www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



HABAŞ’ta kaza geliyorum der
Adeta kaza üretim merkezi olan HABAŞ’ta, iş kazalarına karşı, ‘önlem’ amacıyla oluşturulan Teknik Emniyet Şefliği, bir broşür hazırladı.

SEKA açıkça peşkeş çekiliyor
SEKA’nın 4 işletmesinin satışı kapıda. Hükümetin resmen yandaşlarına peşkeş çekmeye hazırlandığı ve 175 trilyon liralık sermayeye sahip SEKA’nın 4 işletmesi için verilen en yüksek tekliflerin toplamı, sadece 39.3 trilyon lira.

Barış mektupları
ABD ve İngiltere, 13. gününe giren Irak işgalinde şiddeti giderek artırıyor. Füze ve bombaların parçaladığı binlerce yaşamın görüntüleri dünya halklarını ayağa kaldırıyor.


HABAŞ’ta kaza geliyorum der
Özer Akdemir
“Patronların İstanbul’dan her gelişinde birimizin öldüğü ya da sakat kaldığı kazalar oluyor mutlaka. Patronun fabrikada olduğu günlerde müdürler, şefler bizleri daha hızlı, daha çok çalışmamız için zorluyorlar. Bizim telaşımız, aceleciliğimiz, paniklememiz kazalara yol açıyor. Bu kazalarda ölmezsek, çoğu kez kesin sakat kalıyoruz...”
HABAŞ Demir Çelik Fabrikası’nda 4 yıllık işçi iken, geçirdiği iş kazası nedeniyle omuz hizasından sol kolunu kaybeden İbrahim Karakaya, kazaların patronun fabrikaya geliş gidişlerinde yoğunlaştığına dikkat çekiyor. İstanbul’dan özellikle zam dönemleri fabrikasını görmeye gelen patronun gözüne hoş görünmeye çalışan müdürler ve şefler, işçileri o derece fazla ve hızlı çalışmaları için zorluyorlar ki; 1300’ün üzerinde işçinin çalıştığı fabrikada, kaza neredeyse kaçınılmaz hale geliyor.
Bakırçay Havzası’ndaki en büyük demirçelik fabrikalarından birisi olan HABAŞ, bugüne kadar yaşanan ölümlü ve sakat bırakıcı kazalarla sık sık gündeme geldi. Fabrikanın Teknik Emniyet Şefliği’nin 2001 yılında hazırladığı iş kazalarıyla ilgili broşürde, yılda ortalama 100’ün üzerinde iş kazasının yaşandığı itiraf ediliyor. Sayısı yüzlerle ifade edilen işçinin yaşamını yitirdiği ya da elini, kolunu, ayağını kaybettiği fabrika, bu haliyle adeta bir kaza üretme merkezine benziyor.
Geçtiğimiz yıllarda, pota ocağının patlaması sonucu 4 işçinin ölümü ve 15’inin yaralanması HABAŞ’taki iş cinayetlerinin ne ilki ne de sonuncusu oldu. Ahmet İyer isimli işçi, geçirdiği kazanın ardından öldü. Yine Erkan Kaya, üzerine düşen vincin altından canlı çıkamadı. İbrahim Karakaya kolunu kaybetti. Hüseyin Turan’ın parmakları koptu. Gözüne parça sıçrayan Ergin adlı işçinin tek gözü artık görmüyor. Şevket Taşa bir bacağını yitirdi...
Evlere şenlik broşür
Fabrikada, üst üste meydana gelen kazalar ve bunun basına yansımasının ardından önlem amacıyla oluşturulan, Teknik Emniyet Şefliği, evlere şenlik bir broşür hazırladı. Broşürde daha çok, kazaların nasıl önleneceği değil, fabrikanın kazalardan nasıl korunacağı anlatılıyor.
Teknik Emniyet Şefliği, işçilere, sanki bilerek kaza yapıyorlarmış gibi “Canınızın yanmamasını, aile fertlerinizin üzülmemesini istiyorsanız kazalardan korunun” diye öğüt veriyor. İşçiler, yaralanmaları durumunda sigortadan alacakları paranın azlığıyla, sakatlık aylığının normal kazancın çok altında olmasıyla, ölmesi durumunda ise “...eşiniz kocasız, çocuklarınız babasız kalacaktır. Onlara kim bakacak, kim yetiştirerek hayata hazırlayacaktır onları?...” diye korkutuluyor.
Patron zarar görüyor!
İş kazası geçirme olasılığı olan işçilerden çok, intihara meyilli kişiler için yazıldığı izlenimini veren bu satırların devamı, asılında korunmak istenenin işçi değil fabrika olduğunu ortaya koyuyor. Her kazanın yaralanma veya ölme ile sonuçlanmadığına değinilen broşürde, 330 iş kazasından 300’ünün yaralanma olmaksızın sonuçlandığı belirtilerek, makine ve teçhizatın zarar gördüğününden yakınılıyor.
Yaşanan bir iş kazasının ardından, diğer işçilerin moralinin bozulmasının üretim kaybına neden olacağı yazılan broşürde, bu durumla ilgili şu ifadeler yer alıyor: “Bu olayın (kazanın) orada bulunanları heyecanlandırdığını, herkesin birbirine ‘Kaza nasıl olmuş?’ diye sorduğunu ve üzerinde uzun zaman konuşulduğunu, sinirlerin bozulup bir süre çalışamadıklarını hatırlarsınız... İşin bir süre durması, bir üretim kaybını, bir para kaybını doğurur.” Ardından işçilere bir uyarı daha geliyor: “Fabrikamızın sizlere daha yüksek ücret ödeme imkânlarına sahip olmasını istiyorsanız, iş kazası yapmamaya özen gösterin” (!)
Bilmezlikten gelinenler
HABAŞ’ta yaşanan iş kazalarının nedenini, “tecrübesizlik ve dikkatsizlik” olarak gösteren Teknik Emniyet Şefliği, özellikle sözleşme zammı sonrasında patronun ücretleri yüksek diye tecrübeli işçileri işten çıkardığını gayet iyi bilir. İşten çıkarılan usta işçilerin görevini yapmak zorunda bırakılan tecrübesiz birinin kazaya uğrama olasılığının yüksekliği de Teknik Emniyet Şefliği’nin bilgisi dahilindedir, ama işi pişkinliğe vurur. “Fabrikanın daha yüksek ücret ödemesini istiyorsanız, kaza yapmayın” gibi garip bir çağrı yapılmasına rağmen, maaşı yüksek işçilere giriş-çıkış yaptırılıp önceki ücretinin yarısına yeniden işbaşı yaptırmak gibi, şeytanın aklına bile gelmeyecek yöntemleri ilk HABAŞ patronunun bulduğunu sağır sultan bile duydu. Günde 14-16 saat çalışmaya zorlanan bir insanın, dikkatsizlik nedeniyle kazaya uğramasının kimin suçu olduğu da Teknik Emniyet Şefliği’nin bilmezlikten geldiği bir konu.


Başa dön


SEKA açıkça peşkeş çekiliyor
Nur Karabacak
SEKA’nın 4 işletmesinin satışı kapıda. Hükümetin resmen yandaşlarına peşkeş çekmeye hazırlandığı ve 175 trilyon liralık sermayeye sahip SEKA’nın 4 işletmesi için verilen en yüksek tekliflerin toplamı, sadece 39.3 trilyon lira. SEKA’nın üçüncü büyük işletmesi olan Balıkesir SEKA için ise adı hep Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte anılan Albayraklar Şirketi, tek talip oldu.
1936 yılında kurulan Türkiye’deki kâğıt ve karton üretiminde tek söz sahibi olan SEKA’nın, tasfiye senaryosunda ilk adımlar 1980’lerde atılmaya başlandı. 1960’larda üretimdeki payı yüzde 95’lere düşen SEKA’nın, üretimdeki payı 1980’lerden sonra sektörde özel kuruluşların da teşvik edilmesi ile yüzde 66 oldu. Bu oran 2001 yılında yüzde 22’ye düştü.SEKA’nın etkinliği giderek azaltılırken, özel kuruluşlar sektöre girdikçe, Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığı arttı. 80’li yıllarda 33 bin ton, karton, kâğıt ve sigara kâğıdının da içinde olduğu, kâğıt ve kâğıt ürünleri ithal eden Türiye’nin ithalatı, 2000 yılında 1 milyon tona çıkarken, 2001’de 674 bin ton oldu.
Çalıştırılmadı
Özelleştirilmesi için tüm şartların geliştirildiği SEKA’ya, yıllarca yatırım yapılmazken, işletmeler kasıtlı olarak tam kapasite çalıştırılmadı. Yılda 545 bin ton üretim kapasitesi bulunan SEKA’da 1998’de 418 bin ton üretim olurken, 1999’da 344 bin ton, 2001 yılında ise 331 bin ton üretim yapıldı. 1980’li yıllarda yüzde 82 olan kapasite kullanım oranı, 2001 yılında yüzde 61’e düştü. Buna karşılık özel sektöre ait işletmelerin kapasite kullanımı ise giderek arttırılarak, yüzde 73’lere ulaştırıldı.
Tüm olumsuzluklara rağmen, SEKA işletmeleri, özel sektörden çok iyi durumda. İşletmeler, Avrupa standartlarında kapasite ve teknolojiye sahip. Avrupa ülkelerinde 91 bin ton olan fabrika kapasitesi, SEKA işletmelerinde 90 bin ton. Özel sektörde ise, bu rakam 53 bin ton civarında. SEKA’nın 6 işletmesinde şu an, 5 bin 198 personel çalışıyor. Özelleştirme nedeniyle bu işçilerin de iş güvencesi tehlikeye girdi.
Sona doğru
Hükümetin özelleştirme programında özel bir yere sahip olan SEKA’nın 4 işletmesinin satışında sona gelindi. Afyon, Kastamonu, Balıkesir, Çaycuma işletmelerinde ihaleler onay bekliyor. Akdeniz işletmesinde ihaleler sonuçlanmak üzere. Afyon işletmesi için verilen en yüksek teklif 5.1 trilyon lirayı, Kastamonu işletmesi için önerilen en yüksek teklif ise, 6.8 trilyon lirayı bulurken, sadece Albayraklar Şirketi’nin talip olduğu Balıkesir için verilen teklif, 1.8 trilyon lira, Çaycuma için en yüksek teklif ise 25.6 trilyon lira. Toplam 175 trilyon sermayesi olan SEKA’nın 4 işletmesi için verilen en yüksek tekliflerin toplamı sadece 39.3 trilyon lira.
Hükümet, SEKA’yı resmen yandaşlarına peşkeş çekmeye hazırlanırken, SEKA’nın kapasitesi en büyük işletmelerinden biri olan Balıkesir işletmesi için, Albayraklar Grubu tek talip olarak çıktı. Balıkesir işletmesi, SEKA’nın Akdeniz, İzmit işletmesinden sonra 100 bin tonluk üretim kapasitesi ile üçüncü büyük işletmesi. Ancak ihalesi sonuçlanmış dört işletme arasında en düşük teklif verilen işletme. Sadece 1.8 trilyon lira teklif verilen işletmenin kurulması için ise 198 trilyon lira harcandı.


Başa dön


Barış mektupları
ABD ve İngiltere, 13. gününe giren Irak işgalinde şiddeti giderek artırıyor. Füze ve bombaların parçaladığı binlerce yaşamın görüntüleri dünya halklarını ayağa kaldırıyor. Esnek çalışma kurallarının hayata geçirildiği Türk Siemens işçileri de, Irak işgalinin kendilerine düşündürdüklerini, gazetemize yazdıkları mektuplarla paylaşıyorlar. İşten atılma riski yüzünden isimlerini veremediğimiz işçiler, “neden savaş” sorusunun yanıtını arıyorlar. Amerika’nın yalnızca Irak’ı değil, gündemden düşürülmeyen “Kürt Sorunu” ileTürkiyeli emekçileri de bölmek istediğine vurgu yapan işçiler, “Biz hep biriz. Hiçbir zaman Türk-Kürt olarak ayrılmadık” diyorlar.
Mektuplarında, gerek savaş, gerekse işçi ve emekçilere yönelik her türlü saldırı karşısında “istemeden” sessiz kalmanın, onaylama anlamına geldiğini kabul eden Siemens işçileri, “Sendika ağalarına küfretmekle sorun çözülmüyor” tespitini yapıyorlar. Yapay ayırımlardan sıyrılarak, fabrikalarında yerleştirmeye çalıştıkları paylaşımı aktaran Siemens işçileri, Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu’nun 6 Nisan çağrısına ilişkin çalışma yürüteceklerini de ifade ediyorlar.

İnsanlık
Aslında yazılacak ve söylenecek çok şeyler var. O yıkıntıları, o ölen insanları gördükçe kendimden utanıyorum. İnsanlığımdan utanıyorum. Hep kazanma hırsından, daha çok kazanma isteğinden, artık duyguların ve hislerin ezildiği ve çiğnendiği bir dünyada, insanın insana kin ve düşmanlık beslediği bir dünyada neyi paylaşabiliriz? Sevginin ve saygının olmadığı, sadece çevremizdeki insanlara yapmacık gülüşler, mutluluklar, hiçbir şey ifade etmiyor. Peki bunlar olmayınca insanlar neyi paylaşırlar? Zengin toprakları! Ama orada yaşayan insanları değil.

İNANÇ, İRADE VE AZİM
Bugün medyanın, televizyonların, bangır bangır ABD’yi öven konuşmalarının sonudur. Bir inanç savaşının, bir halkın var olma savaşının başlangıcıdır. Bugün, dünyanın bekçi köpeği olan her ülkenin çöplüğünün tek horozu olma sevdasındaki ABD’nin “voltran, voltran, voltran” çizgi filmiden başka bir şey olmadığının resmidir.
Yanı başımızda alevlenen bir savaş var. Çocukların, bebeklerin ve kadınların öldüğü ve bir ırkın çeşitli bahanelerle yok edilmesi hikâyesidir. Bütün dünyayı silahsızlandırma sevdasında olan Bush’un, kendi ülkesini ve sömürgelerini en gelişmiş savaş oyuncakları ile doldurma yarışıdır. Yıllardır katledilen Filistin halkı, Bosnalı Müslümanlar, Türkmenler, Abazalar, Çeçenler, bunları görmek istemeyen ABD, nedense konu petrolü, yeraltı zenginlikleri, sıcak denizlere inme sevdası olunca kendini silahsızlanmadan sorumlu bakan gibi görmeye başladı. Savaş boyalarını sürüp havalar atarak Irak’ın yoluna düştü. Oysa; fethedilmeye hazırlanan toprak ne Kızılderililerin toprağı, ne de yıllarca savaştan bıkmış bir Afganistan değildi. Bir inanç, bir hırs ve intikam arzusuyla yanan Kuveyt oyunuyla yıllarca hain damgası vurulan bir halk ve bir liderin arenasıydı. İşte Bush bunu hesaba katmadı. Boyunun ölçüsünü dilerim alır. Ve bugün zaten halkı da (ABD) bunu her yerde “Kendinden utanmalısın” diye zikretmektedir.
Kıssadan hisse bence şudur; İnanç, irade ve azim, bazı şeylerin başarılması için gereklidir. Şu an, tüm medyada gördüklerimiz “Ülkesini terk etmeyen bir liderin var olma savaşıdır.” Allah onlarla olsun, ABD’yi ikinci bir Vietnam şokuyla uyandırsın diliyorum.

Niye savaş, niye kavga, niye silah?
İnsanların insanca yaşaması gerektiğine inanıyorsak, niye? Bir anlam vermek çok zor. İnsanı insana kırdırmak, bir insanı esir edebilmek için diğer ülkenin insanı, onlarca mermi atıyor. Acaba kendi kardeşine, anasına, babasına bunu yapabilecek miydi? Bize insan olduğumuzu unutturacak neler oldu? Yahudi, Ermeni, Şii, Alevi, Müslüman hepimiz insanız. Etten ve kandan oluşuyoruz. Bize bunu unutturacak neler yapıldı? Bence kahrolsun Napolyon. Bunu unutmayalım. Her şeyin başı para mı yoksa ABD’nin siyasi emelleri mi?
Savaşı Irak’ı alarak bitirmeyecek, ardından Suriye, Güney Kore, Çin ve Asya’ya hakim olmak onun en büyük emeli. Sadece petrol yatakları değil. Rejim olarak da hükmetmek. Aynı Türkiye’ye uyguladıkları gibi gel deyince gelecek, git deyince gidecek.
Neden yapılacak? Kredileri geri çektikleri halde, bir anda 8.5 milyar dolarlık yardım paketini Türkiye’ye açtıklarını söylüyorlar. Yine AKP yönetimi gizli oturumlarla ülkemin hangi yöresini peşkeş çekti. Sıra Diyarbakır, Mardin’e mi geldi? Ama biz Kürt ile Türk ile Alevi ve Sunni ile Türkiyeyiz. Bizim toprağımızın bir köşesini ayıramızlar. Bizdeki yürek gücü hiçbir ülkenin vatandaşında yoktur. Biz hep biriz. Hiçbir zaman Türk-Kürt olarak ayrılmadık. ABD, Kürt ve Türk düşmanlığı diye ortaya bir şeyler atıyor. Türkiye’yi ayırmak istiyor. Amaç sadece Irak değil, bence Türkiye’yi de bölmek. Biz Türkiyeliyiz. Bunu unutmamalıyız.
Irak’taki halkın gözünü boyamak için Bush her gün TV’ye çıkıp, “biz sizin iyiliğinizi istiyoruz” diyor. Peki niye bombalıyor? Niye su rezervlerini patlattı? Onca çocuğu, kadını, genci hastalıklara maruz bıraktı. Niye binlerce anaları ağlatıyor?
İster Amerikalı ister Iraklı olsun, orada ölenlerin insan olduğunu unutmayalım. Niye oradaki masum çocuklar ölsünler! Kitap, kalem tutan elleri niye silah tutsun! Biz çocuklarımızın ufacık bir hastalığında deliler gibi dolaşıp onlara elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Oradaki analar, hasta çocuklarının başında çaresiz bekliyor. Su bekliyor, çocuklarına bir şeyler yedirebilmek için, ABD ve onun uşaklarının getirdiği erzaklardan alabilmek için kavgalar ediyorlar. Ne günahı vardı o sübyanların, o masumların. İnsanlık dışı.
Kimse ölmesin!
Çocuklar aydınlık bir dünyada yaşasın!


Başa dön


Hizmet-İş Tarsus’ta kongre yaptı
Hizmet-İş Sendikası Tarsus Şubesi’nin 1. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Tek liste halinde gidilen ve 103 delegeden 101’nin oy kullandığı seçimlerde, Mustafa Ödemiş yeniden şube başkanlığına seçildi. Genel kurula katılarak bir konuşma yapan Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Aslan, hükümetin emeğiyle geçinenler aleyhine düzenlemeler yaptığını belirtti. Hükümetin IMF direktifleri doğrultusun kararlar aldığını, üs ve limanlarla hava koridoru konusundaki yaklaşımın ise kabul edilemez olduğunu ifade eden Aslan, “Devlete yüzde 70 faizle tahvil satmak isteyenler, Türkiye için çok önemli olan bir komşu halkın ölmesine göz yumuyorlar” diye konuştu.
Özelleştirme tazminatı
Türkiye İş Kurumu verilerine göre, 4046 sayılı Özelleştirme Yasası uyarınca, KİT’lerin özelleştirilmesi sonucunda işini yitirenlere ödenen iş kaybı tazminatından yararlanmak amacıyla 14 bin 319 kişi, Türkiye İş Kurumu’na başvuruda bulundu. Başvuru yapanlardan yasanın aradığı koşullara uygun 13 bin 767 kişiye, Mart 1995-Ocak 2003 ayları arasında sosyal güvenlik primleri de dahil olmak üzere, toplam 17 trilyon 851 milyar 266 milyon 481 bin 98 lira tutarında iş kaybı tazminatı verildi. Bu yılın ocak ayında ise, Türkiye İş Kurumu tarafından özelleştirme uygulamaları nedeniyle işsiz kalan 79 kişiye toplam 26 milyar 679 milyon 583 bin 529 lira tutarında iş kaybı tazminatı ödemesi yapıldı.
Sağlık emekçisine baskı iddiası
Türk Sağlık-Sen Genel Toplusözleşme Sekreteri Cengiz Uğurlu, “Sağlık Müdürlükleri’nde, bazı idareciler tarafından çalışanlara sendika üyeliğinden ayrılmaları için baskı yapılıyor” dedi. Uğurlu, Kamu-Sen Zonguldak Temsilciliği Toplantı Salonu’nda yaptığı açıklamada, “Sağlık Müdürlükleri’nde, bazı idareciler tarafından çalışanlara sendika üyeliğinden ayrılmaları için baskı yapılıyor. Üye sayısı 100 bine ulaşan sendikamızın, bu idarecilere kesinlikle müsaade etmesi söz konusu olamaz” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net