www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Emperyalist ülke vatandaşı’na
    avukat atandı!

İstanbul Barosu, “emperyalist ülke vatandaşı” olarak tanımladığı ve bu gerekçeyle avukat vermediği Tomas Jörger adlı Almanya vatandaşına avukat atamak zorunda kaldı.

Felçli tutukluya müebbet hapis
Doktorların başkasının yardımı olmaksızın yaşayamayacağı yönünde rapor verdiği Hüseyin Yıldırım müebbet ağır hapis cezasına çarptırıldı. Yıldırım’ın başkasının yardımı olmaksızın yaşayamayacağı doktor raporları ile kanıtlanmıştı.

Jelya adı TDK’dan sorulacak
Kızına ‘Jelya’ ismini vermek isteyen Mehmet Ali Aydın’ın talebinin Mersin Nüfus Müdürlüğü tarafından geri çevrilmesinin ardından Jelya’nın isim dosyası Türk Dil Kurumu’na taşındı.

Yoksulluk, haksızlık!
İHD ve THİV’in ortaklaşa gerçekleştirdiği Türkiye İnsan Hakları Hareketi Konferansı’nın bu yıl ana teması yoksulluk ve insan hakları oldu.


‘Emperyalist ülke vatandaşı’na
    avukat atandı!
Hacer Yücel
İstanbul Barosu, “emperyalist ülke vatandaşı” olarak tanımladığı ve bu gerekçeyle avukat vermediği Tomas Jörger adlı Almanya vatandaşına avukat atamak zorunda kaldı. İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, mahkeme talepte bulunduğu için atamayı yaptıklarını söyledi.
Uyuşturucu ticareti yapmak suçundan yakalanan ve hakkında dava açılan Tomas Jörger, Almanya Başkonsolosluğu aracılığı ile İstanbul Barosu’ndan avukat talebinde bulunmuş, ancak ataması yapılmamıştı.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Osman Aydın Şahin, avukat atamama gerekçesini, mağdur kişinin “emperyalist ülke vatandaşı olması” ile açıklamış ve “bu tutumları ile Türkiye’yi koruduklarını” iddia etmişti.
Baroda şiddetli tartışmaların yaşanmasına neden olan bu durumun ardından yaşanan olaylar, olayı daha ilginç bir hale getirdi. Her fırsatta Alman vakıflarını ajanlıkla suçlayan İstanbul Barosu’nun, Almanya Başkonsolosluğu avukat atama talebinde bulunduğu için atamayı yapmadığı ortaya çıktı. Olayı doğrulayan İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, yaşanan durumu “Almanya Başkosolusluğu’nun maddi durumunun iyi olması, yurttaşlarını savunacak avukatlarının bulunması” şeklinde açıkladı. Başkosolosluğun vatandaşlarını savunabilecek güce sahip olduğunu dile getiren Kolcuoğlu, konsolosluğu kolaya kaçmakla suçladı. Kolcuoğlu, avukat ücretinin devlet tarafından karşılandığı için baroya başvurulduğunu aktardı.
Mahkeme istedi
Suç tipinde ayrımcılık yapan Kolcuoğlu, “Avukat istenen kişi uyuşturucu kaçakçısı. Zengin mi yoksul mu bilmiyoruz. Avukat talep edilmesinde aranan şartlara sahip olup olmadığını bilmiyoruz. Bu nedenle talebi kabul etmedik” dedi. Kolcuoğlu, daha sonra gerçekleşen atama işlemini ise şöyle açıkladı: “Mahkeme avukat atanmasında aranan şartlara sahip olduğunu tespit etti ve bizden talepte bulundu ve biz de avukatı atadık.”
Yasalara göre avukat talebinin aile yakınları tarafından gerçekleşmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Kolcuoğlu, yasalar çerçevesinde hareket ettiklerini iddia etti. İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Osman Aydın Şahin’in beyanlarının yönetimi bağlamadığını söyleyen Kolcuoğlu, savunma faaliyeti yürütürken dinlere, dillere, ırklara bakmadıklarını ve bakılamayacağını kaydetti.


Başa dön


Felçli tutukluya müebbet hapis
26 Mayıs 2001 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu felç olan Hüseyin Yıldırım İstanbul 6 No’lu DGM tarafından müebbet ağır hapis cezasına çarptırıldı. Başkasının yardımı olmaksızın yaşayamayacağı doktor raporları ile kanıtlanan Yıldırım, askerlerin kollarında getirdiği duruşma salonunda dengesini kaybederek yere düştüğü an çekilen görüntüleriyle kamuoyunun gündemine taşınmıştı.
Doktorların raporları
Hüseyin Yıldırım, 26 Mayıs 2001’de geçirdiği trafik kazası sonrasında felç oldu ve yürüyemez, ellerini kullanamaz, başını da oynatamaz hale geldi. Kazadan bir buçuk ay sonra tedavisi devam ettiği halde gözaltına alınan ve çıkarıldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)’nce tutuklanan Yıldırım, doktorların aksi yönde görüş bildirmelerine rağmen Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuluyordu: 11 Ocak 2002’de Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi uzman hekimleri “cezaevi koşullarında yaşayamayacağı, sürekli bir başkasının bakım ve yardımına ihtiyacı olacağı” diyerek Yıldırım’ın cezasının, CMUK’un 399. maddesi uyarınca bir yıl ertelenmesi istemiş, Tekirdağ Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu da cezaevine götürüldükten kısa bir süre sonra Yıldırım’ın özel bakıma ihtiyacı olduğunu belirterek, acilen cezasının ertelenmesi gerektiğini belirtmişti.
Doktorların bu yöndeki kararını şimdiye kadar “Sanıkların cezaevinde bulundukları sırada hastalıklarından dolayı tedavilerinin ve bakımlarının cezaevi idaresi tarafından yerine getirileceği” ididasıyla dikkate almayan, İstanbul 6 No’lu DGM dün de şaşırtıcı bir karar verdi ve Yıldırım’ı müebbet ağır hapis cezasına çarptırdı.
DGM Cumhuriyet Savcısı Ahmet Ayvaz, Yıldırım’ın, “yasadışı örgütün üst düzey yöneticisi olduğu ve gasp suçuna karıştığı” iddiasıyla 10 ila 42.5 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılmasını istiyordu. Yıldırım ise bir duruşmada verdiği ifadede, TKP/ML-TİKKO’dan düşünce ayrılığına düşmesi nedeniyle ayrıldığını söylemiş, üzerine atılı suçlamaları da reddetmişti.
Kamuoyu gündemine, iki askerin kollarında getirildiği mahkemede düştüğü andaki görüntüleriyle yerleşen Yıldırım, kendisine cezaevi idaresinin değil hücre arkadaşlarının baktığını söylüyordu. İyileşemeyeceği doktor raporlarıyla kanıtlanan Yıldırım’ın bakımının bundan sonra nasıl sağlanacağı merak konusu.


Başa dön


Jelya adı TDK’dan sorulacak
Yusuf Baştuğ
Geçtiğimiz günlerde, Mersin Nüfus Müdürlüğü’nün yeni doğan kız çocuğuna ‘Jelya’ ismi vermek isteyen Mehmet Ali Aydın’ın talebini geri çevirmesinin ardından Jelya’nın isim dosyası Türk Dil Kurumu (TDK)’na taşındı. Aydın, 8 Kasım tarihinde doğan kız çocuğuna ‘Jelya’ ismini vermek için 11 Kasım’da Mersin Nüfus Müdürlüğü’ne başvurmuş, ancak, nüfus memurları ‘Jelya’ isminin Türkçe olmadığı, Türk örf ve adetlerine uymadığı gerekçesiyle ismi kayda geçiremeyeceklerini söylemişlerdi.“Ben çocuğuma ‘Jelya’ dışında, başka bir isim vermek istemiyorum” diyen Aydın şimdi Ankara’dan çıkacak kararı bekliyor.
Yaşanan gelişmelerin ardından Mehmet Ali Aydın’la görüştük. Mehmet Ali Aydın Siirt Eruh doğumlu bir emekçi ve şu an Mersin’de yaşıyor. Gazi Lisesi’nin ortaokul bölümünü bitirmiş ancak lise eğitimini değişik nedenlerden dolayı tamamlayamamış. Sonra inşaat işçiliğine başlamış.
‘Jelya simgemiz’
1999 seçimlerinde HADEP’in kazandığı Akdeniz Belediyesi’nde çay ocağında çalışan Aydın’ın daha sonra bir kız çocuğu dünyaya gelmiş. Bir hemşerisi Siirt’te geçmiş dönemlerde yaşamış olan bir aşiretten bahsetmiş ve Aydın kızına ‘Jelya’ ismini koymaya karar vermiş. “Bu aşiretin adı Jelya’dır. Jelya Aşireti haksızlığa karşı bir isyancı duruş sergilemiştir ve bu aşiret halkın yaşamış olduğu sorunlara duyarlıdır. Halkın ezilmesine ve sömürülmesine müsaade etmeyen bu aşiret, yüksek yaylalara çıkmaktadır. Jelya bir nevi yükseklik anlamı taşıdığı için de aşiretin ismi Jelya olarak yayılmıştır. Eşi Halime ile beraber, kızımıza bu ismi vermekle kültürümüzü sürdürebileceğimizi düşündük.”
Üç isime de ret
Aydın, Mersin Nüfus Müdürlüğü’ne başvurmuş. Elindeki evrakları Jelya’nın nüfus kaydının yapılması için görevli memura teslim etmiş.
-İsmini ne koyacaksın kızının?
-Jelya.
-Bu ismi koyamazsın.
-Niye yasak mı ki bu isim?
Görevli memur Aydın’ın sorusuna yanıt veremeyince durumu müdürüne havale etmiş. Müdür ise “Jelya” isminin kendilerine gelen genelge doğrultusunda kayıt edilemeyeceğini söyleyerek başka isim konulmasını istemiş. Aydın kızına “Nupelda” isimini vermek istemiş bu sefer. Bu isme de izin verilmemiş.“‘Eftalya’ olsun o zaman’ demiş Aydın. Müdür bu isme de Rum ismi olduğu gerekçesiyle izin vermemiş. Aydın bu duruma itiraz edince “Jelya” ismi Nüfus Müdürlüğü’nün İsim Koyma Komisyonu’na aktarılmış. Küçük Jelya’nın dosyasını inceleyen komisyon ismin anlamını bulamayarak dosyanın Ankara TDK’ya sevk edilmesine karar vermiş.
Aydın, çocuğuna vermek istediği ismin kabul edilmemesini anlayamadığını söylüyor. Tek amacının çocuğuna kendi kültürünü temsil eden bir isim vermek olduğunu ifade eden Aydın, böylece Türkiye’de yaşayan çeşitli milliyetlerden insanların arasında kardeşlik tohumlarının atılacağını düşünüyor.
Türkiye’deki insanların büyük çoğunluğunun isminin Arap ismi olduğuna değinen Aydın, “Jelya ismi yasak ise eğer, Türk örf ve adetlerine uymuyorsa, Ahmet, Muhammed gibi isimlerde mi yasaklansın?” diyor.
Çocuğuna Jelya isminden başka bir ismi vermeyeceğini anlatan Aydın, “Bu benim, ailemin ve toplumumuzun kendini kabul ettirme meselesidir. Bu bizim yaşamımız ve kültürümüz. Kimsenin buna karışmasını istemiyoruz” diyor.

KARAKOLDA ‘KÜRTÇE İSİM FIRÇASI’
Siirt’in Baykan ilçesinde Yeşil Kart almak için Veysel Karani Jandarma Komutanlığı’na müracat eden M. Ali İvdil, karakolda görevli Uzman Çavuş İbrahim Oral’ın çocuklarına Kürtçe isim verdiği için kendisine hakaret ettiğini belirtti.
Baykan’ın Ziyaret beldesine bağlı Şeyh Osman Mahallesi’nde ikamet eden evli ve 5 çocuk babası Mehmet Ali İvdil, DİHA’ya yaptığı açıklamada, ekonomik koşullarının elverişsiz olmasından dolayı, Yeşil Kart almak için 27 Kasım 2002 tarihinde tüm evraklarını hazırladıktan sonra Veysel Karani Jandarma Komutanlığı’na başvurduğunu söyledi.
‘DEHAP size Yeşil Kart versin’
Veysel Karani Jandarma Komutanlığı’nın kendisi hakkında yaptığı araştırma sonrası ayda 800 milyon lira geliri olduğuna dair bir tutanak düzenlendiğini belirten İvdil, bu gerekçeyle Yeşil Kart alma talebinin reddedildiğini ifade etti. Tutanağı düzenleyen Uzman Çavuş Oral’ın tutanağı hazırladığı esnada kendisine “Sen seçimlerde DEHAP’a çalışıp, DEHAP’a oy verdin mi?” şeklinde sorular sorduğunu ve kendisini tehdit ettiğini belirterek Uzman Çavuş Oral’ın ‘sizler teröristsiniz gidin Yeşil Kartı DEHAP size versin. Ayrıca çocuklarına verdiğin Mizgin, Berivan ve Hogır isimleri de terörist ismi. Siz vatan hainisiniz o yüzden işini yapmıyorum’ dediğini aktırdı.
İvdil, Uzman Çavuş Oral’ın şahit gösterdiği mahalle sakinlerinden A. Halim Gülmez’e de boş kâğıda imza attırarak, tutanağı sonradan yazdırdığını söyledi.
Yeşil Kart almaması için yanlış tutanak düzenleyerek kendisine hakaret ve küfür ettiği iddiasıyla Oral hakkında 2 Aralık’ta Baykan Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunduğunu belirten İvdil, daha sonra Siirt İHD Şubesi’ne 8 Aralık’ta başvurarak mağduriyetinin giderilmesini istediğini belirtti. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Uzman Çavuş Oral ise, konuyla ilgili iddiaları yalanlayarak gerekli bilgileri Baykan Kaymakamlığı’na bildirdiğini söyledi.


Başa dön


Yoksulluk, haksızlık!
İHD ve TİHV tarafından 15-17 Kasım 2002 tarihlerinde Ürgüp’te düzenlenen, “Türkiye İnsan Hakları Hareketi Konferansı”nın Sonuç Bildirgesi, önceki akşam açıklandı. Bildirgede, yoksulların potansiyel suçlu gibi görüldüğüne dikkat çekilerek, yoksullukla mücadelenin insan hakları mücadelesi olduğu vurgulandı.
Bildirgede, hayatta kalabilmek için asgari kaynaklardan yoksun olma durumunun dünya nüfusunun ciddi bir kesimini tehdit ettiği belirtilerek, “Bu durum her şeyden önce insanlık durumu açısından kabul edilemez niteliği nedeniyle insan hakkı sorunudur” denildi.
Yoksulluk sorununun aynı zamanda bir yaşam hakkı sorunu olduğuna işaret edilen bildirgede, yoksulluk içindeki insanların özdeğer duygularının da tahrip olduğu kaydedildi.
Bildirgede, “Yoksulluk durumunun, yoksulları fiilen hak sahibi özneler olma statüsünden bununla birlikte insanlık sıfatından dışlayan etkileri, insan hakkı sorunudur. İnsan hakları duyarlılığının yaygınlaşması ve meşrulaşması açısından da önceliklidir” denildi.
Yoksul potansiyel suçlu!
Mayın mağduru yardım istiyor
Siirt’in Pervari ilçesinde 1996 yılında çobanlık yaptığı sırada bulduğu mayının elinde patlaması sonucu ellerini kaybeden ve vücudunun değişik yerlerinde yanıklar oluşan Sabri Tunç, Kaymakamlık yardımlarından yararlandırılmadığını belirtti. Pervari’de oturan evli ve iki çocuk babası Sabri Tunç, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından halka yapılan yardımlardan kendisinin yararlandırılmadığını söyledi. Ramazan ayında yapılan gıda yardımı için Kaymakamlığa yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını söyleyen Tunç, “Kaymakamla görüşme talebim dairede görevli güvenlik elemanları tarafından engellendi. DEHAP’a üye olduğum için bilinçli olarak bana yardım edilmiyor” dedi. Kaymakamlık heyeti tarafından yardıma muhtaç olmadığı şeklinde kendisine bildirim yapıldığını belirten Tunç, sakatlığından dolayı çalışamadığını ve geçimini sağlamakta zorluk çektiğini ifade etti. İddialara ilişkin görüşünü almak istediğimiz Pervari Kaymakamı Alpaslan Yılmaz ise, köyde olduğunu belirterek iddiaları yanıtlamaktan kaçındı.
Şekeroğlu ameliyat oldu
Gazetemiz yazarlarından Prof. Dr. Erdal Şekeroğlu’na karaciğer nakli yapıldı. Karaciğerindeki rahatsızlıktan dolayı iki aydan bu yana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde bakım altında bulunan Şekeroğlu, Ramazan Bayramı’nın ikinci günü ameliyata alınmıştı. Hastalığından dolayı yaşamı tehlike altında olan Şekeroğlu’na yapılan karaciğer nakli başarılı sonuçlandı. Yoğun bakımdan çıkarılan Şekeroğlu’nun ameliyatının başarılı geçtiği ve yeni karaciğerinin vücuda uyum sağladığı öğrenildi. Prof. Dr. Haluk Demiryürek ve ekibinin gerçekleştirdiği operasyon 11 saat sürdü.
Greenpeace: Türkiye AB’nin çöplüğü değildir
Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusundaki çalışmalar hükümet tarafından sürdürülürken Greenpeace, AB ülkelerinin çevre standartları konusundaki uyguladığı çifte standartlara dikkat çekti. Greenpeace Akdeniz Ofisi Toksik Atık Ticareti Kampanya Sorumlusu Erdem Vardar yaptığı açıklamada “Türk yetkililerini sorumlu ülkelerin zehirli atıklarını geri almaya davet ediyoruz” dedi. Açıklamada, Greenpeace’in Cenevre’de “Türkiye AB’nin çöplüğü mü?” adıyla bir de stand açtığı bildirildi. Greenpeace’in özellikle Karadeniz Bölgesi’ndeki zehirli İtalyan atıkları, İskenderun’daki İspanyol atıkları ve Aliağa’daki Fransa’ya ait Sea Beirut gemisi konusunda bilgi verdiği ifade edildi.
Kar hem sorun yarattı hem sevindirdi
Yurdun bazı bölgelerinde etkili olan kar yağışı günlük hayatı aksatırken, turizm bölgelerinde kar sevinci yaşandı. Kastamonu’nun Bozkurt ilçesine bağlı 6 ve Abana ilçesine bağlı 5 köyün yolu kar yağışı yüzünden ulaşıma kapandı. Köy Hizmetleri İl Müdürü Meral Turna, İnebolu’nun Yamaçköyü ile Bozkurt’a bağlı Keşlik köyünün yollarının da heyelan yüzünden kapandığını söyledi. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü’nün akaryakıt ödeneğinin bitmesi üzerine iş makinelerinin çalışması aksadı. Valilikten aktarılan parayla kapanan yolların yeniden ulaşıma açılması çalışmalarına başlandı. Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkisini sürdüren kar yağışıyla birlikte Erzurum’da 322, Ağrı’da 95, Kars’ta 73, Iğdır’da 38 ve Ardahan’da 21 olmak üzere toplam 549 köy yolu ulaşıma kapandı. Kırklareli’nde kar yağışının etkisi sürüyor. Kapanan 8 köy yolunun ulaşıma açılması için çalışmalara devam ediliyor. Demirköy ilçesine bağlı 5 köye de arızalar yüzünden elektrik verilemiyor. Konya ve Karaman’ın yüksek kesimlerinde kar yağışı yeniden başladı. Karaman-Ereğli Karayolu’nda yoğun kar yağışı nedeniyle ulaşım güçlükle sağlanabiliyor. Bolu’da, kar yağışı yaşamı olumsuz etkiliyor. Kar yağışı nedeniyle kent merkezinde çok sayıda trafik kazası meydana geldi. Bolu’daki kar yağışı, özellikle okula giden öğrencilere ve velilerine zor anlar yaşattı. Yola, kar lastiği olmadan çıkan sürücüler, trafikte zor anlar yaşadılar.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net