www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Okullar olmasaydı...
14 milyon öğrenci dün sorunlar yumağıyla birlikte dersbaşı yaptı. DPT, MEB ve Eğitim-Sen'in araştırmalarına göre; 150 bin öğretmene, 27 bin yeni dersliğe ihtiyaç var.

Rewşen olmaz, Rahşan verelim!
Mersin Nüfus Müdürlüğü, kızlarına Rewşen ismini vermek isteyen aileye, "Rahşan" adına düzenlenen erkek nüfus cüzdanı verdi. Anne Ayşe Eren, okuma-yazma bilmediği için nüfus memurları tarafından kandırıldığını söyledi.

Formula 1 neden Türkiye'de?
Sigara reklamı yasak olan ülkelerde yapılmayacağı açıklanan Formula 1'in İstanbul'da yapılması, Türkiye'de de bu yasağın kaldırılması çalışmalarının yeniden başlayacağını gösteriyor.

ZİLLER BURUK ÇALDI!
Bingöl’de yeni eğitim ve öğretim yılı buruk başladı. Depremde hasar gören okulların onarımı henüz bitmediği için bir yandan inşaat sürerken, diğer yandan da derslere devam edilecek. Bazı okullarda da birleştirilerek tek okul haline getirildi.


Okullar olmasaydı...
14 milyon öğrencinin eğitim gördüğü ilköğretim okulları ile liselerde bir öğretim yılı daha sorunlar yumağıyla başladı. Milli Eğitim Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve işkolunda örgütlü sendika Eğitim-Sen'in araştırmalarına göre, acilen 86 bin öğretmenin atamasının yapılması gerekiyor. Bu açığa karşılık eğitim dönemi öncesinde sadece 20 bin öğretmenin ataması yapıldı. Üstelik araştırmalara göre, 11 bin 700 okulda ikili, 18 bin 517 okulda birleştirilmiş sınıflarda verilen eğitimin, normal eğitim haline getirilmesi ve tüm okullarda 30 kişilik sınıflar oluşturulması durumunda, öğretmen açığı 150 bin olarak öngörülüyor. Bu açığa karşılık 100 bin öğretmen adayı, atamasının yapılmasını bekliyor.
Geleceğe dönük hesaplamalarsa, 2005 yılına kadar eğitim ordusuna 140 bin 790 öğretmenin daha katılması gerektiği sonucunu veriyor. Böylece öğretmen sayısının 665 bin 790'a çıkarılması, 2011 yılına gelindiğinde ise bu rakamın 829 bin 761'e yükseltilmesi gerekiyor. Bu şekilde önümüzdeki 9 yılda okul öncesi eğitim dahil 304 bin 761 yeni öğretmene ihtiyaç duyuluyor.
DPT'nin araştırması
DPT'nin Eğitim Ana Planı ile diğer sosyal göstergeleri baz alarak yaptığı değerlendirmelere göre, 2000 yılından 2005 sonuna kadar olan dönemde ilköğretimdeki öğrenci sayısı yüzde 7 artış gösterecek. Ortaöğretimdeki öğrenci sayısı da 2005'e kadar yüzde 56, 2005-2010 döneminde yüzde 11 oranında artacak. Yükseköğretimdeki artış oranları ise, sırasıyla yüzde 16 ve 18 düzeyinde seyredecek.
Bu çerçevede, ilköğretimde bulunan öğrencilere 2005 yılına kadar olan dönemde 673 bin 404 yeni öğrenci ilave olacak. Ortaöğretimde ise 2005'e kadar olan dönemde öğrenci sayısı 1 milyon 508 bin 967, 2006-2010 döneminde ise 443 bin 814 artacak. Bu artışlarla birlikte eğitim alanında yaşanan eksiklikler ve yetersizlikler tam bir kaosa neden olacak.
Bina eksikliği
Yaşanan bir diğer ciddi sıkıntı ise derslik ve bina eksikliği. DPT'nin değerlendirmeleri, öğrencilerin 50-60 kişilik sınıflar yerine daha modern ortamlarda öğrenim görmesi için yapılması gerekenleri de gözler önüne serdi. Buna göre, 2003-2004 eğitim döneminde okul öncesi eğitimle birlikte okullarda 27 bin 434, 2004-2005 eğitim dönemi için 29 bin 677, 2005-2006 eğitim dönemi için de 31 bin 106 dersliğe ihtiyaç var.
Okulların Türk Standartları Enstitüsü (TSE) onayı alabilmesi için, sigara ve rehberlik odasının bulunması, özürlü öğrenciler için bina düzenlemesinin yapılması ve zemin etüdü gibi şartlara uyması gerekiyor. TSE'nin ilköğretim okulları için belirlediği fiziki yerleşim ve genel standartlar okullara çok önemli yükümlülükler getiriyor. TSE'ye göre, okul arsasının büyüklüğünün öğrenci başına, ilk 40 öğrenci için 20-25, ikinci 40 öğrenci için 15, üçüncü 40 öğrenci için 10 metrekare esasıyla belirlenmesi gerekiyor.
İşte sonuç
Ezbere dayanan, düşünmeyi ve sorgulamayı yasaklayan eğitim sistemin geldiği nokta içler acısı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğrencilerin zihinsel becerilerini ölçmek ve eğitim sisteminin sorunlarını tespit etmek amacıyla geçen yıl, ülke genelinde ilköğretim öğrencilerine yönelik yaptığı seviye tespit sınavında, öğrencilerin başarı düzeyleri yüzde 50'nin altında kaldı.
Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'nda ise, 40 bin 500 öğrencinin sıfır puan alması durumun ciddiyetini ortaya koydu.
Tüm bu sorunlar karşısında AKP'nin takındığı tutum ise, özelleştirme girişimlerini hızlandırmaktan ibaret. 10 bin çocuğu devlet kaynaklarıyla özel okullara göndererek, kamusal eğitimi tasfiye etmeye çalışan AKP, "devlet okullarında eğitim parasızdır" ibaresini de kaldırdı.
Bu mantık çerçevesinde okullara yeterli düzeyde ödenek gönderilmezken, kayıt parası vermeyen veliler çocuklarını okula kaydettiremedi.

Dersbaşı yapıldı
İlköğretim okulları ile liselerde 2003-2004 eğitim-öğretim dönemi başladı.
Yaklaşık üç ay süren yaz tatilinin ardından yaklaşık 14 milyon öğrenci dersbaşı yaptı. Yeni ders yılının başlaması dolayısıyla okullarda törenler düzenlendi. Törenlerin ardından okula yeni başlayan çocuklar velilerinden güçlükle ayrılırken, anne babaların da oldukça heyecanlı oldukları gözlendi.
'Yeter ki çocuğumuz okusun'
Bu sene çocuğu ilköğretim birinci sınıfa başlayan Nurcan Ak adlı veli, bir yandan mutluluğunu anlatırken bir yandan da gerçeklere işaret ediyor: "Çocuğum okula başladı çok mutluyum, ama bir yandan da kara kara düşünüyorum. Bu sene kitapların ücretsiz dağıtılıyor olması iyi. Ama sadece bununla bitmiyor ki harcamalar. Her şeye para ödemek zorundayız. Çocuğumuz okusun diye katlanıyoruz."
Bir başka veli Ayşe Sağlam ise, iki çocuğunu okuttuğunu söyleyerek başlıyor söze ve devam ediyor: "İkisinin masrafı bizi oldukça zorlayacak. Yazın iyi oluyor. Ama biz yine de onlar için para biriktirmeye, okulların kapandığı dönemden itibaren başlıyoruz. Çocuğumuz okusun, tek düşüncemiz bu."

'Paran yoksa okuma, çalış'
İlköğretim okulları ile liselerde dün dersbaşı yapıldı. Ancak İnan Deniz Özdemir için ders zili çalmadı. Çünkü Avsallar Lisesi Müdürü, parası yoksa okumasını değil, çalışmasını önerdi ve kaydını yapmadı.
Kısa bir süre önce Gebze'den Avsallar'a taşınan Özgen Özdemiz, liseye geçen oğlu İnan Deniz Özdemir'in kaydını yaptırmak için Avsallar Lisesi'ne gitti. Okula girerken karşılaştığı öğretmenlerle tanıştı, onlarca uzun uzun eğitimin parasız olması üzerine konuştu. Daha sonra kayıt bölümüne giderek işlemleri tamamladı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Çünkü Özgen Özdemir'den okula bağış yapması istendi. Özgen Özdemir bundan sonrasını şöyle anlatıyor:
"Bağış yapmayacağımı ancak başka türlü yapdımcı olabileceğimi söyledim. Bunun üzerine müdire hanım 'Biz paraları yemiyoruz' dedi. Ben de parasız eğitimden yana olduğumu söyledim.
Bunun üzerine müdire hanım 'İlkokulda öyledir ama lisede paran yoksa çocuğunu çalışmaya göndereceksin' dedi."
Dersbaşı yapamadı
Özdemir, ısrarlı bir şekilde okul müdiresine yaptıklarının yanlış olduğunu söylemeye çalıştığını, ancak okul müdiresinin kendilerine "Oğlunun pisliğini ben mi temizleyeceğim yoksa çocuğun mu yalayacak" dediğini anlatıyor. Bu konuşmanın ardından Özdemir ile okul müdiresi arasında yaşanan tartışmanın tansiyonu arttı. Özdemir daha sonra kayıtları yapıldığı söylenerek dışarı çıkarıldıklarını anlatıyor.
Ancak dün okula giden İnan Deniz Özdemir, kayıt listesinde ismini bulamadı. Bunun üzerine İnan Deniz Özdemir okul müdiresinin yanına gitti. Okul müdiresi "hallederiz" diyerek Özdemir'i eve gönderdi. İnan Deniz Özdemir şimdi sorunun bir an önce halledilmesini bekliyor.


Başa dön


Rewşen olmaz, Rahşan verelim!
Halime Akyol
Mersin Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü, Rewşen adındaki kız çocuğunun ismini, 'Rahşan' olarak kaydedip, erkek nüfus cüzdanı verdi. Rewşen'in annesi Ayşe Eren, okuma-yazma bilmediği için nüfus memurları tarafından kandırıldığını belirterek, "Önce nüfus cüzdanının rengini, ardından da kızımın ismini Rewşen olarak değiştireceğim" dedi.
Mersin Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün; çocuklarına Mihrivan, Şehriban, Zozan ve Berivan isimleri vermek isteyen Ali Akşan'ı; Zozan ve Berivan isimlerinin "KADEK militanlarının ismi", Mihrivan isminin de "Zozan'ın ikizi" olduğu gerekçesiyle geri çevirmesinin ardından, şimdi de kız çocuğuna "Rewşen" ismini vermek isteyen Eren ailesine "Rahşan" isminde düzenlenen erkek nüfus cüzdanı verdiği ortaya çıktı. Akdeniz Belediyesi Güneş Mahallesi'nde oturan Ayşe Eren, 5 Mayıs 1995'te dünyaya gelen kızı 'Rewşen'in kimliğini çıkartmak için 8 Haziran 1995'te Mersin Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne başvuru yaptı. Nüfus Müdürlüğü yetkilileri, "Kürtçe isim olduğu için yazamayız" diyerek başvuruyu geri çevirdi. Eren'in ısrarı üzerine küçük kıza, "Rahşan" ismiyle düzenlenmiş, erkeklere verilen mavi renkli nüfus cüzdanı verildi.
Maviliği fark etti
Okuma yazması olmayan Eren, nüfus cüzdanının mavi olduğunu görünce şok geçirdi ve nüfus memurlarına itiraz etti. Nüfus Müdürlüğü yetkilileri ise, "İtirazınızı resmi şekilde yapın; biz böyle düzeltemeyiz" diyerek Eren'i geri çevirdi.
Yaşadıklarını DİHA'ya anlatan Eren, "Benim okumam yazmam yok; nüfus memurları beni kandırdı. Kızıma verilen cüzdanın mavi olduğunu görünce itiraz ettim, 'Resmi şekilde itiraz edin' dediler. O sırada eşim askerdeydi, kızımın isminin Rewşen değil de Rahşan olduğunu da kayınbabamdan öğrendim. Eşim askerde olduğu için ben de gidip itiraz edemedim. Ancak 5 Mayıs 1999 tarihinde kimliğin renginin değişmesi için Mersin Asliye Ceza Mahkemesi'ne başvurduk. Mahkeme bize bir cevap vermedi. Bunun üzerine 4 Eylül'de Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi'ne tekrar başvuruda bulunduk; hâlâ yanıt alamadık" diye konuştu.
'Kızımın psikolojisi bozuluyor'
8 yaşındaki kızının mavi kimliğinden dolayı, okulda ve mahallede arkadaşları tarafından sürekli aşağılandığını söyleyen Eren, "Kızımın psikolojisi bozuldu. Arkadaşları sürekli dalga geçiyor, o da çok üzülüyor. Kızımın cüzdanını pembe olarak değiştirip, ardından ismini de Rewşen yapacağım" dedi.
Arkadaşları küçük kıza 'erkek' diyor
Küçük Rahşan ise, kendisine mavi nüfus cüzdanı verilmesine anlam veremediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Arkadaşlarımla beraber oyun oynuyorum. Kavga ettiğimizde sen 'erkeksin' diyorlar. Ben de çok üzülüyorum. Ben erkek değilim ki; ben kızım. Neden kimliğim böyle verildi bilmiyorum. İnsan kız çocuklarının kimliğini böyle verir mi?"


Başa dön


Formula 1 neden Türkiye'de?
Elif Görgü
İstanbul'da 2005 yılında yapılması düşünülen Formula 1 yarışlarının tesislerinin temeli atıldı. Uluslararası Otomobil Federasyonu Başkanı Max Mosely, 13 Eylül 2002 tarihli bir yazısında "sigara reklamı yasağı" olan ülkelerde Formula 1 yarışlarının yapılmayacağını açıklamıştı. Türkiye ise 1996 yılından beri sigara reklamı yasak. Buna rağmen yarışların İstanbul'da yapılacağının kesinleşmesi, ülkede reklam yasağının kaldırılmasına ilişkin girişimlerin başlayacağı sinyallerini veriyor. Bütün bunların arkasında ise, yakında ihaleye açılacak olan TEKEL'in peşindeki uluslararası sigara tekelleri var.
Amaç spor değil
Malboro sigaralarının sahibi olan Philips Moris firması, 1993 yılında yaptığı bir pazar araştırması ile, Formula yarışlarında en çok görünen ve gençlerin en çok aklında kalan sigara markasının kendi markaları olduğunu saptadı. Araştırmanın sonuç maddelerinde ise, "Sigara reklamı yasak bu ülkelerde ürünümüzü görünebilir hale getirmek için en iyi yol Formula 1 yarışlarıdır. Bu ülkelerde yarışların yapılabilmesi için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız" diyordu.
Yine Uluslararası Otomobil Federasyonu'nun Avrupa Birliği'ne yazmış olduğu bir mektupta ise, "AB'deki reklam yasağını biz daha fazla zorlamak istemiyoruz. Bizim sporsorların hedef kitlesi Doğu Avrupa'dadır ve yakında yarışları oraya götüreceğiz" deniyor. Bu da Formula 1'in ne kadar "spor için" yapıldığının bir göstergesi. Ayrıca sponsorların, yani sigara tekellerinin hedef aldıkları ülkelerden birinin Türkiye olduğu da itiraf edilmiş oluyor. Yarışın sponsarları TEKEL'e talip olan şirketler ile aynı.
Kim kazanacak?
Formula 1'in Türkiye'ye maliyeti ise bir başka tartışma konusu. Yarışların Türkiye'de yapılması için gerekli lisans hakkı için 7 yıl boyunca 13 milyon dolar ödenecek. Toplam 94 milyon dolar ediyor. Bunun yanında 60 milyon dolarlık pist inşa ediliyor. Pistin yıllık bakım masrafı ise 5 milyon dolar. Yarışlarda bilet gelirleri ise doğrudan Formula 1 şirketine, yani şirketin sahibi Bernie Ecclestone'un cebine girecek. Türkiye'nin kazancı ise sadece, yarışları seyretmek için gelecek olanların otellerde harcayacakları para miktarı kadar. Bu da en fazla 5 milyon dolar ediyor, yani pistin bir yıllık bakım parasına eşit.
Sağlığa etkisi
Gazetemize konu ile ilgili açıklama yapan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof Dr. Elif Dağlı ise, bir başka gerçeğe daha dikkat çekti:
"Türkiye'de sigara reklamının yasak olmadığı 1986-1996 yılları arasında sigara tüketimi yüzde 50 arttı." Sigara şirketlerinin yüz milyon dolarlara varan sponsorlukları boşuna değil. "Türkiye'nin sağlık harcamaları artacak" diyen Dağlı şöyle devam etti: "Sigara içen her iki kişiden biri sigara nedeniyle ölüyor. Türkiye'nin bir yılda sigara nedeniyle olan sağlık harcaması en düşük tahminle 2 milyar dolar. Türkiye'de 17 milyon kişi sigara içiyor. Bir sigara paketi 1 dolar olsa, 365 günde 17 milyon dolar eder. 6.5 milyar dolardan bahsediyoruz. Biz 6 milyar dolar için savaşa girmeye kalkan bir ülkeyiz. Burada sağlığın önünde ciddi bir vatanseverlik problemi var?"

Reklam yasakları deliniyor
  • Sigara reklamı yasağı olan Kanada'da, Formula 1 Şirketi sahibi Bernie Ecclestone, 'Yarışları reklamsız yaptırırsanız ben bu yarışmayı geri alacağım' dedi. Bugün Kanada meclisi sigara yasağını kaldırmayı tartışıyor.
  • Yine sigara reklam yasağı olan Belçika'da ise hükümet, sigara reklamı yapılarak yarışların düzenlenmesine geçtiğimiz ay izin verdi.
  • Yine geçtiğimiz hafta Şangay'da yapılan yarışlar için, sigara reklam yasağı delindi. Çin'in genelinde de sigara reklamı yayılmaya başladı.
  • Yine sigara reklamının yasak olduğu Bahreyn'deki yarışların da reklam kullanılarak yapılacağı açıklandı.

    ‘Yolsuzluklar paketi’
    Prof. Dr. Elif Dağlı:: Philip Moris firması, 1997 yılında benzer bir motorsiklet yarışlarını Ankara’da yapabilmek adına, sigara reklam yasasının kaldırılması için Ankara 17. Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Sigara reklam yasağı, Anayasa’ya aykırıdır diye. Cesarete bakın. Mahkeme konuyu inceledi. 2000 yılında gerekçeli kararı çıkarttı: Anayasa’ya aykırı değildir. Bunun üzerine geri adım attılar. Ancak bundan sonra da halkı etkileme kampanyasına başladılar. Mosly’den hep duyduk: “Nasıl olsa dünyada 2006 yılında sigara reklamları yasaklanacak. Onun için biz de sigara reklamsız yapacağız.” Böyle bir tarih yok. 1998 yılında Max Mosely’nin yazdığı bir mektup var. Orada da ‘2002 yılından sonra sigara reklamı yapmayacağız.’ diyor. Ama reklamlar devam ediyor.
    Formula 1 alanının yapılacağı yerde ise mal mülk edinmiş kişiler var. Bu kişiler, bu yarışın özellikle o bölgede yapılmasını, arazilerinin değer kazanması için istiyorlar. Arazileri aldıkları tarihlere bakıldığında Formula 1 senaryosunun başladığı ilk dönemlere denk geldiği görülüyor. Bir gün içinde 20’ye yakın kişinin aynı yerde arazi aldığını görüyorsunuz. Formula, hangi tarafından bakansanız bakın Türkiye’nin önüne sürülmüş bir yolsuzluklar paketidir.


    Başa dön


    ZİLLER BURUK ÇALDI!
    Özkan Zülfikar - Şerif Karataş
    1 Mayıs’ta meydana gelen deprem sırasında okulları hasar gören ve 85 öğrencinin yaşamını yitirdiği Bingöl’de yeni eğitim ve öğretim yılı buruk başladı. Hasarlı okullarda onarım hâlâ sürdüğü Bingöl’de bazı okullar birleştirilirken, bazı okullarda ise halen onarıma başlanmadı.
    Yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması nedeniyle sabahın ilk saatlerinde çocuklarını alan veliler okulun yolunu tuttular. Çocuğunu şehir merkezine 5 kilometre uzaklıkta bulunan Gazi İlköğretim Okulu’na götüren baba Bibal Yıldız, çocuğunu daha önce Saray İlköğretim Okulu’na götürdüğünü söyledi. Okulun hasarlı olmasından dolayı çocuğunu Gazi İlköğretim Okulu’na getirdiğini anlatan baba Yıldız, okullardaki onarım bitmesini istedi.
  • Pertek karakolundan çığlık sesleri duyuldu
    Pertek Belediye Mezarlığı’nda incelemede bulunmak isterken gözaltına alınan kitle örgütü temsilcilerinin bulunduğu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden çığlık seslerinin yükseldiği ve “İnsalık onuru işkenceyi yenecek”, şeklinde slogan atıldığı bildirildi. Tunceli’nin Çemişgezek ve Pertek İlçelerinde mezar taşlarının sökülmesi ve tutuklama olaylarının yaşanmasının ardından TAYAD, Halkın Hukuk Bürosu ve Temel Haklar Derneği’nden oluşan bir heyet, Pertek Belediye Mezarlığı’nda incelemelerde bulunmak istedi. Polisin müdehalesiyle karşılaşan heyet, gözaltına alınarak İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltına alınanların kimlik tespiti Pertek Cumhuriyet Savcılığı tarafından İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde alındı. Kimlik bilgileri alınan heyetten, başından darp alan Saadet Güner ile kolu çıkan İsmail Gider, önce Sağlık Ocağı’na daha sonra Elazığ Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Temel Hakları ve Özgürlükler Derneği’ne üye 20 kişi olayın ardından Emniyet Müdürlüğü’nün önünde toplandı. Alkışlarla polisin tavrını protesto eden grup, oturma eylemi başlattı. Dışarda gözaltına alınanlara ilişkin gergin bir bekleyiş sürerken, zaman zaman çığlık sesleri duyuldu. Çığlığın ardından Emniyet Müdürlüğü’nün camları ve perdelerinin kapatıldı. Dışardakileri bu çığlıkları duyunca alkış ve ıslıklarla protesto etti. İçerden de “İnsalık onuru işkenceyi yenecek” sloganı atıldı.
    MGK’nın Gizli Yönetmeliği açıklansın
    MGK’nın gizli yönetmeliği hakkında çeşitli basın organlarında çıkan haberlerin yankıları devam ediyor. İzmir’de İHD üyeleri Başbakan’a mektup göndererek MGK Genel Sekreterliği tarafından varlığı red edilmeyen Gizli Yönetmeliğin açıklanmasını talep ettiler. Dün Cumhuriyet Postanesi’nden gerçekleştirilen mektup gönderme öncesi konuyla ilgili yapılan basın açıklamasında konuşan İHD İzmir Şube Başkanı Mustafa Rollas, basında yeralan haberlerle ortaya çıkan MGK Gizli Yönetmeliği’nin egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, ülkenin demokrasiyle yönetildiği ve devletin hukuk devleti olduğuna dair anayasa ilkelerine açıkça aykırılık taşıdığını söyledi. Gizli Yönetmeliğin verdiği yetki gereğince MGK’nın Türkiye’de yaşayan herkesi etkileyebilecek bir takım eylemlerin olabileceğine dikkat çeken Rollas, psikolojik harekat dahilinde gerçekleştirilen bu eylemlerin açıklanmasının bu eylemlerden zarar görmüş olanların ve görme ihtimali bulunanların en doğal hakları olduğunu söyledi. “Hiç kimse geçmişin ve yarınların bilinmezlikleriyle yaşamaya mecbur bırakılmamalıdır” diye konuşan Rollas, başbakandan bu gizli yönetmeliğin kamuoyuna açıklanmasını istedi.
    Açlık grevi sona erdi
    Tutuklu ve hükümlü yakınlarının başlattığı açlık grevi sona erdi. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İnisiyatifi adına Konukevi önünde basın açıklaması düzenleyen Dilber Barut, sona erdirdikleri açlık grevini farklı şekilde devam edeceklerini ifade etti.
    Hekimler eyleme geçiyor
    Türk Tabipleri Birliği (TTB), “Özel bir dönemi birlikte yaşama” çağrısıyla hekimlerden eyleme geçmelerini isteyecek. AKP Hükümeti’nin sağlık politikalarına karşı ilk adımı Ankara’da yarın düzenleyecekleri basın toplantısıyla atmaya hazırlanan TTB’ye bağlı oda başkanları, hekimleri “beyaz önlük”leriyle iş bırakmaya çağıracaklar. Önce AKP Hükümeti’nin politikalarını teşhir edecek olan sağlık çalışanları, iş bırakma eylemini ekim ayında hayata geçirecekler. TTB tarafından hazırlanan eylem takvimine göre; ekim ayı başına kadar tüm illerde basın açıklamaları düzenlenecek, milletvekilleri ile görüşmeler yapılarak istekler iletilecek. TTB Genel Sekreteri Yılmaz Odabaşı’nın Merkez Konseyi adına TTB web sitesinde yayınladığı çağrı metninde, AKP Hükümeti’nin sağlık politikalarına karşı harekete geçilmesi konusunda hekimlere çağrıda bulunuldu. Ayrıca, “Hekimlik mesleki bağımsızlığını tehdit eden, iş güvencesini ortadan kaldıran sözleşmeli personel uygulamaları, sağlığı kamusal hak olmaktan çıkarıp, bütünüyle piyasaya devreden Kamu Yönetimi Temel Yasası, Yerel Yönetim Yasası ve herkes için ek vergi anlamına gelen Genel Sağlık Sigortası Yasası tasarıları ile hekimlik ve ülke ortamının geleceği büyük bir tehlikeye girdi” değerlendirmesi yapıldı.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net