www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Savaş El Kitabı
Savaşı birçok kez ve her yönüyle yaşayan Almanya’nın devrimci şairi Bertolt Brecht’in, 50 yıl önce yayınlanan “Savaş El Kitabı” adlı eseri, bu gerçeği bir kez daha ve sarsıcı bir biçimde hatırlatıyor.

Liselerde tiyatro dersi verilmeli
I. Genç Tiyatrolar Festivali, çok sayıda liseli grubu bir araya getiriyor. Kadıköy Anadolu Lisesi de festivale katılan gruplar arasında.

Tiyatro siyasi bir eylemdir
İstanbul Amatör Tiyatro Günleri, oyun yazarı-yönetmen Yılmaz Onay’ın katıldığı “Sendika Tiyatrosu” başlıklı söyleşi ile sona erdi.


Savaş El Kitabı
Serpil Karahan
Bertolt Brecht’in hayatı boyunca severek yaptığı işler arasında, gazetelerde çıkan fotoğrafları toplayıp onlara kendi notlarını eklemek geliyordu. Daha önceleri diğer çalışmalarına malzeme olsun diye biriktirirken, 2. Dünya Savaşı başladıktan sonra, sığındığı Amerika´da savaşın gidişini gözlemek üzere birçok savaş fotoğrafı topladı. Brecht savaşın sonralarına doğru, topladığı ve şiirlerle yorumladığı bu fotoğrafları bir kitap halinde yayınlamayı planlar. Kitabın yayınlanması ise ancak 1955’te olur. İlk baskıda, Brecht´in yardımcısı Ruth Berlau tarafından yazılan şu önsöz, “Kriegsfiebel -Savaş El Kitabı” kitabının hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını ortaya koymaktadır:
“Neden tam şimdi, toplumsallaştırılmış endüstrimizin işçilerinin, kooperatifleşmiş çiftçimizin, mutluluğun ilk meyvelerini tatmakta olan gençliğimizin önüne geçmişin karanlık resimlerini getirmek?
Geçmişten kurtulan onu unutan değildir. Bu kitap, resimleri okuma sanatını öğretmek amacında. Çünkü öğrenmeyen için bir resmi okumak, hiyeroglif(Mısır’da kullanılan eski bir yazı türü) bir yazıyı okumak kadar güçtür.
Kapitalizmin toplumsal ilişkiler konusunda özenle ve zorbalıkla ayakta tuttuğu bilgisizlik, basındaki binlerce fotoğrafı anlamayanlar için, tam bir çözülmez hiyeroglif tablet haline geliyor.”
“Aşağıdakiler” ve “yukarıdakiler”
Brecht´in “Kriegsfibel” kitabında 69 fotoğraf yer alıyor ve Hitler’in fotoğrafıyla başlayıp, yine Hitler’in fotoğrafıyla bitiyor. Arada gösterilen fotoğraflar kronolojik olarak savaşın ilerleyişini gösteriyor. Fakat Brecht’in eseri, sadece kronolojik bir sıralamadan ibaret değil. Somut bir savaşı yorumladığı şiirleriyle verdiği mesajlar var.
Çok farklı ve değişik şekillerde kullandığı en önemli sembollerden biri ise “yukarı” ve “aşağı”. Brecht’in şiirlerinde savaşın, “aşağıdakiler”le “yukarıdakiler”in arasında yaşandığı vurgulanır hep.
Bununla bağlantılı olarak “düşman” sembolü de, sık kullanılan sembollerden biridir. Hollanda’yı işgal etmek üzere olan Alman askerlerinin tren altında saklanırken çekilen fotoğrafını şu dizeleriyle yorumlayan Brecht, asıl düşmanın kim olduğu sorusunun cevabını da veriyor:
Geçmeden önce tank savaşına
Bakıyorum bir düşmanda gözünüz:
Fransız mı vardı gözünüzde, yoksa
Tepenizdeki yüzbaşı mıydı gördüğünüz?
“Görmek ve kör olmak”
Brecht´in şiirlerde kullandığı önemli diğer bir sembol ise “görmek ve kör olmak” olguları. “Görüyor olmak”, Brecht´te sadece fizyolojik olarak değil de, olayların arkasındaki nedenleri anlamak olarak kullanılırken, “kör olmak” da, olayları sorgulamamak ve olduğu gibi inanmak anlamında kullanılıyor.
Bu körlüğe ve sorgusuzluğa karşı çağrısı sürüyor Brecht’in. Brecht’in bir başka şiirine kaynaklık eden gazete haberi şöyle: “Berlin üstünde Britanya Bombardıman Uçakları. Yaz sonunda Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri, Hamburg, Bremen gibi askeri ve endüstriyel önemdeki büyük Alman kentlerine çok sayıda hava saldırısı yaptılar. Britanyalılar, Berlin üzerinde ilk kez 10-11 Eylül gecesi bomba yağdırdılar. Fotoğrafta, Britanya bombardımanında isabet almış bir bina görülüyor.”
Aynı fotoğrafta yıkıntılar arasında birşeyler arayan bir kadın vardır; Brecht’in yorumu ise şöyle:
Bırak aramayı kadın: Bulamazsın!
Kaderi de suçlama boşuna artık!
O seni inleten karanlık belanın
Adı var, yüzü belli, adresi açık.
Asıl savaş içerde
Brecht kitabın ilerleyen sayfalarında, savaştan sorumlu olan bu “kahredici, karanlık güçlere” dair fotoğraflara da yer verecek ve yüzlerini ortaya koyacaktır.
Kitapta yer verilen fotoğraflar, dışa dönük bir savaşı yansıtsa da, Brecht’in yorum şiirlerinde sınıf savaşına sürekli bir vurgu yapılmaktadır. Irak’ta çocuklara şeker dağıtan ABD ve İngiliz askerlerini hatırlatırcasına, bir Japon çocuğu kucağına alan ABD askerinin fotoğrafını yorumlayan Brecht, başka halklara iyilik gösterisi yapanların kendi halkıyla yaşadığı çelişkileri hatırlatır. Almanya ve diğer emperyalistlerin kendi ülkelerindeki sınıf savaşını dışarıya kanalize ederek, iç savaşı bastırdığını vurgulayan Brecht, Sovyet insanlarının ise hak mücadelesindeki dayanışmasını örnek gösterir. Bu konu ile ilgili mesaj veren bir fotoğrafta, Rus bir erkek ve kadın beraber silah kullanırken görünmektedir:
Ama aştığımızda Moskova önlerini
Tarla ve fabrika halkı çıktı karşımıza
Ve tüm halklar adına yendi bizi
Kendine Alman diyen halk adına da.
Fotoğraf ve şiirin birleşmesi ve bunların kapsamlı bir kompozisyonun parçaları olması, kitaba oldukça farklı bir düzey kazandırıyor. Yüzeyin altına indikçe çok önemli bağlantıların olduğu görülüyor. “Kriegsfibel”, savaşları sistematik olarak yorumlama ve kavrama imkânı sunuyor. Savaşlar, bugün de halklar arasındaki düşmanlık ve çatışma olarak ve olağanüstü bir durum biçiminde ortaya konurken, bu kitap savaşı, “aşağı”dakilerin sosyal ve ekonomik olarak “yukarı”daki bir azınlık tarafından sömürülmesi olarak tanımlamakta; ve kapitalist koşullar altında çok olağan bir sonuç olarak yorumlamaktadır.
Son birkaç yıldan beri, dünyadaki gerginlik ve çatışmaların “doğu-batı; müslüman-hristiyan çatışması” biçiminde propaganda edildiğini düşünürsek, Brecht’in savaşlar hakkındaki bu değerlendirmesinin günümüz için de önemini koruduğunu belirtmek gerekiyor.
Ey tanklı, bombalı büyük savaşçılar
Lappland’da donup, terleyen Cezayir’de
Ve yüz savaştan muzaffer çıkanlar:
Kutlayın haydi, yendiğiniz biziz işte!
“Unu alan kralı da almak zorunda”
Savaşta yenilenlerin hangi seçenekler arasında kaldıklarını gösteren son şiirin fotoğrafı altındaki gazete haberinde şunlar yer alıyor: “Yeniden normal yaşama döndürme- AMG(Amerikan Askeri Yönetimi) subayları, İtalyan sivillere Amerikan unu satıyorlar” Brecht’in yorumu ise biraz farklı!
Un ve bir de kral getirdik alın!
Yalnız, unu alan kralı da almak zorunda
Çizme yalamaktan hoşlanmayanın
Hoş geçinmesi gerek yine açlıkla.
Yaklaşık 60 yıl önce yazılan ve yaşanan bu dizelerin, bugün Irak’ta yeni ve sözüm ona “demokratik, uygar” bir iktidar kurma iddiası taşıyan işgalcileri de tarif etmesi bir tesadüf olmasa gerek.
* Şiirler ve alıntıların Türkçesi Bertolt Brecht Bütün Şiirleri Cilt 2 Çeviren Yılmaz Onay Mitos Boyut Yayınları’ndan alınmıştır.


Başa dön


Liselerde tiyatro dersi verilmeli
Ebru Ilgaz
Kadıköy Belediyesi Gençlik Merkezi’nin bu yıl iklini gerçekleştirdiği I. Genç Tiyatrolar Festivali önceki gün başladı. İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki liselerin tiyatro gruplarının bir araya geleceği festival boyunca, lise öğrencilerinin bütün bir yıl boyunca hazırlandığı oyunlar Barış Manço Kültür Merkezi’nde ücretsiz izlenebilecek.
Festivale katılan gruplardan bir tanesi de Kadıköy Anadolu Lisesi. Adını daha önce de tiyatroyla duyuran Anadolu Lisesi, Thornton Wilder’in “Bizim Şehir” isimli oyununu sahneliyor. Devlet Tiyatroları repertuvarından seçilen oyun, 1985 yılında yine aynı lisede sahnelenmiş. Oyun metni bu kez biraz kısaltılıp üç perde haline getirilmiş. Teknik ekiple birlikte 36 kişinin sahneye koyduğu “Bizim Şehir”i okul öğretmenlerinden Sezgin Ata ve grubu dışarıdan yardım eden Ceyda Yücetürk yönetiyor. Oyun, dekoru çok fazla olmayıp kolayca taşınabileceği ve okulu maddi açıdan zorlamayacağı için seçilmiş. Karakterlerin günlük hayattan olması nedeniyle öğrencilerin rollere kolayca uyum sağlayabileceği de göz önünde bulundurulmuş.
Sezgin Ata, Kadıköy Anadolu Lisesi Tiyatro Kolu’nun başkanlığını yapıyor. İngilizce öğretmeni Ata, sınıfta pek fazla etkin olamayan öğrencinin tiyatro gibi bir etkinle özgüven kazandığını, bir grup içinde var olarak sorumluluk bilincinin geliştiğini vurguluyor. 120 kişilik tiyatro koluna gelen tüm öğrencilerin mutlaka bir oyunda rol almak istediğini anlatan Ata, tiyatronun okullarda ders olarak okutulmasından yana.
Ata, okullarda yapılan tiyatronun artık müsamereden farklı olması gerektiğine de dikkat çekerek, “Müsamere dönemi kapanmıştır. Çocukların rolünü sahnede en iyi şekilde oynaması, bunun için de gereken her şeyin yapılması gerekiyor.” diye konuşuyor.
Öğretmen desteklenmeli
Sezgin Ata, bir öğretmenin tiyatroyu derslerle birlikte sürdürmesinin zor olduğunu ifade ediyor. Yaptıkları işten keyif aldıklarını, ancak maddi ve manevi olarak zorlandıklarını belirten öğretmen,
“Aslında her okulda tiyatro kolu ve prosedüre göre iki-üç tane kol öğretmeni var. Ancak kolun çalışması; öğretmenin anlayışına, vakti olup olmadığına bağlı. Okuldaki tiyatro eğitimini de sürdürmenin öğretmene ekonomik olarak bir katkısı yok. Bu konuda ayrı bir ücretlendirme olsa öğretmenler daha çok ilgi gösterecek, tiyatro konusunda araştırmalar yapacaktır.” şeklinde konuşuyor. Daha çok özel okulların, ekonomik sıkıntı çekmedikleri ve reklam aracı olarak gördükleri için tiyatroya önem verdiğini anlatıyor.
Eğitimin bir parçası
Çalıştığı her okulda tiyatroyla uğraşmış Ata. Bu yüzden okullardaki sosyal etkinlikleri eğitimin bir parçası olarak görüyor: “Öğretmenlik sadece derslere girmek, çocuklara belli şeyleri ezberletmek değildir. Onlara gerçek hayatı da anlatabilmek için tiyatroya çok büyük ihtiyaç var. Ben tiyatro öğretmeni olarak her okulun aktif olarak tiyatroyla ilgilenmesinden, tiyatro kollarının aktif olarak çalışmasından yanayım. Çocukların sahnede, ışıkların altında yaşadığı heyecanı paylaşmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. Bir çocuk derste öğrendiğini unutabilir. Ama, tiyatroda aldığı en küçük rolü bile ölünceye kadar taşır. Tiyatroyla bir kez ilgilendiyse devam etmek ister. Tiyatro, çocuğun kendine olan güvenini geliştiriyor. Yüzlerce insanın önünde sahneye çıkan çocuğun özgüveni gelişiyor. Bir grubun içinde olmak da onlara büyük mutluluk veriyor.”
Farklı sahnelere çıkma olanağı
Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencileri, okullarını yarışmalarda da temsil edecekleri oyunla 16 Mayıs’ta sona erecek I. Genç Tiyatrolar Festivali’ne de katılıyor. Sezgin Ata, bu tür festivallerle farklı sahnelere çıkma fırsatı bulan öğrencilerin, diğer okulların öğrencileriyle bir araya gelerek bilgi alışverişinde bulunduğunu aktarıyor.
“Her okul kendi oyununu gösteriyor. Sınıfta pasif olan çocuk, bu tür aktivitelerle canlılık kazanıyor. Eğitim, insana kültürle birlikte farklı davranışlar katabilmektir. Asıl eğitim işte bu.”


Başa dön


Tiyatro siyasi bir eylemdir
İstanbul Amatör Tiyatro Günleri, oyun yazarı-yönetmen Yılmaz Onay’ın katıldığı “Sendika Tiyatrosu” başlıklı söyleşi ile sona erdi. Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Tiyatro Eğitim Araştırma Birimi (TEAB) tarafından düzenlenen söyleşi, önceki akşam sendika binasında yapıldı.
İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu’na dahil olan çeşitli gruplardan tiyatrocular ile eğitim emekçilerinin katıldığı söyleşide, amatör tiyatro ve sendika tiyatrosunun sorunları ele alınırken; alternatif tiyatrolar ile emek örgütlerinin yakın işbirliği içinde olması gerektiği vurgulandı.
Sendika tiyatrosu alanındaki önemli isimlerden biri olan Yılmaz Onay, söyleşide öncelikle Türkiye’de “sendika tiyatrosu”nun geçmişini anlattı. 1955 yılında başlayan tiyatro yaşamını, alternatif tiyatronun gelişim süreci ile birlikte özetleyen Yılmaz Onay, “İşçi Kültür Derneği”, “Genç Oyuncular”, “Deneme Sahnesi” gibi oluşumlar hakkında bilgi verdi.
Tiyatroya hâlâ yönelim var
Türkiye’de, halkın tiyatroya yönelimi ve isteğinin hâlâ olduğunu söyleyen Onay, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda izleyicinin taleplerine yanıt veren alternatif tiyatronun bugün bu ihtiyaca yanıt veremediğini belirtti. Onay, sendikaların var olan alternatif tiyatrolar ile yakın ilişki içinde olması ve kendi içinde kültür sanat yapılanmaları yaratması gerektiğini de vurguladı.
Bugünün tiyatro yaşamını üçe ayıran Onay, bunu “profesyonel, emek (sendika) ve amatör tiyatro” grupları olarak tanımladı. Amatörlerin bağımsızlıklarını korumasının önemli olduğunu, hayatlarını tiyatrodan kazanmasalar da “tiyatroyu iş edinmeleri” gerektiğini vurgulayan Yılmaz Onay, şöyle devam etti: “İş edinilmezse, amatör gruplar bir araya gelip, yetişiyor, tam bir topluluk olacağı sırada dağılıyor. Bu halleriyle otobüs durağına benziyorlar. İnsanlar birikiyor, bir otobüs geliyor dağılıyor. Sonra aynı şey yeniden başlıyor. Profesyoneller, bugün ya sponsorlara; ya da televizyon dizilerine bağımlı olarak ayakta kalıyorlar. Onların da şirketleşmeleri, kendi ayakları üzerinde durmaları gerekiyor.”
Mücadelenin bir parçası
Çağdaş Sahne’nin Türk Metal Sendikası ile başlayıp, DİSK ile devam eden sendika-tiyatro ilişkisini anımsatan Yılmaz Onay, “sponsorluk” tarzı bir ilişkinin önemli olduğunu, ancak yeterli ve kalıcı olamayacağını dile getirdi. O dönem sahneledikleri, TOFAŞ grevini konu alan “Grev”, “Yusuf ile Menofis” ve “Çimento” adlı oyunlar ile izleyicilerinin yüzde 60’ını işçilerin oluşturduğunu aktaran Onay, emekçi örgütlerinin öncelikle tiyatrocunun yaptığı çalışmayı siyasi bir eylem, mücadelenin bir parçası olarak kabul etmesi gerektiğini vurguladı. Onay, sendika tiyatrolarının da sendikaların taleplerini dikkate alması, onların ihtiyaçlarını gözetmesi ve kendilerini o örgütlerin mücadelesi açısından vazgeçilmez kılmaya çalışması gerektiğini söyledi.
Yılmaz Onay, amatör tiyatrolara profesyonel desteğin hem amatör gruplar, hem de profesyonel tiyatrocular için geliştirici olduğunu belirterek, bugün böyle bir faaliyetin içinde yer alacak profesyonel tiyatrocu bulmakta güçlük çekildiğini aktardı. Onay, amatör tiyatro çalışmalarının “muhalif bir izleyici” yetişmesinde de önemli olduğunu belirterek, “Türkiye’de izleyici yuhalamayı da öğrenmeden tiyatro düzelmez. Geçtiğimiz yıllarda Devlet Tiyatrosu ‘Sabancı’ oyununu sahneledi. Küçük tepkiler geldi. Oysa, tiyatro izleyicisi bu oyunun sahnelenmesine izin vermemeliydi” dedi.
‘Alternatif sanat piyasası’
Bazı sendikalarda, sendika tiyatrosu oluşturma çalışmalarına katıldığını söyleyen Tiyatro Boğaziçi’den Ömer F. Kurhan da, amatörler için “iş edinme”nin gerekliliği üzerinde durarak, sendikaların kültür sanat komisyonlarına işlev kazandırmada sorunlar yaşandığını, Eğitim-Sen’de dahi bu komisyonların çoğunlukla işletilemediğini aktardı. Kurhan, bu açıdan sendikaların kendi içlerindeki yapılanmalarının önemine dikkat çekerek, sendikalar ile alternatif tiyatrolar arasında “sponsorluk” ilişkisini aşan bir ilişki kurulması ve “alternatif sanat piyasası” oluşturulmasının önemli olduğunu dile getirdi.
Daha sonra, söz alan izleyiciler ve değişik tiyatro gruplarının üyeleri, sendika-tiyatro ilişkisi üzerine görüşlerini aktardılar. Eğitim-Sen 2 No’lu Şube TEAB’dan Neslişah Hazar ise, üç yıllık çalışmalarını değerlendirerek, “Önceleri oyun çıkarma üzerine yoğunlaşmıştık. Son bir yıldır, hem sendikanın ihtiyaçlarına yanıt verecek projeleri, hem de eğitim faaliyetleri ile kurumsallaşmaya çalışıyoruz” dedi.


Başa dön


Ajanda

İSTANBUL
  • İstanbul Devlet Opera ve Balesi 20.00’da “La Traviata” isimli eseri AKM’de sunacak. (0212 251 10 23)
  • Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası saat 20.30’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde konser verecek.
  • İstanbul Devlet Tiyatrosu; Taksim Sahnesi’nde “Kaktüs Çiçeği”, Aziz Nesin Sahnesi’nde “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” isimli oyunları saat 20.00’da sahneliyor. (0212 245 25 90)
  • Yedibölge Oyuncuları, “Azizim” isimli oyunu 16.00’da Galatasaray Lisesi’nde sahneliyor.

    BURSA
  • Bursa Devlet Tiyatrosu, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde “Orkestra” isimli oyunu 20.30’da
  • sahneleyecek. (0224 224 75 57)

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net