www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Peşmergeler Kerkük’e girdi
Bölge halklarıyla dostluk ilişkileri kurmak yerine, bölge politikasını ABD ile stratejik ortaklığa endeksleyen Ankara, “peşmergelerin Kerkük’e girdiği” haberi üzerine şoka girdi.

‘ABD gerçekleri sansürleyemeyecek’
Amerikan ordusunun Bağdat’taki gazetecilere yönelik saldırıları, Ankara ve İstanbul’da düzenlenen eylemlerle protesto edildi.

ABD sağlıkta da saldırgan
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halksağlığı Anabilimdalı Başkanı Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu, ABD saldırganlığını, uyguladığı sağlık politikası açısından değerlendirdi.


Peşmergeler Kerkük’e girdi
İşgalci Amerikan ordusuyla birlikte, Kürt peşmergelerin de Kerkük şehrine girmesi, Ankara’nın bölge politikasının Washington’a bağımlı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, “Bizim muhattabımız aşiretler değil, ABD’dir” derken, telefona sarılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’dan, “Kürt grupların Kerkük’ten çıkarılacağı” sözünü aldı.
Kerkük de işgal edildi
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) güçleriyle Amerikan birliklerinin Kuzey Irak’taki ilerleyişi, dün yeni bir aşamaya girdi. Öğle saatlerinde uluslararası ajanslardan gelen haberlerde, “Amerikan birlikleri ve çok sayıda Kürt peşmergenin Kerkük şehrine girdikleri” duyuruldu. Edinilen bilgiye göre; günlerdir kente yaklaşmaya çalışan Amerikan ve Kürt birliklerini topçu ateşine tutan Irak askerleri, dün öğle saatlerinde Kerkük’ü terk ederek güneye, Tikrit’e doğru çekilmeye başladı. Kısa süre sonra kente giren çok sayıda peşmerge ile Irak birlikleri arasında herhangi bir çatışma meydana gelmedi.
Kerkük sokaklarında yapılan gösterilerde KDP ve KYB bayrakları taşınırken, kente giren peşmergelerin hükümet binalarını yağmaladıkları öğrenildi.
Öte yandan, Erbil kentinin içinden geçen çok sayıda Amerikan tankının da, Musul’a yöneldiği haberleri geldi. Bu sırada, Amerikan uçakları kentteki Irak askerlerinin mevzilerine hava saldırısı başlattı. Ayrıca, İran sınırındaki Hanekin kenti, peşmergeler ve Amerikan birliklerinin eline geçti.
Muhatap ABD!
ABD birlikleriyle birlikte ilerleyen Kürt grupların, Kerkük’e girmeleri ve Musul’a girmeye hazırlanmaları, Ankara’da şaşkınlık ve panik yarattı. Daha önce, Kürt grupların Musul ve Kerkük kentlerine egemen olmasını “müdahale sebebi” sayacağını ilan ederek, bölge halkının büyük öfkesine neden olan Ankara’nın, dünkü gelişmelerle ilgili ilk açıklaması, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün ağzından duyuldu.
Hırvatistan Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Zelijka Antunoviç ile görüşmesi sırasında soruları yanıtlayan Gönül, “Burada bizim muhatap alacağımız herhangi bir aşiret kuvveti yoktur. Muhatabımız koalisyon kuvvetleridir” dedi. ABD ve Türkiye’nin, Kürt grupların hareketleri konusunda anlaşmaya vardıklarını anlatan Savunma Bakanı, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Ankara ziyaretinde de konunun ele alındığını söyledi.
ABD’nin çıkarma sözü
Amerikancı politikanın iflas etmesinin yarattığı panik havasının en çok hissedildiği yer Dışişleri Bakanlığı’ydı.
Bürokratlarıyla acil toplantı yapan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaklaşık bir saat sonra gazetecilerin karşısına çıktı. Oldukça gergin olduğu gözüken Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile bir telefon görüşmesi yaptığını söyledi. Gül, Powell’ın kendisine, “birkaç saat içinde Kerkük’e yeni birlikler göndereceklerini ve orada bir oldu bittiye izin vermeyeceklerini söylediğini” duyurdu. Dışişleri Bakanı, “Girenleri de çıkartacaklar” dedi.
Powell’ın verdiği bu ‘garanti’ ve “giren grupların geçici olması” Ankara’yı rahatlatırken, gözler Kürt gruplara çevrildi. Kürt komutanlardan Hosman Bani Marani, yaptığı açıklamada, “peşmergelerle Amerikan askerlerinin Kerkük’e, ayaklanma çıktığı için girdiklerini” açıkladı. Marani, “Iraklılar çekildiklerinde halk ayaklandı. Havaalanı çevresinde küçük çatışmalar çıktı. Biz de durumu kontrol etmek için kente girdik” diye konuştu. Amerikan özel güçlerinden adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili de, “Kente girdik, çünkü halk ayaklanması vardı” dedi.
Gözlemciler, kentteki sayılarını artıracak olan Amerikan birliklerinin önceliğinin petrol sahalarının kontrolü olacağı yorumunu yaparken, hem Musul’da, hem de Kerkük’te durumun sakinleşmesinin kolay olmayacağı belirtiliyor.


Başa dön


‘ABD gerçekleri sansürleyemeyecek’
Amerikan ordusunun Bağdat’taki gazetecilere yönelik saldırıları, Ankara ve İstanbul’da düzenlenen eylemlerle protesto edildi.
Ankaralı gazeteciler, Bağdat’ta 3 meslektaşlarının ölümüyle sonuçlanan saldırıya karşı tepkilerini göstermek amacıyla, dün ABD Büyükelçiliği önünde toplandı. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) çağrısıyla bir araya gelen yaklaşık 100 gazeteci, ABD’nin meslektaşlarını katlederek, gerçeklerin kamuyoyuna açıklanmasını engellemeyeceğini ilan ettiler. Ellerinde, öldürülen gazetecilerin isimlerinin yazılı olduğu dövizleri taşıyan gazeteciler, ABD Büyükelçiliği’nin karşısında yaptıkları açıklamada, gazetecilerin öldürülmesini ve ABD’nin işgalini protesto ettiler. Eylemi, çok sayıda gazeteci izledi.
Hedef bağımsız gazetecilik
ABD’nin tank ateşi sonucu öldürülen meslektaşlarının anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasının ardından konuşma yapan ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöğen, meslek onurunu koruma ve halkın haber alma özgürlüğü adına görevleri başına öldürülen gazetecilerin, dünya basın tarihine basın şehidi olarak geçtiklerini söyledi. Demirdöğen, “Hedef alınan bağımsız gazeteciliktir, hedef alınan gerçeklerdir. Bu saldırıyı bilinçli olarak gerçekleştiren, gazetecilere kanlı sansür uygulayan işgal kuvvetlerini protesto ediyoruz” dedi.
Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilcisi ve ÇGD Genel Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç da, “Savaşın, savaşmayan tarafları gazeteciler öldürüldü. Eğer buna ‘kaza’ diyorlarsa, biz Türkiye’deki gazeteci örgütleri olarak, suçluların cezalandırılmasını istiyoruz. Hedef alınan bağımsız gazeteciliktir. Kanlı sansürü kınıyoruz” diye konuştu. Tılıç, Amerikan medyasını da eleştirerek şunları söyledi: “Şu ya da bu orduyla ilişkilendirilmiş olarak, namlunun ucundan bakarak haber yapmayı reddediyoruz. Her yerde ve koşulda bağımsız gazetecilik yapma kararlılığımızı ifade ediyoruz. Bunun bedeli zaman zaman ölmek olsa bile...”
Açıklamaların ardından gazateciler, öldürülen gazetecilerin isimlerinin yazılı olduğu dövizleri ve siyah kurdelaları ABD Büyükelçiliğinin parmaklıklarına astılar.
Gazeteciler gerçeği yansıttı
ÇGD İstanbul Şubesi üyeleri de, mumlar yakarak ABD’nin Irak’ı işgali sırasında hayatlarını kaybeden 11 gazeteciyi andı. Önceki akşam ÇGD’nin Taksim’deki şube binası önünde toplanan gazeteciler, binaya “Filistin Oteli” pankartını astı ve ölen gazetecilerin resimlerini taşıdı. 50’ye yakın gazetecinin katıldığı ve “Ölüm haberleri yazmak istemiyoruz” pankartının açıldığı eylemde, ÇGD İstanbul Şube Başkanı Yarkadaş bir açıklama yaptı.
ABD ve İngiliz askerlerinin, Irak’ta başlattıkları katliamın boyutunu her geçen gün arttırdığını, saldırılar sırasında gerçekleri halklara duyurmaya çalışan gazetecileri de hedef aldığını belirten Yarkadaş, şöyle konuştu:
“ABD ve İngiltere yalan haberler yayarak, geniş kitleleri yanına çekmeye çalışıyor. Bunu başaramadığını gördüğünde ise, gerçeğin peşinde koşan ve gerçekleri halka duyurmaya çalışan gazetecileri hedef almaya başlıyor. Çünkü tüm yalanlara, baskılara, engellemelere rağmen, gazeteciler bombalara hedef olan Irak halkının acılarını yansıttı.” Açıklamanın ardından gazeteciler, ellerindeki mumları sokağa bıraktılar ve alkışlarla meslektaşlarını andılar.


Başa dön


ABD sağlıkta da saldırgan
Emine Uyar
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halksağlığı Anabilimdalı Başkanı Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu, ABD saldırganlığını, uyguladığı sağlık politikası açısından değerlendirdi. Aksakoğlu, ABD’nin sağlık açısından hak kavramının bulunmadığı tek ülke olduğunu söyledi. Prof. Dr. Aksakoğlu ile ABD, İngiltere ve Türkiye’deki sağlık politikaları konusunda görüştük.
- ABD’nin Irak’a saldırısını ve sağlık anlaşıyını nasıl bütünleştiriyorsunuz?
- ABD’nin Irak’a yaptığı saldırı, dünyada tek değil. Bu saldırı yalnızca ABD’nin bölgedeki, gelecekteki konumu için de değil. Bunların hepsi için; ama temelde bir yaşam felsefesini, yaşam anlayışını ve ekonomik modelini bütün dünyaya dayatmak için yapılmış bir saldırı. ABD’nin SSCB’nin çökertilmesi için gösterdiği çabalar da zaten bunun içerisinde. Dolayısıyla ABD’nin Irak’taki zorlaması dediğinizde, ben bunu kendi bakış açıma göre onun sağlık anlayışıyla bütünleştiriyorum. Irak konusu gündeme gelmeden önce de, ABD’nin sağlıktaki saldırgan politikasını görüyordum.
Dünyanın bütün ülkelerinde sağlığa bir sosyal yaklaşım vardır. ABD dışında birçok ülkede sosyal devlet görüşü yandaş buldu. Sosyalizmin yayılmaya başlaması, özellikle 2. Dünya savaşından sonra dünyada önemli bir nüfus tarafından kabul edilmiş bir ekonomik ve siyasi model olmasından sonra, sağlık daha fazla hak olarak görülmeye başlandı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne de girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Anayasası’na da girdi.
ABD’de ise böyle bir kavram oluşmadı. Çünkü sermayenin ağır ve ezici bir baskısı vardı çalışan sınıflar üzerinde. Bunun uzantılarını şimdi görüyoruz. Şöyle ki; hiçbir sigorta ve sosyal güvencesi olmayan 39-40 milyon kişi var ABD’de. Bu neredeyse Türkiye nüfusuna yakın bir rakam. Buna Medicare ve Medicaid denilen, kâğıt üzerinde bazı haklara sahip oldukları kabul edilen insanları da katarsanız 80 milyon dolayında insanın hiç sosyal güvencesi yoktur denebilir. Buna karşılık, ABD’nin inanılmaz boyutlarda bir sağlık harcaması var. Bu harcama yılda kişi başına 4 bin doların üzerinde. Bütün yurtiçi üretiminin yüzde 14’ünü sağlığa ayırıyor. Ama bunun karşılığında, biraz önce söylediğim eşitsizlikler nedeniyle insanların elde ettikleri çok kısıtlı. ABD’de koruyucu hizmetle iyileştirici hizmetin birlikte verildiği bir tümelci yaklaşım yok. Çünkü sağlıkta kapitalizmin önemli ilkesinden birisi şudur: Eğer sağlık hizmetini koruyucu hizmeti de içine alarak yaygınlaştırırsanız insanların hasta olmaları azalır. O zaman da bunlara yönelik hastane masrafları, ilaç üretimi, tıbbi araç gereç üretimi çok düşer. Öyleyse koruyucu hizmeti vermezsiniz insanlar bol bol hastalanırlar. Siz de en pahalı hizmeti sunarsınız.
Sağlık, bir sektör olarak kabul edildiğine göre bunun uygulanması onlar açısından daha yararlı olur. Bunlar hep Amerika’nın dünyaya yaydığı modellerdir. ABD, bunları Türkiye gibi ülkelere ekonomik anlaşmalarla kabul ettirebiliyor. Ama bunu beceremediği zaman da, Irak’ta örneğini gördüğümüz gibi silah zoruyla dayatıyor. en fazla sağlık harcaması yapan ülke olmasına rağmen ABD’de, doğuşta beklenen yaşam süresi ortalamadan 5 yıl daha düşük. Bu konuda geçebildiği ülkeler Gana, Zambiya, Uganda, Malavi. ABD’deki sağlık sistemi modeli insanlara yarar getirmiyor. Sosyal devlet ilkesinin hâlâ yıkılmadığı Avrupa’nın sanayileşmiş ülkelerinde, hem harcamalar daha az (ABD’nin yarısı) hem de insanların yaşam kaliteleri çok daha iyi durumda. Orada da yoğun çabalar var bunu değiştirmek için.
- İngilere’deki uygulamalardan bahseder misiniz?
- 1979’dan başlayarak İngiltere’de daha doğrusu Birleşik Krallık’ta uygulanmaya başlanan da yukarıda sözünü ettiğim sistem oldu. Thatcher hükümetleriyle başladı, Major hükümetleriyle davam etti, Bair’le sürüyor. Thatcer hükümetlerinin sağlıktaki ilk uygulaması özel sağlık sigortaları oldu. Oysa İngiltere’de vergiye dayalı bir sistem vardı. Sağlık hizmetleri vergiye dayalı ve prime dayalı olmak üzere iki sistemle finanse edilir. Prime dayalı hizmet şu demek: Siz benden gençsiniz. Benim gibi şeker hastası değilsiniz. O zaman siz daha az sağlık primi ödersiniz. Ve zaten az hizmet alırsınız. Ben şeker hastasıyım ve yaşım sizden ileri. Sizden daha çok prim öderim. Daha çok hizmet kullanırım. O zaman bana der ki sen diğer kişiden on kat daha fazla prim ödeyeceksin. Bir de kalp rahatsızlığımın olduğunu görürse, elli kat fazla prim ödeyeceksin der. Ya da hayır ben seni sigortalamıyorum der. İngiltere’de bu yapılmaya çalışıldı. Özel sigortalar kuruldu. Hastane yatakları kapatıldı. Huzurevleri kapatıldı. Kreşler, anaokulları kapatıldı. Sayılarında büyük ölçüde indirim yapıldı. Niçin hastalar Türkiye’ye geliyorlar? Çünkü kendi ülkelerinde çok uzun sıra bekliyorlar. İnsanı kâra, üretime yönelik gördüğünüz zaman bütün insancıl değerler ve kazanılmış haklar yok sayılır.
- Türkiye’de son yıllarda özel hastaneler hızla çoğalıyor. Bu hastanelerin halk sağılığı üzerinde olumlu bir etkisi var mı? Türkiye’deki sağlık sistemi ne yönde değişim gösteriyor?
- Türkiye’de 1961 Anayasası’yla sağlık bir hak olarak kabul edildi. Buna yönelik bir yasa çıkarıldı. Bu yasa gereğince herkes tüm sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilir duruma geldi. Bunun için sağlık ocakları kuruldu. 6 bine yakın sağlık ocağı var şu anda Türkiye’de. Herkesin ücretsiz ve yakın olarak ulaşabildiği yerler olacaktı buralar. Gerekli görülenler Devlet Hastanelerine oradan da gerekirse üniversite hastanelerine sevkedileceklerdi. Sigortanın bunun içine katılması gerekiyordu. SSK da bu sistemin içinde olacaktı aşamalı olarak. Bunlar yapılmadı, hep engellendi sermaye çevreleri tarafından. Sağlıksızlığı kazanç yolu yapanlar tarafından engellendi. Sağlık ocaklarına personel verilmedi. Laboratuarı kurulmadı. İşlevsiz kılındı. Buna karşılık, Özal hükümetleriyle teşvik uygulamalarına başlandı. Teşvik demek, “Bu parayı al özel hastane kur. Bu parayı geri de vermeyeceksin”.
Şimdi İstanbul’da kimine göre 250, kimine göre 650 tane özel hastane var. Gerçek rakamı Sağlık Müdürlüğü de bilmiyor. Bunlar poliklinik gibi çalışıyorlar. Bir kısmı da çok palazlandı. Çok pahalı ürünler, araçlar koydular içlerine. Bunlar halka yönelik hizmetler değil, sermaye döndürmeye yönelik hizmetler. Türkiye’de sağlık sistemi artık kâra yönelik çevrilmeye çalışılıyor. O yüzden bütün Britanya’daki, İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da bulunan sayıdan daha fazla sayıda manyetik rezonans görüntüleme aygıtı (MR) var İstanbul’da. İzmir’de bu aygıttan bir tane yeterli olur. Şu anda yanlış bilmiyorsam 13-15 dolayında.
1990’lı yıllardan başlayarak yeniden yapılanma, reform adı altında özelleştirme gündeme getirildi, Aile Hekimliği, Genel Sağlık Sigortası gibi. Özelleştirme ile sağlıksızlık üzerinden, hastalanma üzerinden kâr etme projeleri getirildi. Türkiye’deki bütün özel sağlık sigortalarında da kanser olduğunuz anlaşıldığında sigortanız biter. Bunlar Türkiye’deki siyasal iktidarların seçimidir. Bunun tam aksi yapılabilirdi.


Başa dön


‘Katil ABD Irak’tan defol’
İstanbul Barosu’na üye bir grup avukat, Irak’taki savaşı protesto amacıyla ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na üzeri petrole bulanmış çelenk bıraktı. Tepebaşı’nda toplanan “İstanbul Barosu Çağdaş Avukatlar Grubu”na üye yaklaşık 50 kişi, “Katil ABD Irak’tan defol” diye slogan attı. Daha sonra grup adına hazırlanan basın açıklamasını, en kıdemli üye Gülçin Çaylıgil okudu. “ABD’nin, Irak’taki işgalini hem kalıcılaştırmak, hem de Ortadoğu’ya yaygınlaştırmak istediği”, “BM’nin ise işgali onursuzca seyrettiği” belirtilen açıklamada, şu görüşler savunuldu: “Unutulmamalıdır ki, işgalciler ve savaş suçuna iştirak edenler, insanlığın vicdanında şimdiden mahkûm olmuşlardır. Savaşa karşı halkların dünyanın her tarafında yükselen mücadelesi, mutlaka işgalin sorumlularını bir gün uluslarüstü yargı önüne çıkaracaktır. Savaş suçluları şimdiden teşhir edilmeli, yargılanmaktan kurtulamayacakları hatırlatılmalıdır.” “ABD ve İngiltere mallarının boykot edilmesi” de istenen açıklamada, “İşgalci güçler Ortadoğu’dan derhal çekilmeli” denildi. Basın açıklamasının ardından Çaylıgil’in de aralarında bulunduğu 3 avukat, üzeri petrole boyanmış “Savaşa hayır-No War” yazılı çelengi, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu duvarına bıraktı. Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen eylemde, bazı avukatların cüppe giydikleri görüldü.
Irak’ta ölen gazeteciler anıldı
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Irak’ta gazetecilerin öldürülmesini protesto etti. Dün saat 13.00’da, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önünde bir araya gelen İHD’liler, Irak’ta öldürülen gazetecileri andılar. Etkinlikte İHD adına konuşan Şaban Dayanan, işgal güçlerinin, sivilleri, kadınları, çocukları ve gazetecileri bilinçli ve planlı bir şekilde öldürdüğüne dikkat çekti. Başta yaşam hakkı olmak üzere ağır insan hakları ihlalleri işleyen, gazeteci ve sivilleri katleden işgal güçlerini kınadıklarını belirten Dayanan, sivil, gazeteci ve insani yardım görevlilerine ateş açmak, öldürmek, gözaltına almak ve esir muamelesi yapmanın savaş suçu olduğunu söyledi. Irak’taki savaşta ölen gazeteciler için, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) önünde saygı duruşunda bulunuldu. TGC Başkanı Orhan Erinç burada yaptığı açıklamada, “Koalisyon güçleri denen güçlerin, Irak saldırısında gazetecilerin görev yapmasını engellendiğini ve sansür uygulandığını” söyledi. Erinç, “Bununla birlikte, arkadaşlarımızın can güvenliğine yönelik saldırılar da gündeme geldi ve 10 meslektaşımız, acımasız saldırılarda hayatını kaybetti” dedi. Irak’ta görev yapan gazetecilerin can güvenliğinin sağlanması ve uygun çalışma koşullarının yaratılmasını isteyen Erinç, “Yeni kayıplar verilmemesi dileğiyle, ölen meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz” diye konuştu. Daha sonra TGC Yönetim Kurulu Üyeleri ile gazeteciler, savaşta hayatlarını kaybeden meslektaşları için 2 dakikalık saygı duruşunda bulundular. Bu arada, Avrasya Hastanesi’nde tedavi görürken yaşamını yitiren, TGC’nin en kıdemli üyelerinden ve Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü sahibi Gazeteci Hikmet Bil, son yolculuğuna uğurlandı.
ABD konvoyu Kızıltepe’de taşlandı
Mardin Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan ABD’ye ait askeri malzemeleri İskenderun’a taşıyan TIR’lar, Kızıltepe’de taşlandı. Mardin Orgazine Sanayi Bölgesi’ni boşaltan ABD askerleri, mühimmatları 50 TIR’a yükleyerek İskenderun’a hareket etti. Konvoy, İpekyolu’nun Kızıltepe geçidi üzerinde bir grup gencin taşlı saldırısına uğradı. Taş yağmuruna tutulan çok sayıda TIR’ın camlarının kırıldığı bildirilirken, taş atan grup savaş karşıtı sloganlar attı. Olay yerine gelen polis, gençlere müdahale ederek konvoyun geçişi için güvenlik önlemi aldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net