www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Hastanelerin yükü hemşirelerin sırtında Hastalarla en fazla onlar muhatap oluyor, belirlenen tedavi yöntemini onlar uyguluyorlar. Çalışma tempoları oldukça ağır.

TCK yeni hali de
   işkenceciye hoşgörülü

Türk Ceza Kanunu’nu Değiştiren Kanun Tasarısı, TBMM’ye sunuldu. İşkence suçunu bir kamu görevlisi görevini icra ederken işlerse, 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

PİŞMANLIK CUMHURİYETİ!
Kürt sorununu, ‘terör’ sorununa indirgeyen hükümet, ‘Pişmanlık yasası’ için hazırlıklarını tamamlamak üzere.

Tüzel depremzedeleri ziyaret etti
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel beraberindeki heyetle deprem bölgesinde incelemelerde bulundu.


Hastanelerin yükü hemşirelerin sırtında
Savaş Velioğlu
Bütün hastane koridorlarında asılı olan ve “sessiz ol” işareti yapan bir fotoğrafla hafızalara kazınan hemşireler, çarpık sağlık sisteminin doğurduğu sıkıntıları fazlasıyla yaşıyorlar. Hastanelerin yükü en çok onların sırtına biniyor. Günboyu hastalarla en fazla onlar muhatap oluyorlar. Tarif edilenden daha fazla çalışıyor, görevleri olmayan işleri ‘personel eksikliği’nden dolayı yapmak zorunda kalıyorlar. Aldıkları ücret geçinmelerine yetmiyor, bir de özel sektörde çalışıyorlarsa, çok daha zor koşullar onları bekliyor.
Hemşirelik için birçok tanım yapılıyor. Yapılan tanımların ortak noktası ise ‘hizmet etmek’. Hastaların yaşadıkları problemleri doktora aktaran, doktorun çözümlerini hastaya ileten hemşirelik mesleği için yapılan tanımlardan bir tanesi şöyle: “Ailenin ve toplumun sağlığını, esenliğini korumak, geliştirmek ve hasta olduğunda iyileştirmek amacına yönelik hemşirelik hizmetlerinin planlanması, örgütlenmesi, uygulanması, değerlendirilmesi ve hizmetleri yerine getirecek kişilerin eğitiminden sorumlu bilim ve sanattan oluşan bir sağlık disiplinidir.”
Türkiye’deki toplam hemşire sayısı 74 bin 485. 1999-2002 tarihleri arasında yapılan araştırmaya göre ise, bir hemşireye düşen nüfus sayısı 915 olarak tespit edildi.
Personel yetersizliği ve işlerin ağırlığından dolayı zor bir çalışma temposu içinde olan hemşirelerin sosyal yaşamları stres içinde geçiyor. İhtiyaç olmasına rağmen, kamu kurumlarına yeni hemşirelerin alınmaması, yeni mezunların özel hastanelere yönelmelerine neden oluyor.
Hemşirelik
21 yıllık hemşire Cihanser Aydın, hastayla iletişimi ilk olarak kendilerinin sağladığına dikkat çekti. Hastanın ilk etapta bütün sorunlarını hemşirelere söylediğini, kendilerinin de doktora aktardığını anlatan Aydın, mesleklerini şöyle anlattı:
“Doktor yapılması gerekeni bize söylüyor, bizlerde hastaya uyguluyoruz. Kısacası hastayla doktor arasında hemşireler köprü vazifesi görüyorlar. 18 yıl boyunca çok yoğun bir çalışma temposuyla çalıştım. Bizler de diğer kamu emekçileri gibi ekonomik sıkıntı içindeyiz. Aldığımız maaşla sağlıklı bir şekilde geçinmemiz çok zor. Geri dönüşü olmayan hastalıkların hemşirelere bulaşması söz konusu. Örneğin, Hepatit aşısı olmamız gerekiyor. Bu olanak sağlanmadığı için mecburen kendi paramızla bu aşıyı alıp yaptırıyoruz. Bunlar için önlemlerin alınması gerekiyor. Ancak hiçbir şey yapılmıyor. Malzeme eksikliği, yaşadığımız sorunları daha da artırıyor. Serviste çalışan hemşirelerin sıkıntıları daha fazla, çünkü hasta yakınlarıyla da muhatap olmak zorundalar. Personel eksikliği nedeniyle hemşirelerin yaşadıkları sıkıntı ikiye katlanıyor. Hemşire neden hasta yakınıyla, muhatap olsun ki. Yakını ziyaret saati dışında geldiğinde bile bizler muhatap olup, onları dışarı çıkarmak zorunda kalıyoruz. Tabi ki, bu durumlarda birçok sorunla karşı karşıya kalıyoruz. İş saati içinde yaşadığımız stres, sosyal yaşamımıza da yansıyor. Yoğun çalıştığımız için, stresli bir yaşam sürdürüyoruz. Evime gittiğimde çocuklarıma ayıracak zamanım kalmıyor. Bu, bütün hemşireler için geçerli. Yaşadığım stresten dolayı çok sinirli bir kişi olmuştum. Bu sinirimi çocuklarıma yansıtıyordum. Bu da aile içi ilişkilerimi olumsuz etkiliyor.”


Başa dön


TCK yeni hali de işkenceciye hoşgörülü
Türk Ceza Kanunu’nu Değiştiren Kanun Tasarısı, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. TCK’nın dilinin sadeleştirildiği tasarıda, cezalar ve miktarları da yeniden düzenleniyor. Ağır hapis ve hapis cezası ayrımı kaldırılıyor. Hafif hapis sadece cürüm ve kabahat ayrımı nedeniyle muhafaza ediliyor. İdam cezası yerine infaz koşulları farklı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası getiriliyor. İşkencenin bağımsız bir suç olarak tanımlandığı tasarıda, bu suçun cezası ise işkence sonucu ölüm meydana gelse bile polis, jandarma gibi kamu görevlileri için 5-10 yıla kadar hapisle sınırlı tutuluyor.
Tasarıya göre, trafik kazaları gibi taksirli suçlarda suçluluğun durumuna uygun ceza verilmesi için hakime geniş takdir yetkisi veriliyor, ayrıca bilinçli taksir kavramı getiriliyor. Özel hukuk tüzel kişilerine de cezai sorumluluk getiriliyor.
Mal için de meşru savunma
Hukuka uygunluk nedenlerine de yeni hükümler getiriliyor. Kanun hükmünü ve amirin emrini yerine getirmeyle hakkın kullanılması ve mağdurun rızası hukuka uygunluk nedenleri arasında sayılıyor. Meşru savunmanın her türlü haksız saldırıya karşı yapılabileceği hüküm altına alınıyor. Böylece, mal varlığına yönelik saldırılar da meşru savunmanın kapsamına alınıyor.
Hafif ve ağır tahrik ayrımı kaldırılarak, bu konuda hakime geniş takdir yetkisi veriliyor.
Etkin bir pişmanlık kavramı getiren tasarı, fail ile mağdur arasında istemeleri halinde uzlaşmalarını sağlayacak düzenlemeler içeriyor.
Kadınlara elektronik bilezik
Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların seçenekleri ve özel infaz şekilleri yeniden düzenleniyor. İki yıl veya daha az süreli hapis ve hafif hapis cezaları kısa süreli kabul ediliyor. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar suçlunun kişiliğine, davranışlarına ve suçun işlenmesindeki özelliklerine göre mahkemece, bir yılı geçmemek ve rızası bulunmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya çevrilebilecek. Hükümlülük süresi 6 ayı geçmeyen kadınların cezalarının elektronik bir alete bağlanmak suretiyle oturdukları yerde çektirilmesine mahkemece karar verilebilecek. Hürriyeti bağlayıcı güvenlik önlemlerinden üçüncüsü de, ‘’belirli yerlerde bulunma veya ikametin yasaklanması’’ şeklinde düzenleniyor.
Mevcut Ceza İnfaz Kanunu’nda da bulunan özel infaz şekilleri ise uygulanmıyor ve genellikle paraya çevirme ve erteleme seçenekleri kullanılıyor.
Çocuk ve küçüklere ilişkin hükümler ayrı bir kısımda düzenlendi. Tasarı, 12-15 yaş grubunu çocuk, 15-18 yaş grubunu ise küçük olarak tanımlıyor. Çocuklardaki cezai sorumluluk yaşı 11’den 12’ye yükseltiliyor. Tasarı, ilk kez soykırım (jenosit) ve insanlığa karşı suçları da ceza kapsamına alıyor. Tasarı, özellikle yoksulluk nedeniyle oluşan, uluslararası alanda yoğun bir şekilde ortaya çıkan ve sınıraşan suç örgütlerince gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığına da ceza öngörüyor.
İşkenceye iki tür ceza
Tasarıda; işkence, yalnız memur veya diğer kamu görevlilerinin değil, herhangi bir kimsenin işleyebileceği, bağımsız bir suç haline getiriliyor. Basit, nitelikli ve ağır nitelikli şekillerine ağır cezalar öngörülüyor. İşkence sonucu ölüm meydana gelirse müebbet ağır hapis cezası verilebilecek.
Ancak, tasarı, işkencenin memur veya bir kamu hizmeti ile yükümlü bulunan kimselerce görevlerinin icrası dolayısıyla işlenmesi halinde, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasını gerektiren ‘’nitelikli işkence’’ olarak sayıyor.
Bu haliyle de devlet görevlisinin işkence yapması önemli bir ceza indirim nedeni olarak düzenleniyor.


Başa dön


PİŞMANLIK CUMHURİYETİ!
AKP Hükümeti, kendisinden önceki hükümetler gibi Kürt sorununu ‘Pişmanlık yasası’ ile çözmeye çalışıyor. 1984 yılından bu yana altı defa çıkarılan, ama bir işe yaramayan pişmanlık yasalarına yenisini eklemeyi hedefleyen AKP Hükümeti, çalışmalarını tamamlamak üzere. Genel Kurmay Başkanlığı’ndan da temsilcilerin katıldığı yasa taslağının ilk Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılması ve ardından TBMM’ye sunulması planlanıyor.
En son çıkan yasadan yararlanmak için yaklaşık bin kişi başvurduğu halde, sadece 40 kişi yararlanabilmişti.
Hukukçular, ‘Pişmanlık yasası’nın, Kürt sorununu çözemeyeceği görüşünde. Daha önce benzeri yasaların çıktığını hatırlatan hukukçular, KADEK’lileri silahlardan arındırıp sosyal ve siyasal yaşama katılmasını sağlayan ve cezaevlerinde bulunan tutukluları kapsayan genel bir affın çıkarılması gerektiğini dile getirdiler.
Uzlaşma sağlanmalıydı
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, hükümet tarafından hazırlanan ‘proje’nin ‘Pişmanlık yasası’ olarak anlandırılmasını doğru bulmadığını ifade ederek, “Bu proje, toplumsal uzlaşma sonunda silahlı güçlerin bundan arındırılarak sosyal ve siyasal yaşama katılması sağlanmalıydı. Ama pişmanlık yasası diye anlandırılan proje bunu mahkûm ediyor” dedi.
Daha önce çıkarılan yasalardan bir sonuç alınmadığını hatırlatan Tanrıkulu, yasaların hem, içerik hem de uygulanış olarak amacına ulaşmadığını kaydetti.
Silahlı güçlerin halen varlıklarını devam ettirdiğine dikkat çeken Tanrıkulu, Kürt sorununun şiddetle çözülmesinin mümkün olmadığını söyledi. 1999 yılında binlerce kişinin hukuki olarak hatalı yargılandığını belirten Tanrıkulu, o dönem adil yargılanmayanların da “projeye” dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
Yine terör demogojisi
Pişmanlık yasası ile Kürt sorununun üstü örtülerek “terör” sorunu gibi gösterilmeye çalışıldığını ifade eden Tunceli Barosu Başkanı Hüseyin Aygün ise, sorunun çözülmesi için önce Kürtlerin kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin, demokratik ve özgür bir ortamda Kürt sorununu tartışmaya açması gerektiğini belirten Aygün, “İşte o zaman yeni sayfa açılır, barış sağlanır” dedi. KADEK’lileri ve cezaevinde bulunan tutukluları da kapsayan ayrımsız bir genel affın çıkarılmasından yana olduklarını söyleyen Aygün, “İç barış, ancak bu şekilde sağlanır” diye konuştu.


Başa dön


Tüzel depremzedeleri ziyaret etti
Deprem felaketi yaşayan Bingöl’de, Belediye Başkanı Feyzullah Karaarslan’ı ziyaret eden EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, devletin Bingöl’de yaşanan depreme daha fazla duyarlılık göstermesi gerektiğini söyledi
Mahkemeler kimin için karar verebilir?
Normandy Şirketi, mahkemelerin verdiği kararların hiçbirine uymuyor. Normandy hakkında verilen son mahkeme kararı, maden çevresindeki ormanlık alanın şirket tarafından kullanılamayacağı yönündeydi. Ancak; İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar Elele Hareketi’nin pazar günü Bergama köyleri ve madene düzenlediği gezi, şirketin son mahkeme kararına da uymadığını gösterdi. Gezi, mahkeme kararlarının uygulanmasını sağlamakla yükümlü polis ve jandarmanın da bu hukuksuzluğa ortak olduğunu ortaya koydu. Bergama köylerine düzenlenen gezi, turistik olmaktan çok mücadeleye dair mesajlar taşıyordu. Gezinin amaçlarından birisi, 13 yılı aşkın bir süredir topraklarında siyanürle altın madenciliği yapılmasına karşı direnen Bergama köylülerinin, üst üste kazandıkları yargı zaferlerine rağmen, madenin hâlâ çalışmasından duydukları kırgınlık ve moral bozukluğunu gidermekti. Diğer bir amaç, en son alınan mahkeme kararının uygulanıp uygulanmadığını yerinde gözlemlemekti. Çünkü, altın işletmesinin orman alanını kullanma izni, mahkeme tarafından iptal edilmişti ve bu kararın gereğini yapmak zorunda olan şirketin, kullandığı orman arazisini 9 Mayıs’a kadar terk etmesi gerekiyordu. Bu tarihten sonra madenin orman alanını kullanmaya devam etmesi, yıllardır sürdürdüğü hukuksuzluğa bir yenisini eklemesi anlamına geleceği gibi, yargı kararlarının bir kez daha çiğnenmesinin ve devlet görevlilerinin uluslararası bir altın tekeline söz geçirememesinin de delili olacaktı.
Eğitim-Sen’li öğretmenler sürgüne gönderiliyorlar
Rıfat Dağdelen Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olarak görev yapan iki Eğitim-Sen üyesi öğretmen, okul müdürünün geçirdiği soruşturma sürecinde görevlerinden alınarak, ilçe içerisindeki iki ayrı ilköğretim okuluna sürgün edildiler. Eğitim-Sen Soma Temsilcisi Muharrem Türkseven yaptığı açıklamada, “Çevrelerinde demokrat kişilikleriyle tanınan öğrenci, öğretmen ve veliler ile her zaman olumlu ilişkiler içerisinde olan bu insanların, hiçbir belge ve kanıta dayandırılmaksızın, savunmaları dahi alınmadan görevden alınmaları, Milli Eğitim başta olmak üzere tüm devlet kadrolarında KESK üyesi yöneticilere ve demokrat insanlara karşı tahammülsüzlüğün açık bir göstergesidir” dedi. Mevcut hükümetin kadrolaşma düşüncesiyle hukuk tanımaz bir şekilde politika izlediğini dile getiren Türksever, sözlerine şöyle devam etti, “Haksız bir şekilde sürgün edilen üyelerimizin sendikal ve hukuksal dayanaklarımızla arkasında olacağımızı bildiriyoruz.”
Deprem denetçilere yaradı
İzmir’in Urla ve Seferihisar ilçeleriyle Bingöl’de meydana gelen depremlerin ardından, Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri ile İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’ne “Binam sağlam mı?” diye müracaat edenlerin sayısında “çok büyük” artış olduğu bildirildi. Ege Üniversitesi (EÜ) İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Yüksel yaptığı açıklamada, bina kontrolü isteği açısından “yoğun” bir taleple karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Özellikle kamu binaları ve okullardan da kontrol için talep geldiğini, bölümün ilk etapta, binalarda malzeme, zemin ve taşıcıyı sistemleri incelediğini kaydeden Prof. Dr. Yüksel, durumun tespit edilmesinden sonra “takviye” gerekip gerekmediğine karar verildiğini söyledi. Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Selçuk Türel ise, özellikle apartman yöneticilerinden binaların incelenmesi yönünde “çok talep” aldıklarını söyledi.
Protesto Alanı’na protesto
12. Bahar Şenlikleri’ni sponsorlara satarak özelleştiren Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü, dün de Protesto Alanı açılışını düzenledi. Açılışta hayli ilginç görüntüler yaşandı. Çukurova Üniversitesi öğrencileri Protesto Alanı açılışını ve Rektör Yalçın Kekeç’i protesto ettiler. Üniversitenin özel güvenlik elemanları da protestodan dolayı rektöre sahip çıkarak öğrencileri protesto ederken, daha sonra söz alan bir grup üniversite çalışanı işçi ise, kadro istediklerini duyurdular. Anadilde eğitim hakkına rekor düzeyde soruşturma açarak, öğrencilere cezalar yağdıran, ABD’nin Irak saldırısı protesto gösterilerinden dolayı öğrencilere soruşturmalar açan Çukurova Üniversitesi Rektörü Yalçın Kekeç, bunların üstüne ne kadar demokratik olduğunu göstermek isteyince başına gelmedik kalmadı. Üniversitenin boş tarlaların va mezarlığın bulunduğu en ücra köşesinde inşa ettiği Protesto Alanı’nın açılışına, yanındaki yönetim kadrosu ve üniverisite güvenlik elamanlarıyla oldukça esprili bir şekilde gelen Rektör Yalçın Kekeç, açılış programında neye uğradığını şaşırdı. Protesto Alanı’nın açılışına etraftaki memurlara “Ne o, protesto mu ediyorsunuz?” şeklinde espirilerle oldukça keyifli bir şekilde giren Rektör Yalçın Kekeç, açılış programını gökkuşağı renklerinden oluşan kurdeleleri keserek başlattı. Kekeç, kurdelelerin çok renkli olmasını farklı renklere, farklı seslere yasal sınırlar içinde söz hakkı tanımakla açıkladı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net