www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Yoksulu sömürme oyunu
Ekonomi Kongresi’ne katılan ve Amerika’da bir finansal yatırım şirketi sahibi olan Liu’nun sunuşu oldukça renkliydi. Soğuk Savaş sonrasında kapitalizm sözcüğünün tedavülden kaldırıldığına dikkat çeken Liu, bu dönemden sonra yükselen küresel ticareti ise “yoksulları sömürme oyunu”na benzetti.

Çağımızın emperyalizmi
Çağımızın emperyalizminin köklü değişimi; (a) İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Leninist anlamda emperyalistler arası rekabetin sona ermesinin, (b) 1970’lerin sonlarına doğru açıkça ortaya çıktığı üzere sözde üçüncü dünyada nasyonal burjuvazinin ulusalcılığının yenilgi alması\son bulmasının, (c) Varşova Paktı ülkelerinde komünizmin çökmesi ve Çin ve Vietnam gibi ülkelerin küresel kapitalizm tutukusuna kapılıp değişmesinin ardından geldi.


Yoksulu sömürme oyunu
Bu yıl yedincisi düzenlenen ODTÜ Uluslararası Ekonomi Kongresi’nin ilk gününde Henry C.K Liu ve Aijaz Ahmad’ın sunuşları büyük ilgi topladı. Liu, küresel ticaretin politik gücü olan ülkelerin lehine uluslararası sömürü düzeni olduğunu vurguladı.
Kongrenin en renkli simalarından olan Henry C.K Liu, Liu Yatırım Grubu’nun da başkanı aynı zamanda. Finansal yatırım şirketi sahibi olmasına rağmen, küresel ekonomiye ve ABD’ye sert eleştirileriyle tanınıyor. Doların hegemonyasına karşı adeta savaş açan Liu, kongredeki tebliğinde de uluslararası ticaret ve politik güç ilişkileri arasındaki bağlantıyı tartıştı.
ODTÜ öğretim üyesi Doç. Dr. Cem Somel’in oturum başkanlığını yaptığı, “Geçiş Döneminde Global Ekonomi” başlıklı sunuşunda Liu, ekonomi politikalarının ne bir soyutlama ne de doğal birer yasa olduğunu vurgulayarak, global ekonomiyi, global politik sistemin “materyal bir manifestosu” olarak tanımladı.
‘Oxymoron’ politika!
Liu, “Politikanın tanımlayıcı temeli, ‘etik, entelektüel, finansal, seçimsel, kurumsal ve askeri’ formlar alan, güçtür” derken, bundan dolayı da kişisel çıkarların politikanın konusu olamayacağını, bireyselciliğin politikasının ancak bir “oxymoron” olabileceğini belirtti.
Borç, çıkar, kar, istihdam, pazar gibi terimlerin ise bu güç politikalarının yarattığı yapay sistemin bileşenlerinin tanımlanması için kavramlaştırıldığını ifade eden Liu, ancak zaman içinde terimlerin kullanımının, güç politikalarının kavramsal bileşenlerinden çok, doğa yasalarıymış gibi yapay bir kılığa büründüğünün altını çizdi.
Liu bu yapay kılıfın “kapitalizmi” gizlediğini ifade ederek, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri “kapitalizm” yerine serbest piyasada daha yumuşak sözler kullanıldığına, hatta sermayedarlar ile işçi sendikaları arasındaki diyaloglarda bile sınıf savaşımındaki geleneksel ismi ile kapitalizm sözcüğünün kullanılmadığına dikkat çekti.
Sunuşunda küresel ticarete de değinen Liu, insanların şimdiki gelişme durumlarını dengelemek için ticaret yaptıklarını savunurken, emperyalizmin uluslararası bir ticaret değil, uluslararası düzeyde bir sömürü sistemi olduğunu söyledi.
“Bir tacirin, ticaret içinde yer alabilmesi için, zorlama olmayan bir markette ticaretini yapabileceği bir şeylere sahip olması gerekir. Bu ticareti yapılabilir şey, kişisel iyileşmenin bir süreci olan kalkınmadan gelir. Uluslararası ticaret, yerel kalkınmaya katkıda bulunabilir, ancak yerel kalkınmanın yerini alamaz. Yerel kalkınma, uluslararası ticaretten önce gelmelidir” görüşlerini dile getiren Liu, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden beri, neo-liberal uluslararası ticaretin, ulusal kalkınmanın yerini aldığını ve küresel ticaretin de güçlüyü daha da güçlendirmek için zayıfın sömürülmesinin bir aracı olduğunu kaydetti.
Doların hegemonyasına dayanan yeni emperyalizmin, dünyanın kısıtlı kaynaklarını zenginlerin ayrıcalıklı konumuna çevirerek işlediğini belirten Liu’nun son sözü ise, “Küresel ekonomi bugünlerde gösterilmeye çalışıldığı şekliyle yoksulun sömürülmesi oyunudur ve yoksulun sömürülmesi geçici bir oyun değildir” oldu.


Başa dön


Çağımızın emperyalizmi
Aijaz Ahmad
Çağımızın emperyalizminin köklü değişimi; (a) İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Leninist anlamda emperyalistler arası rekabetin sona ermesinin, (b) 1970’lerin sonlarına doğru açıkça ortaya çıktığı üzere sözde üçüncü dünyada nasyonal burjuvazinin ulusalcılığının yenilgi alması\son bulmasının, (c) Varşova Paktı ülkelerinde komünizmin çökmesi ve Çin ve Vietnam gibi ülkelerin küresel kapitalizm tutukusuna kapılıp değişmesinin ardından geldi.
Bu nedenle bu emperyalizm son 50 yıldır gelişse de asıl son 10 yılda olgunlaşmıştır. Aynı süreç (a) tarihte ilk kez neredeyse kapitalizmin üretim şeklinde yaygınlaşmasına, (b) tarihsel olarak ulusötesi sermayenin kaynaşmasına ve ulusal sermayeye üstünlük sağlamasına, (c) tek bir değer yargısı altında ürün ve sermaye için küresel piyasaların ortaya çıkmasına ve (d) tüm bu diğer süreçlerin sonucunda objektif bir gereksinim olarak, kırılmalar ve boşluklarda yapılar empoze etmek ve kontrolü ele almak üzere küresel askeri kapasiteye ve idoeolojik hegemonyaya sahip, ABD’de kurulan, küresel bir devletin ortaya çıkışına tanık oldu.
Sermayenin ve ürünlerin dolaşımı mümkün olduğunca engelsiz olmalıydı, ancak ulus-devlet formu, sadece tarihsel nedenlerle değil, her bölgeye özgü koşullarda neoliberalizm disiplinin dayatılması amacıyla, yerel olarak oluşturulan iş rejimleri ile kapitalist kanunların uluslararasılaştırılmasının uygulanması için ikincil devletlerde (çevre ülkeler) korunmalıydı.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD’nin üstün kapitalist güç olması ve Bolşevik Devrimi’nin kapitalist sistemin tümüne karşı gelmesiyle, ABD kendine, (a) tüm potansiyel rakip kapitalist ülkeler içerisinde sürekli egemen güç olma, (b) anti-komünist savaşın lideri olma ve böyle kabul edilme görevlerini biçti.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen sömürgelerin yıkılması dalgasında kendisine üçüncü bir stratejik amaç belirledi: Üçüncü dünyada antiemperyalist özellik taşıyan her türlü ulusalcılığa karşı savaş açmak ve galip gelmek.
1990’lara kadar bu alanlarda elde edilen başarılarla ABD, kendisini bu zaferlerin mahsüllerini, müttefikleriyle olabildiğince az paylaşarak, toplama durumuna geldi. Clinton başkanlığı bu durumda geçici hareketti. 20. yüzyılın ilk ABD başkanlığı olan Bush başkanlığı bu amacın gerçekleştirilmesi için kontrolsüz bir görevi olduğunu ilan etti. Amaç buydu; olağanüstü saldırganlığı vurgulayan uzun vadeli dinamik ve başkanlığın tek yanlılığı.
Gün alma süresi 10 Eylül’de bitiyor Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne (FİSKOBİRLİK) ürün teslimi için gün alma süresinin, 10 Eylül’de sona ereceği bildirildi. FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, 2003 fındık alım kampanyası öncesi, birliğe ürün teslimi için 1 Eylül’de başlayan gün alma süresinin 10 Eylül’de sona ereceği belirtildi. Süresi içersinde ürün teslim beyannamesi vermeyen ve gün almayan ortaklardan ürün alınmayacağının ifade edildiği açıklamada, “2003 ürünü alımlar devlet destekleme alımları olmadığından, alımları kooperatifler tamemen kendi muhasabesiyle yapacaklar. Kampanya sonucunda oluşacak kar ve zarar kooperatiflere ait olacaktır” denildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net