www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Doların egemenliği kırılmalı’
Henry C.K Liu, Türkiye’nin neoliberal politikaların en iyi örneği olarak afişe edildiğini hatırlatarak, “Kimse bunalıma gireceğini tahmin etmiyordu ve kriz çıkınca herkes şaşırdı” dedi.

MERKEZ BANKALARI
   ABD’NİN EMRİNDE

Bütün dünya ekonomilerinin serbestleşmesi, bütün dünya ekonomilerini denetleyen bir merkez bankası sistemi olmaksızın yürütelemez. Çünkü paranın değerini milli ekonomilerin aleyhine korumak için bu gereklidir.

AMERİKA VAZİYETİ
   İDARE EDİYOR

Sağlam bir ekonomi, tam istihdamın olduğu ve ücretlerin yüksek olduğu bir ekonomidir.Yoksa gayrimenkullerin ve hisse senetlerinin değerinin yüksek olduğu ekonomi değil.


‘Doların egemenliği kırılmalı’
Bahadır Özgür - Onur Bakır
Amerika’da finansal yatırım şirketi sahibi olan Henry C.K Liu, ODTÜ Ekonomi Kongresi’ndeki değişik sunumuyla ilgi topladı. Liu hemen bütün oturumlara katıldı; küreselleşmeye, ABD’ye, uluslararası ticarete sert eleştiriler yaptı. Bir yatırımcı olmasına rağmen neden ticaret ve dolara eleştirilerde bulunduğuna yönelik sorumuza ise ilginç bir yanıt verdi Liu: “Ben trafikte yolculuk eden bir şoförüm. Ama trafiğin akışını hiç beğenmiyorum...”
Çoğu kimse finansal işlemler yerine uluslararası ticaretin daha sağlıklı olduğu kanısında. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Ticaret ile finans piyasaları birbirinden ayrı mı?
Çağdaş dünyada ticaret, emperyalizmin bir şeklidir. İngilizler 19.yüzyılda ticareti bütün dünyaya dayattıklarında amaçları kendi hegemonyalarını gerçekleştirmekti. Soğuk Savaş döneminde ise, dünyadaki her iki blok da kendi içinde ticaret yapıyordu ve ticaret ülkelerin halkları aleyhine işlemiyordu. Soğuk Savaş sona erdikten sonra ticaret bir kalkınma yöntemi haline geldi. Oysa ticaret kalkınmanın yerini tutamaz. Çünkü, serbest ticaret ortamında eşit olmayan ülkeler arasında yapılan ticaret, güçlü ülkelerin lehine olur. Kapitalist ekonomiyi güden şey kârdır ve kârı artırmanın yolu üretim maliyetlerinin azaltılmasıdır ki, bu da ücretlerin bastırılması demektir. Kapitalist ekonomilerde ücretlerin artışı enflasyona yol açan bir etken olarak görülür. Buna karşın borsalardaki hisse senetlerinin fiyatlarının artması, büyüme sanılmakta ve enflasyona etki etmediği iddia edilmektedir.
Bu bizi dolar hegemonyası konusuna getiriyor. Amerika dışındaki ülkeler, Amerika’ya ihracat yaparak dolar kazanıyorlar. Ama bu dolarlar işe yaramıyor, çünkü ülkeler dolarla Amerikan finans aktifleri satın alıyorlar. Bu da o ülkelerin yoksullaşmasına neden oluyor. Ülkeler biriktirdikleri dövizleri Amerikan bonolarına yatırdıklarında kendi ülkelerine yatırım yapmak için tekrar dışarıdan dolarla borçlanmak zorunda kalıyorlar. Dolar borçları rezervlerinden daha fazla artarsa, spekülatif saldırı karşısında zor duruma düşüyorlar. Kazanılan bütün dolarlar, dolar ekonomisine yatırıldığından Amerikalılar bu sayede faiz hadlerini düşük tutubaliyor. Dolar karşılığında ihracat yapan ülkeler, dolar biriktirdikleri için kendi ülkelerinin para arzını genişletemiyor ve faizler yükselme eğilimine giriyor. Normal şartlarda faiz hadlerinin bir tarafta yüksek diğer tarafta düşük olması çok önemli değil. Ancak finansal piyasaların entegrasyonu ile birlikte spekülatörler, bu faiz farkından yararlanmak için işlemler yapıyorlar ve bu suretle faizin yüksek olduğu ülkelerden kendi ülkelerine kaynak transfer ediyorlar.
1997’de Doğu Asya, ardından Rusya, Türkiye ve Brezilya da krizler bu şekilde oldu. Bu faiz hadlerindeki farklardan yararlanmak isteyenlerin spekülasyonu sonucu kriz baş gösterdi. Zor duruma düşen ülkeler de, IMF’ye başvurmak zorunda kaldılar. IMF’nin ilk söylediği şey ise “sosyal harcamaları kısın, harcamaları azaltın” oldu. Bu da ekonomiyi daraltıyor.
Peki bu krizlerden kurtulmak mümkün mü? Örneğin; Türkiye’nin IMF ile ilişkilerini kesmesi o kadar kolay mı?
Ülkelerin ekonomilerinde tam istihdamı hedeflememeleri için bir neden yok. Aynı parasız ve eşit eğitim gibi istihdam da temel bir hak olarak algılanabilir. Ancak küreselleşme ve finansal serbestleşme sonucunda devletlerin böyle bir seçeneği kalmadı. Devletler küreselleşme döneminde maruz kaldıkları krizlerde, sadece işsizliğe yol açan politikalar uygulamakla kalmıyor, ilaveten ekonomiyi özelleştirirken kamu hizmetlerinin paralı hale gelmesine de yol açıyorlar. Böylece düşük fiyata sunulan kamu hizmetleri, paralı hale gelip hayat standartını iyice düşürüyor. Malezya ve Tayland, IMF ile ilişkileri koparıp, sermaye hareketleri üzerine kontrol getirdikleri için krizden kolayca çıkabildiler. Buna karşın Arjantin ve Türkiye iyice çöküşe girdi.
Örneğin; Malezya başlangıçta serbest ticaret politikasını benimsemişti ve bunu uyguladığı ilk yıllarda bazı yararlar da sağladı. Ancak söylediğim tarzda bir kriz Malezya’yı vurdu. Malezya borç durumu ile Türkiye’yi karşılaştıramam ama Malezya’nın da borçları çoktu. IMF ile bağları hemen koparamadı, ancak siyasi bir karar aldı ve ekonomi de bu kararı takip etti.
Türkiye’ye dışarıdan bakınca ise şöyle bir manzara görüyorduk: Türkiye neoliberal politikaların uygulandığı ve başarılı olduğu en iyi örnek olarak afişe ediliyordu. Dolayısıyla kimse bunalıma gireceğini tahmin etmiyordu ve kriz çıkınca herkes şaşırdı. IMF politikaları ve Washington Konsensusu denilen anlayışta ısrar ettikçe, Türkiye’nin ekonomisini toparlaması çok zor. Amerika dışındaki ülkelerde devletlerin sınırsız şekilde para basamamasının nedeni, spekülatörlerin yerli paranın dolar karşısında değerini düşürmeleridir. Çok para basılırsa değer iyice düşer. Buna karşın Amerika dolarları istediği kadar basabiliyor. Bu nedenle devletlerin bağımsız hareket etmeleri için dolar hegemonyasının mutlaka kırılması gerekiyor.
Dolar hegemonyası nasıl kırılacak?
Dolar hegemonyasını kırmanın yolu, büyük ihracatçı ülkelerin ihracatlarını kendi paraları ile yapmasıdır, dolar kabul etmemesidir. Bu tek taraflı bir kararla milli devletler tarafından gerçekleştirebilir. Çin ile ticaret yapan ülkeler, uluslararası piyasalardan Çin parası satın almak zorundalar. Milyarlarca dolarlık döviz rezervini Amerika’da tutmak ve aynı zamanda dışarıdan borçlanmak zorunda kalınmaz böylece. Ticaretin ekonomide küçük bir pay teşkil ettiği ülkeler ise, ticaretin bütün ekonomiye hükmetmesine izin vermemelidir. İhracatı desteklemek için yüzde 10 işsizliğe katlanmak akıldışı bir politikadır. Örneğin; Çin ekonomisinin son yıllarda hızla gelişmesinin nedeni çok basit. Bütün işçilerin ücretlerine her yıl yüzde 30 zam yapılmasına karar verildi. Bu da talep artışına yol açtı. Türkiye bunu yapamaz, çünkü IMF izin vermez. IMF, Türkiye’nin dış borçlarını ödemesi için ücretlerin düşük olmasını ister.


Başa dön


MERKEZ BANKALARI
    ABD’NİN EMRİNDE
Bütün dünya ekonomilerinin serbestleşmesi, bütün dünya ekonomilerini denetleyen bir merkez bankası sistemi olmaksızın yürütelemez. Çünkü paranın değerini milli ekonomilerin aleyhine korumak için bu gereklidir. Soğuk Savaş sonrasında birçok ülke, merkez bankası rejimi kurdu. Japqonya’da merkez bankası yasası 1994’te kabul edildi. Ondan önce bir milli banka sistemi vardı ve bu bankanın işlevi ekonomiyi geliştirmekti, paranın değerini korumak değil. Milli banka sisteminde bankalar milli amaçlara hizmet eder. Merkez bankası sisteminde ise, kuru korumak amacı güdülür.
Birinci Dünya Savaşı’na kadar dünya merkez bankalarının önderi, İngiliz Merkez Bankası’ydı. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika dünya hegemonyasında İngiltere’nin yerini alınca, dünya merkez bankalarının önderi de Amerikan Merkez Bankası oldu. Bu nedenle merkez bankasının hükümetten bağımsız olması çok akıldışı bir politika. Çünkü bir devlette egemenliğin dışında veya üzerinden hiçbir kurum olmamalı. Bir devlette merkez bankası ekonomiyi desteklemeli, uluslararası ekonomiyi desteklemek adına yerli ekonomiyi batırma işlevini görmemeli.


Başa dön


AMERİKA VAZİYETİ
    İDARE EDİYOR
Gelirin yüzde 70’i dolaylı vergilerden
Türkiye’de vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin adil olmayan dolaylı vergilerden sağlandığı bildirildi. Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından hazırlanan Vergi Raporu, Birliğin Bilanço Dergisi’nde yayımlandı. Raporda, Türk vergi sisteminde yaşanan sorunlar, “kamu harcamaları ve vergi gelirleri, vergi yükü, vergi sisteminin gelir dağılımı üzerindeki etkisi ve kayıtdışı ekonomi” başlıkları altında değerlendirildi. Vergi raporunda, kamu harcamalarını finanse etmenin en sağlıklı yolunun vergi olduğu belirtilirken, Türk kamu mali yönetiminde ise 1980’li yıllardan bu yana “vergi alma borç al” prensibinin hakim olduğu ve bunun sonucunda da Türkiye’nin konsolide bütçe toplam borç stoğunun 184 milyar dolara kadar ulaştığı vurgulandı. Raporda, Türkiye’deki vergi yükünün çok ağır olduğu da belirtilirken, Avrupa Birliği üyesi ülkeye yaşayan bir mükellefin ortalama 22 bin 500 euro olan yıllık gelirinin 9 bin 250 euroluk kısmını vergi olarak ödediği ve 13 bin 250 euro ile hayat standardı oluşturduğu, Türkiye’de ise ortalama 5 bin 900 euro yıllık geliri olan bir mükellefin, gelirinin yaklaşık 1600 eurosunu vergi olarak verdiği ve 4 bin 300 euro ile hayat standardı oluşturduğuna dikkat çekildi. Raporda, bir ülkede vergilerin “dolaylı ve dolaysız” olmak üzere 2 şekilde alındığı hatırlatılırken, dolaysız vergilerin gelir üzerinden alındığı ve vergi adaleti sağlamada daha etkili olduğu vurgulandı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net