www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



'Mutlaka ben izlemeliyim'
Bundan sekiz yıl önce "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, gözaltına alınan ve polislerce dövülerek öldürülen muhabirimiz Metin Göktepe, bugün mezarı başında anılacak.

'Milad'ın sonu!
SSK ile Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerin ortak kullanımı protokolü, 2 Ocak'ta uygulamaya girdi. SSK'lıların sağlık ocağından sevk alma zorunluluğu da kaldırıldı.

Federasyonda KDP ve KYB ısrarlı
Dokan kentinde bir araya gelen Celal Talabani ve Mesud Barzani, federasyondan yana olduklarını yinelediler. Federasyon girişimlerini değerlendiren ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ise “Irak, tek ve birleşik olmalı” dedi.

Karakış donduruyor
Hafta başından bu yana etkisini sürdüren soğuk ve karlı hava nedeniyle Kastamonu'nun ardından Kayseri'de de bir kişi donarak öldü.


'Mutlaka ben izlemeliyim'
Bundan sekiz yıl önce "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, gözaltına alınan ve polisler tarafından dövülerek öldürülen Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, bugün mezarı başında anılacak. Esenler Mezarlığı'nda bulunan kabri başında yapılacak anma töreni saat 11.00'de başlayacak.
Polislerce öldürüldü
1996 yılında Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen Rıza Boybaş ile Orhan Özen'in 8 Ocak 1996 günü Alibeyköy'de cenaze törenleri vardı. Ümraniye Cezaevi'nde gerçekleşen olayları baştan beri izleyen Metin Göktepe, gazeteciliğin "fikri takip" ilkesi gereği arkadaşlarına "Mutlaka ben izlemeliyim" diyerek Alibeyköy'e gitti.
Ancak ilçe girişinde yoğun güvenlik önlemleri alan polis Göktepe'yi içeri almadı. Gerekçe ise "sarı basın kartının bulunmaması". Haberi izlemekte kararlı olan Göktepe, "ısrarlı" davranınca da 1054 kişiyle birlikte "toplama kamplarını" andıran uygulamalar eşliğinde, Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Metin Göktepe burada polisler tarafından dövülerek öldürüldü.
Ve haberin basına yansıması üzerine devlet yetkililerinden birbirinden ilginç ve trajikomik açıklamalar yapıldı: "Sandalyeden düştü", "Duvardan düştü".
Dava açıldı
Yetkililerin bu açıklamalarına inanmayan meslektaşları ve emekçiler, işin peşini bırakmadı.
Göktepe ailesinin, gazetecilerin, avukatların ve Evrensel'in ısrarlı çabalarıyla İçişleri Bakanlığı soruşturma başlatmak zorunda kaldı. 3 Nisan 1996'da Danıştay 2. Dairesi, İstanbul İl İdare Kurulu'nun kararını aynen onadı. Dosya İstanbul Valiliği'ne gönderildi. Valilik, dosyayı İstanbul Adliyesi'ne gönderdi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Temmuz 1996 tarihine duruşma günü verdi. 15 Mayıs 1996'da müdahil avukatlar dilekçe vererek, mahkemenin sanıkları tutuklamasını talep etti. 5 Temmuz 1996'da Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, İstanbul'da güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile davanın Aydın'a nakline karar verdi. Kasım 1996'da Aydın'daki duruşmadan bir süre sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ile Aydın Valiliği'nin isteği üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, davanın Afyon'a naklini kararlaştırdı.
Mahkûmiyet çıkan gazeteci cinayeti
21 Kasım 1996'da dava dosyası Aydın'dan Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Ancak sanık polislerin ifadesi bir türlü alınamıyordu. En sonunda Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi bazı tanıkların talimatla ifadesini 28 Kasım 1996 tarihinden itibaren almaya başladı. Bu arada İçişleri Bakanı Meral Akşener'in emri ile cinayet suçundan yargılanan ve daha önce açığa alınmış 11 polis memuru görevlerine iade edildi. Kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, 11 polisi tekrar görevlerinden uzaklaştırdı. Metin'in öldürülüşünden 800 gün sonra yani 19 Mart 1998 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Mahkeme heyeti 6 polisi beraat ettirirken, 5 polis hakkında ''kastı aşan surette adam öldürmek ve faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek'' suçlarından 7 yıl 6'şar ay hapse cezası verdi.
Bu karar Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi tarafından 16 Temmuz 1998 yılında eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle bozuldu. Dava, tekrar görülmeye başlandı. 6 Mayıs 1999 yılında yapılan 25. duruşmada dava karara bağlandı ve beş polis dışında Murat Polat' a da 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Dava temyiz istemi ile tekrar Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne gönderildi. Yargıtay 20 Ocak 2000 tarihinde kararını verdi. Yargıtay, 7 yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırılan 6 polisten 5'inin cezasını onaylarken emniyet amiri Seydi Battal Köse'nin cezasını esastan bozdu. Göktepe ailesinin dönemin İstanbul Emniyet Müdürü olan Orhan Taşanlar ve Yardımcısı Kemal Bayrak 'ın da yargılanması yönündeki talepleri ise reddedildi.
Verilen cezalar tatmin edici olmamasına rağmen Göktepe davası, "mahkûmiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" davası olması bakımından önemli.


Başa dön


'Milad'ın sonu!
Fadime Alkan
SSK ile Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerin ortak kullanımı 2 Ocak'tan itibaren tüm illerde uygulanmaya başlandı. Uygulamayla birlikte SSK'lılar sağlık ocağından sevk almadan devlet hastanelerine gidebilecekler.
Hastanelerin ortak kullanımı, 2003 yılı temmuz ayında 6 pilot ilde başlatılmıştı. Uygulamanın başlatıldığı illerde SSK'lılara sağlık ocaklarından sevk almak suretiyle devlet hastanelerinden de yararlanma hakkı getirilmişti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ büyük bir iddia ile 'milad' kabul ettiği sistem için; "Protokolün daha iyi işleyebilmesi için birinci basamak sağlık sisteminin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu kapsamda 100'e yakın sağlık ocağı daha açacağız" demişti. Uzmanlar ise; "Sistemin yürüyebilmesi için birinci basamak sağlık kuruluşlarının güçlendirilmesi gerekiyor. Güçlendirilmediği takdirde bu sistem çöker" uyarısında bulunmuşlardı.
Aradan geçen 6 aylık süre sonunda sistem tüm Türkiye'de uygulanmaya başlandı. Üstelik, Sağlık Bakanı, "Birinci basamak sağlık hizmetlerini daha da güçlendireceğiz" açıklamasında bulunmasına karşın, sevk alma zorunluluğunu Bağ-Kur'luların ardından SSK'lılar için de kaldırdı.
İflas etti
Sevk sisteminin kaldırılmasını değerlendiren pratisyen Hekim Selma Okkaoğlu; "Biz bu uygulama başladığı zaman birinci basamak sağlık sistemi güçlendirilmeden, söz konusu uygulamanın iflas edeceğini söylemiştik. Nitekim öyle de oldu" dedi.
Hükümetin niyetinin sorun çözmek olmadığını, popülist politikayla sorun çözüyor gibi gözükmek olduğunu dile getiren Okkaoğlu; "Niyetleri sorun çözmek olsaydı, uygulamayı birinci basamak sağlık sistemi altyapısının eksik olduğu İstanbul'dan başlatmazlardı" diye konuştu. Hükümetin amacının Genel Sağlık Sigortası'nı hayata geçirmek olduğunu kaydeden Okkaoğlu; "Hastaneleri işletme haline getirerek, SSK'nın elindeki birçok imkânı da bu yolla yoketmeye çalışıyorlar" dedi.
Sevk sistemine geçilmesinin ardından bürokrasinin ağır işlediğini kaydeden Okkaoğlu bunun nedeninin sevk sisteminin iyi kurulamaması olduğunu söyledi. Okkaoğlu, "Kurumların bu şekilde birleştirilmesi bürokrasiyi daha da artıran bir durum" dedi.
Sorunlar devam edecek
Sevk sisteminin kalkmasının ve hastanelerin ortak kullanımının da sorunları çözmeyeceğine dikkat çeken Okkaoğlu, "Sorunlar daha da artarak sürecektir. Çünkü daha çok teknoloji, daha çok tetkik kullanılacaktır" dedi. Sağlık alanındaki sorunları çözmek için sevk sisteminin, kırmak yerine uygulanması gereken bir sistem olduğunu vurgulayan Okkaoğlu, "Ama en kısa zamanda birinci basamak sağlık sistemi güçlendirilmeli. Bunun için kaynak da var biliyoruz. Güçlendirildiği zaman sorunlar büyük oranda çözülür" diye konuştu.

Halka nasıl yansıdı?
Sağlık ocağına sevk almak için giden hastalara yeni uygulamayı nasıl karşıladıklarını sorduk. Sevk sistemi uygulaması destekleyen hastaların yanı sıra, uygulamadan kaynaklı eksiklikler nedeniyle sistemi eleştiren hastalar da var. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmemesi nedeniyle, önemli hastalıklara sahip hastalar ile tedavisi kısa sürede sonuçlanabilecek hastalar, hem sağlık ocağına gelip sevk için sıra bekliyorlar, hem de sevk edildikleri hastanede tedavi için sıra bekliyorlar. Bu uygulama da, ister istemez vatandaşa olumsuz yansıyor.
Emekli Sandığı'na bağlı olan Süleyman Uzun, eski bir sağlıkçı olduğu için sağlıktaki sorunları daha yakından bildiğini dile getirerek, sevk sisteminin kaldırılmamasını istiyor. Doğru uygulandığı tardirde sevk sisteminin güzel bir sistem olduğunu dile getiren Uzun; "Ciddi bir hastalığı olanlar da olmayanlar da neden hastaneye gitsin ki? Hasta sağlık ocağına geldiyse ve hastalığı tedavi edilebiliyorsa birinci basamakta çözülmesi gerekir" dedi. Koruyucu hekimliği ve birinci basamağın geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Uzun, "Önemli olan insanları hastalığa yakalanmadan tedavi edebilmek. Yakalandıktan sonra hem hastayı zor günler bekliyor, hem de daha masraflı bir iş" diye konuştu.
SSK'lı olan Hacı Sayın, sabahın 6'sından beri sağlık ocağında olduğunu söyleyen Sayın; "Eşimin kardeşine doktor yanlış ilaç verdiği için komaya girdi. Haseki'ye götürdük. Doktor bizden 'Sağlık ocağından sevk getirin' dedi. Sevk olmadan acil hastalara bile bakmıyorlar" dedi. Sağlık ocağına sadece sevk için gelmenin yanlış olduğunu kaydeden Sayın, sağlık personelinin yetersiz olmasından da yakınıyor.
Bağ-Kur'lu olan ve midesinden rahatsız olduğu için sağlık ocağına geldiğini söyleyen Hikmet Morgil, "Basit hastalıklar için buraya geliyorum. Hastaneye gidip de izdiham yaşanmasını istemiyorum" dedi.
Eşi Osman Bahar ile Özel 29 Mayıs Hastanesi'ne gidebilmek ve sevk almak için sağlık ocağına gelen Ayşe Bahar, hem hastanede hem de sağlık ocağında sıra beklediği için sevkin kaldırılmasını istiyor. Bahar, "Ben böbrek, şeker hastasıyım ve sürekli hastaneye geliyorum. Hayatım sıra beklemekle geçti. Burada sadece bir kâğıt imzalaycaklar. Ne gereği var sıra beklemenin" dedi.

İlaç sorunu da çözülmedi
SSK'lıların ilaç sorunu da hâlâ çözülemedi. 1 Temmuz 2003'te "Ortak Kullanım Protokolü" ile SSK'lıların ilaçlarını alabilmeleri için devlet hastanesi bünyesinde SSK eczaneleri açıldı. Muayene olan hastalar ya ilaçlarını SSK eczanesinden ya da devlet hastanesi bünyesinde açılan eczanelerden almak zorundalar. Protokole göre ise hastalar 3 SSK eczanesinden ilacının olmadığına dair belge aldıktan sonra anlaşmalı eczanelenden ilacı alabiliyorlar. Ancak SSK'lıların ilaçlarını temin etmek için sağlık ocağına yakın eczanelerle sözleşme yapılmadı. Ve SSK'lı hastaların birçoğu SSK hastanelerindeki eczanelerde ilaç bulamadılar. Ve kendi paralarıyla ilaç almak zorunda kaldılar.


Başa dön


Federasyonda KDP ve KYB ısrarlı
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani ve Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, Irak’ta federal sistemden yana olduklarını yinelediler.
Irak’ın kuzeyindeki Dokan kentinde biraraya gelen iki liderin uzun süren görüşmesinden sonra basına açıklama yapan Talabani, iki partinin federasyon konusunda aynı tutumu takındıklarını ve aralarında hiç görüş ayrılığı olmadığını söyledi. Talabani, “Partilerimiz, bölge parlamentosunun 1992’de aldığı karar uyarınca federasyon seçeneğinden yanadır” dedi. Celal Talabani, iki partinin Kürt ve Arap partileriyle daha fazla görüş alışverişinde bulunmayı ve bu partileri federasyon konusundaki fikirlerinin haklılığı konusunda ikna etmeyi kararlaştırdıklarını belirtti.
Bu arada Barzani’nin, Talabani’nin ABD işgal güçlerinin yöneticisi Bremer tarafından desteklenen vilayetlere dayalı federasyon modeline karşı çıktığı belirtiliyor. Kuzey Irak’taki Kürt basınında yer alan haberler de Talabani ve Barzani arasındaki görüş ayrılılığının, Kürtlerin Arap ve ABD’lilere karşı pozisyonunu zayıflattığına işaret ediyorlar.
Osman: Konseyden çekilebiliriz
Irak Geçici Hükümet Konseyi’nin Kürt üyelerinden Mahmut Osman ise bir internet sitesine verdiği demeçte, konseye sundukları çözüm paketine cevap verilmemesi durumunda, Kürtlerin Irak Hükümet Konseyi’nden çekilme kararı alabileceklerini söyledi.
Araplarla, Kürtlerin federasyon taleplerinin birbirinden farklı olduğuna işaret eden Osman, ABD’lilerin de her iki kesimden daha farklı bir federasyon modeli üzerinde durduğunu belirtti. Kürtlerin konsey toplantılarına katılmadıkları yönündeki haberleri yalanlayan Osman, Araplarla anlaşma sağlanamaması durumunda Kürtlerin bağımsız bir politika belirlemeleri gerektiğini de ifade etti.
Powel: Irak bir bütün olarak kalmalı
Öte yandan Kürtlerin federasyon girişimlerine değerlendiren ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, “Iraklı Kürtler tarihi kimliklerini koruyarak bunu coğrafi bir düzenlemeye bağlamak istiyor. Ancak şu kesinlikle açık ki, Irak’ın o parçası, Irak’ın parçası olarak kalmalı. Irak, tek ve birleşik olmalı” dedi. Powell, Irak’ın gelecekte nasıl yönetileceğinin Iraklılar’a ait bir konu olduğunu da kaydetti.
Türkiye’ye de danışacaklarını belirten Powell, “Kimseyi rahatsız etmek veya karşımıza almak istemiyoruz” diye konuştu.

Hak-Par’dan federal sisteme destek
Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par) 1. Olağan Büyük Kongresi’nden sonra üç karar aldı. Alınan kararların başında Irak’ta kurulması gündeme gelen federal sisteme destek verilmesi dikkat çekiyor.
Hak-Par 1. Olağan Büyük Kongresi sonuç bildirgesini açıkladı. Türkiye’nin içerde ve dışarda Kıbrıs, Ege sorunu, AB, Ermenistan ve Kürt sorunu nedeniyle ciddi sorunlar yaşadığı ifade edilen sonuç bildirgesinde, hükümete Kürt sorunun evrensel normlara göre çözülmesi çağrısı yaptı.
Kongrede alınan kararları da açıklayan Hak-Par, Irak’ta kurulması gündemde olan demokratik federal sistemi destekleyeceğini bildirdi.


Başa dön


Karakış donduruyor
Hafta başından bu yana etkisini sürdüren soğuk ve karlı hava nedeniyle Kastamonu’nun ardından Kayseri’de de bir kişi donarak öldü.
Edindiğimiz bilgiye göre, Hacılar ilçesi ile Hisarcık beldesi arasındaki Lifos Tepesi Uludere bölgesinde, donarak ölmüş bir kişinin cesedi bulundu.Yetkililer, 50 ila 55 yaşlarındaki bir erkeğe ait olan cesedin kimliğini belirleme çalışmalarının sürdürüldüğünü söylediler.
Bu arada, aralıksız devam eden kar yağışı nedeniyle Türkiye genelinde 2 bin 97 köy yolu ulaşıma kapandı.
Alınan bilgiye göre, Çorum’da merkez ve ilçelerine bağlı 750 köyle bağlantı kurulamıyor. Çankırı’da ise önceki gün öğle saatlerinde başlayan yoğun kar yağışı sonrasında Çankırı merkezde 15, Atkaracalar 8, Bayramören 20, Çerkeş 33, Eldivan 7, Ilgaz 22, Kızılırmak 5, Korgun 4, Kurşunlu 17, Orta 18, Şabanözü 11 ve Yapraklı İlçeleri’nde 20 olmak üzere toplam 180 köy yolu ulaşıma kapandı. Sivas ve Tokat’ta da 409 köyle irtibat kesildi.
Orta Karadeniz
Paltoyla ders yapıyorlar
Adapazarı’nın Camili Mahallesi’nde, bir ilköğretim okulunda, yakıt bittiği için öğrenciler paltolarla ders yapıyor. Deprem konutlarıyla birlikte yapılan Selçukbey İlköğretim Okulu, doğalgaz bağlantısı yapılmasına rağmen mazotla ısınma sistemini kullanıyor. Ancak, zaman zaman yakıt bitmesi yüzünden, öğrenciler soğuk dershanelerde paltolarıyla ders yapmaya çalışıyor. Toplam 10 derslikli okulda 3 gündür yakıt bulunmaması yüzünden, 182 öğrenci soğukta ders yapıyor. Öğrencilerden Cihan Algün, “Montlarla ders çalışıyoruz. Büyüklerimiz bir an önce bu sorunu çözsün” derken, Esra Atrak da, “Doğalgaz burnumuzun dibinde, ama biz soğuktan donuyoruz. Böyle saçmalık olmaz. Sıcak bir ortamda ders yapmak istiyoruz. Bu bizim doğal hakkımız” diye konuştu. Okul Aile Birliği Başkan Yardımcısı Cavide Taşlıca da, mazotla ısınma sisteminin kullanılmasındaki ısrarı anlayamadıklarını belirterek, şunları söyledi: “Çocuklarımız soğuktan tir tir titriyor. Elimizde ilaçlarla okul kapısında bekler olduk.” Okul Müdürü Murat Yazıcı ise 10 gün önce Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurduklarını, mazotun gelmesini beklediklerini söyledi.
Hikmet Sami Türk’e protesto
Ankara Barosu’nun düzenlediği ‘Hukuk Kurultayı’nda, bakanlığı döneminde cezaevinde 100’e yakın tutuklu ve hükümlünün öldüğü Hikmet Sami Türk protesto edildi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve TAYAD üyesi bir grup, eski Adalet Bakanı Türk’ün, kurultayda ‘Hukuk Devleti ve Direnme Hakkı’ konulu açık oturumu yönetmesini protesto etti. Bilkent Otel’deki kurultayda, oturum başkanlığını Türk’ün yaptığı açık oturum, protestolarla başladı. ÇHD üyesi avukatlar ile TAYAD üyeleri, “Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun” yazılı pankart açtı. Göstericiler, “Adalet kürsüsüne yakışır en son kişi sensin”, “Ellerin kan kokuyor” şeklindeki sloganlar atınca Türk, “Ben bu zavallılara pabuç bırakacak kişi değilim. Burası edepsizlerin yeri değil. Sizin elleriniz kan kokuyor. Bu olayların manevi sorumlusu sizsiniz. Eğer Ankara Barosu bu toplantının düzenini sağlayacaksa, toplantı devam eder. Aksi takdirde toplantıyı terk ediyorum. Bu kaba kuvvet gösterinizi kınıyorum. Sizin bu olaylardaki tutumunuzu lanetliyorum” diye hakaretler yağdırdı. Protestonun sürmesi üzerine baro yöneticileri devreye girdi ve göstericiler salondan çıkarıldı. Daha sonra, ÇHD üyesi Avukat Zeki Rüzgar, Türk’ü eleştiren bir konuşma yapmaya başladı. Baro Başkanı Güner, Rüzgar’a müdahale ederek, “Bu baronun üyesiyseniz, lütfen saygı duyun” dedi. Rüzgar konuşmaya devam edince, Güner, “Sizi dinlemek istemiyoruz” diye tepki gösterdi.
Soruşturmalara protesto
İstanbul Üniversitesi (İÜ) öğrencileri ardarda açılan soruşturmalara karşı yaptıkları eylemleri sürdürüyorlar. İÜ Merkez Kampüs ve Beyazıt Tramvay durağında toplanarak, iki koldan Beyazıt Meydanı’na yürüyen öğrenciler, soruşturmaların durdurulması için topladıkları 2 bin imzayı İÜ Reftörlüğü’ne verdiler. İmzaları teslim etmeden önce Beyazıt Meydanı’nda basın açıklaması yapan öğrenciler sık sık “Eğitim hakkımız engellenemez”, “YÖK, polis, soruşturmalar, bu abluka dağıtılacak” sloganlarını attılar. Amaç öğrencileri sindirmek Soruşturmaların amacının YÖK Yasa Tasarısı Meclis gündemine getirilmesinden önce öğrenci muhalefetini etkisizleştirmek olduğu belirtilen açıklamada, 11 Ocak’ta Beşiktaş’ta yapılacak basın açıklamasının duyurusunu yapıldı. Eyleme İHD İstanbul Şube Başkanı Kiraz Biçici ve şube yöneticileri de destek verdi.
Sözleşmeli personel sınavı mahkemelik
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Sağlık Bakanlığı’nın sözleşmeli personel alımıyla ilgili sınavda usulsüzlükler yaşandığı iddiasıyla sınavın iptali için Danıştay’a dava açtı. SES Genel Başkanı İsmai Hakkı Tombul, davayı açtıktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, sınava giren sağlık emekçileri arasındaki haksızlıkların kaldırılması için Sağlık Bakanlığı’nı sınavı iptal etmeye çağırdı. Sözleşmeli personel sınavı sonrasında yapılan yerleştirmelerin kayırmalar olduğunu anlatan Tombul, “Sınav yönetmeliğine göre adayların 5 tercihte bulunabilecekleri ve tercihleri dışında puanlarına göre yerleştirilmek istemeleri halinde yerleşme hakkı olduğu açıkça belirtilmektedir. Ancak buna rağmen 50’nin üzerinde puan alıp da yerleşemeyen sağlık emekçileri var” diye konuştu. Ellerinde sınavdan sonra açıkta kalan sağlık emekçileri ile ilgili verilerin olduğunu bildiren Tombul, sınavın iptal edilmesini istediklerini bildirdi. Tombul, 0 puan alıp sınavı kazanmış gösterilenler olduğunu açıkladı. Sözleşmeli personel biçiminin Anayasa’ya aykırı olduğunu kaydeden Tombul, yargının bu gerçeği gözönünde bulundurarak karar vermesi gerektiğini söyledi. Tombul, “AKP Hükümeti’nin Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve Personel Rejimi tartışmalarıyla getirmek istediği sözleşmeli personel istihdamını içeren yeni uygulamaların keyfiyete dayalı siyasal kadrolaşmayı sağlayacak düzenlemeler olduğu bir kez daha görülmüştür” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net