www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bu duvarı kimse savunamaz
BM’ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’in inşa ettiği “utanç duvarı”nın ele alındığı oturumlar başladı.

DU raporuna sansür
Körfez Savaşı’nda Irak’a karşı kullanılan seyreltilmiş uranyum (DU) mermilerinin etkisini araştıran bir rapor, hasıraltı edildi.

İsrailli yoksul kadınların isyanı
İsrail’de süpermarketlerin başı, ‘Dişi Aslanlar’ ile dertte. Kendilerine bu adı veren dul ve yoksul kadınlar, çocuklarını doyurmak için ücretsiz alışveriş etmeye çalışıyor.


Bu duvarı kimse savunamaz
BM’ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’in inşa ettiği “utanç duvarı”nın ele alındığı oturumlar başladı. Filistin tarafının davadan başarıyla çıkması bekleniyor, ancak Divan’ın kararları herhangi bir bağlayıcılık içermiyor. İsrail ise, davada taraf olmayı reddetti.
Duruşmalarda Filistin’i temsil eden heyetten, Filistin Kurtuluş Örgütü Danışmanı Michael Tarazi, Evrensel’e bu davadan beklentilerini aktardı.
Evrensel: Filistin tarafının bu davadaki stratejisi ne olacak?
Michael Tarazi: Bu dava, başlı başına, Filistin sorununun “iki eşit taraf” arasında bir mesele olmadığının kanıtı oldu. Ortada bir işgalci güç ve bir de işgal edilen halk vardır. Dava, işgalcinin uluslararası hukuka saygı duymak zorunda olduğu fikrini vurguluyor. Filistin tarafı da, dünyanın dikkatini bu eşitsizliğe çekmeyi amaçlıyor.
<İ>Gözlemciler, davanın Filistin için zaferle sonuçlanacağı kanısında. Filistin yönetimi, böyle bir sonucun ardından ne bekliyor?
Bu soru, uluslararası toplum tarafından yanıtlanmayı bekliyor. Öncelikle bu davanın muhatabı BM Genel Kurulu’ydu. İsrail duvarı, Adalet Divanı’nın önüne, Genel Kurul’un kararı sonucu geldi. Yani burada “Filistin İsrail’e karşı” değil, “İsrail dünyaya karşı”. Uluslararası toplum bu durum karşısında ne yapacak? İsrail’i uluslararası hukuka uymaya nasıl ve hangi araçlarla zorlayacak? Yoksa alınacak karar görmezden mi gelinecek? Biz de bu soruların yanıtını bekliyoruz. Filistin; uluslararası hukuka saygı duyulmasını beklemektedir. Zaten sorunun bu noktaya gelmesinin en baştaki sebebi, hukukun ayaklar altına alınması değil mi? İsrail, 50 yıldır uluslararası hukuku çiğniyor ve yaşadığımız bütün sorunların temelinde bu tutum yatmaktadır. Bunca yılın ardından, Filistinlilerin, bir değişiklik beklemeye hakkı yok mu?
İsrail davada taraf olmayacağını ilan etti. Onun yerine siyonist Yahudiler Lahey’e gelip sokaklarda protesto gösterileri düzenliyorlar. Bu taktiği nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail, hukuki alanda o duvarı savunamayacağını çok iyi biliyor. O duvarı kimse savunamaz. Bu nedenle davalarını hukuk nezdinde yürütemiyorlar. Bunun yerine, uluslararası kamuoyunu etkilemek için sokakları kullanmak istiyorlar. Ama Lahey sokaklarında Filistinliler, Filistin dostları da olacak. Bunu görüyorsunuz.
İsrail hükümeti, pazar günü Kudüs’te düzenlenen son intihar saldırısını, duvarın inşası için gerekçe yapmaya çalıştı. Duvarın “güvenlik” için inşa edildiği iddiası doğru mudur?
İsrail, kendi topraklarına istediği kadar duvar örebilir. Buna bir şey diyen yok. Burada söz konusu olan duvar inşa etme hakkı değil, işgalci bir gücün, işgal topraklarında insan haklarını çiğneyip çiğnemediği. Madem duvar ile güvenlik sağlayacaklar, o zaman gidip duvarı kendi ülkelerinde örsünler, Filistinlilerin vatanlarında değil.
Elbette, İsrail’in güvenliği dahil olmak üzere sorunların tümünün çözümü, işgalin sona ermesinde yatıyor.
Davaya katılmayan ülkeler İsrail, ABD ve Avrupa Birliği olarak sıralanıyor. AB böylece ABD ve İsrail’in yanında yer almış olmuyor mu?
Biraz bekleyelim. AB’nin tutumunun Filistin lehine netleşeceğine, doğru tutumu alacaklarına ve uluslararası hukuktan yana taraf olacaklarına inanıyorum.


Başa dön


DU raporuna sansür
Körfez Savaşı’nda Irak’a karşı kullanılan seyreltilmiş uranyum (DU) silahlarının halk sağlığı üzerindeki etkisini inceleyen bir rapor, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından hasıraltı edildi.
Tanınmış üç radyasyon bilimcisi tarafından hazırlanan raporda; Iraklı sivillerin, DU içeren tozları solumaları nedeniyle kansere yakalanabileceği belirtiliyordu. Ana raportör, DSÖ’ye danışmanlık yapan Dr. Keith Baverstock’tu. BM’ye bağlı bir kuruluş olan DSÖ, çalışmayı haber alarak harekete geçti ve yayınlanmasını önledi.
Üç yıl önce hazırdı
Baverstock, DSÖ’nün raporu kasıtlı olarak sümenaltı ettiğini belirterek, “2001’de hazır olan rapor zamanında yayınlansaydı, ABD ve İngiltere’nin geçen yılki savaşta DU kullanımını kısıtlaması sağlanabilirdi” diye konuştu.
İki saldırgan ülkenin geçen yılkı bombardımanında, tanklar ve uçaklar yüzbinlerce DU mermisi kullandı. İşgalin ardından, yüksek oranda radyasyon içeren bu mermilerin temizlenmesi için hiçbir çaba harcanmadı. BM Çevre Programı’na bağlı uzmanların, kirlilik düzeyini ölçmek için Irak’ta çalışmasına da izin verilmiyor.
Hücre yapısını tahrip ediyor
Dr. Baverstock, Sunday Herald gazetesine yaptığı açıklamada, “Çalışmamız, Irak’ta yaygın DU kullanımının sivil halka yönelik ciddi bir tehdit olduğunu gösteriyordu. DU’nun radyoaktivitesi ve kimyasal zehrinin, insan hücrelerine tahmin edilenden daha çok zarar verdiğine dair kanıtlar var” diye konuştu.
Baverstock, geçtiğimiz mayıs ayında emekliye ayrılana dek, 11 yıl boyunca DSÖ’nün üst düzey radyasyon uzmanlığını yürütmüştü. Tanınmış bilimci, halen Finlandiya’daki Kuopio Üniversitesi’nde çalışıyor.
DU’nun zararlarını belgeleyen raporu hazırlayan diğer isimler; Kanada McMaster Üniversitesi’nden Prof. Carmel Mothersill ve radyasyon danışmanı Dr. Mike Thorne.
UAEA baskısı
Baverstock DSÖ’ye çalışırken, kuruluş, raporun yayınlanması için izin vermeyi reddetti. İngiliz araştırmacı, DSÖ’ye yönelik baskının UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) eliyle gerçekleştiğini tahmin ediyor ve şöyle konuşuyor: “Çalışmamız DSÖ tarafından sansüre uğradı ve yayınlanamadı, çünkü ulaştığımız sonuçlar hoşlarına gitmemişti. Geçmiş deneyimler de gösteriyor ki yöneticiler, UAEA tarafından baskı altına alınmıştı.”
Dünya Sağlık Örgütü ise, suçlamaları reddetti. Örgütün radyasyon ve çevre sağlığı koordinatörü Dr. Mike Repacholi, “UAEA’nın bu olaydaki rolü çok küçüktü. Raporun yayınlanmasına onay verilmedi, çünkü bazı bölümler yetersiz bulundu” dedi.
Kanser tehlikesi
Sunday Herald tarafından incelenen raporda şu satırlar dikkat çekici: “Irak’ın kuru iklimi nedeniyle, küçük DU parçacıkları, yıllar boyunca etrafa yayılıp siviller tarafından solunacak. Bu parçacıklar vücuda girdiğinde, radyasyon ve zehir, kötü huylu tümörlerin büyümesini tetikleyebilir. DU’nun yaydığı radyasyon; insan hücrelerine zarar verebilir ve bu da genetik sistemin istikrarını etkiler. Bu zararın; kanser ve diğer bazı hastalıklara yol açtığı tahmin ediliyor.”
ABD ve İngiliz güçleri, geçen yılki saldırıda, 1991 Körfez Savaşı’nda kullandıklarından çok daha fazla DU kullandılar. Bu nedenle, önümüzdeki onyıllar içinde Irak’ta onbinlerce insanın kansere yakalanacağı, sakat veya ölü doğumlar yapacağı belirtiliyor. Körfez Savaşı’nın ardından,
Irak’ta kanser oranlarında büyük bir artış yaşanmıştı.


Başa dön


İsrailli yoksul kadınların isyanı
Bir grup İsrailli dul ve yoksul kadın, hem çocuklarına yiyecek bulabilmek, hem de seslerini kamuoyuna duyurmak için ilginç bir yol buldular: Alışveriş sepetlerini yiyeceklerle doldurup, ödeyecek paraları olmadığını söylüyor ve dışarı çıkmaya çalışıyorlar.
Çocukları için
İsrail hükümetinin emekli, dul ve işsizlere yönelik sosyal yardımı iyice azaltması üzerine, kendilerine “Dişi Aslanlar” diyen bir grup kadın, süpermarketlerde eylemler düzenlemeye başladılar.
Alman şair Bertolt Brecht’in, Nazi Almanyası’ndaki yoksul bir kadını anlattığı “Alışveriş Yapan” adlı şiirindekine benzer eylemlere önderlik eden kişi, Judith Ben-David.
Rusya’dan İsrail’e göçen yoksul Yahudilerin yaşadığı Beer Sheva kentinde dul kadınların bu eylemleri yankı yarattı. Ben-David ve arkadaşları son eylemlerinde, hedef seçtikleri süpermarketin müdürüyle görüşmek istediler. Müdürün yanına götürülen kadınlar, İsrail Maliye Bakanı Benjamin Netanyahu’nun maaşlarını üçte bir oranında azalttığını ve iş bulamadıklarını anlattılar. Kadınların ücretsiz alışveriş yapma taleplerini dinleyen müdürün cevabı, “Biz zincirin bir halkasıyız. Talebinizi merkez büroya iletmelisiniz” oldu. Bunun üzerine merkez büroya faks çekildi. Bir saat sonra talep, reddedildi.
Süpermarkette yoksul eylemi
Bu sırada, süpermarketin güvenlik görevlileri polisi çağırmıştı bile. Kadınlar, önceden sözleştikleri gibi müdürün odasından çıkıp, alışveriş sepetlerini pirinç, fasulye, tavuk ve yağla doldurdular. Ama çıkışa geldiklerinde polis etraflarını sardı. Kadınlar, müşterilere dönerek ellerindeki, “Her çocuğun, annesi tarafından doyurulmaya hakkı vardır” yazılı kâğıtları gösterdiler. Müşterilerin kimileri onlara, “gidip iş bulmalarını” öğütlerken, kimileri destek verdi. Polisle itiş kakış sürerken, nefes darlığı yaşayan Ben-David yere yığıldı. Ambulansın gelmesi beklenirken, müşterilerden biri çıkıp, kadınların aldıkları malların parasını ödeyeceğini söyledi.
Süpermarketin müdürü Yaish Biton, The Guardian gazetesi muhabirine, bu tip olaylarla sık sık karşılaştıklarını anlattı. Daha önce, mağazada yoksullara verilmek üzere bir ‘bağış sepeti’ bulundurduklarını, ancak talebin çok olması sebebiyle bu uygulamadan vazgeçtiklerini anlatan Biton, “Birçok kişi de raflardan aldıkları yiyecekleri yiyor. Hatta, yanlarında konserve açacağı getiriyorlar. Onları durdurmuyoruz” dedi.
Sefalet artıyor
Reformcuların umudu seneye
İran’da seçimden önce bölünen ve yenilgiye uğrayan reformcular, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden birlikte hareket etme kararı aldı. Seçimi boykot eden ülkenin en büyük reformcu partisi İslami İran Katılım Cephesi’nin (İİKC) önde gelen isimlerinden Mustafa Taczade, “Hızla toparlanacağımızı düşünüyoruz. Partiyi yeniden yapılandıracağız. Halkla daha fazla birlikte olacağız. Bu bizim için iyi bir fırsat” dedi. Taczade, Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) adaylarını reddetmemesi halinde gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma şansları olduğunu söyledi. Seçimden önce, Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin kardeşi Muhammed Rıza Hatemi’nin genel sekreteri olduğu İİKC, İslam Devriminin Mücahitleri Örgütü ve ülkenin en büyük reformcu öğrenci hareketi olan Birliği Güçlendirme Bürosu başta olmak üzere 10 reformcu grup, seçimi boykot etmişti. Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi’nin genel sekreteri olduğu ve Hatemi’nin partisi olarak bilinen Mücadeleci Din Adamları Birliği dahil 8 reformcu parti ise, seçime katılmıştı.
İsyancıların gözü başkentte
Karayipler’in yoksul ülkesi Haiti’deki silahlı isyancı gruplar, ülkenin ikinci büyük kenti Cap-Haitien’i ele geçirdi. Silahlı gruplar, yakın bir zamanda başkent Port Au Prince’e saldıracaklarını ilan etti. İsyancı liderlerden Guy Philippe, 15 gün içinde tüm ülkenin kontrolünü ele geçireceklerini öne sürdü. Philippe, Devlet Başkanı Jean-Bertrand Aristide’in yargılanıp mahkûm olmasını istediğini söyledi. Hükümete yakın kaynaklar, birçok bakanın olası bir saldırıya karşı gizlenecek yer aradıklarını öne sürdüler. İsyancıların 500 bin nüfuslu Cap-Haitien kentini ele geçirmesinden sonra, binlerce kişinin yağmalama hareketine giriştikleri bildirildi. İsyancılar, şu ana kadar hükümet güçlerini ülkenin yaklaşık yarısından çıkardılar. İsyanı başlatan Buteur Metayer, perşembe günü kendisini “Özgür Haiti devlet başkanı” ilan etmişti.
Savaş karşıtlarına gözdağı
Geçen yıl mart ayında Norveç’in başkenti Oslo’da ABD’ye karşı yapılan bır protesto eylemine katılan ve “polise karşı şiddet kullandığı” gerekçesiyle 24 gün hapis cezasına çarptırılan Irak uyruklu bir kişiden sonra, şimdi de Norveç’in Irak’a asker göndermesine karşı yapılan eylemlere katılanlar cezalandırılıyor. 1993-97 arasında Kızıl Seçim İttifakı’ndan milletvekili 54 yaşındaki Erling Folkvord, geçen yıl 9 Temmuz’da yapılan eyleme katıldığı için 3 bin kron para cezasına çarptırıldı. Folkvord ve arkadaşları, Adalet Bakanlığı önünde yapılan eylemde kendilerini birbirlerine zincirlemişlerdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net