’nin istediği olursa bu kuvvetler, eylül ayında yapılması planlanan “seçimler”e bekçilik edecekler. Halen Afganistan’da 160 civarında asker bulunduran Türkiye’nin, bu karar ışığında yeni kuvvetler göndermesi muhtemel. Dahası, Şubat 2005 itibarıyla, işgal gücü ISAF’ın komutası, çok büyük ihtimalle, tekrar Türkiye’ye geçecek. Bu takdirde, Türkiye’nin göndereceği asker sayısının 10 bini bulabileceği söyleniyor. Kısacası Türk ordusu, gelecek yıl, Afganistan’daki en büyük işgal gücü haline gelecek.
İkinci Gümrük Birliği!
2. Avrupalılar, ABD’ye Afganistan konusunda böyle bir “kıyak” yapmalarının karşılığında, Bosna’da “söz hakkı”nı devraldılar. Bosna’daki NATO işgal gücü SFOR, önümüzdeki günlerde görevini tamamlayacak ve yerini, Avrupa Birliği ordusuna bırakacak. Bosna halkının tedirginlikle karşıladığı bu görev değişimi, “Avrupa ordusu”nun işgallerde rüştünü ispat etme sınavı niteliğinde. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin bu orduda rol oynamak istediğini açıkça ifade etti. Bu durumda Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeden, AB ordusunda rol oynayacak! Çiller hükümeti, Gümrük Birliği anlaşması ile, Türkiye pazarını Avrupalı tekellere açmıştı. Erdoğan hükümeti ise, Türk ordusunu “kullanıma” açmış görünüyor! George Soros’un “Sizin en önemli ihraç malınız ordunuzdur” sözlerini hatırlamamak mümkün mü?
Irak işgaline destek
3. Zirvenin en tartışmalı kararı, Irak ile ilgiliydi. ABD, NATO’nun Irak işgalinde resmen rol oynamasını istiyordu. Ancak bu talep Fransa, Almanya ve İspanya engeline takıldı. Yoğun müzakerelerin ardından, NATO’nun değil ama “isteyen NATO üyelerinin”, işgalcilerin hizmetindeki Irak polisine eğitim verebileceği kararı alındı. Bu karar, ABD için bir zafer olmaktan çok uzak. Çünkü NATO, bir “kurum” olarak işin içine girmiyor ve sadece “üyeleri bu konuda teşvik etmek” ile yetiniliyor. Dahası, söz konusu eğitimin hangi ülkede, ne zaman ve nasıl verileceği belli değil. Amerikalılar, bu işin Irak’ta yapılmasını istiyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Türkiye’nin, bu eğitimde ‘rol oynayabileceğini’ söylüyor! Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde Türkiye, tıpkı Ürdün gibi, işgale ‘aktif destek’ veren bir ülke haline gelmeyecek midir?
4. ABD Başkanı, Galatasaray Üniversitesi konuşmasıyla, Türkiye’yi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ‘ekseni’ yapma yolunda adım attı. Medyanın övgülerle aktardığı bu konuşmada, Türkiye’nin ‘model’ ve ‘örnek’ olduğu ifade edilmiş, hemen ardından İran gibi komşularımıza saldırı tehditleri yöneltilmiştir. Bush, komşularımızı tehdit etmek için Türkiye’yi bir kürsü olarak kullanmıştır. Bu konuşmadan, ancak utanç duyulabilir...
Bush’un küstahlığı
Bütün bunlar karşılığında Türkiye’nin ne aldığı konusu, artık “trajedi”den çıkıp “komedi”ye giriyor. Öyle görünüyor ki, üç ülkedeki işgale destek vermenin karşılığı, ABD Başkanı Bush’un “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olsun... Alın şu Türkiye’yi artık!” yollu demeçleri.
İyi ama, bu demeçlerin “geri teptiğini” herkes gördü. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, “ABD bu ilişkiye karışamaz. Biz onlara Meksika ile ilişkilerini nasıl düzenleyeceklerini söylüyor muyuz?” diye patlarken, aslında bütün AB üyelerinin hislerine tercüman oluyordu. Amerika’ya yönelik bu tepki göz önüne alındığında, Bush’un küstahlığının ‘Avrupa Birliği davası’na faydası olmadığı görülecektir.
AB üyeliğinin Türkiye’ye ne getirip götüreceğini bir kenara bıraksak bile, Amerikan himayesinde AB’ye girmenin, kime ne faydası olabilir? Böyle bir “üyelik”, Türkiye’nin alnından çıkmayacak bir “Amerikan uşağı” lekesini yerleştirmeyecek midir?

Fransa, Afganistan oyununu bozuyor
Fransa hükümeti, Afganistan seçimlerine özel bir NATO gücünün “göz kulak olması” yönündeki Amerikan planına itiraz etti. Cumhurbaşkanı Chirac, İstanbul zirvesinin ikinci gününde planı veto etti. Chirac, “Biz ABD’nin dostu ve müttefikiyiz. Ama uşak değiliz” diye konuştu. Bu tutum karşısında Amerikalı yetkililerin, Afganistan konusunu NATO Askeri Konseyi gündemine taşımaya çalışacağı belirtiliyor. Fransa, bu konseye üye değil.
Diğer yandan, Afganistan’ın Celalabad kentinde dün meydana gelen iki bombalı saldırıda 8’i ağır 27 kişi yaralandı.

‘BİZ NGO’LAR ÇEK SEVERİZ’
NATO zirvesi kapsamında düzenlenen toplantılardan biri de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı arasındaki mutabakatın imza töreniydi. Törene, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da “konuk” olarak katıldı ve kısa birer konuşma yaptı. Powell, konuşmasında, “insan kaçakçılığı kurbanları” için bir barınak kurulması projesini övdü ve Amerikan şirketlerine, bu projeye destek verdikleri için teşekkür etti. En ilginç konuşma ise, İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı Başkanı Turgut Tokuş’tan geldi. Tokuş, “Biz NGO’lar (hükümet dışı kuruluş) çek severiz” dedikten sonra, Amerikan sigara tekeli Philip Morris temsilcisinin kendisine verdiği 45 bin dolarlık “yardım” çekini büyük bir mutlulukla aldı. Ardından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ramazan Evren ile birlikte mutabakat zaptına imza attı.


Başa dön


Göstermelik mahkeme
ABD, devrik Irak lideri Saddam Hüseyin’in yeni Irak hükümetine devredilmesine onay verdi. Hüseyin’in yanı sıra diğer 11 üst düzey tutuklunun da hukuki gözetimi yeni hükümete teslim edildi. Bugün mahkemeye çıkarılması beklenen Saddam Hüseyin’in savunma yapmasına bile izin verilmeyecek.
Saddam’ın bir avukatı, Irak Adalet Bakanı’nın kendisini ölümle tehdit ettiğini açıkladı. Avukatlar, Irak yargısının yasa-dışı olduğunu dile getirdi.
Nasıl adalet?
Irak’ın yeni ulusal güvenlik danışmanı Muvaffak El Rubai, devrik lider Saddam Hüseyin’in ‘adil yargılanacağını’, duruşmalarının radyo ve televizyondan canlı yayınlanacağını söyledi.
Ancak Saddam Hüseyin’i savunma görevini üstlenen avukatlardan Ürdünlü İsam Gazavi, Irak Adalet Bakanı Melik Dohan El Hasan’ın kendisini tehdit ettiğini açıkladı. Gazavi, “Iraklı Bakan bana bugün telefon etti ve ‘Eğer siz ve diğerleri Irak’a gelip Saddam’ı savunmayı düşünüyorsanız, kimden destek alırsanız alın, sizi öldürmekle kalmaz, parçalara ayırırız’ dedi” diye konuştu.
Gazavi, El Hasan’ın kendisine küfür ettiğini de kaydetti. Iraklı bakan ise avukatın iddialarını kabul etmedi. Bakan El Hasan, avukata “Saddam Hüseyin’i savunmak istiyorsanız, önce Irak’a gelip toplu mezarları ziyaret etmeniz gerekir” dediğini öne sürdü.
İdam edilebilir
Saddam’ı yargılamak için kurulan Irak Özel Mahkemesi’nin idam cezası verebileceği söyleniyor. Irak’ın yeni ulusal güvenlik danışmanı el Rubai ve el Hasan açıklamalarında idam cezasının muhtemel olduğunu kaydettiler. El Rubai sorulan bir soru üzerine ise, Saddam’ın, Yugoslavya’nın Lahey’deki savaş suçları mahkemesinde yargılanan eski Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç gibi, ABD Başkanı George Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair’i tanık olarak çağırmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. 23 yıllık yönetimi sırasındaki suçlarla ilgili yargılanacağı kaydedilen Saddam, ‘Irak hükümetinin elinde uygun bir cezaevi bulunmadığı’ gerekçesiyle ABD’nin yönetimindeki bir hapishanede kalmaya devam ediyor. Hukuki gözetimleri hükümete teslim edilen Iraklı eski liderler arasında Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hasan El Mecid, eski Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan ve Saddam’ın iki üvey erkek kardeşi de bulunuyor.
11 ABD askeri yaralandı
Öte yandan, işgalcilere yönelik saldırılar devam ediyor. Başkent Bağdat’ta, havaalanı yakınlarındaki bir Amerikan üssünü hedef alan havan topu saldırısında 11 Amerikalı askerin yaralandığı bildirildi. Güneydeki Samava kentinde, yine sabah saatlerinde bomba yüklü bir aracın, Japon birliğinin bulunduğu Samava polis karakolu önünde infilak ettiği ve 3 Iraklı polisin yaralandığı kaydedildi.
Musul kentinde ise, Amerikan güvenlik şirketinde çalışan bir İngiliz paralı askerin 24 Haziran’da öldürüldüğü bildirildi. Irak ve Afganistan’da giderek daha çok köşeye sıkışan Amerikan ordusu, emekli ya da terhis olmuş 5600 sivili aktif göreve çağırmaya hazırlanıyor.

ABD IRAKLILARIN PARASINI HARCADI
ABD’nin, Irak’ın işgalinin birinci yılında, ‘yeniden inşa’ için kendi parasından daha çok Irak’ın parasını harcadığı bildirildi. ABD Kongresi’nin bir raporuna göre, ülkenin ‘yeniden yapılanmasında’ Amerikan fonlarından 3 milyar dolar harcanırken, Irak’ın parasından 8.3 milyar dolar harcandı. Saddam Hüseyin sonrası Irak’taki yeniden ‘inşa ve yardım çalışmaları’ için, nisan ayı itibarıyla 58 milyar dolar ayrılmıştı. Bu miktarın 24 milyar doları Amerikan fonlarından, 13.6 milyar doları uluslararası yardımdan, 21 milyar doları da Irak’ın petrol gelirleri ve eski rejimin servetinden oluşuyordu. Öte yandan, ABD’deki İnsan Haklarını İzleme Örgütü (HRW), Kongre’den Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) binlerce salkım bombası alınması yolundaki talebini reddetmesini istedi.


Başa dön


işte ‘bağımsız’ ırak yönetimi
Irak’ın bağımsızlığına ilişkin belgelerin teslim edildiği Geçici Irak Yönetimi üyelerinin birçok ortak noktası var. Öncelikle Irak halkı tarafından kendilerine ‘tam bir güvensizlik’ duyulan bakanlar, ya Saddam döneminde bizzat önemli görevlerde bulunmuşlar ya da yakın akrabaları Saddam’ın sağ kollarından. Hemen hepsi Saddam tarafından sürgüne gönderilen bakanlar, Amerikan ve İngiliz eğitimi almışlar.
Başbakan İyad Allavi:
CIA bağlantılı İyad Allavi belki de ülkenin en nefret edilen ismi. Amerikalılara ‘fazla yakın’ olarak tanınan Allavi, 1945 yılında, Şii bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi.
Genç yaşlarında, o zaman gizli bir örgüt olan Baas Partisi’ne katılmasına rağmen, parti iktidara geldiğinde parti içinde giderek güçlenen Saddam Hüseyin ile arasının açılması nedeniyle dışlandı. Saddam’ın güç kazandığı 1970’lerin başında da sürgüne gitti. 1991 yılında kurduğu Irak Ulusal Uzlaşması adlı örgüt İngiliz ve Amerikan istihbarat servislerinin açık desteğiyle faaliyetlerini yürüttü. Irak’ın yeni başbakanı nöroloji eğitimi almış. Felluce’de 25 sivilin ABD bombardımanında öldüğü saldırıyı memnuniyetle karşılayan Allavi, seçimlere kadar Irak halkını ‘temsil’ edecek.
Devlet Başkanı Gazi Acil el Yaver :
Musul doğumlu Yaver, önde gelen Sünni Şammar aşiretlerinden. Birçok işbirlikçi Irak lideri gibi Yaver de ‘Amerikan medreselerinden’ geçti. Georgetown Üniversitesi’nde eğitim gören Yaver’in de Washington’la arasından su sızmıyor. Allavi gibi o da Saddam’ın iktidara geldiği dönemde sürgüne gitti.
Savunma Bakanı Kazım Şalan:
Sürgünler ekibinden olan Şalan, 1985 yılından işgale kadar Irak’tan uzakta yaşadı. Yaver ve Allavi’nin aksine ‘sürgün’ yeri olarak İngiltere’yi seçen Şalan, burada bir şirket kurarak sürgün yıllarını oldukça kârlı geçirdi. Diwaniyah doğumlu Şalan nisan ayından bu yana da doğduğu kentin yöneticiliğini yapıyordu. 1947 doğumlu Şalan, ekonomi ve yönetim üzerine öğrenim gördü.
Petrol Bakanı Tamer Abbas Gadban
Yönetimdeki en önemli bakanlıklardan birine getirilen Gadban aslında bu göreve yabancı değil. Saddam döneminde de Petrol Bakanlığı koltuğunda oturan Gadban, ‘demokratik reformları’ desteklediği gerekçesiyle görevinden alınarak hapishaneye konmuştu. Elbette Gadban da Batı’da eğitim görmüş. Londra Üniversitesi’nde jeoloji okuyan Petrol Bakanı, yine İngiltere’de petrol mühendisliği üzerine yüksek lisans yaptı.
Adalet Bakanı Malik el Hassan:
Saddam döneminin politik mahkûmlarından olan Hassan, 1960’lı yıllarda Kültür Bakanlığı yapmıştı. Diğer kabine üyeleriyle tek benzer noktası eski bir Baasçı ve Saddam muhalifi olması değil. Hassan, diğer ‘yeni bakanlar’ gibi işgalin ilk döneminde ABD askerlerinin Iraklılara yaptığı muameleyi portesto ediyordu. Hille doğumlu Hassan, Saddam rejiminin devrilmesinin hemen ardından Irak Avukatlar Birliği Başkanı olarak seçilmişti.
İçişleri Bakanı Falah Hasan el Nakıb:
Hasan el Nakıb, Saddam döneminde çalışmış eski bir bakan değil. Ancak onun da babası nedeniyle eski rejimle sıkı bağları var. Nakıb’ın babası General Hasan el Nakıb, 1970’lerde sürgüne gidene kadar Genelkurmay Başkan Yardımcılığı yaptı. Sürgün döneminde ise en aktif isimlerden biri oldu. Tikrit valisi Nakıb, 48 yaşında ve mühendis.
Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari:
Türkiye’nin yakından tanıdığı bu isim, önce ‘Irak’ta Türk askeri görmek istemeyiz’ sözleriyle daha sonra da NATO zirvesinde ‘Türk askerini Irak’ta görmekten memnun olacakları’ ifadeleriyle kendisinden uzun süre bahsettirdi. Saddam’a karşı başlatılan Kürt direnişinde yer alan Zebari, Kürdistan Demokrat Partisi’nin lideri Mesud Barzani’nin dayısı. Şimdilerde ise ‘yeni ve demokratik Irak’ diye nitelediği şeye destek bulabilmek için neredeyse kapı kapı dolaşıyor.

ABD İran güçlerine saldırı emri verdi
ABD, İran’la çatışmayı körükleyecek bir karar daha aldı. Irak’ta bulunan ABD komutanı Tuğgeneral Ricardo Sanchez İngiliz askerlerine, ‘sınırı geçen ve bölgeye giren İran güçlerine’ karşı tam bir saldırıya hazırlıklı olmaları emrini verdiği öğrenildi.
Sınırda saldırı hazırlığı
Böyle bir provokatif saldırının İran’ın karşı saldırıda bulunmasıyla sonuçlacağını söyleyen gözlemciler, ABD’nin çatışmayı kaşıdığını belirttiler. İngiltere ise sorunu ‘diplomatik’ yollarla çözme taraftarı olduğunu açıkladı. Adının açıklanmasını istemeyen bir İngiliz yetkili, “Eğer saldırırsak ortalık cehenneme döner. İranlıları cepheye çekmiş oluruz ve bize karşı direnişçilerle savaşırlar” dedi. Ancak İngiltere’den gelen bu açıklamalara rağmen ABD askerleri çoktan harekete geçmiş durumda.
Londra’da yapılan bir konferansta açığa çıkan bu emir hakkında Irak Savunuma Bakanlığı sözcüsü, “İran sınırı boyunca sınırların ve gözlem merkezlerinin yerleri yeniden düzenlendi” dedi.
İngiltere karşı çıktı
ABD, İran Devrim Muhafızları’nın temmuz ayında sınırı geçerek Irak topraklarına girmesinin ardından böyle bir kararın alındığını kaydetti. Sanchez, Devrim Muhafızları’na ateş açmak üzere binlerce askerin hazır bulunması emrini verdi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın ise, İran Dışişleri Bakanını arayarak sorunu diplomatik temasla çözdüğü kayededildi.


Başa dön


Güney Kore’de otomotiv grevi
Güney Kore otomobil sektörü işçileri, maaşlarının artırılması ve fabrikaların ülke dışına taşınmasında kendilerine söz hakkı verilmesi için greve gitti. Gösterilerde hükümetin yaşanan son olayların ardından Irak’a asker gönderme kararı da protesto edildi. Onbinlerce işçi, işbırakarak ya da protesto gösterileriyle seslerini duyururken sektörün eylemlerden önemli ölçüde etkilendiği kaydedildi. Ülkenin en büyük şirketlerinden Hyundai Motor’da 40.000 işçi, önceki gün protesto gösterisi düzenlerken şirketin ortağı Kia Motor çalışanaları taleplerinin kabul edilmesi için yürüdü. Ssangyong Motor işçileri ise, dört saatlik işbırakma eylemi gerçekleştirdi. Güney Koreli şirketler, maaşlarda artışa gitmelerinin kendilerini Japon ve Amerikan tekelleri karşısında ‘güçsüz’ bırakacağı gerekçesiyle işçileri isteklerinden çok daha düşük ücretle çalışmaya zorluyor. Hyundai işçileri, maaşlarında yüzde 10 artış talep ederken kârın yüzde 30’ı kadar da ikramiye istiyorlar. Ssangyong işçileri, maaş artışlarının yanı sıra fabrikaların ülke dışına çıkarılmasında kendilerine de söz hakkı verilmesini istiyorlar. Zira, bu planın hayata geçirilmesi durumunda işçiler, işlerini bırakma ya da ülkelerini terk etme seçeneğiyle karşı karşıya bırakılacaklar. Greve giden işçiler ayrıca bir Güney Korelinin Irak’ta öldürülmesinin ardından hükümetin takındığı tavrın ve Irak’a daha fazla asker gönderilmesinin de kabul edilemez olduğunu vurguladılar. Hyundai’de çalışan Koreli işçiler önceki yıl da 45 gün süren greve çıkmışlardı.
Irkçı duvarda güzergâh değişikliği
İsrail Yüksek Mahkemesi, ABD desteğiyle Batı Şeria’da inşa edilen “Utanç Duvarı”nın güzergâhında bazı değişiklikler yapılmasına karar verdi. Mahkeme, Filistinlilerin duvardan kaynaklanan sorunlarını “en aza indirmek” gerektiğine hükmetti ve yeni bir güzergâh bulunmasını istedi. Uluslararası Adalet Divanı da BM’nin talebi üzerine, duvarın meşruiyeti konusunda 9 Temmuz’da karar verecek.
Metro işçileri grev yaptı
İngiltere’nin başkenti Londra’da metro işçileri, önceki akşam 24 saatlik greve gitti. Her gün 3.5 milyon kişinin kullandığı metronun istasyonlarının 18.30’da kapanmasının ardından gece boyunca süren ulaşım kaosu, dün sabah erken saatlerde de etkisini gösterdi. Deniz ve Demiryolu Çalışanları Sendikası (RMT), işçilerin hak ettikleri ücreti almak için grevlere devam edebileceklerini bildirildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net