www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kimliğini sorgulayan
   genç kızın haykırışı

“Bir Daha Susma Yüreğim”, basitten karmaşığa doğru çözümleyici bir misyon üstleniyor. Göç sürecini, siyasal ve sosyal yanlarından ayrı ele alıp, kendi içinde ayrıntıların derinliğinden uzaklaşmayarak sorunları irdeliyor.

TÜRSAK Başkanı Yiğitgil
   Amacımız düşündürmek

TÜRSAK Vakfı tarafından bu yıl 5. kez düzenlenen Sinema-Tarih Buluşması'nın teması "Dinlerarası Dialog ve Aydınlanma".

Hollywood yıldızları
   barış çağrısı yaptı

Aralarında Matt Damon, Laurence Fishburne, Ethan Hawke, Uma Thurman, Samuel L. Jackson gibi isimlerinde bulunduğu 100 Hollywood yıldızı, savaşa karşı olduklarını belirten bir mektubu Bush’a gönderdi.


Kimliğini sorgulayan
   genç kızın haykırışı
Ali Zülfikar
1960 yılları sonrası Almanya’ya gelen işçi bir ailenin sosyal ve dini motiflerle örülü yaşamındaki çelişkilerinin üzerinden kendi yaşamını ve çelişkilerini sorgulayan genç bir kızın yüreğiyle nefes alıyoruz. Cümle aralarında on dokuz yaşındaki bir kalbin atışıyla çalkalanıp, bir coşuyor bir diniyoruz... Bir soluk alış kadar sıcak ve sade bir dille ele alınan kitap, özelden genele, basitten karmaşığa doğru bir problem yumağıyla yarışıyor.
Yazar Şakir Bilgin, eğitimci olmanın avantajını da kullanarak, Almanya’ya işçi göçü ile başlayan göçmenlik sürecini ve çeşitli konularda yaşanan çıkmazları ve antidemokratik uygulamaları da kapsayan toplumsal eleştiri gücü ile yazmış romanını. Sorunları dile getirirken ve çözümlerken genç kızın yaklaşımlarıyla konuları kendi kendine tartışan bir karakterle karşılaşıyoruz. Zaman zaman, çelişkilerin derinleştiği yerde toplumsal şiddet yöntemlerini uygulayanların yaşattığı acıları anımsayarak sosyal eleştiri gücünü ele alan ve sorgulayan sıcacık bir gülüş seziyoruz. Özellikle eğitmen (öğretmen) ile öğrenci arasında gelişen ilginç diyaloglar, bizleri okul yıllarımıza sürüklüyor. Ve Almanya’da doğup, büyüyen bir genç kızın, yıllardır susan yüreği konuşmaya başlar.
Hoşgörüsüzlük
Bu yüreğin atışı, kendine muhatap aldığı Almanca öğretmenine sade mektup dili ile kurgular oluşturup, olayları büyük bir ustalıkla birbirine bağlar. Kişilik ve kimlik sorununa farklı bir yaklaşım getirerek, kendinden farklı olan farklı etnik kökenli halklara duyulan düşmanlığa, hoşgörü ve sevgisizliğe, tabuların ve yasakların getirdiği dayatmalara karşı kendi içinde bir kavgaya girişir. Kendi içinde büyüyen bu başkaldırı bilinci, kendi kişiliğini kemiren bütün geri yanlara karşı kimlik arayışına girer. Bir taraftan “yabancılara” karşı önyargılarla dolu ırkçı eğilimlere sahip demokrat görünümlü Almanca öğretmeni, diğer taraftan feodal ve kendi geleneklerine bağlı ailesi, bir başka taraftan da, fark etmeye başladığı toplumsal ve siyasal çelişkiler, onu kendi geçmişi ile hesaplaşmaya iter... Bunun üzerine bir mektup yazmaya karar verir.
Kimlik sorunu
Özellikle gençlerin kimlik sorunuyla başlayan kitapta, göçmenlik süreci içinde yaşanan uygulamalar ve yaşanan olaylar Meryem’in üzerinde derin etkiler bırakır. Okul sıralarında ve derslerde yapılan tartışmalarda özellikle Türkiye coğrafyasında Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı baskılar ve uygulamalar her gün kitabın öznesi olan gençler tarafından ele alınır.
Meryem, içinde yaşadığı dünyayı kavramaya ve bu dünyanın adaletsizliklerine, haksızlıklarına, önyargılarına karşı acımasızca kendi içinde bir savaş başlatır. Kendi içinde her geçen gün büyüyen kavgada, ayrımcılığa, dışlanmaya ve haksızlıklara karşı mücadeleye girer. Bu sessiz kavgada kendinden ve kim olduğuna ilişkin çelişkilerden yola çıkan Meryem, kimliğinin yapı taşlarını örmeye, gelenekleriyle, alışkanlıklarıyla örülü olan kimliğini yırtmaya başlar. Kürtlük, Türklük ve Alman olma olgusunu sorgulayarak, kendi öğretmenini eleştiri yağmuruna tutar.
Kürt kimliğine yaklaşım
“Kürtlerin hakları verilsin” tartışmaları yaşandığında çelişkiler ve kimlik sorunu daha da derinleşir. Gençler arasındaki sevgi tohumları zaman zaman çözülür ve kindar duygulara bürünür. Gençler arasındaki ilişkiler, baskı ve sömürünün çaresizce savunulması uğruna artık bir kavga nedeni olur. Niçin, neyi, neden savunduğunu yeni yeni kavrayan bu gençlerin çocukluktan başlayan dostluk ve kardeşlik duyguları yerini düşmanca bir tepkiye bırakır, ortalık kızışır, sorun derinleşir.
Almanya’da doğup, büyüyen ve okullarda yalnızca Almanca eğitilmeye çalışılan gençler üzerindeki bu bilinçli baskı, onları iki kimlik arasında toplumsal çelişkilerin altından kalkamaz bir duruma sürükler.
Irkçılık ve milliyetçilik
Kuşkusuz, kitaptaki sesleniş bir yandan da Alman toplumuna. Bu anlamda çokkültürlü bir yaşamın gelişmesi ve egemen yaşam biçimi haline gelmesi için yanlışların kavranması, bu toplumsal projeyi güçleştiren sorunların aşılması gerekir. Ki Meryem, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve ayrımcılığı, kendi yaşamında karşılaştığı sorunları ele alarak yargılamaya uğraşırken, tüm içtenliğiyle -öğretmeninin kişiliğinde- Alman toplumunun vicdanına seslenmeye çalışır. Bu çabada çıkış noktası olarak, Almanların insani özelliklerini ele alır... Bu anlamda “Bir Daha Susma Yüreğim” kitabındaki Meryem; konuşan, tartışan ve sorunlarını dile getirme bilincine sahip gençlerin yetişmesini istiyor. Daha özgür ve toplumsal eşitliğin birçok yönden sağlandığı “çokkültürlü” bir Almanya’nın kurulması için, göçmen kökenli gençliğin de sorumluluk taşıdığına dikkat çekiyor.
Entegrasyon politikaları
Eğitim sistemi, bir ülkenin demokrasi taşlarını bir bir onaran, içindeki harçların ve suyun rengini binaya yansıtan bir mimari temel yapı özelliğini taşıyor. Demokrasinin temel taşı olan eğitim, kendine “sosyal devlet” diyen her ülkenin anayasal güvencesi altında olması gerekirken, maalesef kendi kültüründen, dininden ve siyasetinden başkasına yaşama şansını vermiyor. Herkesin Alman olduğu kanısına ve varlığına göre işliyor. Almanya’da yaşanan bu antidemokratik yaklaşımları ve buradaki toplumsal katmanları asimilasyon yolunu seçen Alman devletini eleştiriyor.
Genç kızın bu eleştirilerinden de anlaşılacağı gibi, buradaki sosyal varlıkların ve kültürel değerlerin yaşamasına ilişkin ciddi projeler geliştirilmiyor, gençleri Almanlaştırma felsefesi ideolojik bir yaptırım gücü olarak ortaya çıkıyor.
İlk denilebilir
Şu ana kadar buradaki toplumsal sorunların sosyal eleştirisi üzerine edebi bir dilin sadeliğiyle güncelleştiren bir roman yazılmamıştı. Bu yönlü çabalara bir örnek teşkil eden “Bir Daha Susma Yüreğim”in, gençlerin yaşadığı çöküntüleri ve sorunları kamuoyuna taşımada önemli bir görev üstlenebilir. Bu kitap, göçün başlangıcından bugüne yaşanan evreleri bir bütün olarak ele alan bir çalışma özelliği taşıyor. Bu zamana kadar verilen ürünlerde genellikle mevcut durum değerlendirilmesi yapılmamış, daha çok yakınmayla ve ağlamayla yetinen ve kendine eleştirel bakmayan bir tutum egemen olmuştu.
Bu özellikleriyle de bu kitap, basitten karmaşığa doğru çözümleyici bir misyon üstleniyor. Göç sürecini, siyasal ve sosyal yanlarından ayrı ele alıp, kendi içinde ayrıntıların derinliğinden uzaklaşmayarak sorunları irdeliyor.
Sonuçta, roman içeriği gereği kendine ve içinden geldiği topluma eleştirel yaklaşan bir roman özelliği taşıyor. Bu haliyle roman, sade bir anlatı romanı olarak da literatürdeki yerini almaktadır. Süreci çokyönlü yargılama bilinci ve sorumluluğundan hareket eden, kendine yeni toplumsal görevler yükleyen bireyleri şimdiye kadar çıkan yapıtlarda bulamıyoruz. “Bir Daha Susma Yüreğim’i öteki kitaplardan ayıran özellik de burada aranmalı. İlk kez bir karakter, yaşadığı ülkeye ortak olma bilinci ve sorumluluğuyla toplumsal yaşama katılmak istiyor.


Başa dön


TÜRSAK Başkanı Yiğitgil
   Amacımız düşündürmek
Koray Karaermiş
TÜRSAK Vakfı'nın düzenlediği 5. Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması 13-19 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek. Festival'in bu yılki teması; "Dinlerarası diyalog ve Aydınlanma". Vakfın Başkanı Engin Yiğitgil ile 11 Eylül sonrası dünyanın durumu, bu gelişmelerin sinema sanatına nasıl yansıdığı ve festivalin hedefleri üzerine konuştuk.
Festival bu yılki teması ve içeriğiyle; 11 Eylül saldırısı ve onun sonrasında dünyanın gündemini belirleyen en önemli meselelere dikkat çekiyor. Bu temayı niye seçtiniz?
Biz bu temayı sanılanın aksine 11 Eylül saldırısından önce belirlemiştik. Ama bizim için iyi bir rastlantı oldu. Her şeyden önce şunu söylemek lazım; dünyanın küreselleştiği, toplumların sınırlarının yok olduğu gibi birtakım siyasi masallar anlatılıyor.
Tabii bunda ABD emperyalizminin çok büyük katkısı var. Dünyayı idare etmek istiyor ve teknolojiyi sonuna kadar kullanıyor. Bu durum toplumlar arasında var olan çatışmanın daha da artacağının sinyallerini veriyor.
Yani 11 Eylül dünya için bir sonuç değil, sadece yeni bir sürecin başlangıcı mı?
11 Eylül'ü çeşitli bakımlardan incelemek lazım. Salt basit bir terörist eylem mi? Yoksa arkasında çok daha derin birtakım olaylar mı var? Ben ikincisine inanıyorum. Bu dünyanın en büyük terörist saldırılarından biri diye geçiştirilecek bir olay değil.
'Neden 11 Eylül'e gelindi, bu adamlar kimler, bunu niye yaptılar' diye düşünmek lazım. Ayrıca ABD'nin bu saldırı sonrasında aldığı tavır son derece yanlış. Bunun kökeninde dinlerarası bir çatışma mı var? Yoksa medeniyetlerarası bir çatışma mı var? Yani dünya nereye gidiyor? Bunu sorgulatmak istedik bu yılki festivalde.
Bu anlamda meseleyle örtüşen çok önemli bir film var festivalde; mesela '11.09.01' gibi.
Evet. 11 Eylül olayının, 11 değişik yönetmenin gözüyle perdede yansıması bizim için çok önemliydi. Onun için bu filmi getirttik ve Türkiye'de ilk defa gösterilecek. Fransız yönetmenden, Japon yönetmene kadar çok çeşitli bakış açıları var. Özellikle 2-3 tanesi bizim düşünmediğimiz, göremediğimiz birtakım açılardan bakmışlar. Hem kameraları değişik açıdan, hem de beyindeki kameraları değişik açıdan. Muhteşem bir film. Çünkü bu kadar başarılı yönetmeni bir filmde toplamakta doğrusu çok önemli bir sinema olayı.
Bunun dışında hangi filmleri tavsiye ediyorsunuz sinemaseverlere?
Bütün filmleri! Ama kendi adıma konuşursam 'Magdelena Rahibeleri' çok vurucu bir film. Oliveria'nın 'Söz ve Ütopya'sı ilginç bir film. İranlı yönetmen Reza Bagher'in 'Camdan Kanatlar' filmi benim adıma öne çıkan filmler. Bir de 'Sobibor' belgeseli var. O da Türkiye'de ilk defa gösterilecek. Çok anlamlı bir belgesel. İlk defa bu kadar sert bir belgesel çıktı Sobibor katliamı üzerine.
Festival aynı zamanda ticari Hollywood fimlerinin egemenliğine karşı bir alternatif. Her yıl dünyanın dört bir yanından, hiç bilinmeyen yönetmenlerin filmlerine evsahipliği yapıyor. Aslında bu anlamda, ülkemizde nitelikli sinema izleyicisini kendine çekecek ve sayısını artıracak bir işleve sahip. Neler söylemek istersiniz?
Tabii ki sinema sanatıyla uğraşıyoruz. Sinema sanatının daha ileri gidebilmesi için festivalde bunu çok fazla göz önünde bulunduruyoruz. Özellikle ABD dışındaki -ama bir parantez açıyorum; ABD'deki bağımsız yönetmenlere de açığız.- Avrupa ve Üçüncü Dünya ülkeleri sinemasına yöneliyoruz. Biz burada Hollywood menşeili emperyalist sinemaya son derece karşıyız. Özellikle ben karşıyım.
Dünya nereye gidiyor sizce?
Dünya bence bir hesaplaşmaya, Doğu ve Batı medeniyetleri arasında bir çatışmaya doğru gidiyor. Burada çok önemli olan bir şey var; bu bir savaş şeklinde mi olacak? Yoksa medeni insanların yaptığı gibi bir fikir alışverişi şeklinde mi olacak? Maalasef günümüzde dünyadaki enerji kaynakları buna yön veriyor. Bu kötü bir şey. Şu anda dünyanın en güçlü devleti olan ABD, enerji kaynaklarının sahibi olmak istediğinden, siyasi konjonktürünü emperyalist bir şekilde kullanıyor. Dünyada çok büyük bir açlık var, eşitsizlik var. Eşitlik olmayan yerde muhakkak kavga-gürültü çıkar.
Festivalin teması aslında çözümü gösteriyor; Diyalog ve aydınlanma...
Tabii. Bence kültür ve sanat insanlığın yaratabildiği en güzel şey. Toplumlar arasındaki çatışma ve anlayışsızlığa karşı bir panzehir. Ancak kültürlü toplumlar birbirleriyle daha iyi ilişki kurabilirler. Sinemada bunun en güzel araçlarından biri. Biz sinemayı toplumlara etki yapan bir sanat olarak görüyoruz. Değişik ülkelerin insanları birbirlerini beyazperde yoluyla tanıyorlar. Sorunlarını görüyorlar. Sorunlarına eğilebilme noktasına geliyorlar. Bizim de vakıf olarak düzenlediğimiz festivallerde amacımız bu; İnsanları düşünceye sevk etmek.


Başa dön


Hollywood yıldızları
   barış çağrısı yaptı
günün etkinlikleri...

İSTANBUL
  • İstanbul Devlet Tiyatrosu, Taksim Sahnesi’nde “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”, Oda Tiyatrosu’da “Özel Hayatlar”, Aziz Nesin Sahnesi’nde “Kamyon” isimli oyunları sahneleyecek.
  • (0212 292 39 00)
  • Şehir Tiyatroları, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Suç ve Ceza”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde “Düğün ya da Davul”, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde “Hürrem Sultan”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde “Aşk-ı Memnu”, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, Ümraniye Sahnesi’nde “Kanlı Nigar” isimli oyunları sahneliyor. (0212 240 77 20)
  • Belgesel Evi, 19.30’da Jean Rouch’un “Bir Yaz Güncesi” isimli filmini gösterecek.
  • (0212 327 41 45)

    İZMİT
  • İzmit Şehir Tiyatroları, saat 20.00’de “Oyunun Oyunu” isimli oyunu sahneliyor. (0262 311 59 10)

    İZMİR
  • İzmir Devlet Tiyatrosu, Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi’nde ‘’Siyah Çoraplılar’’, Karşıyaka Oda Tiyatrosu’nda ‘’Güneyli Bayan’’ isimli oyunları sahneleyecek. (0232 369 64 87)

    VAN
  • Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nun ‘’Gardiyan’’ isimli oyunu saat 20.00’de Van Devlet Tiyatrosu Salonu’nda izlenebilir.
  • Van Devlet Tiyatrosu “Bozuk Düzen”i sahneleniyor. (0432 214 41 06)

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net