www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kültür piyasaya sunuluyor
Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesi girişimi yoğun tepkiler alıyor. Birleşmenin, özellikle kültür alanına vereceği zararlara dikkat çekilirken, kültür unsurlarının piyasanın merhametine terk edileceği vurgulanıyor.

Sadece onların hayatlarıyla
   mutlu olmamızı öğretiyorlar

Pendik Askeri Tersanesi'nde çalışan bir işçi, "Asmalı Konak" dizisini ve evde yaşadıklarını gazetemize yazdı.

Yakın tarihe bir yolculuk
Ege'nin özgün tarihi yapılarıyla 700 yıldır yaşayan köyü Kozbeyli, Kemal Anadol'un "Büyük Ayrılık" romanına konu oldu.


Kültür piyasaya sunuluyor
Bakanlıkların birleştirilmesi toplumun çeşitli kesimlerinden büyük tepki topluyor. Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı’nın tek bakanlık halinde toparlanmasının yaratacağı sorunlara dikkat çekilirken, bu uygulamanın Anadolu kültürünü yok etmeye varacak sonuçlar doğuracağı ifade edildi. Dikkat çekilen bir diğer nokta da, kültür politikalarının piyasaya terk edilmesi.
Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) Genel Başkanı Bilal Şimşir, Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmek istenmesine tepki göstererek, “Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesindeki asıl amaç, Anadolu kültürünü yok etmek, toplumu kimliksizleştirmektir” dedi.
Bilal Şimşir yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu iki bakanlığın 1981 yılında da birleştirildiğini, ancak yürütülen çalışmalarda beklenen kaynaşma ve verimin elde edilememesi nedeniyle 1989’da bu hatadan vazgeçilerek, bakanlıkların bağımsız olarak faaliyet göstermeye başladıklarını belirtti.
Yeniden gündeme gelen bu birleşmede başarı sağlanamayacağının açık olduğunu belirten Şimşir, şunları kaydetti: “Devletin kültüre bakış açısı ve kültür politikası, piyasa koşullarına terk edilmiş bir kültürel yaşamı planlamaktadır. Bu hizmetlerin karşılığının ekonomik verilerle değerlendirilemeyeceği şüphesizdir. Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesindeki asıl amaç, Anadolu kültürünü yok etmek, toplumu
kimliksizleştirmektir.” Şimşir, Anadolu kültür mirasının yok olmasına sessiz kalmayacaklarını bildirdi.
Ticari meta olacak
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir İl Koordinasyon Kurulu’da, bakanlıkların birleştirilmesiyle ilgili tasarıya tepki gösterdi. TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada, çalışma alanları, sorumlulukları ve yetkileri net olarak tanımlanan ve uzmanlaşan kurumların verimli ve üretken olabileceği kaydedildi. Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesinin önemli
sakıncalara neden olabileceği belirtilen bildiride, şu ifadeler yer aldı: “Kültür Bakanlığı’nı Turizm Bakanlığı ile birleştirmek, kültürü yalnızca turizm kaynağı ve her şeyi ticari meta olarak gören anlayışın bir başka sonucudur. 1980’lerde yaşanan Kültür ve Turizm Bakanlığı deneyimi olumsuzlukla sonuçlanmış ve uygulamadan vazgeçilmiştir.”
Kültüre ihanet
Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi (CDP) Genel Başkanı Yekta Güngör Özden de, “Kültür Bakanlığı’nı Turizm Bakanlığı ile birleştirerek işlevsizleştirmeye kalkmak, tarih ve kültürümüze ihanettir” dedi. Özden yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin zengin tarih ve kültür varlıklarıyla bir “açıkhava müzesi” olduğunu ifade etti. Özden, Kültür Bakanlığı eliyle Anadolu’nun birçok yöresine ulaştırılan kültür ve sanat etkinliklerinin bakanlıkların birleştirilmesiyle ortadan kaldırılacağını savundu.
Kültür Bakanlığı yük mü?
SHP Genel Sekreteri Fikri Sağlar, Kültür ve Turizm bakanlıklarının birleştirilmesi çalışmalarını eleştirerek, bunun çok yanlış olacağını ifade etti. Eski bir Kültür Bakanı da olan Sağlar, Turizm Bakanlığı’nın ticari, Kültür Bakanlığı’nın ise geleneksel kültürü korumak ve yaşatmak amaçlı kuruluş olduğunu kaydetti. Sağlar, “Her fırsatta bütçesi kırpılan Kültür Bakanlığı, bir yük olarak mı görülmektedir” diye sordu. Sağlar, eski bakanları olarak, birleştirmenin yanlışlığını ve gerçek mantığını ortaya koymak için gerekli girişimlerde bulunacaklarını ifade etti.


Başa dön


Sadece onların hayatlarıyla
   mutlu olmamızı öğretiyorlar
Özcan Deniz'in "Asmalı Konak" adlı dizisini izlemişsinizdir. Bu dizi; belki de Türkiye'de çevrilmiş en kuralsız ve kendi iç kültürüyle dejenere olmuş, Brezilya dizilerini de aratmayacak, en iyi dizilerden biri. Bu dizinin hayatımıza girmesiyle, bizlere ne vereceğini ve bizlerden ne alacağını; kendi hayatımızda ve kendi ailemizde veya toplumda görmek zor değil.
Tersanedeki yorucu işgününden sonra eve gidip, kalan dört saatimi ailemle paylaşmak isterim. Zamanım olursa bir kitap veya gazete okumak isterim. Oysa kolay bulamadığım ve az olan bu zamanı, günlük yaşamın akışı içinde yaşayamadığımı fark ettim. Kendi yaşamımızın dışında; bizlerle asla bağdaşmayan, bizlere hitap etmeyen karakterleri izleyerek, olaylara kendi sınıfının dışından bakan bir karaktere dönüştürüldüğümüzü ancak, "sanal âlem"den çıkıp, kendimle yüzleştiğimde buldum. Bu bulduğum şeyi, hemen ailemle paylaşmak üzere onlarla konuşmaya başladım. Asmalı Konak dizisini tartışmaya başladık. Diziyi ailemle tartıştığımda, hiç tahmin etmediğim bir fanatizm ile karşılaştım. Onlar diziyi fanatik biçimde savundukça, işimin kolay olmayacağını anladım.
Bana gelen eleştirilerin başında, "O kadar kitap ve gazete okuyorsun, ama hiç demokrat değilsin, bir dizimiz var ona bile karışıyorsun, ne biçim demokratsın" gibi sözler vardı. Bu sözlerle tartışmayı saptırmaya çalışsalar da, bu konuda kararlı ve ısrarlı durarak, bunların bizim temiz ve masum hayallerimizi yansıtmadığını söyledim. Sadece onların hayatı ve yasalarıyla mutlu olmamızı öğrettiklerini anlattım. "Acılarla, sorunlarla dolu, hiçbir kuralın olmadığı dünyamızda, bize kendi çıkarları doğrultusunda hayaller kurduruyorlar ve bizi böyle yaşamaya alıştırıyorlar. Bu dizilere de bu yüzden ihtiyaç duyuyorlar" dedim.
Eğer ezilen halkın kendi özüne inilirse; kültürüne, sanatına sahip çıkılırsa, bunlara ilişkin film, dizi ve belgeseller izlenirse, halkın bilinçleneceğini, mücadelesinin önlenemez bir hal alacağını söyledim. Aileme; bundan sonra da halkın kendi demokrasisini ve yasasını koyup, kendi iktidarını kuracağını bildiklerinden, bize gazeteyle, televizyonla böyle bir kültürü empoze ettiklerini anlattım.
Bu sözlerim üzerine evde bir dakikalık bir sessizlik yaşandı ve sonra televizyonu kapatıp, sohbetimize kaldığımız yerden, ama bu kez birbirimizi daha iyi anlayarak devam ettik.
Bir tersane işçisi (Pendik Askeri Tersane)


Başa dön


Yakın tarihe bir yolculuk
Emine Uyar
İzmir'den Aliağa'ya giderken Yeni Foça yazılı tabeladan sola saptığınızda, yol boyunca sıralanmış demir-çelik fabrikalarıyla karşılaşırsınız. Habaş, İDÇ, Ege Metal, Say Metal... Bu fabrikaları geçtikten birkaç kilometre sonra yine sola saparsanız karşınıza bir köy çıkar. Bu köy "Büyük Ayrılık" romanının geçtiği Kozbeyli'dir.
700 yıllık bir geçmişi olan Kozbeyli'nin ana geçim kaynağı, Ege köylerinin çoğunda olduğu gibi zeytincilik. Köyün gençleri ise yakındaki demir-çelik fabrikalarında çalışıyor. Bu köyün Kemal Anadol'un "Büyük Ayrılık" kitabına konu olması da özgün bir tarihi dokusunun ve uzun yıllar boyunca Türk ve Rum halkının bir arada iç içe yaşamasından kaynaklanıyor.
Osmanlı'nın çöküşü
Anadol, romanında 1900-1922 yılları arasında Ege'de bir köyde yaşananların üzerinden Osmanlı'nın çöküş dönemini anlatıyor. Kozbeyli, Türklerin kurduğu bir köy. Korsanların saldırısından korunmak amacıyla iki tarafı uçurum olan böyle bir yeri seçen kişi, köyün kurucusu Kuzubeyi isimli bir derebeyi. Köyün aşağısı denize kadar göz alabildiğine ova. Arkası orman. 450-500 yıllık bir camisi ve ondan daha önce yapılmış bir kulesi var.
Evler sık, iç içe. O dönemlerde Rumlar adalardan özellikle Midilli'den, Samos'tan, Limni'den çalışma amacıyla geliyor ve Rum nüfusu çoğalıyor. İki Müslüman bir Rum mahallesi olan köyde halk arasında hiçbir geçimsizlik yok. Barış içinde yaşıyorlar son güne kadar.
Romanın en önemli mekânlarından birisi Çapkınoğlu Meyhanesi. 1878 Osmanlı-Rus harbi sırasında yapılmış olan bu meyhanede, üç Rum kız garson olarak çalışıyor. O meyhanede haram olmasına rağmen içki içen Müslümanlar ve Rumlar birlikte oturuyor. Ayrıca papazın lojmanı, Kocakayalar, Pınarderesi, Kuzubeyi'nin kulesi Büyük Ayrılık'ta konu edilen yerler arasında.
Papazın bıraktığı tarih
Büyük Taarruz'dan sonraki günlerde, köyün papazı o günün tarihini evinin duvarına kazıdıktan sonra köyden ayrılıyor. 600 sayfa dolayında geniş çaplı bir çalışma olan "Büyük Ayrılık"ta konu sadece Kozbeyli'de geçmiyor. Bir yanda Ödemiş'te Çakırcalı Mehmet Efe, bir yanda Foça'daki toprak egemenleri, öbür yanda Çamaltı Tuzlası'nın çöküşü... Bir sel felaketinin Menemen'de yaptıklarından, Selanik'te ve İstanbul'daki siyasal çalkantılara kadar geniş bir coğrafik alan ve olaylar zinciri romanda yer alıyor.
Büyük Mübadele'nin ardından Yunanistan'a giden Rumlar, adalardan ve Yunanistan'ın kuzey kesiminden Türkiye'ye gelenler... Bu arada, İttihat ve Terakki dönemi ile Enver Paşa gibi tarihi kişilikler gündeme getirilmiş. Edebi teknik olarak bu romana baktığımız zaman, yazarın doğrudan doğruya kurgusal bir roman yazmadığını daha çok kurguyla tarihsel bilgiyi kaynaştırdığını görüyoruz.
Halkların yaşamı
Kozbeyli'de görüştüğümüz yazar Kemal Anadol, romanında, Müslüman'ıyla, Türk'üyle, Rum'uyla, Ermeni'siyle, Yahudi'siyle bir arada yaşayan halkın birbirleriyle yaptıkları ticareti, balıkçılığı, tuzculuğu, birbirlerine attıkları kazıkları, sevgilerini, aşklarını, kavgalarını normal hayatın güncel akışını yansıttığını belirtti.
Müziklerini, yemeklerini, eğlencelerini incelediğini, Rumca şarkıları tercüme ettirdiğini dile getiren Anadol sözlerini şöyle sürdürüyor; "Emperyalist devletlerin politikaları nedeniyle bu halkların yaşamlarının nasıl uçtan uça fırlatılıp atıldığını ve yaşamlarının nasıl drama dönüştüğünü anlatıyor kitabım. Kozbeyli'de, Foça'da, İzmir'de, Ege'de hayatın akışı içinde arka fonda Türkiye'deki iktidar kavgası, 1908 Meşrutiyeti ve ayrıca İttihat Terakki'nin iktidar kavgası, Babı-ali baskını, Balkan Harbi... Başka bir dönemde 150 senede meydana gelen olaylar, bu 22 senenin içine sıkışmış Osmanlı’nın son döneminde. Trablusgarb Harbi, Balkan Harbi, Harb-i Umumi ve İstiklal Harbi, hepsi 22 yıl içinde olmuş. Çok önemli siyasal gelişmeler var."
Tarih bilinci
Kemal Anadol, kitabını yazma sebebini açıklarken, Türkiye'de demokrasinin yerleşmemesinin nedenini toplumumuzun belleğinin zayıflığına ve yazma kültürünün gelişmemesine bağlıyor. "Belleksiz bir toplumuz, tarih bilincimiz yok. Tarih bilinci olmayınca siyaset de yazılı kültüre dayanmıyor. Şifai kültüre dayanan siyaset de geçersiz. Bir gün söylediğin belleklerde de yer almadıktan sonra, yarın unutuluyor" diyen Anadol, romanıyla ilgili belgelere Yunanistan'da daha kolay ulaşabildiğini anlatıyor.
Kemal Anadol, sözlerini şöyle tamamlıyor; "Dününü bilmeyen bir toplum, bugünkü yaşamına yön veremez. Yarınki yaşamı için de hiçbir proje üretemez. Tarih bilinci oldukça önemli."


Başa dön


Günün etkinlikleri...

İSTANBUL
  • İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 19.30’da “İspanyol Saati”ni AKM’de sunacak. (0212 251 10 23)
  • Tiyatro Oyunevi “Unutmak” isimli oyunu 20.30’nda İSM 2. Kat’da sahneliyor. (0212 251 60 60)
  • Boğaziçi Üniversitesi Turgut Noyan Salonu’nda saat 18.00’da “Kayıp Otoban” isimli film gösterilecek.
  • “Çılgın Masaj” (Soo Lyu) saat 19.30’da Bilgi Üniversitesi Sinema Salonu’nda izlenebilir. (0212 244 52 51)

    İZMİR
  • İzmir Devlet Tiyatrosu; Konak Sahnesi’nde “Siyah Çoraplılar”, Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi’nde “Fehim Paşa Konağı” isimli oyunları 20.30’da sahneliyor. (0232 483 50 35)

    VAN
  • Van Devlet Tiyatrosu “Sırça Kümes” isimli oyunu 19.30’da sahneliyor. (0432 214 41 06)

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net