www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Aşık ihsani Aldım sazı,
   girdim Anadolu’ya

Aşık İhsani, Diyarbakır’da yaşamında izler taşıyan küçük bir müze de diyebileceğimiz evinde ilk gençlik yıllarından bugüne kadar yaşadıklarını anlattı.

Bir şarkıyla da olsa...
“Bir nedeni olmalı, diye bir başka şarkı yazdım. Bu şarkı Filistin’deki intihar eylemleriyle ilgili. ABD’de epeyce insan bu eylemlerin amaçsızca yapıldığını ve insanların çılgınca ölüme gittiklerini düşünüyor.

Yeni yıl ‘Jazz’ festivaliyle başlıyor
Akbank Kültür Sanat Merkezi ilk defa düzenlediği “Jazz Günleri”nde, ustaları caz tutkunlarıyla buluşturacak...


Aşık ihsani Aldım sazı, girdim Anadolu’ya
Ali Rıza Kılınç
İhsani Sırlıoğlu dert ve yoksulluk dolu yaşamlarını göçle taşıyıp Diyarbakır’da demirleyen bir fukara ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Yaşam olanca hızıyla devam ediyor ve eve ekmek getirme peşinde olan Baba Haydar’ın canı dişinde... Derken İhsani beş yaşına gelince ölür: “Babam soğuktan, doktorsuzluktan, bilgisizlikten, cehaletten ölmüştür. Beş yaşındaydım annem ekmek bulamıyordu, ve ben beş yaşımı bitirdiğim gün annem üç gün yemek yememişti. Bana da vermiyordu. Ve annem beni bir köy ağasına üç kilo ekmeğe sattı. Doğu köy ağalarına... O ona sattı, o ona sattı beni kâr amaçlı satıp durdular.” Anne karnında Muş’un Varto ilçesinden başlayan sefalet dolu yaşam serüveni, 18 yaşanda Adana’da daha sonra da İstanbu’da devam eder.
İhsani’den, Aşık İhsani’ye
İhsani’nin Adana’ya karın tokluğu umuduyla başlayan iş arama öyküsü İzmir’de çöp işine oradan da bir kömür madenine kadar gider: “Burası İş ve İşçi Bulma Kurumu yurdu dediler. İş bulundu! Millet hurra.... Nerde Efendim Büyükçekmece Mimar Sinan köyünde. Gittik. Ve yedi kat yerin altında kömür madeni vardı. Biz orda çalışmaya başladık. Ben arabayla kömür taşıyordum. Sırtımı kaldıramıyordum. Kesiyordu kömür kırıkları... Başımı kaldıramıyordum. Bana diyorlardı ya ‘senin hiç kanın yok mu?’ Çünkü ortaya çıkan beyaz etlerimi görüyorlardı. İşte yalnızca bir kuru ekmek karşılığı çalıştık. Ordan çıktık daha ağır işlere girdik.”
Milyonlarca yoksuldan biri
Bir orda bir burda savrulduğu yerde tutunmaya çalıştığı milyonlarca emekçi yoksullardan biri olan İhsani’yi bu defa gelip kapıya çatan askerlik bekliyordur. Ama askerlik dönüşü, belki de İhsani’yi Aşık İhsani yapan, Le Monde’nin onunla ilgili yorumundaki o muazzam gerçeğe götürecek bir yol ayrımıdır da: “Yalnızca Vietnam Savaşı’na karşı dünya ozanlarından görülen açık sözlü sertlik, İhsani şiirinin göze çarpan özelliğidir. İhsani bu öfkeyi, bu sertliği halkına karşı olan her şeyi yermekte kullanıyor. Kibarlar bu tondan belki inciniyor ama bu akım, bu hareket rayına oturmuştur...”
60’lı yıllardan başlayarak ülkedeki en yoğun toplumsal hareketliliğin ortasında verdiği konserlerle Anadolu’yu karışlayan İhsani, birçok gözaltı, tutuklama ve hapis yaşar. Ancak o devam ettirdiği yolda yılmaz. Ve hâlâ da yılacağa benzemiyor.
Sosyalizm için..
Yaşamında izler taşıyan küçük bir müze de diyebileceğimiz evinde uzun uzun sohbet ettiğimiz Aşık İhsani, o günden bugüne uzanmadığı konu kalmadı. Ama belki de her defasında dikkat çekmeye çalıştığı şu sözleri hem geçmiş yaşamını hem de şimdiki duygularını anlatmakta önemli yer tutuyor: “Sakallıydım, çarıklıydım, poturluydum. Elime aldım sazı, tımbır mımbır girdim Anadolu’ya. Ve gördüm ki, bizim insanımız bizim halkımız, Mecnun’un Leyla’nın peşine takıldığı gibi ekmeğin peşine takılmışlar. O yüzden ben Aleviliği oynamadım. Ben devrimciliği oynadım. Sosyalizmi oynadım. Sosyalizmi anlattım. Ben Anadolu’nun köylerine kadar sosyalizmi soktum. O nedenle içeri alınıyordum. Doğudan tut Güneydoğu’ya Karadeniz’e kadar bütün Anadolu’nun köy ve kasabalarını dolaştım. İnsanlar aç olmamalı, ‘Yaşasın sosyalizm’.. diye.”
Savaş alanı
Hâlâ sözlerindeki ve yüzündeki hiddeti öfkeyi koruyan İhsani, en çok da bugünlerde sıcak bir savaşın eşiğine getirilmek istenen halkı için üzüldüğünü belirtiyor. Belki evin duvarlarında asılı fotoğraflarındaki o uzun saçı ve sakalı ile genç ve güçlü görünümü kalmamış ama, enerjisini korumaya çalışıyor. Şimdi oturduğu koltukta kanatlarını indirmeyen yaşlı bir kartal gibi, dimdik tuttuğu bedeniyle, dünya çapında büyük ödüle layık görülen “Bıçak Kemikte” kitabındaki “Savaş Alanında” şiirini okuyor:

Vurulmuştu; nefes nefes uyandı
Ölenlerden artta kalan tek candı
Çabaladı dizlerine dayandı
Kalktı kalktı kalktı çaresiz

Gücü olsa uçacaktı yurduna
Yem olmadan dağ başı kurduna
Bir geleni varmış gibi ardına
Baktı baktı baktı çaresiz

Çömeldim yanına kaldık tek teke
Bir şeyler söylüyordu can çeke çeke
Aldığı yaradan kan leke leke
Aktı aktı aktı çaresiz

İçten bir ürküntü almıştı onu
Çıkmıyordu kısıktı senin tonu
Akbabalar dönüyordu boyunu
Büktü büktü büktü çaresiz

Bırakmıştı elindeki işini
Yavrusunu, yuvasını eşini
Varan Azraile karşı dişini
Sıktı sıktı sıktı çaresiz

Silahların parladığı o her an
Çukur çukur yanayordu koca han
Böyle cinayetten insanlık çoktan
Bıktı bıktı bıktı çaresiz.

Savaşı mahkûm eden şirinin ardında durgun ama hiç soluklanmadan İhsani şunları ifade ediyor: “Evet insanlar öldürülmekten bıktı yani savaşta, insanlar öldürülüyor ama savaşı pompalayanlar ölmüyor. Ölen halk oluyor. Halk asker oluyor asker öne çıkıyor.. Vuruyor öldürüyor. Öbür taraftan ölüyor öbür taraftan vuruyor. Neden insanlar ölsün benim düşüncem, bu dünya bütün insanlara yeter artar bile. İnsanlar ölmesin.”
Birleşmeliyiz
Amerikanın bütün amacının Ortadoğu’ya el atmak olduğunu ifade eden İhsani, düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Baba Bush bundan bilmem kaç yıl önce elçisini Saddam’a gönderdi. İran’ı vurmak için teşvik etti. Vur İran’ı al biz karışmayız dedi. Fakat Saddam İran’ı alamadı. Saddam’da yıkıldı İran’da yıkıldı. Sonra Amerika haber gönderdi. Kusura bakmasınlar; Puşt Amerika...! Amerika şiirim de var. Emperyalizm şiirim var. Amerika hem Saddam’a silah sattı hem de Saddam’ı kışkırttı Kuveyt’i vursun diye. Ve Saddam gitti Kuveyt benimdir dedi. Amerika’nın bütün dini amacı uykusuzluğu buydu. Bütün amacı Sovyetler’i yıkmak Ortadoğu’ya çökmekti. Bugün Amerika’nın Türkiye’de 22 tane nükleer silahı vardı. Bu bir gerçektir. Neden bu nükleer silahlar Türkiye’deydi? Çünkü çıkarını zedeleyen herhangi bir durumda Sovyetler Birliği’ni Türkiye’den vuracaktı. Tabii Sovyetler’in eli armut toplamayacaktı. O da atacaktı buraya bombalarını... Ne olacaktı; halk yıkıma uğrayacaktı. İşte bizim yöneticilerimiz bunlar. Yani Amerika’nın kuyruğunda sürekli gittiler.
Şimdi de Afganistan’dan sonra Saddam’ı yok etmek, İran’ı yok etmek ve petrolleri avucunun içine almak. Tabii burda Suudi Arabistan’da vardır. Ama Türkiye ne olur? Kusura bakmayın bunu herkes bilir ama ben yine gevezelik yapacağım. Baba Bush Sovyetler’in yıkılmasından sonra Türkiye benim için çöplük oldu.
Artık önemi kalmadı. Ama sonra düşündüler olmaz. Ortadoğu’nun petrolleri var. Ve bunu Türkiyesiz halledemezlerdi. Ama ben inançlıyım. Ve o yüzden birleşmeliyiz diyorum. Artık EMEP’te mi başka bir partide mi ama birleşmeliyiz. “
Şimdi Kürtler pışpışlanıyor
Kürtlerin her zaman zulüm gördüğünü anlatan İhsani: “Amerika ve İngiltere Kürtleri destekliyor gibi görünüyorlar. Çünkü Kürtler de vuracak Saddam’ı. Onun için Kürtleri pışpışlıyorlar. Size bir devlet kurma izni vereceğim diyor. Ama her şey savaştan sonra belli olacak. Bütün dünyada herkese özerklik verildi. Gandi çıktı ortaya silahsız aldı Hindistan’ı dev İngilizlerin elinden. Fransızların, Portekizlerin şunun bunun elinden çıktı ülkeler. Herkes devlet oldu.

‘Atın şu komünisti dışarı’
Demokrat Parti vardı. Benimle ilgilenmişlerdi. Menderes’le beraberdik. Celal Bayar’da tabii. Bizi kendi amaçları için halkın arasına götürüyorlardı. Biz cahildik bilmiyorduk tabii. Halk bizi Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin’in uzantısı olarak görüyorlardı. Ve halk bizim yanımıza toplanıp kalabalık oluşturunca onlar nutuk çekiyorlardı. Ve 27 Mayıs darbesi yapıldı. O zamanın Sıkıyönetim Komutanı Fahri Özdilek geldi başbakan oldu. Ve Fahri Özdilek büyükelçilik adına Etnografya Müzesi’nde bir gece düzenlenmişti. Çağırılan sanatçılar arasında bende vardım. O zaman saçım sakalım vardı. Sazı ayakta çılıyordum. Ve Fahri Özdilek, bakanlar, müdürler ileri gelen bürokratlar arasında oturuyordu. Ben sahneye çıktım. Şu türküyü okudum: “Nedendir be koca tanrı/ Ben ölüyom sen ölmüyon/Şu dünya oldu olalı/Ben ölüyom sen ölmüyon/Anlamak isterim önce/Bu bir doğru mudur sence/Günüm saatim gelince/Ben ölüyom ama sen ölmüyon/Neden benim malım yoktur/Senin malın mülkün çoktur/Üstelik de adın haktır/ Ben ölüyom sen ölmüyon/ İhsani’yem için için/Bak şimdi anladım niçin/Allahsız olduğum için/Ben ölüyom sen ölmüyon” der demez başbakan ayağa kalkı “atın şu komünisti dışarı” demesi bir oldu. Herkes şaşkınlık içindeydi . Polisler beni dövdü, doğru Ankara Yenişehir Karakolu’na. İlk komünist kelimesini orada duydum. Savcı dedi bana ‘seni neyle yargılayalım’ ben dedim ‘halkı uyandırıyor’ diye.... Dedi ‘sen hangi ünversitesinde mezunsun.’ Dedim ‘halk üniversitesinden.’ ‘Ooo demek sen Sovyet Şarkiyat üniversitesindensin.’ Yaz kızım dedi “Şarkiyat Üniversitesi’nden” Çünkü o zaman Osmalı kafası vardı. Şimdi bakıyorum; birisi baklava çalsa 7-8 yıl hapis alır. Ama katrilyonlar çalanlar bir gün ceza almıyor. Yazık Türkiye’ye o nedenle Türkiye’ye çok çabuk çok elzem, sosyalizm gelmeli.”


Başa dön


Bir şarkıyla da olsa...
Tariq Shadid
Jim Page, Amerika’da 20 yıldır folk şarkıcısı. Kalifornia’da doğup büyüdü, sonradan Seattle’a yerleşti. Avrupa’da uzuın yıllar kaldı. Güçlü gitar yorumu ve keskin lirikleriyle, Modern Amerikan tarihinin en iyi müzisyenleri arasında kendisine bir yer açabilmesini bildi. Sık sık Woody Guthrie ve Bob Dylan ile kıyaslanıyor. Bonnie Raitt, Emmylou Harris, J.J. Cale ve John Hammond gibi pek çok ünlü sanatçı ile çalıştı. The Doobie Brothers ve David Soul gibi birçok bilindik grup ve müzisyen de onun beste ve müziklerini icra ettiler.
2002’de çıkardığı “Collateral Damage” adlı albümüne “Filistin” ismini taşıyan şarkısı damgasını vurdu. Sanatçı ayrıca şarkısının internet ortamında çalınmasını sağlayarak daha geniş kitlelere ulaşmak için bir çeşit “Müzikal İntifada” sitesi oluşturmuş.
Yeni albümü ayrıca başka bir şarkıya da evsahipliği yapıyor: “Bir nedeni olmalı” Şarkı, Filistin direniş hareketinde insan bedenlerinin canlı bomba olarak kullanılmasını anlatıyor. Jim, şarkısının yanı sıra, kariyeri, idealleri ve Filistin davasına olan ilgisi üzerine Palestine Chronicle’ın bazı sorularını yanıtladı.
Gitara 15 yaşında başladığın söyleniyor. Kendi şarkılarını bestelemeye ne zaman başladın?
Hemen. Kalifornia’da doğup büyüdüm. Çalmaya başladığım yıllar 60’lı yıllardı. Sivil haklar hareketi ve Vietnam olayları sürüp gidiyordu. Sanatta sanki Rönesans yaşanıyordu. Herkes bir şeyler deniyor, yeni bir şeyler yaratıyordu. Doğal olarak, kendi şarkılarımı bestelemek istedim. Ve bu şarkılar yoluyla pek çok şeyi öğrenmeye başladım. Hem bestelemek hem de çalmak bana yeni kapılar açtı.
Tuhaf olanı şu ki, delikanlıyken kekeliyordum. Ne zaman ki gitarı elime aldım bu sorun ortadan kalktı. Enstrümanım konuşmak için bana adeta bir yol oldu. Zamanla, bir şarkının aynı zamanda insan iletişiminin bir parçası ve bir tür konuşma biçimimiz olduğunu öğrendim.
70’lerin sonunda Avrupa’ya gitmiştiniz. Orada nerelere gittiniz?
Yurtdışına ilk çıktığım yıl 1977’de, İngiltere’de Cambridge Folk Festivali’ne katıldım. Harikaydı. Sokaklarda ve kolejin bahçesinde çalarken çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Bir parça para için barlarda rock müzik çaldım, vs. Dediğim gibi büyük bir uluslararası festival için gelmiştim. Bir grup aracı ile bir sonraki yıl turneye çıktım.
Avrupa’da kalışınız şarkılarınızın, tarzına içeriğine etkide bulundun mu?
Tarz anlamında kesinlikle. Yani, dikkat çekmeye çabalıyor ve sonra yakaladığım bu dikkati korumaya çalışıyordum. İçerik açısından da evet diyebilirim. Yaptığım şeyin ne kadar sınırlı ve taşralı olduğunu gördüm. Folk müzikte, yerel şarkılar söyleme gibi büyük bir gelenek mevcut. Yerel dilinizle, yerel hikâyelerinizle, şakalarınızla, vs. şarkılar yapmanız bekleniyor. Ben de bunun gibi yapıyordum, hâlâ da öyle. Fakat, alanımın dışını pek düşünmüyordum. Ancak, dünyanın nice casur ve zeki sanatçılarla dolu olduğunu görememişim. Büyük şarkıcılar ve derin tarihsel içeriği olan şarkıları dinlemeye başladım ve çok önemli bir tecrübe oldu bunlar benim için.
“Collateral Damage” adlı albümünüz Filistin isimli bir şarkı içeriyor. Sizi bu şarkıyı yazmaya iten nedenler neydi?
80’lerin sonuydu. Seattle’dan bir insan hakları eylemcisi arkadaşım benimle irtibat kurdu.
Filistin’e gidecekti ve benden bir ricası vardı. Orada daha önce de bulunmuştu ve orada görüştüğü pek çok kişinin kendisine ABD’de Filistin ile ilgili şarkıların neden yapılmadığını sormuş. İnsanlar El Salvador’la, Nikaraguay’la, Güney Afrika’yla ilgili şarkı besteliyor ve söylüyor fakat kimse Filistin üzerine bir şey yapmayı düşünmüyordu.
Dolayısıyla, oraya giderken götüreceği bir beste yapmamı talep etti benden. Uzun zamandır durumun farkındaydım ancak, daha derin ve kişisel birtakım ilhamlar arıyordum. Ondan, bu konuda ilham alacağım bazı bilgi ve materyaller istedim. O da bana, Filistin’deki evinden yazdığı bazı mektupların kopyalarını verdi. İnanılmaz mektuplardı; onlara, onun derin ve insani gözüyle, gözyaşı ve öfkesi ve de adalet duygusu ile bakmaya çalıştım. Şarkıyla ilgili bu şekilde gerekli duygu yoğunluğuna ulaştım.
Sonra arkadaşım için şarkıyı bir kasede kaydettim. Filistin’e gittikten sonra orada birlikte olduğu insanlara dinletmiş. Onlar için tercüme etmiş ve hoşlanmışlar. Birkaç ay sonra şarkıyı yeniden denemeye başladım. Bassam Bishara Seattle’a geldiğinde birlikte birkaç şarkı yapmayı önerdim, özellikle bu şarkı üzerinde çalışmayı teklif ettim. Ve ortaya çok güzel bir eser çıktı.
Daha önce Filistin sorunu üzerine bir şarkı bestelemiş miydiniz? Bu konu üzerine ilerisi için başka planlarınız da var mı?
Geçen yaz “Bir nedeni olmalı” diye bir başka şarkı yazdım. Bu albümde de olan bu şarkı, intihar eylemleri ile ilgili. Burada epeyce insan, bu eylemlerin amaçsızca yapıldığını ve insanların çılgınca ölüme gittiklerini düşünüyor. İşte buranın bilgisizlik kokan kültürü... Dolayısıyla, şarkımla bir nevi de olsa insanlık dersi ve tarihsel bilgi vermeyi amaçlıyorum. Tarih olmadan bizler hiçbir şeyiz.
Şarkını “Müzikal İntifada” adlı projeye vermene ne sebep oldu?
Şarkılar, onları dinleyenler olmadığı ölçüde değersizdirler. Siteyi ziyaret eden insanların çoğunun konularla ilgileneceğini, en azından son olayların içeriğine ilişkin bilgilenmiş olacaklarını bekliyorum.
günün etkinlikleri...

İSTANBUL
  • Belediye Tiyatroları Yunus Emre Kültür Merkezi’nde 15.30’da “Dilekçe”, Altan Erbulak Sahnesi’nde “Odada Savaş” isimli oyunları sahneliyor. (0212 661 38 95)
  • Ara Güler’in ‘100 Yüz-Yazar Fotoğrafları’ sergisi Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi’nde.

    TRABZON
  • Ankara Devlet Tiyatrosu, “Ben Bir İnsan” isimli oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda sahneliyor. (0462 230 21 95)

    DİYARBAKIR
  • Devlet Tiyatrosu “Mikado’nun Çöpleri” adlı oyunu Orhan Asena Sahnesi’nde sahneliyor. (0412 228 79 49)
  • Raoul Peck’in “Lumumba” isimli filmi 15.00 ve 18.00’da Diyarbakır Sanat Merkezi’nde.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net