www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sevgi Yolu’ndan Savaş Yolu’na
Geçenlerde eski gözağrım Sevgi Yolu’na uğramak istedim. Sokağın başında turuncu renkte “utanç engelleri”yle karşılaştım. Benim utancım değil doğal olarak, Türkiye’yi yönettiklerini sanan, IMF-ABD-DB-AB uydularının utancıydı.

‘Kanserli köy’ taşınmayı bekliyor
Konya’nın Halkapınar ilçesine bağlı Yassıkaya köyünde, toprakta akciğer kanserine yol açan aspest maddesi tespit edilmesine karşın, 5 yıldır köyün bir başka yere nakledilmesi işlemi gerçekleşmedi.


Sevgi Yolu’ndan Savaş Yolu’na
Bülent Habora
Geçenlerde eski gözağrım Sevgi Yolu’na uğramak istedim. Sokağın başında turuncu renkte “utanç engelleri”yle karşılaştım. Benim utancım değil doğal olarak, Türkiye’yi yönettiklerini sanan, IMF-ABD-DB-AB uydularının utancıydı.
Sonra NATO’ya acıdım...
Şaibeli bir 11 Eylül/İkiz Kule olayından sonra Sevgi Yolu’nun yanındaki NATO’nun bulunduğu sokaklar, bizim aslanlar tarafından kapatılmıştı. O koskoca NATO’nun ödü patlıyordu, belli. Yani bir terörist gelir, bombasını atar, NATO’yu Hz. Ömer’in havuzuna bel bağlayan Türkiye durumuna düşürürdü.
Neyse... Özer dostumdan rica ettim, İzmir’in yüz karası o engellerin fotoğrafını çekmesi için. Sağ olsun kırmadı beni. (Bir parantez: Özer Akdemir, Metin Göktepe Ödülleri’nde Özel Jüri Ödülü’nü aldı, Bergama sünesi Normandy’yle ilgili haberleriyle. Bu arada onu kutlamak istiyorum...)
10 yıl öncesine dönüyorum...
Sevgi yolu
Ne güzeldi eskiden:
Ticareti bilmeyişim yüzünden, 30 yılın sonunda Habora Yayınları’nı kapatınca, soluğu İzmir’de aldık. Evet, ticareti bilmiyordum. İlk yayımladığımda kitap 10 lira mı, sonuna kadar öyle satıyordum. Sonra yeni baskısını 50 liraya yapıyordum. Kitapçılar uyanmıştı, benim 10 liraya sattığım kitabı 180 liraya satmaya başlamışlardı.
Neyse... İzmir’e gelişimin ikinci yılında, Hilton’la Efes Oteli’nin arasındaki Sevgi Yolu’nda bir baraka sahibi oldum. Tatlı-acı anılarla dolu yıllar geçirdim. Örneğin, o yıllarda evimi sel suları bastı. 50 yıllık arşivim gitti, belgeler falan.
İlginç anılarım oldu... Örneğin, bir gün bir kız geldi. İzmir’in en ünlü özel lisesinin son sınıf öğrencisiymiş. Dönem ödevi vermiş öğretmeni, “Yaşayan, İzmirli bir aşk şiiri şairiyle söyleşi yap” diye. O da Sevgi Yolu’na gelmiş. Diğer kitapçı dostlarım benden öğrenmesini söylemişler. Kız geldi. Ona, arkadaşım A. Neyzar Karahan’ı söyledim. Çok sevindi. Bende olan kitaplarını verdim. Kız birini karıştırırken, “Bir de Yunus Emre var” dedim, Neyzar’ın “Yunus Emre” kitabını da bulduğum için. Kızın yanıtı: “Onunla da başka arkadaşım röportaj yapsın.”
Öğretmeni öğretmemiş ona... Sevgi Yolu’ndaki bir kitapçı arkadaşım, “Keşke Bülent ağabey, beni gösterseydin, ‘Yunus Emre şiirden para kazanamadı, kitapçılık yapıyor, ilerde’ diye. Bana gönderseydin...” dedi. Aklıma gelmemişti, çok bozulduğum için. Ya yapsaydım? Okulda dalga geçerlerdi kızla. Sonra babası gelir, beni döverdi.
Bir gün bir başka kız geldi. “Dostoyevski’nin kitabını istiyorum” dedi. Beyaz Geceler’i verdim. “Hayır amca” dedi, “Dosto Yevski’nin kitabı.” Öğretmeni kıza, vurgulayarak “Dosto Yevski” demiş, çünkü elinde yazılı not vardı. Kız da Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi algılamış... “Nerede okuyorsun?” diye sordum. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi birinci sınıf öğrencisiymiş...
Bir başka gün üç öğrenci geldi. Benim tel rafıma baktılar. Osman’ın Yar Yayınları’ndan çıkan “Che” dizisini bir sıra halinde koymuştum. Çocuklar sevinç içinde, “Aaaa Che” deyip gittiler. Ben de sevinmiştim, bildikleri için. Az sonra içlerinden biri döndü, “Amca, bunlar ne kitabı?” diye sordu. Çocuklar, İstanbul’da o sıralarda açılan “Che Bar”la ilgili bir kitap sanıyorlarmış.
Bir diğer gün, iki şık ve orta yaşlı hanım geldi. “Affedersiniz” dedi biri, “Siz bu kitapları niçin sergiliyorsunuz?” Hiç bozuntuya vermedim, “Hanımefendi” dedim. “Ben evimdeki kitapları buraya getirdim. Herkes kitaplığımın ne kadar zengin olduğunu öğrensin istiyorum.” Neyse, arkadaşı uyandı, çekti onu götürdü.
Anılar bitmiyor... Bir gün Zuhal Olcay geldi, İzmir’de oyunu vardı sanırım. Benden Çehov’un “Bir Memurun Ölümü” kitabını aldı. Para vermeden giderken, peşinden koşup yakaladım. Özür diledi, oranın tamamının benim olduğunu sanmış.
Yalnız bir gün çok bozuldum. İki ortaokul öğrencisi geldi, telin önüne. Biri arkadaşına, Lenin’in bir kitabını eline alıp Lenin’i anlatmaya başladı. Hayran kaldım, hem sözcükleri seçişine, hem de konuya vakıf oluşuna.
Güzellikleriyle, çirkinlikleriyle yine güzeldi o günler.
Ve savaş yolu
ABD’den üç beş dolar almak için elinden geleni yapan, kızları ABD’de okuyan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’lilerin başbakanı olduğu Türkiye’nin İzmir kentinde, en gelişmiş semtinde yer alan Sevgi Yolu’nun barikatlarla kapatılmasını bir türlü kabullenemiyorum.
Belki de ben hatalıyım, eski İslamcı Recep Tayyip Erdoğan ve takımı haklı. Ama yine de hazmedemiyorum, eski İslamcı da olsa, bir Türk’ün Başbakan olduğu bir ülkenin üçüncü büyük kentinde sokaklar Türk’lere kapatılıyor, NATO yüzünden. Tıpkı NATO savaş gemilerinin gelmesi yüzünden İzmir Körfezi’ndeki gemi ulaşımının değiştirilmesi gibi...
Bu denli aşağılanmamıştı Türkiye...


Başa dön


‘Kanserli köy’ taşınmayı bekliyor
Konya’nın Halkapınar ilçesine bağlı Yassıkaya köyünde, toprakta akciğer kanserine yol açan aspest maddesi tespit edilmesine karşın, 5 yıldır köyün bir başka yere nakledilmesi işlemi gerçekleşmedi. Halkapınar’ın Yassıkaya köyünde, genç yaşta ölümlerin sayısında artış olması nedeniyle 1998 yılında köylüler, çeşitli makamlara başvurarak, ölümlere neden olan gerçeğin araştırılmasını talep etti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net